...

Bazi krizler vardir; eski bir karsitligin bir sonraki halkasi gibi gorunur. Bir de oyle krizler vardir ki, onlardan sonra cagın mantigi degisir. 13 Nisan 2026’da baslayan ve İran limanlariyla baglantili deniz tasimaciligini hedef alan Amerikan deniz ablukasi, iste tam da ikinci kategoriye giriyor. Bu artik sadece tehditlerin karsilikli degisimi, yeni bir yaptirim baskisi turu ya da diplomatik bir sinir oyunu degil.

Bu, bolgesel bir catismayi dogrudan askeri-ekonomik zorlamanin alanina tasima girisimidir; burada gemi, tanker, sigorta policasi, benzin fiyati ve uluslararasi hukuk ayni savas planinin parcalarina donusuyor.

Bu karari dar bir cercevede anlamak mumkun degil. Mesele sadece İran’i, hatta sadece Hurmuz Bogazi’ni ilgilendirmiyor. Bu, dunyanin enerji guvenligi mimarisinin tamamina iliskin bir meseledir. Hurmuz’dan gunde yaklasik 20 milyon varil petrol ve petrol urunu geciyor; bu da dunya deniz yoluyla petrol ticaretinin yaklasik dortte birine karsilik geliyor. Bu akisin yaklasik yuzde 80’i Asya ekonomilerine yoneliyor. Baska bir ifadeyle, Hurmuz etrafinda kalici nitelik kazanan herhangi bir kriz, yalnizca Tahran’a degil; Cin’e, Hindistan’a, Japonya’ya, Guney Kore’ye, kuresel enflasyona, navlun maliyetlerine, sanayi zincirlerine ve finansal beklentilere de darbe anlamina gelir. Dunya, “Hurmuz” kelimesini uzun zamandir bir kalip gibi telaffuz etmeye alisti. Oysa gercekte soz konusu olan sey, butun dunya ekonomisinin sinir uclarindan biridir.

Amerikan operasyonunu ilkesel olarak onemli kilan bir diger unsur da, son yillarin alisilmis formulunu bozmasidir. Washington bugune kadar İran’a daha cok yaptirimlar, nokta atisi saldirilar, diplomatik cevreleme ve guc gosterisi yoluyla baski yapmayi tercih ediyordu. Simdi ise baska bir arac devreye sokuldu; ulkenin denize erisimi uzerinde fiziki kontrol araci. Bu niteliksel bir sicrama demektir. Yaptirimlar asılabilir. Yaptirimlara paralel ithalatla, golge anlasmalarla, yeni odeme kanallariyla cevap verilebilir. Ama deniz rotasi uzerinde arama, geri cevirme, el koyma ya da silahli hadise tehdidi belirdiginde, baski artik sadece finansal degil, mekansal hale de gelir. Ticaretin geometrisini degistirir. Beyaz Saray’in asil hesabi tam da budur: İran’i cezalandirmakla yetinmemek, onun deniz lojistigini butun dunya icin zehirli hale getirmek.

Askeri acidan bakildiginda plan rasyonel gorunuyor. Siyasi acidan bakildiginda cezbedici. Tarihsel acidan bakildiginda ise son derece tehlikeli.

Amerikan yaklasiminin rasyonelligi anlasilir durumdadir. İran son haftalarda Hurmuz’u bir kontrol ve baski aracina cevirmeye calisiyordu. Amerikan operasyonu baslamadan once bile bogazdan gecis sert bicimde kisitlanmis, Tahran gunluk gemi gecisine son derece sinirli sayida izin vermisti. Buyuk denizcilik sirketleri daha o asamada azami ihtiyatla hareket ediyordu; deniz sahasi fiilen zorlayici siyasi duzenlemenin alanina donusmustu. Washington acisindan bu, kabul edilemez bir durumdu: bolgesel bir guc, mutlak olmasa bile son derece gercek bir bicimde, dunya enerji akislarini etkileme imkanina kavusuyordu. Washington’un gozunde buna cevapsiz kalinamazdi.

Ancak Beyaz Saray icin boyle bir operasyonun cekiciligi sadece stratejiden kaynaklanmiyor. Bu cekicilik, ayni zamanda ABD baskani Trump’in siyasi tarzindan da besleniyor. Islamabad’daki gorusmelerin basarisizliga ugramasinin ardindan, ABD’nin sadece rahatsiz olmadigini, İran’in inadinin bedelini sert bicimde yukseltecegini gostermesi gerekiyordu. Deniz ablukasi, boyle bir gosteri icin biçilmis kaftandir. Gorunurdur, carpıcıdir, serttir, dramatiktir ve kararliligin hem gercek hem de sahneleyici bicimde ikna edici olmasi gerektigi bir siyasetin mantigina tam oturur. Sorun su ki, Hurmuz’daki guc tiyatrosu cok hizli bicimde, hata payinin bedelinin asiri yuksek oldugu gercek bir trajediye donusebilir.

Riskin derinligini anlamak icin, kamuoyu tartismalarinda sikca birbirine karistirilan iki hususu net bicimde ayirmak gerekir. Birincisi, Hurmuz Bogazi’nin tum dunya transiti icin tamamen kapatilmasidir. Ikincisi ise tam olarak İran limanlarini ve onlarla baglantili trafigi hedef alan yonlendirilmis bir ablukadir. Washington resmi olarak ikinci modele gore hareket ettigini savunuyor. İran disindaki limanlara giden ya da oralardan gelen gemilerin, bogazdan transit gecis sirasinda teorik olarak engellenmemesi gerekiyor. Bu da ABD’ye, dunya ticaret koridorunu bogmadigini, seyrusefer serbestisini korudugunu iddia etme imkani veriyor. Fakat gercek piyasa formuller dunyasinda yasamaz. Risk dunyasinda yasar. Bogaz ve cevresindeki alanlar Amerikan-İran guc karsilasmasinin mekanina donustugunde, sigortaci, gemi sahibi ve trader icin ince hukuki farkliliklar hizla anlamini yitirir. Onlar icin asil mesele, geminin, yukun, mufrezatin ya da milyonlarca dolarlik bir kontratin kaybedilme ihtimalidir.

Iste bu yuzden abluka, tam gucuyle islemeye baslamadan once bile piyasayi etkilemeye basladi. Amerikan aciklamasinin ardindan petrol fiyatlari sert bicimde yukseldi. Ardindan, diplomasi penceresinin henuz tamamen kapanmadigina dair beklentilerle bu artis kismen geri verildi. Ama fiyatlardaki bu oynaklik bile tek basina gostergedir. Piyasa son derece acik konusuyor: yasananlar, sadece İran ihracatina degil, butun Orta Dogu enerji kusaginin istikrarina yonelik bir tehdit olarak algilaniyor. Uluslararasi enerji kurumlari stratejik rezervlerin kullanilmasina hazirliktan soz etmeye basladiginda, artik ortada siradan bir bolgesel cekisme yoktur. Bu, sistemik riskin isaretidir.

Bu tabloda su soruya ozellikle dikkat etmek gerekir: abluka tam olarak kime ve nasil vuracak?

Ilk ve en acik darbe, İran’in petrol ihracatina yonelik olacaktir. İran ekonomisi uzun yillardir yaptirim baskisi altinda yasiyor; buna ragmen petrol sektoru, hala onun hayati damaridir. Yeni tirmanmadan once ulke gunde yaklasik 3,6 milyon varil petrol uretiyordu. Kuresel olcekte bu belirleyici bir hakimiyet olmasa da, son derece ciddi bir hacimdir. Hele ki zaten gerilimli olan dunya konjonkturunde, bu payin piyasadan gecici olarak bile eksilmesi fiyatlari hissedilir bicimde hareket ettirebilir. İran’in kendisi icinse mesele sadece gelir degil; butce direnci, doviz girisi, ic sosyal istikrar ve devlet yukumluluklerini finanse etme kapasitesidir.

Ikinci darbe, petrokimya sektorune, konteyner yuklerine, ekipman ithalatina ve genel olarak ulkenin butun lojistik dokusuna vuracaktir. İran icin deniz ticareti sadece ham petrolden ibaret degildir. Bu; petrol urunleri, kimyasallar, gubre, yedek parca, makineler, gida ve sanayi hammaddesi demektir. Bolge denizden onleme operasyonlari icin askeri alan ilan edildiginde, tum zincir hedef haline gelir. En kirilgan nokta da gosterisli siyasi sloganlar degil, gundelik duzendir: teslimat suresi, banka garantileri, limanlara kabul, sigorta kapsami, navlun tarifeleri ve tasiyicinin riski ustlenmeye ne kadar hazir oldugu. Modern abluka boyle calisir: sadece gemiyi durdurmaz, tum rotayi ticari korkuyla enfekte eder. Gercek bogma mantigi budur.

Ucuncu darbe ise, İran’in korfezde denizsel ozne niteligini koruyabilen bir devlet oldugu imajina yoneliktir. Tahran icin Hurmuz’daki durum uzerinde, kismi ve donemsel bile olsa, bir kontrol duygusu hep bolgesel statusunun en onemli unsuruydu. Bu; Arap monarsilerine, Washington’a, İsrail’e ve dunya piyasasina verilen bir mesajdi: İran uzerine baski kurarsaniz, İran bu baskinin bedelini herkes icin artirabilir. Simdi ise ABD, bu simgesel kaynagi kirmaya calisiyor. Yalnizca gelirleri azaltmak degil; suda son sozun Amerikan donanmasina ait oldugunu gostermek istiyor. Bu yuzden bugunku abluka sadece ekonomi degil; itibar, guc imaji ve dar ama hayati bir deniz alaninda kurallari koyma hakki icin verilen bir savastir.

Ne var ki, tarihsel tehlike de tam burada basliyor.

Abluka, uluslararasi siyasette zorlamanin en muallak bicimlerinden biridir. Bicimsel olarak guvenlik tedbiri ya da deniz tasimaciligina yonelik tehdide cevap olarak tarif edilebilir. Ancak uluslararasi hukuk geleneginde abluka, klasik savas fiiline her zaman tehlikeli bicimde yakindir. Bu denli hassas bir deniz dugumunu zor kullanarak kontrol etme cabasi, aninda su soruyu gundeme getirir: bu, duzeni saglamak midir, yoksa denizde fiili savasi baslatmak midir? Dolayisiyla bugunku Amerikan hamlesi, ne kadar sinirli ve hedef odakli sunulursa sunulsun, bircok aktor tarafindan diplomasinin guc mantigi karsisinda geri cekildigi bir alana atilan adim olarak goruluyor.

Washington’un muttefikleri de bu muallakligin gayet farkinda. Bu yuzden de ABD’nin arkasina hizaya girerek dizilmediler. Bazi Bati ortaklari Amerikan ablukasina katilmayi reddetti. Bu tavir son derece anlamlidir: evet, bogaz acik kalmalidir; evet, İran’in deniz tasimaciligi uzerindeki baskisi kabul edilemez; ama hayir, kimse mevcut operasyona katilmak istemiyor. Londra ve Paris, tirmanmanin dusurulmesinden, gelecekteki cok tarafli formatlardan, olasi catisma sonrasi misyondan soz ediyor; Trump’in guce dayali senaryosuna katilmaktan degil. Bu cok sey anlatir. ABD’nin muttefikleri bile operasyonu ya fazla riskli ya da hukuken fazla kaygan buluyorsa, bu diplomatik bir ayrinti degildir. Bu, Washington’un askeri itkinin muttefik mutabakatinin onune gectigi bir alana girdiginin isaretidir.

Tam da bu noktada Amerikan stratejisi kendi ic sorunu ile yuzlesmeye basliyor: surdurulebilirlik sorunu. Ablukayi gorkemli ve gosterisli bicimde baslatmak nispeten kolaydir. Onu haftalarca, aylarca ayakta tutmak ise baska bir seydir. Bunun icin sembolik bir guc degil, kalici ve cok katmanli bir kontrol sistemi gerekir. Bolgede halihazirda ucak gemisi, destroyerler, amfibi platformlar ve diger savas gemileri dahil kayda deger Amerikan gucleri bulunuyor. Ama kriz uzarsa, gece gunduz denetim, hava korumasi, mayin karsiti mucadele, fuze ve insansiz hava araci tehditlerine karsi savunma, personel rotasyonu, lojistik ikmal ve ardi ardina gelebilecek hadiselere cevap hazirligi gerekirse, bunun bile yetersiz kalmasi mumkundur. Abluka bir anlik parilti degildir. Yipratici bir mevcudiyettir. Ve deniz harekatlarinda en pahali unsur cogu zaman tam da bu mevcudiyettir.

İran da bunu en az ABD kadar iyi biliyor. Bu nedenle Tahran’in tepkisi buyuk olasilikla simetrik bir donanma-donanma karsilasmasi mantigina gore degil, asimetrik yipratma mantigina gore sekillenecektir. İran’in hizli botlari, kara konuslu sistemleri, fuzeleri, insansiz hava araclari, mayin tehdidi ve risk alanini komsu limanlara ve enerji altyapisina kadar genisletme imkani vardir. Tahran zaten, İran limanlari tehdit altindaysa Basra Korfezi’ndeki hicbir limanin guvenli olmayacagini acikca ima etti. Bu aciklamalar propaganda sayilabilir; ancak stratejik anlamlari son derece gercektir. Tahran’in denizde ABD’yi yenmesi gerekmiyor. Sadece Amerikan kontrolunun maliyetini siyasi ve ekonomik acidan rahatsiz edici hale getirmesi yeterli. Asimetrik yontemlerle elde edilecek tek bir basarili hadise bile tum kampanyanin algisini degistirebilir.

Bu noktada mayin meselesi ozellikle tehlikelidir. Deniz catismalarinin tarihi gosteriyor ki, mayinlar buyuk donanmalarin ve ticari denizciligin davranisini degistirmenin en ucuz ve psikolojik olarak en etkili yollarindan biridir. Mayin tehlikesinin tam olarak dogrulanmamis olmasi bile trafigi sert bicimde azaltabilir, sigorta maliyetlerini yukseltebilir ve ticari gemileri bolgeden uzak durmaya zorlayabilir. Bu da meselenin bir tankerin evrakini kontrol etmekten ibaret olmadigini gosterir; soz konusu olan sey, denizde hakimiyet saglamaya yonelik daha genis capli bir operasyona gecis ihtimalidir. Boylesi bir operasyon ise, olasi catisma alanini otomatik olarak genisletir.

Dunya piyasasinin gozunden bakildiginda tablo daha da karanliklasiyor. Piyasa icin Washington’un operasyonunu hukuken nasil tarif ettigi o kadar da onemli degil. Piyasa icin asil onemli olan sudur: ABD İran limanlari civarinda gemileri durduruyorsa ve İran da tum bolgenin limanlariyla askeri altyapisini hedef almakla tehdit ediyorsa, Basra Korfezi’nden yapilan her sevkiyat daha riskli hale gelir. Risk arttikca maliyet artar. Maliyet arttikca enflasyonist baski buyur. Enflasyonist baski buyudukce de bu durum dunya genelindeki hukumetler icin siyasi acidan zehirli hale gelir. Tek basina bu bile ablukayi bolgesel bir hadise olmaktan cikarip kuresel makroekonominin faktorlerinden birine donusturur. Ve tam burada Washington, super guclerin tarih boyunca tekrar tekrar yasadigi paradoksla karsilasir: rakibi zorlamak icin kullanilan arac, ayni anda kendi ekonomisi ve kendi muttefikleri uzerinde de baski kaynagina donusur.

Cin acisindan bu kriz ozellikle hassastir. Cin, sert yaptirim baskisi altinda bile İran petrolunun en buyuk alicisi olmayi surdurdu. Bu da demektir ki, abluka yalnizca İran’i degil, Pekin’in enerji esnekligini de hedef aliyor. Elbette Cin, İran yuzunden ABD ile savasa girmeyecek. Ama zarari azaltmak icin aracilar, alternatif guzergahlar, gri semalar, Washington uzerinde siyasi baski ve muhtemelen enerji guvenligini hizlandirilmis bicimde yeniden dusunme yoluna gidecektir. Yani Amerikan operasyonu daha simdiden Amerikan-İran catismasinin sinirlarini asmis bulunuyor; dunya guc merkezleri arasindaki daha genis rekabeti etkilemeye basliyor.

Psikolojik boyut da en az bunun kadar onemlidir. Abluka, her zaman yalnizca gercek onleme operasyonlariyla degil, korkunun onceden hissedilmesiyle de isler. Birkac buyuk operatorun seferlerini durdurmaya karar vermesi, bankalarin sartlari sertlestirmesi, sigorta primlerinin firlamasi, navlun piyasasinin askeri risk primi eklemesi yeterlidir; boylece deniz ticareti, denetim gruplari fiilen devreye girmeden once bile daralmaya baslar. Bu anlamda modern abluka, askeri guc ile finansal panigin hibritidir. Zaferi daha fazla ates acilan yerde degil, ticari felcin daha erken basladigi yerde kazanir.

Bu durumda, korku ortaya ciktigina gore ABD’nin simdiden kazandigini soylemek mumkun mu? Hayir. Ve analizin en onemli bolumu de tam burada basliyor.

Boyle bir kampanyadaki zafer, ilk sarsintiyla degil, kalici siyasi sonuc ile olculur. Washington’un operasyonu basarili sayabilmesi icin, su hedeflerden en azindan bir kismina ulasmasi gerekir: İran ihracatini sert bicimde azaltmak; denizde buyuk bir tirmanmayi onlemek; muttefiklerin acik rahatsizligini frenlemek; petrol fiyatlarinda uzun sureli sicrama yasamamak; İran’i ABD acisindan daha elverisli sartlarda yeniden muzakerelere dondurmek. Bunlarin hepsini ayni anda basarmak son derece zordur. Genellikle biri, digerinin pahasina elde edilir. Ihracati azalttiniz - fiyatlari yukselttiniz. Kontrolu artirdiniz - silahli hadise riskini buyuttunuz. Hadise riskini azalttiniz - ablukayin gercek etkisini zayiflattiniz. Diplomasiye donus sagladiniz - guc tedbirinin kalici bir kontrol sistemi degil, daha cok bir kaldirac oldugunu gosterdiniz. Baska bir ifadeyle, abluka dogasi geregi siyasi surtunmesi yuksek bir aracidir.

İran da cikissiz bir magdur konumunda degildir. Evet, denizden gelen kirilganlik gercektir. Evet, petrol gelirine bagimlilik buyuktur. Evet, piyasa korkusu ona agir darbe vuracaktir. Ama Tahran, yaptirim ve lojistik stres rejiminde yasamayi biliyor. Kara sinirlari var, golge ticaret tecrubesi var, aracilari var, tasima semalarini degistirme, farkli bayraklar kullanma, petroli denizde aktarma, zamani kullanma ve karsisindaki tarafin yorgunluguna oynama imkani var. Rakip dayanmaya hazirsa ve uyum saglamayi biliyorsa, hicbir abluka ani bir siyasi kirilmayi garanti etmez. Bu acidan Washington, ekonomik acinin siyasi teslimiyete ne kadar hizli donusecegini muhtemelen fazla buyuttu. Tarih, boyle donusumlerin baski mimarlarinin sandigindan cok daha nadir yasandigini gosteriyor.

Buradan da temel stratejik sonuc cikiyor: İran limanlarina karsi ABD ablukasi, son hamle degil; yipratma yoluyla kirilma yaratma uzerine kurulmus bir bahistir. Washington, İran’in askeri, ekonomik, lojistik ve simgesel baskinin birlesimine dayanamayacagini hesapliyor. Tahran ise muhtemelen ABD’nin pahali petrol, muttefiklerin cekingenligi, tirmanma riski ve uzun sureli deniz yuku birlesimine dayanamayacagini dusunuyor. Bu, filolarin degil, siyasi sinirlerin carpismasidir. Ve boyle catismalarda zafer, ablukayi daha yuksek sesle ilan edene degil, onu surdurmenin bedeline daha uzun sure katlanana gider.

Bu mantiktan cikis var mi? Teorik olarak evet. Pratikte ise yol son derece dardir.

Birinci muhtemel cikis, hizli bicimde muzakerelere donustur. Eger abluka bir sok araci olur ve taraflar bunun ardindan masaya geri donup tirmanmayi karsilikli tavizlerle degistirebilirse, bugunku kriz tarihe sert ama sinirli bir zorlama eylemi olarak gecebilir. Bu, en az yikici senaryodur.

Ikinci secenek, uzun sureli askida kalma halidir. Ne baris, ne buyuk savas, ne ablukayin tam etkinligi, ne de acik bir basarisizligi. Sadece pahali, gergin, yapiskan bir belirsizlik. Dunya ekonomisi icin bu bile zaten cok kotudur; ama bolge icin henuz tam bir felaket degildir. Tam da bu senaryo, cogu zaman en olasi gorunen senaryo olur; cunku tum taraflar ayni anda buyuk patlamadan korkar ve hizli geri cekilmeye de hazir degildir.

Ucuncu secenek ise, ablukayin “noktasal tedbir” olmaktan cikip tam kapsamli hava-deniz kampanyasina donusecegi hadise zinciridir. En kotu senaryo budur. Ve bu senaryonun en rahatsiz edici yani, bakanlik odalarindaki kararlardan degil, denizdeki bir hatadan dogabilmesidir: yanlis anlasilan bir telsiz sinyali, botun asiri sert manevrasi, uyari atesi, insansiz hava araci saldirisi, mayin, hasar goren tanker, yangin, olen denizciler. Deniz krizlerinin tarihi, tirmanmanin birkac dakikalik kaostan dogdugu sayisiz ornek biliyor.

Bu yuzden bugun en tehlikeli yanilsama, meselenin sadece İran’a yonelik gecici bir baski epizodu oldugunu sanmaktir. Hayir. Soz konusu olan sey, bir super gucun hayati oneme sahip bir dunya bogazina erisim kurallarini zor kullanarak yeniden yazip yazamayacaginin, bunu yaparken dunya piyasasini sarsmadan ve buyuk bir bolgesel savasa suruklenmeden basarip basaramayacaginin sinanmasidir. Bu, dunya ekonomisinin canli dokusu uzerinde yapilan devasa bir deneydir. Washington’a kisa vadeli bir etki saglayabilir. Tahran’a baskalarinin korkusu uzerinden oyun kurma firsati verebilir. Ama simdiden tek bir seyi tam aciklikla gosterdi: dunya enerji damarlarinin dogrudan askeri-siyasi manipulasiyondan az cok korunmus sayildigi donem sona erdi.

Anin asil anlami da tam burada yatmaktadir. İran limanlarina yonelik abluka, sadece ABD ile İran arasindaki bir cekisme degildir. Bu, tum dunya sistemi icin bir hakikat anidir. Seyrusefer serbestisi, onu “koruma” adina bizzat yeni bir serbestisizlik ureten yontemler devreye sokuldugunda ne kadar saglamdir? Dunya piyasasi, dar bir deniz koridorunun petrol fiyatini yeniden siyasi silaha cevirebildigi bir ortamda ne kadar dayaniklidir? ABD’nin muttefikleri, en tehlikeli anda Washington’un arkasindan gitmeye hazir degillerse, ne kadar bagimsizdir? Ve İran rejiminin gercek dayaniklilik rezervi ne kadar buyuktur; ayni anda hem donanma, hem piyasa, hem de itibar darbesi ona karsi calisirken?

Bu sorularin henuz cevabi yok. Ama ana nokta artik acik: baslayan abluka, yerel bir haber ya da gelip gecici bir sansasyon degildir. Bu, 2026 yilinin belirleyici donum noktalarindan birine donusebilecek bir olaydir. Cunku bugun Hurmuz’un dar sularinda sadece İran limanlarinin kaderi belirlenmiyor. Orada zorlama ile savas, kontrol ile kaos, guc gosterisi ile sonuclar uzerindeki kontrolun kaybi arasindaki sinir ciziliyor. Ve tam da bu nedenle olup biteni bir epizot olarak degil, bir uyari olarak okumak gerekir. Buyuk gucler, tirmanmayi hala yonettiklerini sandiklari anda en tehlikeli hale gelirler. Tarih de genellikle tam o anda, onlarin planina karsi akmaya baslar.