...

Afrika kıtasında bugün Rus Ortodoks Kilisesi’nin bayrağı altında yaşanan hareketlilik, yalnızca Moskova Patrikhanesi’nin tarihindeki en geniş kurumsal yayılma hamlesi olma potansiyeli taşımıyor; aynı zamanda Kremlin’in eline yeni, sistemli ve giderek daha etkili bir dış politika enstrümanı veriyor.

Güney Afrika’nın şarap bağlarıyla ünlü bölgesinde, Batı Kap eyaletinde, Robertson kasabasına yakın bir noktada… Teneke çatılı barakaların ardında, tozlu yolda oynayan çocukların arasından ilerleyince, kayısı tonlarında, kubbeli bir yapı çıkıyor karşınıza. Afrikaanca bir tabela, buranın Moskova Patrikhanesi’ne bağlı olduğunu gösteriyor. İçeriye adım attığınızda ise ikonalar, kandiller, halılar ve litürjik eşyalar… Sanki Petersburg’daki bir mabedin atmosferi, Güney Afrika’nın kırsalına taşınmış gibi. Üstelik bu kilise, son yıllarda Afrika’da açılan yüzlercesinden sadece biri.

Afrika kıtası, Moskova’nın stratejik vizyonunda yeni bir dosya değil. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği, kıtadaki bağımsızlık hareketlerini aktif biçimde destekledi; silah sağladı, eğitim bursları verdi. Arşiv kayıtlarına göre 1980’lerin sonuna gelindiğinde Afrikalı öğrenci sayısı Sovyet üniversitelerinde on binlerle ifade ediliyordu. Apartheid karşıtı mücadele sırasında Afrika Ulusal Kongresi’ne verilen destek ise Rusya’nın bugün hâlâ kullanabildiği kalıcı bir siyasi sempatinin temelini oluşturdu.

2022 Şubat’ından sonra Batı’nın yaptırım baskısının artması ve Moskova’nın Avrupa yönlü ekonomik kanallarının daralması, Kremlin’i küresel Güney’e daha fazla yöneltti. Birleşmiş Milletler’de 54 üye ülkeyi bünyesinde barındıran Afrika artık önemli bir diplomatik kaynak. Ukrayna’ya ilişkin BM Genel Kurulu oylamalarında birçok Afrika ülkesinin çekimser kalması ya da Batı’nın önerdiği ifadeleri desteklememesi, Moskova açısından siyasî çalışmanın karşılığını gösteren kritik bir işaret.

Ekonomik ölçekte ise Rusya’nın Afrika’daki ağırlığı hâlâ sınırlı. 2023 verilerine göre Rusya-Afrika ticaret hacmi 18–20 milyar dolar bandında seyrederken, Çin’in kıta ile ticareti 280 milyar doların üzerine çıkmış durumda. Çin, devasa altyapı yatırımlarıyla Afrika’nın en büyük ekonomik ortağı. Bu tabloda Moskova’nın stratejisi, büyük sermaye yatırımlarından ziyade askerî işbirliği, tahıl ve gübre sevkiyatı, eğitim programları ve belirginleşen “yumuşak güç” projeleri üzerine kuruluyor.

Rusya bugün de Afrika’nın en büyük silah tedarikçileri arasında. 2018–2022 döneminde Sahra Altı Afrika’nın yaptığı silah ithalatının yaklaşık yüzde 40’ı Rusya’ya aitti. 2023’te tahıl anlaşmasının çökmesinin ardından Kremlin’in Mali, Somali, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Zimbabwe gibi ülkelere ücretsiz tahıl göndermesi, hacim olarak sınırlı olsa da siyasî etkisi bakımından oldukça yüksek bir hamleydi.

Kültür ve eğitim alanındaki faaliyetler de ivme kazanmış durumda. Kıtada “Rus Evleri” olarak bilinen kültür merkezleri faaliyet gösteriyor; 2024 itibarıyla sayıları yediye ulaştı ve yenileri için görüşmeler sürüyor. Rusça, Fildişi Sahili’nin Abidjan kentindeki üniversitelerde, Zimbabwe’nin Harare’sinde ve Kuzey ile Doğu Afrika’daki çeşitli kurumlarda müfredata ekleniyor. Aynı yıl, Katerina Tihonova’nın başında bulunduğu vakıf, Dakar’daki Şeyh Anta Diop Üniversitesi’nde Rusça öğretimini ve akademik işbirliğini desteklemek üzere bir konferans salonu açtı.

Resmî rakamlara göre, Afrikalı öğrencilerin sayısı Rus üniversitelerinde 32 bini aşmış durumda. 2020’den bu yana Afrikalı öğrencilere verilen devlet bursları neredeyse üç kat arttı ve yıllık 5300 kontenjanı geçti. Sovyet ve Rus üniversitelerinden mezun olanların pek çok Afrika ülkesinde yüksek devlet görevlerine gelmiş olması, bu eğitim ağının Moskova açısından uzun vadeli bir yatırım olduğuna işaret ediyor.

Tam da bu ortamda, dinî hat yeni bir anlam kazanıyor. Aralık 2021’de Rus Ortodoks Kilisesi, Afrika Patrikhanesi Eksarhlığı’nın kurulduğunu açıkladı. Gerekçe, İskenderiye Patrikhanesi’nin Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin otosefalisini tanımasıydı. Moskova Patrikhanesi, bu karara karşı çıkan Afrika’daki din adamlarının kendi yargısına geçtiğini duyurdu.

2021’e kadar Rus Ortodoks Kilisesi’nin Afrika’daki kanonik varlığı dört ülkeyle sınırlıyken, 2024 ortasına gelindiğinde eksarhlığın resmî verilerine göre bu sayı en az 34 ülkeye çıkmış durumda. Din adamı sayısı 270’e, kayıtlı kilise ve cemaat sayısı ise 350’ye yaklaşmış bulunuyor. Bu tablo, kıtada neredeyse hiç kurumsal yapısı olmayan bir patrikhanenin birkaç yıl içinde nasıl devasa bir ağ kurduğunu gösteriyor.

2025’te yayımlanan akademik bir çalışmada Afrika Eksarhlığı Misyonerlik Dairesi Başkanı Yuri Maksimov, yaşananları “Rus Ortodoks Kilisesi tarihindeki en büyük coğrafi genişleme” olarak nitelendiriyor. Gerçekten de, başka bölgelerde onlarca yıl alan bir kurumsal altyapı, Afrika’da üç yılda inşa edildi.

Kenyalı rahip ve akademisyen Evangelos Tiani’nin araştırmaları ise bu hızlı büyümenin önemli bir boyutuna dikkat çekiyor: maddi motivasyon. Tiani’nin bulgularına göre bazı Afrikalı din adamları, daha yüksek ve düzenli maaş, yeni kilise inşaatları için fon sağlanması ve hızlandırılmış ruhbanlığa kabul imkânı gibi nedenlerle Moskova’nın yargısına geçmiş durumda. Yoksulluğun yaygın olduğu bölgelerde bu, hafife alınmayacak bir etken.

Madagaskar’dan bir rahibin hikâyesi bunun çarpıcı bir örneği. Antananarivo’da görev yapan din adamı, Moskova’daki bir seminerin çevrimiçi programını tamamladıktan sonra 2023’te üç aylık bir uygulama dönemine katıldı ve birkaç gün içinde önce diyakonluğa, ardından rahipliğe atandı. Anlattığına göre verilen maaş, ailesini geçindirmeye, sağlık hizmetlerine erişmeye ve çocuklarının eğitimine imkân tanıyor. Kişi başına yıllık gelirlerin birçok ülkede birkaç bin doları aşmadığı koşullarda Rusya’dan gelen bu destek, ciddi bir avantaj sağlıyor.

Böylece tablo yalnızca bir “dinî yayılma” meselesi olmaktan çıkıyor. Moskova’ya kurumsal, mali ve ideolojik olarak bağlı, sadık bir yapılar ağı oluşuyor. Kilisenin toplumsal etkisinin yüksek olduğu ülkelerde bu durum, yerel cemaatlerden siyasî elitlere kadar uzanan yeni bir nüfuz kanalı anlamına geliyor.

Ekonomik imkânların sınırlı, Çin ve Batı ile rekabetin ise sertleştiği bir dönemde Kremlin, eğitimden insani projelere, askerî işbirliğinden dinî kurumsallaşmaya uzanan geniş bir “yumuşak güç” sepeti oluşturuyor. Rus Ortodoks Kilisesi’nin Afrika Eksarhlığı da bu stratejinin önemli bir parçasına dönüşmüş durumda. Eğer mevcut ivme sürerse, Moskova Patrikhanesi gerçekten de tarihinin en geniş dış açılımını yaşıyor olabilir; hem de siyasî dengeleri uzun vadede etkileyebilecek bir ölçek ve iddiayla.

Afrika’yı baştan çıkarma yarışı: Rus Ortodoks Kilisesi kıta için nasıl mücadele ediyor

Moskova Patrikhanesi’nin Afrika’daki ani hareketliliğinin arkasında, çoğu zaman sanıldığı gibi yalnızca misyonerlik hevesi değil; Ukrayna kilise krizinin ardından derinleşen iç-Ortodox gerilim yatıyor. Geleneksel olarak tüm Afrika kıtasının kanonik yetkisi, kökeni havari Markos’a dayandırılan ve dünya Ortodoksluğunda İstanbul’dan sonra “ikinci sırada” kabul edilen İskenderiye Patrikhanesine aittir. 2021’e dek Moskova Patrikhanesi de bu düzeni tanıyor ve Sahra Altı Afrika’da belirgin bir kurumsal varlık göstermiyordu.

Denge, 2018’de İstanbul Fener Patrikhanesi’nin Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ni kurma kararıyla sarsıldı. 2019’da İskenderiye Patriği II. Theodoros’un bu otosefaliyi tanıması, Moskova açısından ağır bir darbe niteliğindeydi; zira Rus Ortodoks Kilisesi Ukrayna’yı kendi kanonik alanı sayıyordu. Ardından Moskova, önce İstanbul’la, sonra İskenderiye ile evharistik bağı kopardı. Aralık 2021’de ise İskenderiye’nin kanonik alanına fiilen adım atan yeni bir yapı ilan edildi: Afrika Patrikhanesi Eksarhlığı.

Moskova’nın gerekçesi, “Ukrayna meselesinde kendi patriklerinin tavrına karşı çıkan Afrikalı din adamlarının Moskova’yı tercih ettiği” yönündeydi. Eksarhlığın resmî verilerine göre 2024 ortasına gelindiğinde yapıya 270 civarında klerik dahil olmuş, 34 ülkede yaklaşık 350 kilise ve cemaat kayıt altına alınmıştı. Oysa 2021 öncesinde Moskova Patrikhanesi’nin kıtadaki tek daimî ağırlığı, Johannesburg’daki büyük bir kiliseden ibaretti.

İskenderiye cephesi ise olup biteni açıkça “müdahale” ve “mevzi kırma girişimi” olarak tanımlıyor. Kenya Metropoliti Makarios, din adamlarının Moskova’ya geçişinin baskı içerdiğini ve mali bir boyutu bulunduğunu defalarca vurguladı. Ona göre Rusya, İskenderiye Patrikhanesi’ni Ukrayna otosefalisini tanıdığı için “cezalandırmak” istiyor. Afrika Ortodoksluğunun en geniş topluluklarından birine sahip Kenya’da Moskova’ya geçen rahip sayısının 80–90’ı bulması, ülke ölçeğinde oldukça yüksek bir oran.

Bu geçişlerin ardında hem teolojik hem maddi saikler var. Bazı din adamları, Ukrayna’daki “bölünme” söylemine atıfla Moskova’nın resmî tezlerini yineliyor. Ancak birçoğu, maddi koşulların belirleyici olduğunu saklamıyor. Doğu Afrika’nın birçok ülkesinde kişi başı yıllık gelir 1000–2000 dolar civarında. Bu tabloda Rusya’dan gelen düzenli destek, Avrupa ölçeğiyle kıyaslanmasa da, din adamlarının yaşam koşullarında somut bir iyileşme yaratıyor. Kimi rahipler, Moskova’ya geçtikten sonra gelirlerinin yaklaşık iki kat arttığını doğruluyor. Bu artış, çocukların eğitimi, sağlık harcamaları, yetimhanelere destek ve küçük ölçekli sosyal projeler için can suyu niteliğinde.

Süreci değerlendiren Arhimandrit Kirill’e göre, İskenderiye ile yaşanan ihtilaf yalnızca bir “tetikleyici”. Onun odağında daha geniş çaplı bir Rus etki stratejisi var. Bu bakışa göre kilise ağı, Rus dış politikasının çizgisiyle uyumlu ideolojik temaların aktarım kanalı hâline gelebilir. “Geleneksel değerler”, liberal toplumsal reformlara mesafe, Batı’nın kültürel söylemine karşı “muhafazakâr çoğunluk” vurgusu… Bunların pek çoğu, çeşitli Afrika toplumlarında zaten karşılık buluyor. Afrobarometer’ın anketleri, bazı ülkelerde halkın yüzde 70’ten fazlasının eşcinsel evliliklerin yasallaşmasına karşı çıktığını; dinî liderlere duyulan güvenin ise yüzde 60’ın üzerinde olduğunu gösteriyor.

Buna rağmen bu hızlı yayılmanın altı henüz sağlam değil. Eksarhlığa bağlı çok sayıda kilise, mütevazı yapılarda veya geçici mekânlarda faaliyet gösteriyor. Çin’in dev altyapı girişimleri ya da Körfez ülkelerinin büyük yatırım programlarının aksine, Moskova’nın kilise faaliyetleri okullar veya hastaneler gibi geniş sosyal projelerle desteklenmiyor. Varsa da bunlar sınırlı, yerel olanaklara bağlı ve dağınık.

Eksarhlığın finansal kapasitesi de sınırsız görünmüyor. Yapının kuruluşundan itibaren başında bulunan Metropolit Leonid’in görevden ayrılmasının ardından, din adamları arasında “fonların azaldığı”, bazı projelerin dondurulduğu yönünde şikâyetler yükselmeye başladı. Aşırı merkezileşme ve ilişkiler ağının yönetimde belirleyici hâle gelmesi de eleştiriler arasında. Bazı rahipler, ailelerini geçindirmek için ibadet görevlerinin yanı sıra küçük ticari işler yapmak zorunda kaldıklarını ifade ediyor.

Sonuç olarak Moskova Patrikhanesi’nin Afrika açılımı, kanonik bir çekişmenin, ideolojik bir hesaplaşmanın ve jeopolitik hedeflerin kesişim noktasında duruyor. Bir yanda, 2021 öncesindeki neredeyse sıfır seviyesinden bakıldığında etkileyici bir büyüme var. Diğer yanda, bu ağın maddi temelleri ve kurumsal dayanıklılığı hâlâ sorgulanıyor. Afrika Eksarhlığı’nın kalıcı bir nüfuz aracına mı dönüşeceği, yoksa Ortodoks dünyasındaki ihtilafın geçici bir parantezi olarak mı kalacağı; Moskova’nın finansal kapasitesine, siyasî iradesine ve kilisenin yerel toplumlarda ne ölçüde kök salabileceğine bağlı olacak.

Varlığın genişlemesi

Rus Ortodoks Kilisesi’nin Afrika’daki gerçek cemaat sayısını net biçimde ölçmek kolay değil. Dinin ve toplumsal muhafazakârlığın gündelik yaşamda güçlü yer tuttuğu toplumlarda, inananların kaydı çoğu zaman şeffaflıktan uzak olur. Bir kilisenin resmî olarak tescil edilmesi, istikrarlı bir cemaat nüfusu olduğu anlamına gelmez; katılım ekonomik ve siyasal koşullara göre hızla değişebilir. Dünya Bankası verilerine göre Güney Afrika, Gini katsayısının 0,63’ün üzerinde seyretmesiyle dünyanın en eşitsiz ülkelerinden biri olmaya devam ediyor. Böyle bir ortamda kilise yalnızca bir ibadet mekânı değil, aynı zamanda yardım dağıtımının merkezi ya da toplumsal güven hissi yaratan bir istikrar sembolü işlevi de görüyor.

Robertson’un kenar mahallesindeki ve adını bölgenin İskoç asıllı Protestan misyoneri William Robertson’dan alan kilise, 2022’de Rus Ortodoks Kilisesi’ne geçti. Bugün burayı, büyük ölçüde Afrikaanca konuşan beyaz Güney Afrikalılardan oluşan küçük bir cemaat ziyaret ediyor. 2022 nüfus sayımına göre ülkedeki beyaz nüfus yaklaşık yüzde 7,3; Afrikaanca konuşanların toplam nüfusa oranı ise yüzde 12 civarında. Tarihsel olarak bu kesimin bir bölümü, ataerkil değerler ve liberal toplumsal reformlara mesafeli bir çizgi dâhil, muhafazakâr kültürel kodlara bağlılığıyla bilinir. Rus Patrikhanesi’nin bölgedeki ilk sosyal tabanının bu grup olması da tesadüf değil.

Ancak strateji Afrikaanca topluluklarla sınırlı değil. Eksarhlık temsilcileri, işsizliğin bazı eyaletlerde yüzde 30’u, gençler arasında ise yüzde 50’yi bulduğu kırsal siyah bölgelerde yürütülen kateşizm programları ve sosyal destek çalışmalarından söz ediyor. Bu koşullarda eğitim kursu, insani yardım ya da burs verebilen her yapı doğal bir cazibe merkezi hâline geliyor. Kilise ağının genişlemesine, pazar okullarının kurulması, küçük çaplı insani yardım depoları ve zaman zaman sağlık noktaları eşlik ediyor; bu da kurumsal varlığı daha görünür ve kalıcı kılıyor.

Afrika’daki Rus faaliyetlerini inceleyen Bilgi Dayanıklılığı Merkezi’nin özel projeler direktörü Tom Southern, yaşanan süreci “daha fazla ülkeyi etki yörüngesine çekme girişimi” olarak nitelendiriyor. Ona göre dinî boyut, bilgi alanındaki ve askerî alandaki stratejiyi tamamlayan bir unsur. Merkezin araştırmaları da 2022 sonrasında Afrika ülkelerinin sosyal medyasında Kremlin yanlısı anlatıların belirgin biçimde arttığını gösteriyor. Bu anlatıların bir bölümü “geleneksel değerler” vurgusu ve Batı politikalarının eleştirisiyle birlikte dolaşıma giriyor.

Moskova’nın Afrika ile olan eski bağları, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ciddi biçimde zayıflamıştı. 1990’larda Rusya, ekonomik ve diplomatik varlığını geri çekerek iç dönüşüme ve Avrupa–ABD ilişkilerine odaklandı. Dönüm noktası 2014 oldu: Kırım’ın ilhakının ardından gelen yaptırımlar ve Batı ile gerilimin tırmanması, Afrika’yı yeniden manevra alanı olarak gündeme taşıdı.

Avrupa Parlamentosu’nun 2023 raporuna göre Rusya, 43 Afrika devletiyle askerî işbirliği anlaşmaları imzaladı. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün verilerine bakıldığında, 2018–2022 döneminde Sahra Altı Afrika’ya yapılan silah ihracatının yaklaşık yüzde 40’ı Rusya’ya aitti. 2023’te özel askerî şirket Wagner’in yönetici kadrosunun ölümüyle başlayan yeniden yapılanma sonucunda bu yapıya bağlı bazı personel, Rusya Savunma Bakanlığı’nın yönettiği ve “Afrika Kolordusu” olarak anılan yeni oluşuma entegre edildi. Wagner bağlantılı şirketler geçmişte Orta Afrika Cumhuriyeti ve Sudan’da altın madenciliği, güvenlik hizmetleri ile petrol sahaları etrafındaki operasyonlarda aktifti.

Kıtanın ekonomik potansiyeli yadsınamaz. Nüfus 1,4 milyarı aşmış durumda ve Birleşmiş Milletler projeksiyonlarına göre 2050’de 2,5 milyara ulaşabilir. Ortalama yaşın 19 civarında olması, Afrika’yı dünyanın en genç bölgesi hâline getiriyor. 2023’te kıtanın toplam millî geliri 3 trilyon doları geçti. Mısır’da düzenlenen Rusya–Afrika Ortaklık Forumu’na gönderdiği yazılı mesajda Vladimir Putin, bölgenin demografik ve ekonomik avantajlarını özellikle vurguladı. Sergey Lavrov ise 2026 sonuna kadar 15 ülkede ticaret temsilciliği açmayı planladıklarını açıkladı.

Askerî-deniz unsuru da dikkat çekici. Ocak ayında bir Rus savaş gemisi, Güney Afrika açıklarında Çin, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri donanmalarıyla ortak tatbikata katıldı. Resmî açıklamalar tatbikatı deniz güvenliği ve korsanlıkla mücadele kapsamında tanımlasa da, stratejik açıdan bakıldığında bu tür manevralar Moskova’nın Batı dışı koalisyonlara katkı sunma iradesinin altını çiziyor.

Bununla birlikte Rusya’nın Afrika’daki mali kapasitesi, rakiplerine göre geride. Çin, yıllık 280 milyar doları aşan ticaret hacmiyle Sahra Altı Afrika’nın en büyük ekonomik ortağı. Rusya ise bölgenin ticaret ortakları listesinde ancak üçüncü onlukta yer alıyor; Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre Afrika’nın toplam dış ticaretindeki Rus payı birkaç puanı geçmiyor. Birleşik Arap Emirlikleri, son yıllarda lojistik ve liman altyapısında en büyük yatırımcılardan biri hâline geldi. Avrupa Birliği, Güney Afrika’ya doğrudan yabancı yatırımların ana kaynağı olmaya devam ediyor; ülkede faaliyet gösteren yaklaşık 600 Amerikan şirketi de on binlerce kişiye istihdam sağlıyor.

Zirve trafiği de politik iklimdeki değişimi yansıtıyor. 2019’daki ilk Rusya–Afrika zirvesine 43 devlet ve hükümet başkanı katılırken, 2023’te bu sayı 17’ye düştü. Kremlin bu düşüşü dış baskılara bağladı. Buna rağmen Moskova, diplomatik temaslarını artırmayı sürdürüyor ve eski ölçekli yakınlık ağını yeniden kurma hedefinden vazgeçmiyor.

Bilgi cephesi de genişliyor. Rus devlet ajansı Sputnik, Afrika’daki varlığını büyütme kararı alarak 2026’da Güney Afrika’da bir büro açmayı planladığını duyurdu. İlk şube 2025’te Etiyopya’da faaliyete geçti. Projenin başındaki Viktor Anohin, amaçlarının “alternatif bir haber kaynağı sunmak” ve “daha dengeli bir gündem oluşturmak” olduğunu söyledi. Uygulamada bu hedef, Batı merkezli medya anlatılarına karşı farklı bir çerçeve sunma anlamına geliyor.

Tüm bu hamleleri yan yana koyduğumuzda ortaya çok katmanlı bir strateji çıkıyor: dinî yayılma, askerî işbirliği, bilgi üretimi ve sınırlı ama sembolik ekonomik girişimlerin iç içe geçtiği bir mimari. Rus Ortodoks Kilisesi bu tabloda bağımsız bir aktör değil; daha geniş bir nüfuz tasarımının parçası. Moskova’nın mali gücü rakipleriyle kıyaslanamaz olsa da, eğitimden güvenliğe, insani yardımdan dinî yapıya uzanan kurumsal sabitleme stratejisi giderek belirginleşiyor. Afrika artık yalnızca yatırımların değil, değer modellerinin de rekabet ettiği bir alan. Ve bu rekabette kilise altyapısı, 21. yüzyılın jeopolitik denkleminde yeni bir unsura dönüşüyor.

Seferberlik ve insan kaynağı

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi başta olmak üzere çeşitli araştırma kuruluşlarının değerlendirmelerine göre Rusya’nın Afrika’daki faaliyetleri son yıllarda yalnızca diplomatik ya da askerî girişimlerle sınırlı kalmadı; bunlara sistemli bir enformasyon operasyonu eşlik etti. Analitik raporlarda Sahel ülkeleri, Orta Afrika Cumhuriyeti, Sudan ve benzeri devletlerde sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları üzerinden dezenformasyon ağlarının desteklendiği vurgulanıyor. Çeşitli uluslararası izleme kuruluşları, 2022 sonrasında Afrika’daki Rusya bağlantılı koordineli bilgi operasyonlarının, 2019 öncesine kıyasla birkaç kat arttığını tespit etti. Kampanyaların hedefi çoğu zaman Batı misyonlarını itibarsızlaştırmak ve anti-sömürgeci söylemi güçlendirmek oldu.

Aynı dönemde Moskova’nın, bazı Afrika ülkelerindeki sosyoekonomik kırılganlığı askerî ya da yarı askerî yapıların insan kaynağına dönüştürdüğü iddiaları da yoğunlaştı. Bu bağlamda en çok tartışılan mekanizmalardan biri, Tataristan’daki “Alabuga” özel ekonomik bölgesiyle ilişkili Alabuga Start programıydı. Proje resmî sunumlarda, 18–22 yaş arası Afrikalı genç kadınları otelcilik, lojistik ve inşaat alanlarında istihdam etmeye dönük bir girişim olarak tanıtıldı. Ücretsiz eğitim, barınma, sağlık sigortası ve rekabetçi ücretler özellikle vurgulanıyordu.

Ne var ki 2024–2025 yıllarında yayımlanan ve aralarında Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü’nün de bulunduğu üç bağımsız rapor, programa katılan pek çok genç kadının sonunda insansız hava araçları ve askerî ekipman üretim hatlarında çalıştırıldığını öne sürdü. Bu raporlar, görüşmelere, personel belgelerine ve sanayi tesislerinin uydu görüntülerine dayanıyordu. Araştırmacılara göre programa alınanların sayısı yüzlerle ifade ediliyor; orta vadede bu rakamın birkaç bine ulaşması mümkün görülüyordu.

Washington merkezli araştırmacı Spencer Faragasso, Sahra Altı Afrika’nın birçok ülkesinde genç kadın işsizliğinin yüzde 30’un üzerinde seyrettiğine, yükseköğrenime erişimin ise ciddi mali engellere takıldığına dikkat çekiyor. Bu nedenle yurt dışında, düzenli gelir vadeden iş tekliflerinin çekici göründüğünü belirtiyor. Ancak ona göre pratikte iş tanımı çoğu zaman başlangıçta vaat edilenle örtüşmüyor. Rus yetkililer ihlal iddialarını resmen reddetti; “Alabuga” yönetimi kamuya açık soruları yanıtsız bıraktı. Rusya’nın Güney Afrika Büyükelçiliği ise ağustos ayında yaptığı açıklamada “hak ihlallerine dair veri bulunmadığını” söyleyerek ilgili yayınları taraflı olarak niteledi.

Sorun yalnızca istihdam programlarıyla sınırlı değil. Ukrayna makamlarının tahminine göre Rusya safında çatışmalara katılan Afrikalı savaşçıların sayısı 1400’ü aşıyor. Bu rakamı bağımsız biçimde doğrulamak güç; yine de bazı ülkeler münferit vakaları teyit ediyor. Kenya dışişleri bakanı, kasım ayında yaptığı açıklamada en az 200 Kenyalının, genellikle “güvenlik görevlisi” ya da “şoför” olarak işe alınacakları söylenerek Rus ordusuna çekildiğini belirtti. Bu kişilerin bir kısmının, imzalanan sözleşmelerin gerçek mahiyetinden tam olarak haberdar olmadığı ifade edildi.

All Eyes on Wagner adlı araştırma grubunun yayımladığı rapor, söz konusu asker toplama faaliyetinin yaklaşık 35 Afrika ülkesini kapsadığını iddia ediyor. Belgede Rusya tarafında çatışmalarda öldüğü belirtilen yaklaşık 300 Afrikalının isimleri yer alıyor. Araştırma, açık kaynakları, taziye duyurularını, sosyal medya paylaşımlarını ve bölgesel basını tarayarak hazırlandı. Tam sayı tartışmalı olsa da, eğilimin gerçek olduğunu birkaç ülkenin resmî soruşturmaları da doğruluyor.

Bu tabloda Güney Afrika’nın yeri özel. Ülke yasaları, vatandaşların yabancı bir ordunun safında, devlet izni olmaksızın çatışmalara katılmasını açıkça suç sayıyor. 2025’te polis, eski devlet başkanı Jacob Zuma’nın kızına yönelik bir soruşturma başlattı. Kendisine, yaklaşık 20 erkeğin Rus ordusuna alınmasına aracılık ettiği suçlaması yöneltildi. Soruşturma dosyasında, bu kişilere “koruma eğitimine gönderilecekleri” söylendiği, ancak sonrasında çatışma bölgelerinde ortaya çıktıkları ifade ediliyor.

Ayrı bir dava ise devlet radyosunun tanınmış sunucularından Nonkululeko Mantule ve onun aracılığıyla Rus ordusuna yönlendirildiği iddia edilen dört erkek hakkında açıldı. Dava nisan ayında görülecek. Ocak ayında başka bir yargı dosyasında, bazı “toplayıcıların” Güney Afrikalı video oyunu meraklılarını hedef aldığı, drone ve simülatör deneyiminin sahada faydalı olabileceği düşüncesiyle bu gençlerle temas kurduğu bilgisi yer aldı.

Kenya, Güney Afrika ve Botsvana, vatandaşlarının bu süreçlere hangi mekanizmalar aracılığıyla dahil edildiğini tespit etmek amacıyla resmî soruşturmalar başlattıklarını duyurdu. Güney Afrika ve Lesotho yönetimleri kamuya açık uyarılar yayınlayarak, Rusya’da iş ve burs tekliflerinin titizlikle incelenmeden kabul edilmemesi gerektiğini bildirdi. Bu ülkelerin dışişleri bakanlıkları, bazı vatandaşların iş sözleşmeleriyle yurt dışına çıktığını, ardından kendilerini bir askerî düzen içinde bulduklarını doğruladı.

Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde ortaya karmaşık bir tablo çıkıyor: enformasyon operasyonları, şeffaf olmayan istihdam programları ve askerî amaçlı insan toplama faaliyetleri iç içe geçmiş durumda. Rusya açısından Afrika hem diplomatik bir dayanak hem de demografik bir rezerv niteliği taşırken, Afrikalı devletler için bu süreç, vatandaşların yabancı askerî yapılara yönelmesi gibi ciddi riskler barındırıyor. Şimdilik olgunun ölçeği yerel orduların büyüklüğüyle ya da Avrupa ve Körfez’e yönelik iş gücü göçüyle kıyaslanabilir düzeyde değil; ancak yarattığı siyasal yankı oldukça belirgin. Mesele, egemenlik, uluslararası programların şeffaflığı ve aracılar üzerinden yürütülen faaliyetlerde devlet sorumluluğunun sınırları gibi temel sorular etrafında şekilleniyor.

Dini liderler

Rus Ortodoks Kilisesi’nin Afrika’daki genişleyen varlığı, giderek Moskova’nın kıtadaki siyasi ve kültürel nüfuzunu pekiştirmeyi amaçlayan daha kapsamlı bir stratejinin simgesine dönüşüyor. 2021’de yalnızca yeni bir kilise yapısının oluşturulmasından söz edilirken, 2024 ortasına gelindiğinde Afrika Eksarhlığı en az 34 ülkede faaliyet yürüttüğünü, 270 din adamına ve yaklaşık 350 kilise ile cemaate sahip olduğunu duyuruyordu. Birkaç yıl öncesine dek Sahra Altı Afrika’da neredeyse hiçbir kurumsal altyapısı bulunmayan bir yapı açısından bu sayılar, niceliksel anlamda benzersiz bir tırmanış.

Eksarhlığın ilk yılının değerlendirildiği 2022 tarihli basın toplantısında dönemin Afrika Patrikhanesi Eksarhı Leonid Gorbaçov, kilisenin Rus devlet kurumlarıyla iş birliği yaptığını ve eksarhlığın ihtiyaçlarıyla ilgili hükümetle düzenli temas halinde olduğunu açıkça söylemişti. Bu ifade, pratikte kurumsallaşmış bir eşgüdüm anlamına geliyordu. Resmen devlet-dışı konumda olsa da Rusya’daki kilise-devlet ilişkileri modeli, özellikle dış politika ve “geleneksel değerler” söylemi etrafında, dinî diplomasi ile devlet diplomasisini uzun zamandır birbirine bağlayan bir çizgiye sahip.

Kenyalı rahip ve araştırmacı baba Tiani, Temmuz 2024’te Studies in World Christianity dergisinde yayımlanan makalesinde, Afrika’da dinî liderlerin toplum nezdinde çoğu zaman siyasal elitlerden daha yüksek bir güven düzeyine sahip olduğunu vurguluyordu. Afrobarometer anketlerine göre Sahra Altı’nın birçok ülkesinde dinî kurumlara güven yüzde 60’ın üzerinde seyrederken, parlamentolara ya da hükümetlere duyulan güven çoğu kez yüzde 30–40 bandında kalıyor. Ailenin, eğitimin ve sosyal politikanın tartışıldığı alanlarda dinin seçim davranışını doğrudan etkilediği ortamlarda kilise ağı, son derece etkili bir yumuşak güç kanalına dönüşüyor. Baba Tiani, dinin kullanımını “Rusya’nın Afrika’ya girişinin ideal biçimi” diye tanımlıyor; zira hem ruhani otoriteyi hem kurumsal sürekliliği aynı potada birleştiriyor.

Rus Ortodoks Kilisesi’nin Afrika’daki coğrafi yayılımı, mütevazı kırsal misyonlardan gösterişli temsil binalarına uzanan belirgin bir çeşitlilik barındırıyor. Kenya, Madagaskar, Nijerya, Güney Afrika ve başka birçok ülkede cemaatler faaliyet gösteriyor. Johannesburg’un kenar mahallesindeki altın kubbeli Aziz Sergiy Radonejski Katedrali, 2003’te kurulmuş ve eksarhlığın yaratılışına dek Rus Patrikhanesi’nin Sahra Altı’ndaki tek kilisesi olarak kalmıştı. Açıldığı dönem daha çok Rusça konuşan diaspora ve diplomatlara hitap eden noktasal bir proje olarak görülürken, bugün genişleyen ağın ve yerel topluluklarla kurulan yeni ilişkilerin sembolü haline gelmiş durumda.

Bu yükseliş, Avrupa’da da dikkatle izleniyor. Nisan 2023’te Çekya hükümeti, Ukrayna savaşına verdiği açık destek nedeniyle Moskova Patriği Kirill’i ulusal yaptırım listesine aldı. Bu karar, bir dinî lidere yönelik nadir bireysel yaptırım örneklerinden biriydi. Arka planda ise Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin 2022’de Moskova Patrikhanesi’nden tamamen bağımsızlığını ilan etmesi ve bunun Moskova’nın kanonik nüfuzuna vurduğu darbe yer alıyordu.

Avrupa Birliği’ne entegrasyonu hedefleyen ve 2022’de aday statüsü alan Moldova’da da durum benzer. Ülke yetkilileri, Moskova Patrikhanesi’yle bağlantılı yapının bir tür nüfuz aracı olarak kullanıldığını defalarca dile getirdi. Moldovalı güvenlik birimleri, 2023–2024 yıllarında bazı din adamlarının siyasî propaganda faaliyetlerine katıldığını ve Rus dış politikasının çizgisiyle örtüşen söylemleri yaydığını tespit ettiklerini açıkladı. Kilise başlığı, böylece ülkenin ulusal güvenlik ve bilgi güvenliği tartışmalarında önemli bir dosya haline geldi.

Öte yandan Rus Ortodoks Kilisesi’nden yapılan açıklamalar, Afrika’daki büyümenin siyasî amaçlarla ilişkilendirilmesini reddediyor. Cape Town’daki Aziz Yuhanna Klimakos (İoann Lestviçnik) Kilisesi’nin lideri Nicholas Esterheyzen, Moskova ile olan bağlarının “tamamen ruhani” karakter taşıdığını savunuyor ve bunun güncel siyasetin ötesinde, litürjik gelenek ve teolojik süreklilikle ilgili olduğunu vurguluyor.

Benzer bir yaklaşım da Nijerya’daki Rus Ortodoks rahibi Daniel Agbaza’dan geliyor. Benue eyaletinde yeni bir kilisenin inşası sürerken Agbaza, “Rus” adının yalnızca patrikliğin tarihsel kökenini ifade ettiğini, bunun Rus hükümetine bağlılık anlamına gelmediğini söylüyor. Ona göre asıl belirleyici olan, kilisenin kurumsal özerkliği ve Ortodoksluğun evrensel niteliği.

Sonuçta Rus Ortodoks Kilisesi’nin Afrika’daki genişlemesi çifte bir anlatı yaratıyor. Bir yanda onlarca ülke, yüzlerce cemaat ve din adamıyla kayda geçen hızlı kurumsal büyüme var; ki bu büyüme, Moskova’nın Afrika’daki dış politika aktivizminin ivme kazandığı döneme denk düşüyor. Diğer yanda ise rahipler, sürecin özünü ruhani motivasyonla ve kanonik zorunluluklarla açıklıyor. Fakat Afrika’da din, toplumun en etkili kurumlarından biri olmayı sürdürdüğü için, herhangi bir kilise ağı siyaset dışı olduğunu ilan etse dahi kaçınılmaz olarak siyasi bir boyut kazanıyor. Tam da bu ruhani otorite ile jeopolitik çıkarların kesişiminde, Rusya’nın kıtadaki yeni nüfuz aracının şekillendiği görülüyor.

Etiketler: