AB, Rusya'dan boru hatlarıyla gelen doğal gaza yönelik kritik bağımlılığından neredeyse kurtuldu, ancak bu kez başka bir kırılganlıkla karşı karşıya kaldı: Avrupa'nın enerji güvenliği artık Hürmüz Boğazı'na, ABD'deki sıvılaştırılmış doğal gaz tesislerine, Asya talebine, hava koşullarına ve küresel ticaretin birkaç kritik dar boğazına bağlı. 2026–2027 kışı, Avrupa'nın yeni enerji modelinin ilk ciddi sınavı olabilir.
Ağustos 2026'da Avrupa, yalnızca birkaç ay önce neredeyse imkansız görünen bir paradoksla karşılaştı. Kıta, enerji sisteminde çöküş yaşamadan soğuk bir kışı atlattı, Rusya'dan boru hatlarıyla gelen gaza bağımlılığını keskin biçimde azalttı, yeni sıvılaştırılmış doğal gaz terminalleri kurdu, ulusal gaz piyasaları arasındaki bağlantıları genişletti ve ABD'den rekor miktarda sıvılaştırılmış doğal gaz aldı. 2022 krizinin temel dersinin çıkarıldığı düşünülüyordu.
Ancak sorun başka bir taraftan geri döndü.
9 Ağustos itibarıyla Avrupa'daki yer altı gaz depolarının doluluk oranı yaklaşık yüzde 59'du. AB'nin en büyük ekonomisi ve kıtanın gaza en bağımlı sanayi merkezlerinden biri olan Almanya'da ise bu oran yalnızca yüzde 48 civarındaydı. Bu seviyeler bir önceki yılın çok altındaydı. Aynı dönemde Avrupa'nın temel doğal gaz fiyat göstergesi megavatsaat başına yaklaşık 50–60 avro aralığında seyrediyor, sıcak hava ve yeni arz kesintilerinin etkisiyle 60 avronun üzerine çıkıyordu.
Karşılaştırmak gerekirse, 2026'nın başlarında gaz megavatsaat başına yaklaşık 28–40 avrodan işlem görüyordu. Dolayısıyla sorun Avrupa'da fiziksel olarak gazın ortadan kalkması değil. Sorun, kışa hazırlığın geleneksel modelini mümkün kılan ucuz yaz gazının ortadan kalkmış olması.
Bu nedenle mevcut kriz, depolardaki doluluk oranlarının gösterdiğinden daha tehlikeli. Avrupa 2022'ye geri dönmedi. Bunun yerine Basra Körfezi'ndeki bir arz açığının, Asya'daki sıcak hava dalgasının, ABD'deki bir kasırganın, Norveç'teki bir platformun bakımının ya da Almanya'da rüzgarsız geçen bir haftanın Avrasya'nın öbür ucundaki ısınma, elektrik, gübre, metal ve sanayi üretiminin maliyetini neredeyse anında değiştirebildiği yeni bir risk sistemine girdi.
Avrupa Gazprom'u yendi, Hürmüz'e bağımlı hale geldi
Şubat 2022'den sonra AB, muhtemelen tarihindeki en büyük enerji lojistiği dönüşümünü gerçekleştirdi.
Rusya'nın tedarik modeli esas olarak boru hatlarına ve uzun vadeli ilişkilere dayanıyordu. Avrupa büyük miktarda gazı fiziksel olarak sabit güzergahlardan alıyordu: Kuzey Akım, Ukrayna gaz taşıma sistemi, Yamal–Avrupa ve TürkAkım. Bu sistemin açık bir jeopolitik kusuru vardı: tek bir büyük tedarikçiye bağımlılık.
Bu bağların önemli bir bölümünün kopmasının ardından AB çeşitlendirmeye yöneldi.
2025 yılında Avrupa'nın boru hattı gazı ithalatının yüzde 54,4'ünü Norveç, yüzde 18,5'ini Cezayir, yüzde 9,8'ini Rusya karşılıyordu. Ancak daha önemli olan başka bir gelişmeydi: AB'nin ithal ettiği gazın neredeyse yarısı artık sıvılaştırılmış doğal gaz biçiminde geliyor. 2026'nın ilk çeyreğinde AB'nin sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatının yüzde 57,4'ü ABD'den geldi. Rusya'nın payı yüzde 17,3, Katar'ın yüzde 6,6, Nijerya'nın ise yüzde 6,2 oldu.
İlk bakışta bu çok daha güvenli bir yapı. Bir tanker başka bir yöne çevrilebilir. Bir terminal ABD, Nijerya, Cezayir, Angola ya da başka bir üreticiden gelen yükü kabul edebilir. Bir boru hattının güzergahını ise değiştiremezsiniz.
Ancak sıvılaştırılmış doğal gazın hareketliliğinin bir başka yüzü var: yük, kendisine en yüksek fiyatın ödendiği yere gider.
Avrupa tam da bu noktada bir bağımlılık türünü başka bir bağımlılıkla değiştirdi.
2022'den önce temel risk siyasiydi: Moskova ne yapacak?
2026'da soru çok daha karmaşık: Washington, Tahran, Doha, Pekin, Tokyo, Seul, Oslo, Meksika Körfezi ve Avrupa elektrik piyasasında aynı anda ne olacak?
Yeni enerji güvenliği coğrafi olarak çeşitlendirilmiş, ancak mali açıdan küreselleşmiş durumda.
Depolarda yüzde 58–59: tek bir rakam neden bütün piyasayı korkutuyor
Avrupa'daki yer altı depoları 102 milyar metreküpün biraz üzerinde gaz alabiliyor. Normal bir kışta bu depolardan çekilen gaz tüketimin yüzde 30'una kadarını karşılayabiliyor. Ancak bu, AB'nin bütün ısınma sezonunu ithalat yapmadan geçirmesine yetecek bir rezerv değil. Depolar, mevsimsel talep artışını dengeleyen bir tampon işlevi görüyor.
Bu tampon bu kez alışılmadık ölçüde zayıf kaldı.
Avrupa gaz piyasasında yaz döneminin başladığı 1 Nisan'da depoların doluluk oranı yalnızca yüzde 28 civarındaydı. Bu yaklaşık 29 milyar metreküpe karşılık geliyordu. Bunun nedeni, Avrupa'nın birikmiş gaz rezervlerini yoğun biçimde tükettiği soğuk 2025–2026 kışıydı.
Normal piyasa koşullarında bunda felaket sayılabilecek bir durum olmazdı. İlkbahar ve yaz aylarında ısınma talebi düşer, gaz ucuzlar, tüccarlar gazı satın alarak depolara basar ve kışın daha yüksek fiyata satar.
Ancak 2026'da bu mekanizma bozuldu.
Fiziksel olarak değil. Mali açıdan.
İran çevresindeki savaşın başlamasının ardından gaz fiyatları sert biçimde yükseldi. Ardından yakın vadeli gaz fiyatlarının daha ileri tarihli sözleşmelerden daha pahalı hale geldiği ters vadeli fiyat yapısı ortaya çıktı.
Bir depo sahibi açısından böyle bir fiyat eğrisi neredeyse saçma bir ekonomik sinyal anlamına geliyor. Bugün pahalı gaz alması, taşıma, enjeksiyon, depolama ve finansman giderlerini üstlenmesi, ardından da bu gazı kışın muhtemelen daha ucuza satması bekleniyor.
Yani piyasa işletmeciye açıkça şunu söylüyor: depoyu doldurma.
Aurora Enerji Araştırmaları ağustos başında gaz enjeksiyonu için ekonomik teşvikin neredeyse tamamen ortadan kalktığını değerlendiriyordu. Depoların yüzde 80 seviyesine ulaşabilmesi için bile neredeyse rekor hızda gaz basılması ve muhtemelen devlet müdahalesi gerekecekti.
Bu, Avrupa enerji politikasının temel paradokslarından biri: devlet güvenlik için rezerv istiyor, ancak mevcut fiyat yapısı piyasaya bu rezervleri oluşturmayı ekonomik açıdan cazip kılmıyor.
Brüksel kuralları değiştirdi: kağıt üzerinde yüzde 90, gerçekte yüzde 80 mümkün
2022'deki enerji şokunun ardından AB, kış öncesinde gaz depolarının yüzde 90 oranında doldurulmasını zorunlu hedef haline getirdi.
Ancak Avrupa katı bir tarihin yan etkisini kısa sürede fark etti. Piyasa, onlarca ülkenin belirli bir tarihe kadar dev miktarda gaz satın almak zorunda olduğunu biliyorsa satıcıların eline ideal bir koz geçiyor. Zorunlu satın alma yükümlülüğü tek başına fiyatları yükseltebiliyor.
Bu nedenle kurallar 2025'te esnetildi.
Yüzde 90'lık hukuki hedef korundu, ancak artık bu seviyeye 1 Ekim ile 1 Aralık arasındaki herhangi bir tarihte ulaşılması yeterli. Ayrıca zorlu koşullarda hedeften 10 yüzde puan sapmaya izin veriliyor. Olumsuz piyasa koşullarının devam etmesi durumunda Avrupa Komisyonu beş yüzde puana kadar ilave esneklik sağlayabiliyor.
Ekonomik mantık açık: Brüksel, enerji güvenliğini tüccarlara garanti edilmiş bir kazanç fırsatına dönüştürmemeye çalışıyor.
Ancak ağustos ayındaki tablo bu yaklaşımın sınırlarını gösteriyor.
Avrupa Birliği Enerji Düzenleyicileri İşbirliği Ajansı temmuz ayında, yüzde 90 hedefinin yakalanabilmesi için Avrupa'nın sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatını 2025 seviyesine göre yaklaşık yüzde 13 artırması gerektiği uyarısında bulunmuştu. Geçen yılki ithalat hacimlerinin korunması durumunda yüzde 80 civarı daha gerçekçi görünüyordu.
Ağustos başında piyasa tahminleri daha da temkinli hale geldi. Röyter haber ajansının derlediği analitik değerlendirmeler, kış öncesi rezervlerin en yüksek seviyesinin yalnızca yüzde 67–76 aralığında kalabileceğini gösteriyordu.
Bu artık Brüksel'in belirlediği güzel görünen rakamdan teknik bir sapma değil.
Bu, stratejik tamponun onlarca milyar metreküp küçülmesi anlamına geliyor.
Ras Laffan'a tek bir saldırı dünya piyasasını yıllarca değiştirdi
Avrupa'nın ikinci sorunu Brüksel'den yaklaşık beş bin kilometre uzakta, Katar'da bulunuyor.
Ras Laffan dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz üretim merkezi. Mart ayındaki İran saldırılarının ardından 14 sıvılaştırma hattından ikisi ve gazdan sıvı yakıt üreten bir tesis hasar gördü. Katar Enerji'nin başkanı ve Enerjiden Sorumlu Devlet Bakanı Saad el-Kaabi, yıllık yaklaşık 12,8 milyon ton sıvılaştırılmış doğal gaz üretim kapasitesinin devre dışı kaldığını açıkladı. Bu, ülkenin ihracat potansiyelinin yaklaşık yüzde 17'sine karşılık geliyor.
Hasar gören hatların onarım süresinin üç ila beş yıl arasında olacağı tahmin ediliyor. Yıllık gelir kaybının yaklaşık 20 milyar dolar olduğu değerlendiriliyor. Yoğuşuk ürünler, sıvılaştırılmış petrol gazı, helyum ve diğer ürünlerin ihracat kapasitesi de zarar gördü.
Bu iki nedenle önemli.
Birincisi açık: dünya piyasası önemli miktarda arz kaybetti.
İkincisi çok daha önemli: saldırı, gelecekte oluşması beklenen sıvılaştırılmış doğal gaz fazlasının başlıca kaynaklarından biri olması öngörülen üreticiyi vurdu.
Savaştan önce piyasa, Katar'daki Kuzey Sahası'nın büyük ölçekte genişletilmesini ve ABD kapasitesindeki büyümeyle eş zamanlı olarak Katar'dan yeni arz gelmesini bekliyordu. 2026'nın ikinci yarısında ve sonrasında daha ucuz gaz beklentisini yaratan tam da bu yeni sıvılaştırılmış doğal gaz dalgasıydı.
Uluslararası Enerji Ajansı artık Orta Doğu'daki çatışma nedeniyle 2026–2030 döneminde potansiyel sıvılaştırılmış doğal gaz arzındaki toplam kaybı, önceki öngörülen seyirle karşılaştırıldığında yaklaşık 140 milyar metreküp olarak tahmin ediyor. En güçlü etki 2026 ve 2027 yıllarında görülecek.
Başka bir ifadeyle Avrupa yalnızca bugünkü arz açığıyla karşı karşıya değil.
Savaş, piyasanın yüksek fiyatların ilacı olarak gördüğü gelecekteki gaz fazlasının bir bölümünü de yok etti.
Hürmüz Katar'dan daha önemli: Avrupa ve Asya aynı tanker için yarışıyor
Bir paradoks daha var.
Avrupa tek başına Katar sıvılaştırılmış doğal gazının başlıca alıcısı değildi. 2026'nın ilk çeyreğinde Katar'ın Avrupa'nın sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatındaki payı yalnızca yüzde 6,6'ydı. Bir önceki kış Katar'dan gelen miktar AB'nin sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatının yaklaşık yüzde 7'sini, toplam doğal gaz ithalatının ise yalnızca yüzde 4'ünü oluşturuyordu.
O halde savaş Avrupa'yı neden bu kadar sert vurdu?
Çünkü gaz piyasası küresel.
Savaştan önce dünya sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık yüzde 20'si Hürmüz Boğazı'ndan geçiyordu. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin bu güzergaha gerçek anlamda tam bir alternatifi yok. Uluslararası Enerji Ajansı, potansiyel olarak bloke edilebilecek akışın günlük 300 milyon metreküpün üzerinde olduğunu hesaplıyor. Bu, 2021'de Kuzey Akım üzerinden taşınan ortalama gaz miktarının yaklaşık iki katı.
2025 yılında Hürmüz'den geçen sıvılaştırılmış doğal gazın neredeyse yüzde 90'ı Asya'ya gidiyordu.
Bu nedenle Avrupa'nın doğrudan yaşadığı arz açığı hikayenin yalnızca yarısı.
Çin, Japonya, Güney Kore, Hindistan ve diğer Asyalı tüketiciler Katar'dan gelen yükleri kaybettiklerinde piyasaya çıkarak ABD, Afrika ve Avustralya kaynaklı sıvılaştırılmış doğal gaz aramaya başlıyor.
Yani Avrupa'nın kendi depolarını doldurmak için ihtiyaç duyduğu gazın aynısını.
Mart ile haziran arasında Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden sıvılaştırılmış doğal gaz arzı yıllık bazda yaklaşık 35 milyar metreküp azaldı. Körfez dışındaki üreticiler üretimi yaklaşık 27 milyar metreküp artırarak kaybın yaklaşık dörtte üçünü telafi edebildi. Ancak bu bile yeterli olmadı: dünya sıvılaştırılmış doğal gaz üretimi söz konusu dönemde yaklaşık yüzde 4 geriledi.
Avrupa'nın yeni bağımlılığı böyle şekilleniyor.
Bunun adı Gazprom değil.
Bunun adı, piyasadaki son boş sıvılaştırılmış doğal gaz tankerinin küresel fiyatı.
Petrol savaşa neden gazdan daha dayanıklı
Petrol ve gaz piyasaları Orta Doğu krizine temelden farklı biçimlerde tepki veriyor.
Petrolde gelişmiş bir stratejik rezerv sistemi var. Devletler yüz milyonlarca varili piyasaya sürerek arz kesintilerini geçici olarak telafi edebiliyor.
Sıvılaştırılmış doğal gazda benzer bir küresel rezerv bulunmuyor.
Gazı depolamak daha zor. Altyapı belirli terminallere bağlı. Sıvılaştırılmış doğal gaz üretimi, birkaç ay içinde inşa edilmesi mümkün olmayan dev tesisler gerektiriyor. Tanker filosu sınırlı. Yüklerin başka güzergahlara yönlendirilmesi mesafeyi, navlun maliyetini ve teslimat süresini artırıyor.
Bu nedenle petrol şoku rezervlerle kısmen yumuşatılabilirken, gaz piyasası arzın yalnızca birkaç yüzdesinin fiziksel olarak kaybedilmesini çok daha hızlı biçimde sert fiyat hareketlerine dönüştürüyor.
Uluslararası Enerji Ajansı, Kuzey Amerika, Afrika ve Avustralya'daki yeni projelerin 2026 yılında yaklaşık 50 milyar metreküp ilave sıvılaştırılmış doğal gaz sağlayacağını, mevcut tesislerin ise 10 milyar metreküpten fazla ek üretim yapabileceğini öngörüyordu. Ancak bu hacimler artık beklenen arz fazlasını yaratmak için değil, Orta Doğu'da oluşan açığı kapatmak için gerekiyor.
Bu temel bir değişim.
Savaştan önce 2026'nın rahatlama döneminin başlangıcı olması bekleniyordu.
Bunun yerine 2026, ek arzın yok edilen kapasiteyi ancak güçlükle telafi edebildiği bir yıl haline geldi.
ABD Avrupa'yı Rusya'dan kurtardı ve devasa bir koz elde etti
Avrupa'nın enerji dönüşümünden en büyük kazancı ABD sağladı.
2021'de ABD'den gelen sıvılaştırılmış doğal gaz, Avrupa'nın ithalat kaynaklarından yalnızca biriydi. 2026'nın ilk çeyreğine gelindiğinde ABD, AB'nin ithal ettiği bütün sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 57,4'ünü sağlıyordu. Avrupa Birliği Enerji Düzenleyicileri İşbirliği Ajansı'na göre ABD kaynaklı tedarik artık Avrupa'nın gaz dengesinin merkezi unsuru haline geldi.
Bu, Washington'ın sıvılaştırılmış doğal gazı Moskova'nın boru hattı bağımlılığını kullandığı biçimde kullanabileceği anlamına gelmiyor. ABD piyasasının yapısı farklı: tedarik özel şirketler tarafından sağlanıyor, çok sayıda sözleşme esnek koşullara sahip ve ticaret ticari fiyat sinyallerine dayanıyor.
Ancak jeopolitik etkisi yine de çok büyük.
Avrupa'nın enerji güvenliği artık ABD'nin ihracat politikası, yeni terminallerin inşası, ülke içindeki temel doğal gaz fiyatı, ihracat tesislerine ulaşan boru hatlarının kullanılabilirliği, Meksika Körfezi'ndeki hava koşulları ve hatta ABD yönetiminin ihracat kapasitesinin artırılmasına ilişkin izin kararlarıyla bağlantılı.
Orta Doğu krizinin başlamasının ardından Washington, Plakminz sıvılaştırılmış doğal gaz tesisinin yıllık ihracat kapasitesini yaklaşık 4,6 milyar metreküp, Elba Adası tesisinin kapasitesini ise yaklaşık 0,8 milyar metreküp artırmasına izin verdi.
Bu nedenle ABD Başkanı Trump, aynı anda hem enerji şokuna yol açan savaşın taraflarından biri hem de ilave gaz tedariki olmadan Avrupa'nın bu şokun sonuçlarını hafifletmesinin çok daha zor olacağı ülkenin lideri konumunda.
Enerji jeopolitiğinde bu tür paradokslar nadiren önemsiz rastlantılardır. Bunlar müzakere gücü yaratır.
Rusya Avrupa pazarını kaybetti, ancak kusursuz bir propaganda konusu kazandı
Moskova'da yaşananlar, Kremlin'in 2022'den beri tekrarladığı tezin doğrulanması olarak görülüyor: Avrupa'nın Rus gazından vazgeçmesinin kaçınılmaz olarak pahalı enerjiye ve sanayi rekabet gücünün kaybedilmesine yol açacağı ileri sürülüyor.
Rusya Doğrudan Yatırım Fonu Başkanı ve Rusya Devlet Başkanı'nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliğinden sorumlu özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, ağustos ayındaki depolama verilerini kullanarak Avrupa'da yeni bir enerji krizi tehdidi bulunduğunu öne sürdü ve bundan AB'nin kendisini sorumlu tuttu.
Rusya'nın bilgilendirme politikası açısından bu neredeyse kusursuz bir tablo.
Ancak ekonomik nedensellik çok daha karmaşık.
Mevcut fiyat sıçramasının doğrudan nedeni Rusya değil. Başlıca etkenler İran çevresindeki savaş, Hürmüz'ün fiilen kapanması, Katar altyapısının zarar görmesi, sıvılaştırılmış doğal gaz için rekabet ve olağan dışı hava koşulları.
Üstelik Avrupa'nın enerji altyapısı bugün dört yıl öncesine göre nesnel olarak daha dayanıklı.
Ancak Moskova'nın ciddi bir argümanı var: Rusya'dan boru hatlarıyla gelen gazdan vazgeçilmesi, Avrupa'nın küresel sıvılaştırılmış doğal gaz fiyatlarına karşı hassasiyetini gerçekten artırdı.
Brüksel açısından rahatsız edici bir ironi daha var.
2026'nın ilk beş ayında AB'nin Rusya'dan boru hattı gazı ithalatı yıllık bazda yüzde 7, Rusya kaynaklı sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatı ise yüzde 11 arttı. Kısıtlamaların ilk aşamasının yürürlüğe girmesinin ardından, izin verilen uzun vadeli sözleşmeler kapsamında Rusya'dan sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatı daha da hızlı arttı. Avrupa Birliği Enerji Düzenleyicileri İşbirliği Ajansı bunu, diğer etkenlerin yanı sıra, Katar'dan gelen hacimlerin neredeyse tamamen ortadan kalkmasını telafi etme ihtiyacına bağlıyor.
AB aynı zamanda 2026 sonuna kadar Rusya'dan sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatını tamamen durdurmayı, kalan boru hattı tedarikini ise daha sonraki bir tarihte, daha önce kabul edilen Avrupa Birliği enerji bağımsızlığı programı çerçevesinde sona erdirmeyi planlıyor.
Ortaya neredeyse gerçeküstü bir yapı çıkıyor: Avrupa, Katar'dan gelen gazın kaybedilmesinin yol açtığı krizi hafifletmek için geçici olarak daha fazla Rus gazı kullanırken, aynı anda Rusya kaynaklı tedariki hukuken kendi önüne kapatıyor.
Siyasi açıdan Brüksel'in mantığı anlaşılır.
Ancak kış dönemi gaz dengesi açısından bu politika, piyasanın özellikle istikrarsız olduğu bir dönemde yedek seçeneklerin sayısını azaltıyor.
Sıcak hava da soğuk kadar tehlikeli çıktı
Eski mevsimsel modeli bozan başka bir etken daha var.
Gaz geleneksel olarak kışın ısınmayla ilişkilendirilir. Ancak 2026 yazında sıcak hava bizzat ek gaz talebinin kaynağı haline geldi.
Ağustos ayındaki sıcak hava dalgası sırasında Fransa'daki nükleer santraller, yüksek sıcaklıklar ve nehirlerdeki düşük su seviyeleri nedeniyle üretim kısıtlamalarıyla karşı karşıya kaldı. Potansiyel kapasite kaybının 7,3 gigavata kadar çıkabileceği tahmin edildi.
Aynı dönemde Almanya'daki rüzgar enerjisi üretimi bazı dönemlerde mevsimsel ortalamanın yaklaşık yüzde 60 altında kaldı. Gazla çalışan elektrik santralleri kaybın bir bölümünü telafi etmek zorunda kaldı. Fransa ve Almanya'da ertesi gün teslimatlı elektrik fiyatları megavatsaat başına yaklaşık 140 avroya ve üzerine çıktı.
Bu son derece önemli bir nokta.
Güneş ve rüzgar enerjisinin büyümesi yıllık ortalama gaz tüketimini azaltıyor. Uluslararası Enerji Ajansı, Avrupa'nın doğal gaz talebinin 2026'da yüzde 2'den fazla gerilemesini bekliyor.
Ancak ortalama tüketimin azalması, kritik bir anda gaz fiyatının da mutlaka düşeceği anlamına gelmiyor.
Birkaç gün üst üste rüzgar esmezse, hidroelektrik üretimi düşerse, nükleer santraller kapasitelerini sınırlandırırsa ve sıcak hava klima kullanımını artırırsa, sistemi dengeleyen kaynak yine gazla elektrik üretimi oluyor.
Gaz enerji dengesinde daha küçük bir paya sahip olabilir, ancak son megavatsaatin fiyatını belirleyen yakıt olmayı sürdürebilir.
Bu, Avrupa'nın enerji dönüşümünün en rahatsız edici özelliklerinden biri: gaza duyulan ihtiyaç, elektrik fiyatlarının gaza olan bağımlılığından daha hızlı azalıyor.
Sanayi krizi, evler soğumadan önce kaybedebilir
2026–2027 kışı tartışılırken yapılan temel hata, sorunu yalnızca konutların ısıtılması için yeterli gaz bulunup bulunmayacağı meselesine indirgemek.
Temel senaryoda büyük olasılıkla yeterli gaz bulunacak.
Avrupa daha fazla sıvılaştırılmış doğal gaz terminaline, birbirine daha iyi bağlanmış gaz şebekelerine sahip. 2022 krizinden önceki döneme kıyasla çok daha az gaz tüketiyor ve çok daha çeşitlendirilmiş bir tedarik sisteminden yararlanıyor.
Ancak enerji krizi mutlaka boş borularla başlamaz.
Fiyatlarla da başlayabilir.
Orta Doğu'daki savaşın başlamasının ardından enerji şoku Avro Bölgesi'ndeki enflasyonu şimdiden hızlandırdı. Mayıs ayında enflasyon yüzde 3,2'ye ulaştı ve Avrupa Merkez Bankası genel endeksteki hızlanmayı doğrudan enerji maliyetlerindeki artışla ilişkilendirdi.
Bir hane için megavatsaat başına 60 avroluk gaz fiyatı rahatsız edicidir.
Amonyak, gübre, cam, seramik, çelik, kimyasal ürünler ve bazı demir dışı metallerin üretiminde ise böyle bir fiyat işletmenin bütün ekonomik yapısını değiştirebilir.
Avrupa sanayi grupları daha mevcut savaş başlamadan önce AB'deki enerji maliyetlerinin ABD ve Çin'deki birçok rakibin karşı karşıya olduğu seviyelerin iki katından fazla olduğu konusunda uyarıyordu. BASF, ArcelorMittal, Heidelberg Materials ve diğer şirketler pahalı enerjiyi yatırımların başka ülkelere kaydırılması ve Avrupa üretiminin rekabet gücünün zayıflamasıyla ilişkilendiriyordu.
Gaz yalnızca bir yakıt değil, aynı zamanda kimya sanayisinin hammaddesidir.
Uluslararası Enerji Ajansı, Orta Doğu kaynaklı gaz şokunun azotlu gübre piyasasına yayıldığını şimdiden kaydediyor. Gaz maliyetlerindeki artış Avrupa ve Asya'daki amonyak ve üre üreticilerinin kapasite kullanımını azaltırken, Körfez ülkelerinden gelen tedarikteki kesintiler ek bir fiyat baskısı yaratıyor.
Enerji krizi böylece gıda krizine dönüşüyor.
Önce gaz pahalanıyor.
Ardından gübre.
Sonra tarım ürünleri.
Bunun ardından baskı yeniden tüketici enflasyonuna dönüyor.
2026–2027 kışı: pahalı sakinlikten gerçek krize
Avrupa'nın önünde tek bir kış senaryosu yok. Birkaç farklı gidişat mümkün ve bunların arasındaki farkı kelimenin tam anlamıyla birkaç değişken belirliyor.
İlk senaryo yönetilebilir bir durum.
Hürmüz kademeli olarak normal işleyişine döner, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin zarar görmemiş kapasitelerinden sevkiyat yeniden toparlanır, ABD ihracatı yüksek kalır ve kış mevsim normallerinde ya da daha sıcak geçer.
Böyle bir durumda depoların yüzde 70–80 oranında dolu olması bile yeterli olabilir. Avrupa geçen kış öngördüğünden daha fazla ödeme yapar, ancak fiziksel bir kriz yaşanmaz.
İkinci senaryo pahalı bir kış.
Hürmüz yalnızca kısmen işler, Katar ihracatının toparlanması yavaş ilerler ve hava mevsim normallerinden daha soğuk olur.
Enerji Aspekts adlı analiz kuruluşu, piyasanın kademeli biçimde normalleşmesi durumunda kış aylarında olası fiyat aralığını megavatsaat başına yaklaşık 60–80 avro olarak değerlendiriyordu.
Bu, fiyatların kısa süreliğine megavatsaat başına 300 avronun üzerine çıktığı 2022 yılı değil.
Ancak Avrupa sanayisi açısından birkaç ay boyunca megavatsaat başına 70–80 avroluk gaz, kısa süreli panik sıçramasından çok daha tehlikeli olabilir. Yatırım kararları tek bir günün en yüksek fiyatına göre değil, enerjinin yıllar boyunca beklenen maliyetine göre alınır.
Üçüncü senaryo stresli.
Katar'dan sevkiyat ciddi biçimde sınırlı kalır, Hürmüz'de normalleşme gerçekleşmez ve kış soğuk geçer.
Bu koşulların birleşmesi halinde model hesaplamaları kasım ile mart arasında ortalama gaz fiyatının megavatsaat başına yaklaşık 110 avroya çıkabileceğini ve kış sonunda depolardaki rezervlerin yaklaşık yüzde 10 seviyesine kadar gerileyebileceğini gösteriyor.
Bu durumda artık sanayi talebinin azaltılması, sübvansiyonlar, acil devlet alımları ve hükümetler üzerinde siyasi baskı gündeme gelir.
Dördüncü senaryo zincirleme kriz.
Bunun için tek bir dev olay gerekmiyor.
Birkaç orta ölçekli şok yeterli.
Bir kasırga ABD'nin sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatını sınırlar. Norveç'teki bir saha plansız bakıma girer. Avrupa uzun süreli soğuk, bulutlu ve rüzgarsız hava koşullarıyla karşılaşır. Gaz altyapısında yeni bir olay yaşanır. Rusya'dan tedarik beklenenden daha hızlı azalır. Asya piyasadaki serbest yüklerin fiyatını yükseltir.
Bu unsurların her biri tek başına yönetilebilir.
Ancak hepsinin aynı anda ortaya çıkması piyasayı paniğe sürükleyebilir.
Kışın temel riski de tam olarak burada yatıyor: öngörülebilir tek bir arz açığı değil, birbirinden bağımsız birkaç şokun aynı anda gerçekleşmesi.
Avrupa neden yine de 2022'ye dönmedi
2022 ile yapılan panik dolu karşılaştırmalar siyasi açıdan kullanışlı olabilir, ancak ekonomik açıdan doğru değil.
O dönemde Avrupa devasa Rus boru hattı akışlarına yapısal olarak bağımlıydı ve ortadan kalkmakta olan tedarik sisteminin yerine neredeyse gerçek zamanlı olarak yeni bir yapı kuruyordu.
Bugün bu alternatif yapı mevcut.
Gaz terminalleri inşa edildi. Bağlantı hatları genişletildi. AB içindeki gaz akışlarının yönü değiştirildi. İthalat çeşitlendirildi. Tüketim düştü. Rüzgar ve güneş enerjisinden elektrik üretimi önemli ölçüde arttı.
13 Ağustos'ta Röyter bir başka yapısal eğilime dikkat çekti: Avrupa'da rüzgar ve güneş enerjisinden elde edilen toplam elektrik üretimi 2026 yılında giderek daha sık biçimde gazdan elektrik üretimini aşarak elektrik sektöründe gazın yoğun kullanıldığı dönemlerin süresini kısaltıyor. Avrupa'nın rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesi 750 gigavata yaklaştı.
Bu nedenle 2022'deki en kötü beklentileri andıran fiziksel bir çöküşün tekrarlanma ihtimali daha düşük.
Ancak yeni sistemin başka bir zayıflığı ortaya çıktı.
Eski bağımlılık yoğunlaşmış ve açıktı.
Yeni bağımlılık ise dağınık olduğu için psikolojik olarak daha az görünür.
Avrupa Norveç'e bağlı.
ABD'den gelen sıvılaştırılmış doğal gaza bağlı.
Küresel deniz taşımacılığı sistemine bağlı.
Hürmüz'e bağlı.
Asya talebine bağlı.
Nükleer enerji üretiminin istikrarına bağlı.
Rüzgara bağlı.
Sıcaklığa bağlı.
Onlarca ihracat tesisinin durumuna bağlı.
Ve ticari olarak karlı olmadığı zamanlarda bile piyasanın depoları doldurabilme yeteneğine bağlı.
Avrupa'nın temel hatası: enerji bağımsızlığı tedarikçi değişikliği sanıldı
Rus gazı üzerindeki tartışma çoğu zaman yanlış bir ikilem üzerine kuruluyor.
Bir tarafta Avrupa'nın ucuz Rus yakıtından vazgeçerek ekonomik intihar yaptığı tezi dile getiriliyor.
Diğer tarafta ise Rus gazının ABD ve Katar sıvılaştırılmış doğal gazıyla değiştirilmesinin bağımlılık sorununu ortadan kaldırmaya yeteceği öne sürülüyor.
Her iki yaklaşım da fazlasıyla basit.
Eski modele geri dönmek, enerji kaynaklarını büyük siyasetin bir aracına dönüştürebildiğini daha önce göstermiş tek bir tedarikçiye yönelik stratejik bağımlılığın yeniden kurulması anlamına gelirdi.
Ancak bu modelin sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatıyla değiştirilmesi de enerji egemenliği yaratmıyor.
Bunun yerine daha rekabetçi, daha esnek, fakat aynı zamanda daha pahalı ve küresel krizlere karşı daha hassas bir piyasa yaratıyor.
Gerçek bağımsızlığın bedelini belirleyen şey gaz molekülünün hangi ülkeden geldiği değildir.
Belirleyici olan, ekonominin kritik bir anda o gaza ne ölçüde ihtiyaç duymadan işleyebildiğidir.
Bu nedenle Avrupa'nın krize vereceği temel yanıt yalnızca ABD, Katar, Cezayir ya da Norveç ile yapılacak yeni sözleşmelerde bulunmuyor.
Yanıt; elektrik şebekelerinde, enerji depolama sistemlerinde, nükleer üretimde, ısıtma sistemlerinin modernizasyonunda, sanayinin enerji verimliliğinde, uzun vadeli sözleşmelerde, yedekleme mekanizmalarında ve birkaç pahalı gaz santralinin bütün sistemin fiyatını otomatik olarak belirleyemeyeceği bir elektrik piyasası yapısında yatıyor.
İran çevresindeki savaş, Avrupa'nın gereğinden erken biçimde çözüldüğünü düşündüğü bir sorunu yeniden görünür hale getirdi.
Rus gazına bağımlılık gerçekten de keskin biçimde azaltıldı.
Avrupa'nın gaza bağımlılığı ise azaltılmadı.
Yalnızca küreselleşti.
Bu nedenle 2026–2027 kışının temel sorusu artık şu değil: Rusya Avrupa'nın gazını kesebilir mi?
Avrupa bu sorunun yanıtını büyük ölçüde buldu.
Yeni soru çok daha zor: Almanya, Çin, Japonya ve Güney Kore aynı tanker için eş zamanlı olarak rekabete girdiğinde ve üreticiden alıcıya uzanan güzergah bir savaş bölgesinden geçtiğinde Avrupa gaz için ne kadar ödemeye hazır?
Kış ılıman geçerse Avrupa büyük olasılıkla enerji dönüşümünü bir kez daha başarılı ilan edecek.
Ancak kış soğuk, rüzgarsız geçer ve yeni bir dış şokla aynı döneme denk gelirse rahatsız edici bir gerçek ortaya çıkacak: kıta gazı kabul edecek kadar terminal inşa etti, fakat bu gazın Avrupa sanayisinin rekabet gücünü koruyabileceği bir fiyattan bulunmasını garanti edecek sistemi henüz kuramadı.
Ve bu, depoların doluluk oranından çok daha ciddi bir sorun.
2022'de Avrupa gazsız kalmaktan korkuyordu. 2026'da temel risk farklı: gaz bulunacak, ancak ödenecek bedel ekonomik açıdan yıkıcı olabilir.