Hazar Denizi, Azerbaycan için uzun zamandır sadece coğrafi bir kavram olmaktan çıkmıştır. Bugün Hazar, ülkemizi Orta Asya'ya bağlayan bir ticaret damarı, siyasi bir koridor ve stratejik bir köprüdür. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı İdaresi Dış Politika Meseleleri Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev'in Trans-Hazar Forumu'ndaki konuşmasında yaptığı açıklama tam da bu mantık çerçevesinde değerlendirilmelidir.
"Hazar Denizi, Azerbaycan için bir ticaret aracıdır ve ülkemizi Orta Asya'ya bağlamaktadır" diyen Hikmet Hacıyev, bölgenin yeni gerçeğini bu formülle ortaya koymuştur.
Bu formül, bölgenin yeni gerçekliğini yansıtmaktadır. Azerbaycan artık sadece Doğu ile Batı arasında yer alan bir konumda değildir. Ülkemiz; ulaştırma, enerji, ticaret ve siyaset alanlarında yeni bir Avrasya bağlamının oluşmasında rol oynayan kilit devletlerden birine dönüşmektedir.
Geçen yıl Azerbaycan'ın, bölge ülkelerinin oybirliğiyle sağladığı destek ve kararla Orta Asya Devlet Başkanları İstişare Toplantısı'na tam haklı bir katılımcı olarak kabul edilmesi de özel bir önem taşımaktadır. Bakü için bu durum sembolik bir jest değil, bölgesel mimarideki doğal rolünün kabul edilmesidir.
"Ben bunu mecazi olarak C5+1 olarak adlandırıyorum" demiştir Hikmet Hacıyev.
Bu formülün arkasında yeni bir siyasi mantık yatmaktadır. Orta Asya ve Azerbaycan artık birbirlerini Hazar ile bölünmüş uzak coğrafyalar olarak görmemektedir. Aksine Hazar, tarafların çıkarlarını, güzergahlarını ve stratejik hedeflerini birleştiren o temel bağ haline gelmektedir.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı, "Orta Asya ve Azerbaycan'ı tarihi, kültürel, dilsel değerler ve normlar birbirine bağlamaktadır" diye vurgulamıştır.
Bu bağlar bugün somut bir siyasi ve ekonomik içerik kazanmaktadır. Azerbaycan; Kazakistan, Özbekistan ve bölgenin diğer ülkelerinin stratejik müttefikidir. Hikmet Hacıyev'in ifadesiyle, Türk Devletleri Teşkilatı bu formata "bir başka kurumsal çerçeve" sunmaktadır.
Küresel ulaştırma zincirlerinin yeniden yapılanması, Orta Koridor'un öneminin artması ve Türk coğrafyasının rolünün güçlenmesi zemininde Azerbaycan, yeni Avrasya haritasının merkezi düğüm noktalarından birine dönüşmektedir. Genç nüfus yapısı, enerji kaynakları, kritik öneme sahip mineraller, güçlü ekonomiler ve ortak siyasi irade, Türk dünyasını artık kültürel bir mecaz olmaktan çıkarıp gerçek bir güç haline getirmektedir.
Hikmet Hacıyev, "Genç nüfus yapısı, stratejik enerji ve önemli mineral kaynakları, güçlü ekonomisi sayesinde Türk dünyası, geniş Avrasya kıtasında yeni bir siyasi gerçekliğe ve iş birliği platformuna dönüşmektedir" demiştir.
Bu anlamda Hazar, Azerbaycan için bir sınır değil, bir istikamettir. Bir su mesafesi değil, bir yakınlaşma alanıdır. Bir çevre bölgesi değil, Güney Kafkasya ile Orta Asya arasında yeni bir iş birliği modelinin etrafında kurulduğu eksendir.
… Hikmet Hacıyev'in Trans-Hazar Forumu'ndaki konuşmasında Hazar Denizi'nin Azerbaycan için bir ticaret aracı olduğunu ve ülkemizi Orta Asya'ya bağladığını söylemesi, sadece diplomatik bir ifade gibi tınlamamıştır. Bu, yeni jeopolitik gerçekliğin tam bir tanımıydı. Hazar bugün artık kıyılar arasındaki sıradan bir su kütlesi değildir. Hazar; ekonomik bir mekanizmaya, ulaştırma hızlandırıcısına, enerji köprüsüne und etrafında Avrasya'nın yeni mimarisinin yavaş yavaş şekillendiği siyasi bir eksene dönüşmektedir.
Azerbaycan için Hazar her zaman bir denizden daha fazlası olmuştur. Hazar üzerinden kervanlar, petrol, tahıl, metal, pamuk, insanlar, fikirler, diller ve imparatorluk çıkarları geçmiştir. Ancak XXI. yüzyılda denizin önemi niteliksel olarak değişmiştir. Eskiden Hazar genellikle büyük güzergahların çevre bölgesi, eski Sovyet cumhuriyetleri, İran ve Rusya arasındaki bir iç havza olarak algılanırdı. Bugün ise yeni lojistiğin merkezi haline gelmektedir, çünkü dünya ticareti artık eski sistemde yaşamamaktadır. Kuzey güzergahları siyasi olarak aşırı yüklenmiş, güney güzergahları askeri krizlere karşı savunmasız kalmış, Orta Doğu üzerinden geçen deniz hatları istikrarsızlığa bağımlı durumdadır; Avrupa ve Asya ise daha kısa, güvenli ve çeşitlendirilmiş bağlantı hatları aramaktadır.
Bu süreçte Azerbaycan bölgelerin arasında değil, onların birleştiği merkezin tam içinde yer almıştır. Dış politikamızın anlamını temelden değiştiren şey tam olarak budur. On yıllar boyunca bölgesel çatışmalarla tanımlanmaya çalışılan ülke, bugün giderek daha fazla transit, energy, bağlantı, dijital koridorlar, liman altyapısı, demiryolları, çok modlu lojistik ve siyasi ara buluculuk kategorileri üzerinden değerlendirilmektedir. Bakü, kavşaktaki bir devlet rolünden çıkıp bir merkez devlet haline gelmiştir.
Son yılların en önemli değişimi, Orta Asya'nın artık Azerbaycan için sadece yakın bir kültürel coğrafya olmamasıdır. Orta Asya stratejik bir istikamete dönüşmektedir. Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan bugün kendi dönüşümlerini yaşamaktadır: nüfus artışı, endüstriyel modernizasyon, pazarlar için mücadele, kritik minerallere olan ilgi, enerji çeşitliliği, Batı, Çin, Türkiye ve Basra Körfezi ülkeleriyle ilişkilerin canlanması bu dönüşümün parçalarıdır. Bu süreçler dış pazarlara açılmayı gerektirmektedir. Orta Asya kaynaklar bakımından zengindir, ancak en büyük yapısal sorunu coğrafyasıdır. Bölgenin dünya okyanuslarına doğrudan çıkışı yoktur. Bu nedenle güzergah meselesi bölge için teknik bir konu değil, stratejik bir meseledir.
Azerbaycan Orta Asya'ya tam da eksik olan şeyi sunmaktadır: Hazar'a, Güney Kafkasya'ya, Türkiye'ye, Karadeniz'e, Akdeniz'e ve Avrupa'ya çıkış. Üstelik bunu soyut bir fikir olarak değil, halihazırda inşa edilmiş bir altyapı olarak sunmaktadır. Alat'taki Bakü Uluslararası Deniz Ticaret Limanı, Azerbaycan'ın demiryolu ağı, Bakü-Tiflis-Kars hattı, karayolu koridorları, enerji boru hatları, dijital projeler, Alat Serbest Ekonomik Bölgesi; tüm bunlar aynı sistemin unsurlarıdır. Ayrı ayrı bakıldığında önemlidirler, ancak birlikte bir ulaştırma-ekonomik organizma oluştururlar.
Bu nedenle Hikmet Hacıyev'in Orta Asya ve Azerbaycan için mecazi olarak kullandığı C5+1 formülü derin bir anlama sahiptir. Burada söz konusu olan Bakü'nü beş Orta Asya başkentine mekanik olarak eklemek değildir. Söz konusu olan, Orta Asya'nın batı desteği, Azerbaycan'ın ise doğu derinliği kazandığı daha geniş bir bölgesel platform oluşturmaktır. Bu artık klasik bir komşuluk diplomasisi değildir. Bu, coğrafi-ekonomik bir alan genişlemesidir.
Azerbaycan'ın Orta Asya Devlet Başkanları İstişare Toplantısı'na tam haklı bir katılımcı olarak katılması, bölgesel haritanın değiştiğinin siyasi bir kabulü olmuştur. Azerbaycan coğrafi olarak Orta Asya'da yer almamaktadır ancak işlevsel olarak onun geleceğinin bir parçası haline gelmiştir. Modern siyasette işlevsellik, genellikle coğrafi şemadan daha önemlidir. Eğer bir ülke güzergahı, güvenliği, enerjiyi, bağlantıyı ve pazarlara çıkışı sağlıyorsa, okul haritasından bağımsız olarak o bölgenin bir parçası haline gelir.
Orta Asya and Azerbaycan birkaç yakınlaşma düzeyine sahiptir. Birincisi tarihi ve kültürel düzeydir. Türk dili ve medeniyeti kuşağı yapay bir kurgu değildir. Bu kuşak dilde, hafızada, ticarette, göçte, kültürel kodlarda, ailevi ve ticari bağlarda yaşamaktadır. İkinci düzey enerjidir. Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan büyük enerji kaynaklarına sahiptir, Azerbaycan ise Hazar enerjisini karmaşık bir boru hatları ve ortaklıklar sistemi aracılığıyla uluslararası pazarlara çıkarma deneyimine sahiptir. Üçüncü düzey ulaştırmadır. Burada Azerbaycan, Orta Koridor'un kilit halkası haline gelmiştir. Dördüncü düzey ise siyasettir. Bakü, başkalarının gündemlerinde erimeden farklı güç merkezleriyle çalışmayı bilmektedir. Orta Asya için bu özellikle önemlidir, çünkü bölgenin kendisi de çok vektörlü bir politika izlemeye çalışmaktadır.
Orta Koridor süslü bir terim değil, eski küreselleşme krizine verilen pratik bir cevaptır. Ukrayna'daki savaşın başlaması, yaptırım rejimlerinin sıkılaşması ve kuzey güzergahlarındaki risklerin artmasından sonra, Trans-Hazar Uluslararası Taşıma Güzergahı'nın önemi hızla artmıştır. Çin-Kazakistan-Hazar-Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye-Avrupa güzergahı, bir yedek hat olarak değil, gerçek bir alternatif olarak görülmeye başlanmıştır. Bu koridorun güçlü yönü sadece mesafesinde değil, aynı zamanda siyasi mantığındadır. Akışları engellemekle değil, ticareti geliştirmekle ilgilenen ülkelerden geçmektedir.
2024 yılında Trans-Hazar güzergahı üzerinden yapılan yük taşımacılığı yaklaşık 4,5 milyon tona ulaşmış, konteyner taşımacılığı ise katlanarak artmıştır. Yakın zamana kadar kapasitesinin altında çalıştığı ve parçalı olduğu düşünülen bir altyapı için bu ciddi bir sıçrayıştır. 2025 yılı öngörüsü taşıma hacminin 5,2 milyon tona çıkmasını hedefliyordu. Evet, bu hacimler henüz kuzey ve deniz güzergahlarının devasa akışlarıyla kıyaslanamaz. Ancak koridorların ekonomi-politiği sadece mevcut tonajla ölçülmez. Dinamikler, yatırım kararları, tarifelerin uyumlaştırılması, prosedürlerin dijitalleştirilmesi, liman kapasitelerinin genişletilmesi ve nakliyecilerin sürdürülebilir talebi daha önemlidir.
İşte bu yüzden Alat'taki Bakü Limanı, liman istatistiklerinin çok ötesinde bir anlama sahiptir. Burası artık yerel bir altyapı değil, Hazar'ın dağıtım merkezi olma rolüne yönelik bir iddiadır. Liman sadece kıyıda yer almamaktadır. Liman; denizin demiryolu, otoyollar, serbest ekonomik bölge ve uluslararası ulaştırma koridorları ile birleştiği noktada bulunmaktadır.
Bu anlamda Alat, eski anlayıştaki bir liman değildir. Burası endüstriyel-lojistik bir merkezdir. Görevi sadece konteynerleri gemiden demiryoluna aktarmak değildir. Görevi katma değer yaratmaktır: depolama, işleme, tasnif, paketleme, gümrükleme, dağıtım, servis, onarım, finansal destek, sigorta ve dijital takip bu süreçlerin içindedir. Modern koridorlar tam olarak bu şekilde inşa edilir. Kazanan coğrafi konuma sahip olan değil, coğrafyayı bir hizmete dönüştürendir.
Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı, modernizasyonun ardından bu sistemin bir diğer kritik unsuru haline gelmiştir. Yıllık taşıma kapasitesinin 1 milyon tondan 5 milyon tona çıkarılması, batı yönündeki zayıf halkanın kademeli olarak güçlendiği anlamına gelmektedir. Orta Koridor için bu durum esastır: eğer yükler Hazar'ı hızla geçiyor ancak Türkiye'ye giden demiryolunda gecikiyorsa, koridor cazibesini kaybeder. Eğer liman, demiryolu, gümrük ve tarife politikası eş zamanlı çalışırsa, güzergah sloganlarla değil, süre ve güvenilirlikle rekabet etmeye başlar.
Azerbaycan bu noktada eşsiz bir avantaja sahiptir. Ülkemiz sadece bir transit bölge değildir. Bölgesel ölçekte karmaşık altyapı projelerini uygulama yeteneğini zaten kanıtlamıştır. Bakü-Tiflis-Ceyhan, Güney Gaz Koridoru, Bakü-Tiflis-Kars, liman altyapısının modernizasyonu, hava kargo taşımacılığının geliştirilmesi; tüm bunlar, jeopolitik projeleri mühendislik sonucuna ulaştırmayı bilen bir ülke itibarını yaratmıştır. Avrasya'da bu tür devletlerin sayısı azdır. Birçoğu koridorlar hakkında konuşmaktadır. Azerbaycan ise onları inşa etmektedir.
Hazar'ın enerji boyutu da en az lojistik kadar önemli kalmaya devam etmektedir. Kazakistan için Azerbaycan üzerinden geçen güzergah, petrol ihracatını çeşitlendirmenin bir yoludur. 2023 yılında Kazakistan petrolünün Azerbaycan üzerinden transit taşımacılığı yaklaşık 1,4 milyon ton seviyesindeyken, daha sonra bu hacmin 1,7–1,8 milyon tona, ardından 2,2 million tona ve daha yukarısına çıkarılması müzakere edilmiştir. Stratejik perspektifte, liman altyapısı, petrol kalitesi, tanker filosu ve boru hatlarının taşıma kapasitesi sorunları çözüldüğü takdirde, çok daha büyük hacimlerden söz edilebilir. Kazakistan için bu durum, sınırlı sayıdaki ihracat güzergahına olan bağımlılığı azaltma meselesidir. Azerbaycan için ise enerji transit merkezi statüsünün güçlendirilmesidir.
Ancak yeni Trans-Hazar gündemi artık petrol ve gazla sınırlı değildir. Orta Asya, yeşil enerji ve kritik mineraller için önemli bir bölge haline gelmektedir. Kazakistan ve Özbekistan, yenilenebilir enerjinin yanı sıra yeni sanayi için gerekli olan uranyum, bakır, volfram, nadir toprak elementleri, lityum, krom, manganez, çinko ve titanyum gibi hammaddelerde ciddi bir potansiyele sahiptir. Batı, Çin, Türkiye ve Basra Körfezi ülkeleri bu kaynak kuşağını yakından takip etmektedir. Esas mesele, bu kaynakların hangi güzergahlarla pazara çıkacağı ve yeni işleme zincirlerinin nerede kurulacağıdır.
Azerbaycan, Orta Asya için sadece Batı'ya açılan bir yol değil, aynı zamanda bir sanayi bütünleşme alanı haline gelebilir. Eğer yükler Bakü üzerinden geçiyorsa, burada depolar, işleme tesisleri, montaj hatları, ticaret evleri, finansal araçlar ve sigorta merkezleri kurmak mantıklıdır. Alat Serbest Ekonomik Bölgesi bu mantık çerçevesinde özel bir önem kazanmaktadır. Burası, Orta Asya mallarının uluslararası pazarlara sadece adı sanı bilinmeyen bir hammadde olarak değil, daha karmaşık bir değer zincirinin parçası olarak çıkış yaptığı bir yer olabilir.
Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan arasındaki Hazar Yeşil Enerji Koridoru projesi, meselenin artık bir sonraki aşamaya geçtiğini göstermektedir. Hazar ve Güney Kafkasya üzerinden sadece petrol, konteyner, tahıl ve metaller değil, aynı zamanda yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektrik de taşınabilir. Bu durum, bölgenin felsefesini temelden değiştirmektedir. Hazar, bir petrol havzası olmaktan çıkıp yavaş yavaş yeni nesil bir enerji köprüsüne dönüşmektedir. On yıllar boyunca petrol ve gaz ülkesi olarak tanınan Azerbaycan için bu durum, geçmişin değil, geleceğin enerji transitindeki rolünü sağlamlaştırma şansıdır.
Türk Devletleri Teşkilatı, bu jeo-ekonomiye siyasi ve medeniyetsel bir çerçeve kazandırmaktadır. Hikmet Hacıyev'in bahsettiği Türk dünyası, gerçekten de yeni bir siyasi gerçekliğe dönüşmektedir. Bu durum, birilerine karşı kapalı bir blok oluşturulması anlamına gelmemektedir. Aksine, onun gücü ağsal yapısında yatmaktadır. Azerbaycan, Türkiye, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve diğer katılımcılar; dil, altyapı, güvenlik, enerji, ticaret ve diplomasinin örtüştüğü bir alan şekillendirmektedir. Klasik uluslararası kurumların sık sık felç olduğu, bölgesel ittifakların ise daha pratik hale geldiği günümüz koşullarında bu format özellikle önem taşımaktadır.
Türk coğrafyasının toplam ekonomik potansiyeli artık trilyonlarca dolarla ölçülmektedir. Nüfus genç, pazarlar büyümekte, enerji ve mineral kaynakları muazzam, coğrafya ise çok geniştir. Bununla birlikte, Türk devletlerinin sadece bir kültür kulübü olarak kalma lüksü yoktur. Onların gerçek geleceği, bu ortaklığı standartlara dönüştürüp dönüştüremeyeceklerine bağlıdır: ortak lojistik belgeler, uyumlaştırılmış tarifeler, dijital platformlar, basitleştirilmiş gümrük prosedürleri, ortak yatırım fonları, taşımacılık sigortası, teknik gereksinimlerin tek tipleştirilmesi ve hızlı sınır geçişleri bu standartların temelidir.
İşte tam bu noktada Azerbaycan, disipline edici bir merkez rolü oynayabilir. Bakü, bu alanın yüzölçümü ve nüfus bakımından en büyük katılımcısı değildir ancak koridor politikası konularında en deneyimlilerden biridir. Azerbaycan, bir ulaştırma güzergahının harita üzerindeki bir çizgiden ibaret olmadığını anlamaktadır. Bu bir güven rejimidir. Yük gönderici sadece mesafeyi değil, öngörülebilirliği de seçer. Onu ilgilendiren husus; yükün kaç kez aktarılacağı, kaç belge düzenlenmesi gerektiği, nerede takılabileceği, kimin sorumluluk taşıdığı, tarifelerin ne kadar şeffaf olduğu, konteynerin takip edilip edilemeyeceği, güzergahın kaç gün süreceği ve transit ülkelerin siyasi istikrarıdır.
Bu nedenle Orta Koridor'un en büyük zorluğu potansiyel eksikliği değil, sistemli bir koordinasyon ihtiyacıdır. Güzergahta çok sayıda katılımcı, farklı tarifeler, farklı demiryolu idareleri, farklı limanlar ve farklı gümrük rejimleri vardır. Her zayıf halka, taşıma süresini ve maliyetini artırmaktadır. Eğer Orta Asya ve Azerbaycan, Trans-Hazar yönünü tam teşekküllü bir Avrasya ana hattına dönüştürmek istiyorsa, sadece iskele ve ray inşa etmekle kalmamalıdırlar. Kurumlar arasında güven inşa etmek de gereklidir.
Bu anlamda, Azerbaycan'ın Orta Asya ile siyasi yakınlaşmasının doğrudan ekonomik bir etkisi vardır. Zirveler, stratejik ortaklık deklarasyonları, ikili komisyonlar, cumhurbaşkanı ziyaretleri, Türk Devletleri Teşkilatı'nın çalışmaları, istişare formatları; tüm bunlar dekoratif bir diploması değildir. Bu, işlem maliyetlerini azaltma mekanizmasıdır. Siyasi güven ne kadar yüksek olursa, tarifeler, yatırımlar, yük güvenliği, dijitalleşme, ortak girişimler ve uzun vadeli sözleşmeler hakkında anlaşmak o kadar kolaylaşır.
Bir diğer önemli faktör de güvenliktir. XXI. yüzyılda güzergahlar sadece hızla değil, krizlere karşı dayanıklılıkla da rekabet etmektedir. Kızıldeniz, Karadeniz, Basra Körfezi, Rusya istikameti, yaptırım sınırlamaları, ticaret savaşları ve teknolojik engellemeler; tüm bunlar devletleri ve şirketleri alternatifler aramaya zorlamaktadır. Orta Koridor diğer güzergahları ortadan kaldırmaz, ancak pazarlara bir seçenek sunar. Modern jeo-ekonomide alternatifin varlığı, başlı başına bir değer haline gelmektedir.
Azerbaycan için bu durum, stratejik ağırlığın artması anlamına gelir. Topraklarınızdan birkaç bölgenin enerjisi, konteynerleri, verileri, hammaddeleri ve siyasi çıkarları geçtiğinde, sizi görmezden gelmek daha zor olur. Transit bir ülke sadece taşımacılıktan gelir elde etmez. Aynı zamanda diplomatik sermaye kazanır. Onunla artık çevre bir bölge olarak değil, vazgeçilmez bir ortak olarak konuşmaya başlarlar. İşte bu yüzden Hazar, Azerbaycan için sadece bir su sınırı değil, dış politikanın bir aracıdır.
Ermenistan ile yaşanan çatışmanın sona ermesi ve toprak bütünlüğünün yeniden sağlanmasının ardından Azerbaycan için yeni bir dış politika aşaması açılmıştır. Ülke, ağırlık merkezini savunma diplomasisinden yapıcı jeo-ekonomiye kaydırma fırsatı bulmuştur. Bu, tehditlerin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Bölgedeki rövanşist güçler, dış baskılar, enformasyon kampanyaları ve güzergah rekabeti devam etmektedir. Ancak Bakü'nün stratejik gündemi daha da genişlemiştir. Artık mesele, Azerbaycan'ın başkalarının planlarının bir nesnesi değil, bağlantısallığın mimarı olarak hareket ettiği, Orta Asya'dan Avrupa'ya uzanan bir alanın şekillendirilmesidir.
Kurtarılmış topraklar üzerinden yeni iletişim hatlarının muhtemel açılışı burada özel bir önem taşımaktadır. Eğer bölgesel ulaştırma hatlarının engelleri kaldırılırsa, Azerbaycan Doğu ile Batı'yı, Kuzey ile Güney'i birbirine bağlayan rolünü daha da güçlendirebilecektir. Bu durum hem Orta Koridor'a, hem Türkiye ile olan bağlara, hem de Orta Asya'dan gelen güzergahlara ek bir derinlik kazandıracaktır. Güney Kafkasya'daki iletişim meselesi çoktan yerel politikanın sınırlarını aşmıştır. Bu, büyük Avrasya şemasının bir parçasıdır.
Trans-Hazar istikameti gıda güvenliği için de önemlidir. Bu hat üzerinden tahıl, un, gübre ve tarım ürünleri taşınabilir. Orta Asya büyük bir tarımsal potansiyele sahiptir, dünya gıda pazarları ise giderek daha istikrarsız hale gelmektedir. Bölgeden gelen gübreler, Kazakistan'dan gelen tahıl, Özbekistan'dan gelen pamuk ve tekstil, metaller ve kimyasal ürünler, Azerbaycan üzerinden Türkiye, Avrupa, Orta Doğu ve ötesine daha esnek güzergahlar bulabilir. Bu artık sadece konteyner transiti değil, pazarların istikrarı meselesidir.
Dijital bileşen de en az fiziki altyapı kadar önemlidir. Modern bir koridor sadece fiziki yükleri değil, verileri de taşımalıdır. Elektronik taşıma belgeleri, dijital takip, liman bilgi sistemleri, demiryolu platformlarının senkronizasyonu, öngörücü lojistik ve akış yönetiminde yapay zeka; bunlar olmadan deniz güzergahları ve büyük kara ana hatlarıyla rekabet etmek imkansızdır. Azerbaycan, liderliğini pekiştirmek istiyorsa, Hazar'ın sadece bir ulaştırma operatörü değil, aynı zamanda dijital operatörü de olmalıdır.
Orta Koridor'un eleştirmenleri genellikle onun sorunlarına işaret etmektedir: Hazar'daki aşırı yüklenmeler, gemi eksikliği, çok modlu taşımacılığın karmaşıklığı, tarife uyumsuzluğu, bazı bölümlerin sınırlı kapasitesi ve diğer güzergahların rekabeti bu eleştirilerin temelidir. Bu argümanlar göz ardı edilemez. Ancak ana gerçeği de değiştirmezler: tüm büyük koridorlar dar boğazlarla başlamıştır. Kuzey güzergahı, Süveyş sistemi, Basra Körfezi limanları, Çin'in demiryolu koridorları; tüm bunlar ancak siyasi karar, yatırımlar ve standartlaştırma sonrasında etkili hale gelmiştir. Orta Koridor şu anda tam da bu aşamadadır.
Azerbaycan için tehlike, güzergahın büyümemesi değil, ulusal altyapının uyum sağlamasından daha hızlı büyümesi ihtimalidir. Bu nedenle Bakü Limanı'nın genişletilmesi, demiryolu ağının güçlendirilmesi, filonun yenilenmesi, depo altyapısının geliştirilmesi, insan kaynaklarının yetiştirilmesi, sigorta ve finans hizmetleri öncelikli adımlarla ilerlemelidir. Coğrafya bir şans verir ancak sonucu garanti etmez. Sonucu garanti eden tek şey yönetimdir.
Trans-Hazar mantığı, Azerbaycan'ın Kazakistan ve Özbekistan ile olan ilişkilerinin önemini de artırmaktadır. Kazakistan; Orta Asya'nın en büyük ekonomisi, güçlü bir hammadde tabanı, Aktau ve Kurık üzerinden geçen güzergahın kilit katılımcısıdır. Özbekistan; bölgenin demografik merkezi, 37 milyondan fazla nüfusa sahip, büyüyen sanayisi, tekstili, altını, bakırı, uranyumu, tarım potansiyeli ve aktif dış politikası olan bir ülkedir. Bu ülkeler için Azerbaycan batıya açılan bir kapıdır. Azerbaycan için ise onlar doğuya doğru stratejik bir derinliktir.
Türkmenistan da en önemli Hazar ortaklarından biri olmaya devam etmektedir. Coğrafyası, Türkmenbaşı limanı, enerji kaynakları ve Orta Asya, İran ile Hazar arasındaki konumu, onu ciddi bir Trans-Hazar mimarisinin kaçınılmaz bir katılımcısı yapmaktadır. Bakü ile Aşkabat arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi, özellikle ulaştırma ve enerji projelerinin daha pragmatik bir dinamik kazanması durumunda, alternatif güzergahları önemli ölçüde güçlendirebilir.
Dış aktörler de unutulmamalıdır. Çin, tamamen tek bir güzergaha bağımlı olmayan, Avrupa'ya güvenli bir kara çıkışı ile ilgilenmektedir. Avrupa Birliği, özellikle yeni sanayi politikası ve kritik mineraller için verilen mücadele koşullarında, ulaştırma ve hammadde çeşitliliği aramaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, ABD Başkanı Trump döneminde Orta Asya'ya, minerallere, enerjiye ve stratejik zincirlerin rakiplere olan bağımlılığının azaltılmasına daha fazla önem vermektedir. Türkiye, Asya ile Avrupa arasındaki Anadolu köprüsü rolünü güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Tüm bu çıkarlar Hazar'da kesişmektedir. Azerbaycan, hiç kimsenin uydusu olmadan herkesle konuşabilen bir devlet konumunda yer almaktadır.
Mevcut Azerbaycan stratejisinin olgunluğu tam da burada yatmaktadır. Bakü ideolojik bir çatışma teklif etmemektedir. Altyapısal bir fayda sunmaktadır. Modern dünyada bu, genellikle yüksek sesli deklarasyonlardan daha güçlüdür. Pazarları birbirine bağlayan ülkeye ihtiyaç duyulur. Riskleri azaltan ülke değerli hale gelir. Doğudan gelen yükleri, enerjiyi, verileri ve siyasi sinyalleri alıp Batı'ya aktarmayı bilen ülke stratejik bir varlığa dönüşür.
Bu tabloda Hazar Denizi bir ayırıcı değil, birleştirici bir alandır. Azerbaycan'ı Orta Asya'ya sadece fiziki olarak değil, tarihi, ekonomik ve siyasi olarak da bağlamaktadır. Hazar üzerinden Bakü, artık başkalarının emperyal güzergahlarının çevre bölgesi olmak istemeyen muazzam bir bölgeye çıkış elde etmektedir. Azerbaycan üzerinden Orta Asya, öznelliğini kaybetmeden dünyaya açılmaktadır. Bu, diplomatik bir jest değil, karşılıklı bir zorunluluktur.
Bu nedenle Hikmet Hacıyev'in sözleri sadece kendi başlarına değil, büyük bir eksen kaymasının yansıması olarak önemlidir. Azerbaycan artık Hazar'a sadece bir enerji havzası olarak bakmamaktadır. Hazar'da bir ticaret ana hattı, siyasi bir köprü ve yeni Avrasya'nın çerçevesini görmektedir. Orta Asya da artık Azerbaycan'a Güney Kafkasya'nın yakın ama dışarıda kalan bir ülkesi olarak bakmamaktadır. Onu bir ortak, bir müttefik ve batı kapısı olarak görmektedir.
Önümüzdeki yıllarda bu stratejinin başarısı birkaç unsura bağlı olacaktır: limanların genişletilme hızı, tarifelerin uyumlaştırılması, konteyner filosunun büyümesi, taşımacılığın dijitalleşmesi, demiryollarının güvenilirliği, siyasi koordinasyonun kalitesi, özel sermayeyi çekme yeteneği ve transiti sınai katma değere dönüştürme becerisi bu unsurların parçasıdır. Eğer Azerbaycan bu görevlerin üstesinden gelirse, Süveyş Mısır için, Boğazlar Türkiye için, Malakka Boğazı Güneydoğu Asya için ne ifade ediyorsa, Hazar da ülke için o anlama gelecektir: sadece bir coğrafya değil, bir nüfuz kaynağı olacaktır.
Ancak temel bir fark vardır. Azerbaycan kendi rolünü dar bir boğazın kontrolü üzerine değil, bağlantısallık yaratılması üzerine kurmaktadır. Bu, gücün daha modern bir modelidir. Eski jeopolitikte güç, yolu kapatabilenin elindeydi. Yeni jeo-ekonomide ise güç, yolu diğerlerinden daha hızlı, daha güvenli ve daha avantajlı açabilenin elindedir.
Hazar zaten böyle bir yol haline gelmiştir. Şimdi Azerbaycan'ın görevi, bu yolu geri dönülemez kılmaktır.