Bu makale, uluslararası ticaret ve küresel ekonomik güvenlik alanında Doğu Asya’nın en saygın analistlerinden biri olan Japon uzman Kenji Mori tarafından Baku Network için özel olarak kaleme alınmıştır. Mori’nin çalışmaları uzun yıllar boyunca Brookings, Carnegie, CSIS ve Atlantic Council gibi önde gelen Amerikan düşünce kuruluşlarında yayımlanmış ve referans gösterilmiştir. Politik-ekonomik çevrelerde Mori, ABD ile Asya’nın stratejik çıkarlarını derinlemesine analiz eden, aynı zamanda küresel piyasalardaki davranış değişimlerini öngörebilen formel modelleriyle tanınır.
Bu makalede, Baku Network’ün davetiyle yazan Mori, Trump yönetiminin yeni gümrük politikalarının küresel ticarette yarattığı köklü sarsıntıları mercek altına alıyor. Analizi, ideolojik ya da duygusal vurgulara değil; kurumsal mantığa, yapısal modellere ve uzun vadeli etkilerin rasyonel değerlendirmesine dayanıyor. Mori, yaşanan değişimi birbirinden kopuk olaylar zinciri olarak değil, ülkeleri yeniden pozisyon almaya zorlayan yeni bir ticaret düzeninin doğuşu olarak okuyor.
Bu yazı, metodolojik titizliğiyle öne çıkan, Amerikan düşünce kuruluşlarının kalite standartlarına uygun bağımsız bir araştırmadır. Dolayısıyla, küresel ekonominin dönüşümüne dair güncel tartışmalarda önemli bir katkı sunmaktadır.
Trump’ın gümrük hamlesi: dünya ticaretinde sert kırılma
Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü, dünya ticaretinin mimarisini kökünden sarstı. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana şekillenen çok taraflı sistem yerini, keskin bir ikili pazarlık diplomasisine bırakıyor. ABD’nin ortalama gümrük oranı bir yıl içinde yüzde 2’den neredeyse yüzde 16’ya sıçradı – bu ölçekte bir artış en son 1930’larda görülmüştü. Yeni gümrük rejimi, birkaç temkinli kazanan ve çok sayıda kaybedenin olduğu bir türbülans dönemine kapı araladı.
Dünya, küresel ticaretin tektoniğinin birden fazla yönde kayabileceği yeni bir döneme giriyor. Mori analizinde üç olası rotayı inceliyor: ABD–Çin yumuşaması, “anti-Çin koalisyonu”nun oluşumu ve “Kuzey Amerika Kalesi” senaryosu. Her birinde, küçük ve açık ekonomilerin –bir zamanlar öngörülebilir WTO kurallarına dayanan– bu sert güç rekabetinde nasıl yol bulabileceklerini değerlendiriyor.
ABD’nin ticaret devrimi: 1930’lardan bu yana en sert artış
En sert senaryoya göre, Çin’in aşırı üretim ihracatına karşı birleşik bir cephe oluşması halinde Çin’in GSYİH’si 2030’a kadar yüzde 4 daralacak. ABD ise büyük ekonomiler arasında dışa bağımlılığı en düşük ülke olduğu için kayıplarını yüzde 1’in altında tutmayı başarıyor.
Güney Kore, Singapur ve İsviçre gibi küçük ama açık ekonomiler, misilleme yapmaz ve katı bloklara dahil olmazlarsa en ağır darbelerden kaçınabiliyor. ABD ve Çin arasındaki ticaret bağları koparken bu ülkeler kırılan tedarik zincirlerine dahil olabildikleri ölçüde serbest ticaret dönemine kıyasla küçük de olsa kazanç elde ediyorlar.
Washington’un yeni yönü: serbest ticaretten korumacılığa dönüş
ABD, serbestleşme çizgisinden tamamen uzaklaşarak sert bir korumacılık dönemine girmiş durumda. Bazı kalemlerdeki artış adeta uçurum gibi: Hint tekstiline ve Brezilya kahvesine yüzde 50, Çin alüminyumuna yüzde 60 ek vergi. En büyük darbeyi Brezilya, Hindistan ve Çin aldı; bu ülkeler hem sektörel hem de yansıtmalı tarifelere ek cezalarla karşı karşıya.
Tablo ise tamamen tek renkli değil. Meksika ve Kanada, USMCA mekanizmaları sayesinde neredeyse tamamen koruma altında. AB ve Japonya, ABD ile ticaret fazlasına rağmen İngiltere’ye yakın koşullar elde etti – Londra ise fazlası olmamasına karşın Washington’la güçlü siyasi ilişkileri sayesinde benzer korumalar kazandı.
Asya mozaği: avantajlı anlaşmalar, ağır sonuçlar
Vietnam, Tayland ve Malezya ABD ile yeni ticaret anlaşmaları imzaladı, ancak yine de ortalama yüzde 20’lere varan tarifelerle karşılaşıyor. Güney Kore, daha avantajlı koşullar elde etti ama bunun bedeli dev yatırım taahhütleri oldu. İsviçre ise tam tersine, yüzde 39’a varan oranlarla en ağır etkilenen ülkelerden biri haline geldi.
Ekim 2030 itibarıyla ABD’nin ithalat sepeti, 2024’e kıyasla yüzde 2 yerine yaklaşık yüzde 16 oranında gümrük yükü taşıyacak. WTO’nun küresel ticaret modeline göre bu, ABD ithalatını yüzde 18, Çin’den gelen malları ise yüzde 70 azaltıyor. Kanada ve Meksika düşük tarifelerin kalkanı sayesinde fırtınayı daha sağlam atlatıyor.
Kanada’nın enerji sektörü için bu durum dramatik bir dönüşüm. On yıl önce kaya petrolü ve OPEC’in ucuz ham petrolü arasında sıkışan Kanada, bugün gümrük coğrafyasının avantajlı tarafına geçmiş durumda.