Uluslararası siyasette kalıcı barış neredeyse hiçbir zaman yalnızca deklarasyonlardan, el sıkışmalarından ve “yeni bir dönem” üzerine kurulan süslü formüllerden doğmaz. Gerçek barış, ancak çatışmanın sona ermesi devletin ekonomik dokusunu oluşturan aktörlere somut faydalar üretmeye başladığında ortaya çıkar: iktidar elitleri, ihracatçılar, ithalatçılar, taşımacılar, bankacılık sektörü, lojistik şirketleri, enerji tüccarları ve nihayetinde devlet bütçesi ile tüketici. Başka bir deyişle, kalıcı barış bir kâğıdın imzalandığı anda değil; savaş ekonomik açıdan anlamsız hale geldiğinde ve iş birliği kazanç getirmeye başladığında doğar. Bugün Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki süreç de tam olarak bu mantık çerçevesinde değerlendirilmelidir.
8 Ağustos 2025’te Washington’da varılan mutabakatlar yalnızca diplomatik bir atılım olarak değil, aynı zamanda iki ülke ilişkilerini duygusal-tarihsel düzlemden çıkarıp kurumsal ve ticari karşılıklı bağımlılık zeminine taşıma girişimi olarak da önem taşıyordu. Görüşmenin ardından yayımlanan belgelerde yalnızca genel bir siyasi irade değil, oldukça somut bir çerçeve ortaya konuldu: barış anlaşmasının uzlaşılan metninin paraflanması, AGİT Minsk sürecinin kapatılması gereğinin ortak şekilde kabul edilmesi ve iletişim hatlarının devletlerin egemenliği, toprak bütünlüğü ve yargı yetkisi ilkeleri temelinde açılması. Aynı belgelerde Ermenistan topraklarında hayata geçirilmesi planlanan TRIPP projesi için bir çerçeve üzerinde çalışıldığı da kaydedildi. Böylece bütün süreç açık biçimde altyapı ve transit boyutu kazandı. Bu artık soyut bir uzlaşma dili değil; güzergâhların, erişimin, yatırımların, kontrol mekanizmalarının ve ekonomik rasyonelliğin diliydi.
Bu mimarinin kendisi son derece anlamlıdır. On yıllar boyunca Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki karşı karşıya geliş tarih, kimlik, güvenlik, hafıza ve intikam kavramlarıyla açıklanıyordu. Washington formatı ise ilk kez bu kadar açık biçimde farklı bir perspektifi kurumsallaştırdı: çatışmanın sona erdirilmesi, yeni bir ekonomik çevrenin oluşturulması üzerinden tasavvur ediliyor. Yolların açılması, yük taşımacılığı, enerji sevkiyatları ve yatırım koridorları artık geleneksel diplomatik mekanizmalar kadar belirleyici bir rol oynamaya başlıyor. Asıl niteliksel değişim de burada yatıyor. Önceki mantık temas hattı, ablukalar ve karşılıklı dışlama üzerine kuruluydu; yeni mantık ise mekânların birbirine bağlanması, ticari çıkar ve kazançların yeniden dağıtılması üzerine inşa ediliyor. Uluslararası ilişkiler teorisinde tam da bu tür dönüşümler çoğu zaman kırılma noktası sayılır: devletler yalnızca savaşmamayı değil, barış durumunu sürdürmeyi maddi olarak da çıkarlarına uygun görmeye başladığında. Güney Kafkasya bugün tam da böyle bir aşamaya girmiş bulunuyor.
Bu nedenle Nikol Paşinyan’ın son açıklamalarını basit bir taktik söylem ya da dış arabulucuların hoşuna gitme çabası olarak görmek doğru olmaz. Ermenistan başbakanı ekonomik gündemin siyasi gündemin önüne geçmeye başladığını söylediğinde, aslında ilk bakışta göründüğünden çok daha fazlasını kabul etmiş oluyor. Bu sözler, Erivan’ın Ermeni devlet modelinin eski sınırlarını giderek daha net biçimde fark etmeye başladığını gösteriyor. Uzun süre boyunca dış tehdit ve kapalı sınırlar neredeyse doğal bir varoluş ortamı gibi sunulmuştu. Ancak 5 Mart 2026’da düzenlenen brifingde Paşinyan mevcut dinamiği doğrudan 8 Ağustos 2025’teki gelişmelere bağladı ve Ermenistan ile Azerbaycan arasında ticaret hacminin oluşmaya başladığını söyledi. Ayrıca yakın zamanda Ermenistan’ın yalnızca Azerbaycan mallarını ithal eden değil, kendi ürünlerini de Azerbaycan’a ihraç eden bir ülke haline gelmesini umduğunu dile getirdi. Siyasi açıdan bu son derece önemli bir formüldü. Çünkü resmi Erivan artık Bakü ile ilişkileri yalnızca güvenlik ve barış anlaşması bağlamında değil, aynı zamanda piyasa, tedarik kanalları, arz-talep dengesi ve ticari erişim açısından da tartışmaya başladığını gösteriyordu. Ermenistan iç kamuoyu açısından bu ciddi bir zihinsel dönüşüm anlamına geliyor; zira daha yakın zamana kadar Azerbaycan ile ikili ticaret fikri toplumun önemli bir kesimi için neredeyse düşünülemez bir şeydi.
Ancak bu noktada daha da önemli olan şey, sözlerin artık somut adımlarla desteklenmesidir. Ekim 2025’te Azerbaycan, kendi toprakları üzerinden Ermenistan’a yönelik yük transitine uygulanan kısıtlamaları kaldırdı. Bu karar sembolik değil, doğrudan pratik bir anlam taşıyordu. Böylece örneğin Kazakistan tahılının Azerbaycan toprakları üzerinden Ermenistan’a ulaştırılması mümkün hale geldi; oysa bu gelişme çok yakın zamana kadar siyasi açıdan imkânsız sayılabilirdi. Bakü’nün kamuoyuna yaptığı açıklamalarda bu adım, barışın yalnızca kâğıt üzerinde değil gerçek ekonomik pratikte de var olabileceğinin açık bir göstergesi olarak sunuldu. Bölgenin siyasi ekonomisi açısından bu gelişme göründüğünden çok daha büyük bir önem taşıyordu. Transit hatlarının açılması, işgal döneminden beri varlığını sürdüren en hassas bariyerlerden birinin kaldırılması anlamına geliyordu ve aynı zamanda bir emsal oluşturuyordu: eğer Kazakistan tahılı Azerbaycan üzerinden Ermenistan’a gidebiliyorsa, o halde komşu ülkenin ekonomik dolaşımdan tamamen dışlanması üzerine kurulu mantık da çözülmeye başlamış demektir.
Bir sonraki aşama ise daha da anlamlıydı; çünkü her ekonominin en hassas ve en sistem kurucu alanlarından biri olan yakıt piyasasını doğrudan ilgilendiriyordu. Azerbaycan’dan Ermenistan’a yakıt ihracatı 18 Aralık 2025’te başladı ve ilk sevkiyat 1220 ton AI-95 benzinden oluştu. Ardından 9 Ocak 2026’da yeni bir parti gönderildi: 1742 ton AI-95 benzin ve 956 ton dizel yakıt. 11 Ocak’ta ise Ermenistan’a 979 ton AI-92 benzin sevk edildi. Son olarak 25 Şubat’ta özellikle büyük bir gönderi gerçekleştirildi ve 4500 ton dizel yakıt teslim edildi. Böylece iki buçuk aydan kısa bir süre içinde teyit edilmiş petrol ürünü sevkiyatlarının toplam hacmi 9397 tona ulaştı. Bu artık tekil bir deneme değil; giderek şekillenen bir ticari ve lojistik hattın ortaya çıkışı anlamına geliyor. Üstelik söz konusu olan sıradan bir mal değil, ulaştırmayı, tarımı, belediye hizmetlerini, taşımacılık maliyetlerini ve genel fiyat ortamını doğrudan etkileyen stratejik bir ürün. Başka bir ifadeyle, Azerbaycan enerji kaynakları Ermenistan’da iç ekonomik dolaşımın bir unsuru olarak ortaya çıkmaya başladı. İki ülke arasında daha yakın zamana kadar neredeyse mutlak bir ekonomik geçirimsizliğin bulunduğu düşünüldüğünde, bu gelişme gerçek bir yapısal dönüşüm olarak değerlendirilebilir.
Burada önemli olan yalnızca sevkiyatların gerçekleşmiş olması değil, bu ticaretin niteliğidir. Petrol ürünleri, organizasyonel güvenin görece yüksek olduğu bir ticari alanı gerektirir: güzergâhların koordinasyonu, gümrük prosedürleri, demiryolu lojistiği, sigorta mekanizmaları ve ödeme disiplininin uyumu. Daha kısa bir süre önce birbirine düşman olan iki devlet arasında yakıt ticaretini başlatmak, en azından işleyen asgari bir koordinasyon mekanizması olmadan mümkün değildir. Bu nedenle benzin ve dizel sevkiyatları yalnızca bir ticaret haberi değil, devlet kurumları, taşımacılar, ticari şirketler ve düzenleyici otoriteler arasında yeni bir etkileşim seviyesinin oluştuğunun göstergesidir. Bu tür bir pratik ne kadar uzun süre devam ederse, ilişkileri yeniden tam bir ekonomik kopuş noktasına döndürmek de o kadar zorlaşacaktır. Ekonomik normalleşme tam da böyle işler: önce bir istisna gibi görünür, sonra alışkanlığa dönüşür ve zamanla bütün sektörlerin barışın sürmesinde çıkar gördüğü bir duruma evrilir.
Ermeni tarafında ortaya çıkan karşılıklı ilgi de aynı derecede dikkat çekicidir. Ocak 2026’da Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, Erivan’ın Azerbaycan pazarına sunmak istediği ürünleri açık biçimde sıraladı. Bu listede alüminyum folyo, alüminyum folyo üretimi için hammadde, ferromolibden, tekstil ürünleri ve başka bazı mallar yer aldı. Dahası, Azerbaycan şirketlerinin belirli ürünlere ilgi gösterdiğini, talep ettikleri kalemlerin bir listesini ilettiklerini ve Ermeni tarafının da olası hacimler ile yaklaşık fiyatlar hakkında bilgi sunduğunu açıkça dile getirdi. Ermenistan’ın listesinde ayrıca güller ve sera ürünleri - özellikle domates ve biber - de bulunuyordu. Bu ayrıntılar son derece önemlidir. Çünkü artık söz konusu olan “barış ticareti” gibi propaganda niteliğinde soyut bir kavram değil; somut ürün kalemlerinin, hacimlerin, fiyat parametrelerinin ve potansiyel talebin konuşulduğu bir süreçtir. Başka bir ifadeyle müzakereler, genel siyasi formüllerin yerini her ithalatçı ve ihracatçının aşina olduğu kategorilerin aldığı bir aşamaya ulaşmıştır.
Şubat 2026’da Papoyan bir adım daha ileri giderek Bakü ile Erivan’ın karşılıklı ticaret için ürün listelerini zaten değiş tokuş ettiğini ve ikili ticaret potansiyelinin yüz milyonlarca dolar seviyesinde ölçülebileceğini açıkladı. “Ticaret olacak” ifadesi Ermenistan ekonomi bakanının ağzından bu kez herhangi bir çekince olmadan çıktı. Bu açıklamada dikkat çekici üç unsur bulunuyor. Birincisi, ticari etkileşimin kaçınılmazlığının açık biçimde kabul edilmesi. İkincisi, ölçeğin değerlendirilmesi: onlarca milyon değil, yüz milyonlarca dolar. Bu da belirli sektörler için kayda değer bir ekonomik faktör anlamına gelir. Üçüncüsü ise Ermeni iş dünyasına gönderilen açık sinyaldir: Azerbaycan pazarı artık siyasi açıdan yasaklı bir alan olarak değil, potansiyel bir satış ve genişleme sahası olarak görülmeye başlanmaktadır. Tam da bu tür sinyaller siyasi kararları özel sektörün ekonomik davranışına dönüştürür.
Peki bu durum Ermenistan için neden bu kadar önemlidir? Çünkü mesele yalnızca komşu bir pazarın ortaya çıkması değildir. Asıl mesele, Ermenistan’ın on yıllar boyunca içinde bulunduğu jeoekonomik yapıdan kademeli biçimde çıkabilmesidir. Bu yapı; sınırlı bağlantısallık, dış politika dalgalanmalarına yüksek bağımlılık ve kronik biçimde daralmış ulaşım manevra alanı ile karakterize ediliyordu. Geniş bir iç pazara ve büyük bir hammadde tabanına sahip olmayan her küçük ekonomi, büyümeyi ulaşım hatlarına erişim, lojistik maliyetlerin düşürülmesi, tedarikçi çeşitliliğinin artırılması ve ihracat yönlerinin genişletilmesi üzerinden aramak zorundadır. Bu nedenle Erivan için Bakü ile normalleşme bir iyi niyet jesti ya da siyasi romantizm değildir. Bu, öncelikle ekonomik modelin işlevsel olarak yeniden sağlıklı hale getirilmesi meselesidir. Yakın gelecekte Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki doğrudan ticaret hacmi devasa boyutlara ulaşmasa bile, böyle bir kanalın açılması bile Ermenistan’ın bölgedeki stratejik konumunu temelden değiştirme potansiyeline sahiptir.
Lojistik etkisi: normalleşmenin Ermenistan ekonomisi için anlamı
Burada özellikle vurgulanması gereken nokta, normalleşmenin Ermenistan için en kritik boyutunun tam da lojistik etkisi olduğudur. Küçük bir devlet dış pazarlara daha kısa ve daha ucuz erişim yolları elde ettiğinde, bu durum ekonomiyi aynı anda birkaç farklı hat üzerinden etkiler. İthal malların taşımacılık maliyetleri düşer. Yerli ihracatın rekabet gücü artar. Sanayi için gerekli hammadde ve ara malların teslimatı hızlanır. Depolama, transit ve işleme faaliyetleri için yeni alanlar açılır. Öngörülebilir koridorlar ve siyasi olarak kapalı bölgelerin bulunmaması yatırımcılar için önemli olduğu için yabancı yatırım açısından ek teşvikler oluşur.
Ermenistan açısından bütün bunlar özellikle kritiktir; çünkü ülkenin gelişimi uzun yıllar boyunca tam da bölgesel bağlantı eksikliği nedeniyle sınırlı kalmıştır. Bu bakımdan Ermenistan-Azerbaycan normalleşmesi yalnızca iki ülke arasındaki bir mesele değildir. Aslında söz konusu olan, Ermenistan’ın Güney Kafkasya’nın yeni jeoekonomik mimarisine dahil olup olmayacağı meselesidir.
Paşinyan’ın sözlerinin arkasındaki pragmatik mantık
İşte bu nedenle Nikol Paşinyan’ın “ekonomik gündem siyasi gündemin önüne geçiyor” sözleri ani bir idealizmin ifadesi olarak değil, Ermeni devletliğinin yeni ekonomik gerçekliğe bağımlılığının kabulü olarak okunmalıdır. Erivan fiilen şu gerçeği kabullenmeye başlamıştır: siyasi yapılar ülkenin ekonomik hayatta kalmasına ve gelişimine hizmet etmelidir; tersi değil.
Bu son derece önemli bir kırılmadır. Uzun yıllar boyunca Ermeni siyaseti, ekonominin çatışmacı kimliği beslemesi gerektiği varsayımı üzerine kurulmuş gibiydi; toplumun uzun vadeli refahı ikinci planda kalıyordu. Paşinyan ise bu formülü tersine çeviriyor: artık siyasi programların ekonomik ihtiyaçlara hizmet etmesi gerektiğini savunuyor. Bu dil devrimci mobilizasyonun değil, devlet pragmatizminin dilidir. Bugünkü açıklamalarının gerçek anlamı da burada yatıyor. Paşinyan, topluma ideolojik çatışma anlayışından çıkar temelli bir yaklaşıma geçişi meşrulaştırmaya çalışıyor.
Yeni ekonomik gerçeklik Azerbaycan için ne ifade ediyor
Ancak ortaya çıkan bu yeni ekonomik dinamik yalnızca Ermenistan için değil, Azerbaycan için de büyük önem taşıyor. Bakü açısından yaşananlar, savaşta elde edilen zaferin ve ardından izlenen diplomatik hattın yeni bir bölgesel gerçekliğe dönüşmeye başladığını gösteriyor. Bu yeni tabloda Azerbaycan iletişim hatlarının, enerji akışlarının ve ulaşım mimarisinin merkez düğümü haline geliyor.
Ermenistan’a yakıt sevkiyatı, transit kısıtlamalarının kaldırılması ve karşılıklı ticaretin tartışılması; bütün bunlar Azerbaycan’ın yalnızca askeri-siyasi dengeleri değiştirmekle kalmadığını, aynı zamanda çatışma sonrası düzenin ekonomik kurallarını da şekillendirmeye başladığını gösteriyor. Stratejik açıdan bu son derece önemlidir. Çünkü kazanan taraf sonucu yalnızca askeri güç ve uluslararası tanınma ile değil, eski rakibin de yeni ekonomik sisteme entegre olmasıyla pekiştirir. Böylece oyunun kuralları yeni gerçekliğe göre belirlenmiş olur.
Deklarasyonların barışından çıkarların barışına
Tam da bu noktada asıl analitik sonuca geliyoruz. Ekonomik normalleşme gerçekten de kalıcı barış için güçlü bir temel oluşturabilir. Ancak tek başına nihai çözümün garantisi değildir. Ticaret, transit hatları, yakıt sevkiyatı ve ürün listeleri üzerinde mutabakat gibi gelişmeler barış yönünde güçlü bir ivme yaratır; fakat hukuki ve siyasi çözümün yerini alamaz.
Aslında bu süreç yeni bir karşılıklı çıkar katmanı oluşturur. Bu çıkarlar zamanla siyasetçilerin üzerinde baskı kurmaya başlar ve onları yalnızca soyut istikrar adına değil, somut ekonomik kazançların korunması adına da çözüm aramaya zorlar. Bu nedenle Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinin bugünkü aşaması deklarasyonların barışından çıkarların barışına geçiş olarak tanımlanabilir. Dünya deneyimi gösteriyor ki bu her zaman daha ciddi ve daha umut verici bir aşamadır. Çünkü sloganlar tek bir konuşmayla değiştirilebilir; oysa oluşmuş bir pazar, işleyen transit hatları ve kâr getiren ticaret ilişkilerini ortadan kaldırmak çok daha zordur.
Neden ideolojinin yerini ekonomi alıyor
Peki ekonomi neden tam da şimdi ideolojinin yerini almaya başladı? Bunun nedeni, Ermenistan’ın eski kalkınma modelinin sınırlarına dayanmış olmasıdır. Bu modelde siyasi mobilizasyon, dış bağımlılık ve sınırlı bölgesel bağlantı belirli bir süre konjonktürel avantajlarla dengelenebiliyordu. Ancak bu yaklaşım Erivan’a yalnızca geçici bir nefes alma imkânı verdi; kalıcı bir ekonomik temel oluşturamadı.
Makroekonomik tablo dışarıdan bakıldığında gerçekten de fena görünmüyordu. Uluslararası Para Fonu’nun 2025 sonundaki değerlendirmesine göre Ermenistan ekonomisi son üç yılda ortalama yüzde 8,9 büyümüştü. 2024’te büyüme yüzde 5,9 olmuş, 2025 ve 2026 için ise sırasıyla yaklaşık yüzde 5 ve yüzde 5,5 civarında büyüme öngörülmüştü.
Dünya Bankası da 2025 sonbaharında benzer şekilde görece olumlu bir tablo çizmişti: 2025’te yüzde 5,2 büyüme ve 2027’ye doğru yüzde 4,7’ye doğru yavaşlama. Ancak raporda özellikle şu noktaya dikkat çekiliyordu: ekonomik görünümdeki iyileşme kısmen bölgesel ilişkilerin normalleşmesi ve Avrupa Birliği ile ilerleyen temaslarla bağlantılıydı; buna karşılık jeopolitik riskler ve dış ticaretteki belirsizlikler devam ediyordu.
Başka bir deyişle uluslararası analizler Ermenistan ekonomisini başarısız bir model olarak değil, kırılgan biçimde büyüyen bir ekonomi olarak tanımlıyordu. Rakamlar hâlâ iyi görünüyordu; fakat eski büyüme motorları zayıflıyor ve yeni yapısal kaynaklar henüz oluşmamıştı.
Büyüme sorunu değil, sürdürülebilirlik sorunu
Aslında bugünkü sürecin kilit anlamı tam da burada yatıyor. Ermenistan için mesele artık büyümenin var olup olmaması değil; bu büyümenin ne kadar sürdürülebilir, çeşitlendirilmiş ve olağanüstü dış koşullara bağlı olmadan yeniden üretilebilir olduğudur.
Uluslararası Para Fonu eski “istisnai büyüme itici güçlerinin” tükenmeye başladığını açıkça belirtmişti. Bu son derece önemli bir saptamadır. Çünkü ekonomi artık son yılların ataletiyle, geçici ticaret dengesizlikleriyle, yeniden ihracat etkileriyle ve Ermeni göstergelerini bir süre yukarı taşıyan jeopolitik anomalilerle yaşamaya devam edemez.
Tam da bu noktada Azerbaycan ile barış Erivan’da yeni bir gözle görülmeye başlandı: soyut bir diplomatik hedef veya dış dünyanın takdirini kazanmak için verilen bir taviz olarak değil; yeni bir büyüme kaynağı, lojistik tasarruf ve ticari uyum fırsatı olarak. Yani ideoloji değer üretmeyi bıraktığı anda ekonomi ön plana çıkmaya başladı.
Dış ticaret yapısındaki kırılganlık
Ermeni modelinin zayıflığı dış ticaret yapısında daha da açık görülmektedir. Görece iyi makro göstergelere rağmen Ermenistan küçük bir ekonomi olmaya devam ediyor; iç pazar sınırlı, transit hatlarına ve birkaç büyük ticaret ortağının davranışına son derece duyarlı.
2024 yılında Rusya, yaklaşık yüzde 35,1 pay ile Ermenistan’ın en büyük ticaret ortağıydı. Ancak 2025’te iki ülke arasındaki ticaret hacmi Ermeni istatistiklerine göre yaklaşık yüzde 38,3 oranında keskin bir düşüş yaşadı ve yaklaşık 7,7 milyar dolara geriledi. Bu yalnızca aşırı ısınmış bir dönemin ardından gelen istatistiksel bir düzeltme değildir. Aynı zamanda yapısal bir sinyaldir.
Bu durum, Ermeni ekonomisinin uzun süre büyük ölçüde tek bir pazara ve olağanüstü dış koşullara dayanarak geliştiğini gösteriyor. Böyle bir model giderek daha az güvenilir hale geliyor. Dolayısıyla yeni pazarlar, yeni ulaşım seçenekleri ve yeni bölgesel entegrasyon biçimleri aramak artık siyasi tercih meselesi değil, ekonomik güvenlik meselesidir. Bu nedenle Bakü ile uzlaşma Erivan açısından yalnızca siyasi gerilimi azaltmak değil; aynı zamanda eski ticaret mimarisinin daralmasına karşı bir sigorta mekanizması anlamına geliyor.
“İzolasyondan çıkış”ın arkasındaki gerçek ekonomi
Bu noktadan iletişim boyutunun stratejik anlamı ortaya çıkıyor. Ermeni söyleminde sık sık kullanılan “izolasyondan çıkış” ifadesi kulağa çoğu zaman siyasi bir slogan gibi gelir. Oysa gerçekte bunun arkasında oldukça somut bir ekonomik matematik vardır.
Küçük iç pazara sahip, dağlık coğrafyası bulunan, sınırlı sayıda ulaşım yönüne sahip ve dış erişim kanallarına sürekli bağımlı olan bir ülke için her ek sınır, kapalı her demiryolu ve uzayan her güzergâh ithalat için daha yüksek maliyet, ihracat için daha düşük rekabet gücü ve tüm ekonomi için daha ağır bir maliyet anlamına gelir.
Bu nedenle yeni bölgesel ulaşım projelerine katılım Ermenistan için soyut bir “dünyaya açılma” değil; üretim maliyetlerinin düşmesi, yük dolaşımının hızlanması, ihracat penceresinin genişlemesi ve yatırımcılar için daha cazip bir ortamın oluşması demektir. Çünkü yatırımcılar sloganlara değil, öngörülebilir koridorlara bakar.
Bu çerçevede Azerbaycan ile normalleşme Erivan için son derece pratik bir anlam kazanıyor. Bu süreç yalnızca siyasi atmosferi değiştirme potansiyeline değil, aynı zamanda ekonomik fırsatların coğrafyasını da yeniden şekillendirme gücüne sahiptir.
Orta koridor ve Avrasya lojistiğinin yeniden şekillenen haritası
Bu tabloda Orta Koridor ve onunla bağlantılı güzergâhlar özel bir yer tutuyor. Uluslararası değerlendirmelere göre - ki bu rakamlar artık bölgesel tartışmalarda sıkça dile getiriliyor - bu hat üzerindeki yük hacmi 2022’deki 3,7 milyon tondan 2030 yılına kadar 11 milyon tona çıkabilir. Konteyner taşımacılığına ilişkin bazı projeksiyonlar ise daha da çarpıcıdır: 2040 yılına gelindiğinde hattın kapasitesi 865 bin TEU’ya ulaşabilir.
Bu rakamlar tek başına önemli değildir; asıl anlamları Avrasya lojistiğinde yaklaşan büyük yeniden yapılanmanın ölçeğini göstermeleridir. Güney Kafkasya giderek bir rekabet periferisi olmaktan çıkıp Asya ile Avrupa arasındaki büyük ticaret yollarından birinin parçasına dönüşmektedir. Eğer Ermenistan Azerbaycan ile barış yoluyla bu sisteme entegre olabilirse, kısmen izole bir çevre konumundan sınırlı da olsa transit değeri olan bir bağlantı halkasına dönüşme şansını elde edebilir. Eğer bunu başaramazsa, yeni lojistik mimari ülkenin yanından geçip gidecek ve Ermenistan coğrafi olarak yakın fakat işlevsel olarak dışlanmış bir alan olarak kalacaktır. Bu nedenle Azerbaycan ile barış meselesi Ermeni ekonomisi için doğrudan Avrasya taşımacılığının gelecekteki haritasında Ermenistan’ın yerinin ne olacağıyla bağlantılıdır.
İdeolojinin yerini ekonominin almasının nedeni
Bu noktada ekonominin neden tam da şimdi ideolojiyi geri plana ittiği anlaşılır hale geliyor. Çünkü ideolojik çizgi ne kadar mobilize edici olursa olsun, Ermeni devletinin temel sorusuna cevap veremiyor: ticaret anomalisinin zayıfladığı, bazı ortaklara bağımlılığın riskli hale geldiği ve çevredeki bölgesel ulaşım mimarisinin hızla değiştiği bir dönemde büyüme nasıl sürdürülecek?
İdeoloji geçmişi açıklayabilir; fakat lojistik maliyetlerini düşüremez, yeni ihracat pazarları açamaz, daha ucuz yakıt sağlayamaz, ülkeyi kıtalar arası tedarik zincirlerine entegre edemez ve yeni bir ihracat uzmanlaşması yaratamaz. Oysa ekonomi tam da bunları gerektirir. Bu nedenle Erivan’da giderek daha açık bir anlayış şekilleniyor: siyasi gündem artık ekonomik rasyonalitenin üzerinde sonsuza kadar baskı kuramaz. Çünkü bunun bedeli ülkenin ekonomik yaşayabilirliği için giderek ağırlaşmaktadır.
Ekonomik yakınlaşmanın sınırı
Ancak iyimser tablo tam da burada sona eriyor ve stratejik gerçeklik başlıyor. Ekonomik yumuşama tek başına çatışmayı bitirmez. Barış için teşvikler yaratır ama hukuki çözümün yerini tutmaz.
Bakü’nün bu konudaki tutumu nettir: ekonomik yakınlaşma, ticaret ve iletişim hatlarının açılması siyasi ve hukuki çözümün alternatifi olamaz. Temel mesele değişmemiştir: Azerbaycan’ın toprak iddialarının hukuki dayanağı olarak gördüğü maddelerin Ermenistan’ın anayasal ve hukuki sisteminden kaldırılması.
2025 yılında bu konu, mutabakata varılmış metinden gerçek bir barış anlaşmasının imzalanmasına geçiş için temel koşullardan biri olarak ortaya konmuştu. Uluslararası düşünce kuruluşları ve Avrupa kurumları da bunu nihai çözümün önündeki başlıca engel olarak tanımladı. Analizlerde Ermenistan’da yeni bir anayasa ya da anayasal değişikliklerin karmaşık bir iç süreç gerektireceği ve muhtemelen referanduma gidileceği vurgulanıyordu. Paşinyan Şubat 2025’te yeni anayasa referandumu fikrini kamuoyu önünde gündeme getirmişti; 2026 yılına gelindiğinde ise analistler giderek daha sık şu soruya odaklanmaya başladı: Erivan barışın siyasi çerçevesini oluşturmak için gerçekten ne kadar ileri gitmeye hazır?
Ekonomik hız ile siyasi yavaşlık arasındaki paradoks
Bugünün paradoksu tam da budur. Ekonomik yakınlaşma siyasi ve hukuki çözümden daha hızlı ilerliyor. Ticaret sinyalleri ortaya çıkıyor. Lojistik rasyonalite işlemeye başlamış durumda. İş dünyasının ilgisi oluşuyor. Fakat nihai barışın temeli henüz tam olarak atılmış değil.
Bu durum bir yandan gerçek bir fırsat penceresi yaratıyor. Ticaret arttıkça siyasetçiler üzerindeki iç baskı da artar ve toplum çatışmaya geri dönülmemesini talep eder. Öte yandan bu durum yeni bir risk de doğurur: ekonomik temasların genişlediği, fakat hukuki ve anayasal belirsizliğin sürdüğü bir ara model ortaya çıkabilir. Böyle bir yapı kısa vadeli kazançlar sağlayabilir, ancak siyasi krizlere, iktidar değişimlerine veya yeni bir revizyonist mobilizasyona karşı son derece kırılgan kalır.
Dolayısıyla Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinin bugünkü aşaması tamamlanmış bir barış değildir. Eski çatışmacı modelden yeni pragmatik modele geçiş sürecidir ve bu geçiş henüz kurumsal olarak tamamlanmış değildir.
Ekonomi tek başına barışı kuramaz
Bu yüzden barış yalnızca dizel yakıt sevkiyatları, tahıl taşımacılığı ve ürün listeleri üzerine kurulamaz. Bunların hepsi önemlidir, çünkü karşılıklı bağımlılığın dokusunu oluşturur. Ancak bu doku siyasi ve hukuki olarak sabitlenmezse, yalnızca geçici bir yapı olarak kalır.
Azerbaycan açısından bu durum ekonomik normalleşmenin aynı zamanda revizyonizmin hukuki temelinin ortadan kaldırılmasıyla tamamlanması gerektiği anlamına gelir. Ermenistan açısından ise ekonomik kazanç siyasi cesaret gerektirir. İletişim hatlarının açılmasından doğacak ekonomik faydaları beklerken, barış anlaşmasının önündeki siyasi engelleri sürekli ertelemek mümkün değildir. Bugünkü dönemin dramatik yönü de budur: piyasa tarafları karşılıklı uyuma doğru itiyor, fakat siyaset henüz bu süreci geri dönülmez hale getirecek işi tamamlamış değildir.
Ermenistan’ın dış politika kimliği: Avrupa yönelimi
İkinci büyük stratejik ayrım ise Ermenistan’ın dış politika kimliğiyle ilgilidir. Paşinyan giderek daha açık biçimde Avrupa yönelimini dile getiriyor. Mart 2025’te Avrupa Birliği’ne katılım sürecini başlatmaya yönelik yasanın kabul edilmesinin ardından Brüksel bu adımı Avrupa değerlerine bağlılığın göstergesi olarak memnuniyetle karşıladı.
Aralık 2025’te gerçekleştirilen AB–Ermenistan Ortaklık Konseyi toplantısında taraflar yalnızca siyasi konuları değil, somut araçları da tartıştı: vize serbestisi sürecinin ilerletilmesi, stratejik ortaklık gündemi, 270 milyon avroluk Resilience and Growth programı, ihracatın çeşitlendirilmesi, enerji güvenliği ve dijital ile yeşil dönüşüm.
Paşinyan Ocak 2026’da yaptığı açıklamada, üyelik gerçekleşmese bile Avrupa standartlarına yaklaşmanın Ermenistan için kazanç olduğunu söyledi. Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ise Avrupa Parlamentosu’nda daha keskin bir ifade kullandı: egemen demokrasi ile otoriter yol arasında tercih yapılmış durumda. Böylece Ermenistan-Azerbaycan normalleşmesi giderek yalnızca bölgesel bir mesele olmaktan çıkıyor ve Ermenistan’ın dış yöneliminin yeniden tanımlandığı daha geniş bir çerçevenin parçası haline geliyor.
Moskova ile ilişkilerde stratejik belirsizlik
Buna rağmen Erivan, Moskova ile ilişkiler konusunda hâlâ belirli bir stratejik belirsizliği korumaya çalışıyor. Geçtiğimiz hafta Paşinyan, Ermenistan’daki Rus askeri üssünün şimdilik Avrupa Birliği üyeliği planlarına engel oluşturmadığını söyledi; ancak şu eklemeyi yaptı: eğer bir gün engel olursa, o zaman nasıl ilerleyeceğimizi düşünmek zorunda kalırız.
Bu, ertelenmiş bir karar formülüdür. Ermenistan’ın henüz Rus askeri varlığıyla kesin bir kopuşa hazır olmadığını, fakat artık bunu dokunulmaz bir gerçek olarak da görmediğini gösterir. Bugün Ermeni siyaseti iki tektonik plaka arasında ilerlemeye çalışan bir stratejiyi andırıyor: eski sistemin güvenlik ve ekonomik sigortalarını korumak, aynı zamanda Avrupa ve yeni bölgesel düzenle bütünleşmek.
Bu strateji yalnızca tek bir koşulla çalışabilir: Azerbaycan ile yeni bir çatışma döngüsünün başlamaması ve Haziran’daki parlamento seçimlerinin revizyonist bir geri dönüşe yol açmaması. Mart 2026 itibarıyla Ermenistan’da seçimlerin 7 Haziran’da yapılması planlanıyor ve bu seçimler Paşinyan’ın mevcut çizgisi için en önemli iç siyasi test olacaktır.
Sonuç: Güney Kafkasya yeni bir eşikte
Bu nedenle bugünün temel sonucu son derece ayık biçimde ifade edilmelidir. Evet, Ermenistan nesnel olarak Azerbaycan ile barışa ve ekonomik pragmatizme doğru yöneliyor. Evet, ilk kez bu süreç yalnızca sözlerden ibaret değil; yük taşımaları, kontratlar, transit hatları, ürün listeleri ve yüz milyonlarca dolarlık ticaret potansiyeliyle somutlaşmış durumda. Evet, Erivan geleceğini giderek daha fazla Avrupa modernleşmesiyle ilişkilendiriyor.
Ancak aynı derecede açık olan başka bir gerçek daha vardır: ekonomik normalleşme tek başına çatışmanın siyasi çözümünü ortadan kaldırmaz. Toprak iddialarının hukuki temelinin kaldırılması, barışın kurumsal olarak tesis edilmesi ve revizyonist gündemin tamamen kapanması olmadan bugünkü ilerleme yalnızca ara bir aşama olarak kalma riski taşır.
Güney Kafkasya bugün piyasanın cephe hattını geri ittiği bir ana girmiştir. Fakat piyasa stratejik belirsizliği sevmez. Sonunda Erivan’ın cevap vermesi gereken soru Azerbaycan ile ticaret yapmak isteyip istemediği değil; Azerbaycan ile tanınmış sınırlar, açık iletişim hatları ve geri dönüşü olmayan bir barış düzeni içinde yaşamaya hazır olup olmadığıdır. Yeni bölgesel çağın gerçek mimarisini belirleyecek olan da işte bu cevaptır, yeni diplomatik deklarasyonlar değil.