Boş öğretmen kadroları yüzünden başlayan okul blokajları üç hafta içinde polis bombaları, kemer sıkma bütçesi, yatırımcıların Fransız borcundan kaçışı ve litresi 2,3 avroyu bulan motorinle iç içe geçti. Cumhurbaşkanlığı seçimine altı ay kaldı ve bu sonbaharın asıl kazananı şimdiden belli oldu.
21 Eylül 2026'da Paris'in Val-de-Marne ilindeki banliyösü Créteil'deki Antoine de Saint-Exupéry Lisesi'nin öğrencileri kendi okullarının girişini kapattı. Gerekçe tamamen yerel görünüyordu: lisede öğretmen kadroları aylardır boştu. Üç hafta sonra, 13 Ekim salı günü, İçişleri Bakanlığı Fransa sokaklarında 161.500 gösterici saydı, sendikalar ise 480 bin rakamını açıkladı. Saint-Denis'deki Paul Éluard Lisesi önündeki blokaja Greta Thunberg de katıldı ve gazetecilere gençlerin geleceğinin çalındığını söyledi. Boyun Eğmeyen Fransa'nın lideri Jean-Luc Mélenchon Paris'teki kortejde yürüdü. Nantes, Lyon, Lens, Strazburg, Toulouse, Bordeaux ve Marsilya'da binlerce kişinin katıldığı yürüyüşler düzenlendi. Paris ve Lyon'da polis tazyikli su ve biber gazı kullandı, maskeli kişiler araçları ateşe verdi ve barikat kurmaya çalıştı.
Ulusal Meclis aynı salı günü 2027 bütçesinin genel kurul görüşmelerine başladı. Sébastien Lecornu hükümeti ülkeden 54 milyar avroluk bir "fedakârlık" istiyor ve bu çerçevede, liselilerin bu kadar ihtiyaç duyduğu öğretmenler de dahil olmak üzere, kamu görevlilerinin maaş endeksini donduruyor. Aynı tasarı, burs almayan öğrenciler için hazırlık sınıflarına ve yüksek teknisyen sertifikası programlarına girişi ücretli hale getirmeyi öneriyor. Tarihlerin örtüşmesi utanç verici derecede simgesel. Sokak, devletin sahip olmadığı parayı istiyor. Devlet ise siyasi yetkisinin olmadığı fedakârlıkları talep ediyor.
Tezim basit. 2026 Fransız okul sonbaharı, Beşinci Cumhuriyet'in borç krizinin insan yüzüne kavuştuğu, üstelik on altı yaşında bir yüze kavuştuğu ilk kitlesel protesto oldu. "Sarı yelekliler"den 2023 emeklilik reformuna kadar Macron döneminin önceki tüm çatışmalarını iktidar ya parayla ya da zamanla söndürmüştü. Şimdi elinde ne biri var ne de öteki.
Créteil'den çıkan kıvılcım: boş öğretmen kadroları dört yüz liseyi nasıl tutuşturdu
İlk günlerin kronolojisi, yerel bir kırgınlığın ne hızla ulusal bir öfkeye dönüştüğünü gösteriyor. 28 Eylül pazartesi günü blokajlar 180 eğitim kurumunu etkiledi. Ertesi gün ülke genelinde kamu görevlileri maaşların dondurulmasını protesto etmek için greve gitti ve lise öğrencileri sendikası okulların genel blokajı çağrısı yaptı. Sendika taleplerini son derece somut biçimde dile getirdi: öğretmen eksikliği, köhne binalar, aşırı yüklü ders programları ve üniversite adaylarını yerleştiren dijital platformun yarattığı stres. Eğitim idaresinin verilerine göre 30 Eylül'de 356 lise, yani ülkedeki 3.700 lisenin yaklaşık onda biri, blokaj ya da blokaj girişimiyle karşı karşıya kaldı; bunların 45'i tamamen kapatılmıştı ve polis o gün 625 kişiyi gözaltına aldı. 2 Ekim'e gelindiğinde kapanan eğitim kurumlarının sayısı 400'e ulaşmıştı.
Olayların başlangıcına dair başka bir anlatı da var: buna göre ilk blokajlar daha eylül ortasında Rennes yakınlarındaki bir lisede yaşanmış, Créteil ise öğretmen grevinin ardından yalnızca bir odak noktasına dönüşmüş. Resmi verilerde bunun teyidini bulamadım, bu nedenle bu anlatıyı akla yatkın ama doğrulanmamış sayıyorum. Analiz açısından başka bir şey daha önemli. Daha ilk günlerde Boyun Eğmeyen Fransa milletvekili Louis Boyard Créteil'e geldi ve hareketi "yaymaya" çağırdı. O andan itibaren protesto çifte bir hayat sürdü: içeride kendi sınıflarıyla ilgili somut şikâyetleri olan gençler kaldı, çevrelerinde ise onları nisan seçimleri için yakıt olarak gören siyasetçiler sıraya girdi.
Zirve 6 Ekim salı gününe denk geldi. İçişleri Bakanlığı, yaklaşık otuz gösteriye 56 bini Paris'te olmak üzere 256 bin kişinin katıldığını bildirdi; diğer hükümet kaynakları 266 bin rakamını verdi. Akşam saatlerinde Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda başbakan ve kilit bakanlarla olağanüstü bir toplantı yaptı. Bir gün önce Lens'te on beş yaşındaki bir genç, polisin attığı ses ve ışık bombasını yerden aldığı için elini kaybetmişti. Paris'te ise neredeyse dibinden atılan bir biber gazı bombası on dört yaşındaki bir öğrencinin birkaç dişini kırdı ve 6 Ekim'de bir polis memuru hakkında suçlama yöneltildi. Daha 30 Eylül'de Tours'da bir lise öğrencisi gözünden ağır yaralanmıştı.
Öfkenin aritmetiği: İçişleri Bakanlığı ile sendikalar neden üç kat ayrışıyor
Burada haberlerin çoğunda eksik kalan bir çekinceye ihtiyaç var. "Yayılan" protesto tezi ancak yarı yarıya doğru. Resmi eğri şöyle görünüyor: 6 Ekim'de yaklaşık 256 bin, 8 Ekim perşembe günü 71.500. 13 Ekim salı günü İçişleri Bakanlığı 161.500 kişi saydı. Hareket bir düşüş ve ardından bir sıçrama yaşadı, kesintisiz bir yükseliş olmadı.
İçişleri Bakanlığı rakamı ile sendikaların açıkladığı 480 bin arasındaki neredeyse üç katlık fark yöntemden kaynaklanıyor. Sendikalar geleneksel olarak gün boyunca kendi şehirlerinde en az bir kez sokağa çıkan herkesi topluyor, polis ise kortejlerdeki insanları kontrol noktalarından geçtikleri anda sayıyor. Eğilimi ise her iki taraf da kabul ediyor: kısa bir düşüşün ardından sokaklar yeniden doldu, üstelik iki hafta önce kortejlerde neredeyse hiç görünmeyen üniversite öğrencileriyle doldu. Öğrenci Birliği sendikası, dayanışma amacıyla ülkedeki üniversitelerin yüzde 90'ının kapandığını öne sürüyor. Bu rakamı istatistik olarak değil, çatışmanın taraflarından birinin açıklaması olarak değerlendiriyorum. Şiddetin coğrafyası daha açıklayıcı: 13 Ekim'de organizatörler hem Paris'te hem de Lyon'da kortejler üzerindeki kontrolü kaybetti.
Güç dengesi her iki tarafı da korkutuyor. Başbakan Lecornu'nun aktardığı verilere göre 28 Eylül'den bu yana 215 öğrenci, 89 öğretmen ve 761 polis ile jandarma yaralandı, 6.629 kişi gözaltına alındı. İçişleri Bakanlığı'na göre gözaltına alınanların ezici çoğunluğu reşit değil. Adalet Bakanlığı 7 Ekim itibarıyla 1.483'ü reşit olmayanlar hakkında olmak üzere 1.800'den fazla cezai kovuşturma başlatıldığını bildirmişti. Eğitim idaresi yirmi kadar okulun yakıldığını ya da tahrip edildiğini, 147 personelin zarar gördüğünü tespit etti. 13 Ekim'de çoğu lise olmak üzere 214 eğitim kurumu hâlâ kapalıydı.
İçişleri Bakanı Laurent Nuñez 7 Ekim'de okul protestolarında ses ve ışık bombalarının kullanımını askıya aldı. O ana kadar polis 18 iç soruşturma yürütüyordu, bir hafta sonra bu sayı 34'e çıktı. İçişleri Bakanlığı pek çok olayda polislerin kendini savunduğunu vurguluyor ve maskeli gençlerin devriye araçlarını devirdiği, molotof kokteyli fırlattığı video kayıtları bu argümanı destekliyor. Başbakan daha 6 Ekim'de Ulusal Meclis'te protestoyu bastırmaya yönelik siyasi talimatlar verildiği yönündeki söylentileri "yalan" olarak nitelendirmişti. Başka hükümetlere göstericilere davranışları konusunda not vermeye alışkın Paris, üç haftadır kendi yurttaşlarına Lens'teki on beş yaşındaki bir gencin nasıl elini kaybettiğini açıklamaya çalışıyor.
Utanç verici okul: kâğıt üzerinde yeterli olan para nereye gidiyor
Hakkaniyet adına, protestocuların karşısındakilere bir tavizde bulunmak gerekiyor; aksi halde analiz bir propaganda metnine dönüşür. Fransa okulu aç bırakmıyor. Avrupa Birliği İstatistik Ofisi'nin verilerine göre eğitime yapılan kamu harcamaları, AB ortalaması yüzde 4,8 iken gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5,1'ine ulaşıyor ve ülke Avrupa'da Hollanda ve Slovakya ile birlikte 13'üncü sırayı paylaşıyor. Bölgelerin, iş dünyasının ve ailelerin harcamalarını da hesaba katan Milli Eğitim Bakanlığı, 2025 yılı toplam harcamalarını 199,2 milyar avro, yani gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 6,7'si olarak hesaplıyor. 2027 bütçe tasarısında eğitim, savunmadan sonra en büyük ikinci artışı alıyor: yüzde 1,4 artışla 90,9 milyar avro.
Peki o halde liselerde neden sandalye yetmiyor? Cevap yapıda ve dinamikte gizli. UNESCO verilerine göre eğitim harcamalarının payı, Macron'un ilk yılı olan 2017'de gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5,5'iyken 2022'de yüzde 5,3'e geriledi. OECD'nin son raporu, Fransa'da ortaöğretim öğretmenlerinin yaklaşık yüzde 11'inin tam yeterliliğe sahip olmadığını, ilkokulda ise bu oranın yüzde 3'ün altında kaldığını gösteriyor. Ortaöğretimin alt kademesindeki sınıflarda, OECD ortalaması 23 iken, ortalama 26 öğrenci okuyor. En çarpıcı rakam ise mesleğin moraliyle ilgili: Fransız öğretmenlerin yalnızca yüzde 4'ü toplumun emeklerine değer verdiğini düşünüyor. OECD ortalaması yüzde 22 ve Fransa bu sıralamada en sonda yer alıyor.
Sistemde para var, ama sınıfa ulaşmıyor. Öğretmenlik mesleği başarılı mezunları çekmeyi bıraktı ve boş kadrolar eğitimsiz insanlarla dolduruluyor. Bölgelere ve illere ait binaların onarımı yıllardır yönetim kademeleri arasında sıkışıp kalıyor. Bunaltıcı sıcaklarla geçen bir yazın ardından klimasız pek çok okul eylüle, öğrencilerin bizzat ders yapılamaz diye tarif ettiği bir durumda girdi. Öğrenci örgütleri taleplerini on maddelik bir listede topladı ve maliyetini 1 milyar avro olarak hesapladı. 54 milyarlık tasarrufun yanında bu meblağ neredeyse gülünç kalıyor. Hükümetin bunu ciddiyetle tartışmayı reddetmesi de tam bu nedenle sokakta muhasebeyle örtülmüş siyasi bir karar olarak algılanıyor.
54 milyarlık bütçe: devlet sokağa dökülenlerden tasarruf ediyor
2027 yılı maliye kanunu tasarısı 1 Ekim'de Ulusal Meclis'e sunuldu. Amaç, bütçe açığını 2026'daki yüzde 5,4'ten 2027'de gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5,0'ına indirmek. Hatırlatmak isterim ki 2025 sonunda açık yüzde 5,1 seviyesindeydi, yani ülke iki yıldır fiilen yerinde sayıyor. Açıklanan 54 milyar avroluk "fedakârlığın" 43 milyarı yeni önlemlerden oluşuyor: 25 milyar harcama tasarrufu ve 18 milyar ek gelir. Geri kalanı daha önce alınmış kararların birikimli etkisi.
Faturanın kime kesildiğine bakalım. Kamu görevlilerinin maaş endeksi 2027'de güncellenmiyor; bunun yaklaşık 2 milyar avro tasarruf sağlayacağı tahmin ediliyor ve bu adım her öğretmeni doğrudan vuruyor. Devlet aparatı ve kamu kuruluşlarındaki kadro sayısı net 1.076 kişi azaltılıyor. Aile ödenekleri ve konut yardımı enflasyona endekslenmiyor. Aylık 1.260 avronun üzerindeki emekli maaşlarını eksik endeksleme ya da dondurma bekliyor, emeklilere tanınan yüzde 10'luk vergi indiriminin tavanı ise 4.439 avrodan 3.000 avroya düşürülüyor. Bakanlıkların ödenekleri nominal olarak donduruluyor, tek istisna 6,5 milyar avro artış alan savunma. Burs almayan öğrenciler için yüksek teknisyen sertifikası programlarına ve hazırlık sınıflarına ücretli giriş ise ayrı bir kalem olarak yer alıyor.
Bu son madde ayrıca ele alınmayı hak ediyor. Hazırlık sınıfları, Fransız liyakat sisteminin temel sosyal asansörü, Politeknik Okulu'na ve Yüksek Öğretmen Okulu'na giden yoldur. Liselilerin eğitime eşit erişim talebiyle sokağa döküldüğü bir anda bu asansöre binişi ücretli hale getirmek ancak siyasi kulağını yitirmiş bir iktidarın yapabileceği bir iştir. Ekonomi Bakanı Roland Lescure protesto haftasında ek okul harcamaları için yer bulunabileceğini kabul etti. Milli Eğitim Bakanı Édouard Geffray ise 8 Ekim'de bir televizyon programında şu sözü verdi: "Önümüzdeki saatlerde bu eğitim kurumlarına 3.000 öğretmen gelecek." Öğretmenler cuma ile salı arasında öncelikli statüdeki okullara dağıtıldı, bakan ayrıca "birkaç yüz" kişinin daha işe alınmasına izin verdi.
Meclis aritmetiği bütçenin akıbetini öngörülemez kılıyor. Maliye Komisyonu daha 7 Ekim'de, emeklilere tanınan indirimin kısılması ve yaklaşık 800 milyon avro getirmesi beklenen kıdem tazminatlarına ilişkin vergi avantajının azaltılması da dahil olmak üzere bir dizi önlemi reddetti. Genel kurulda milletvekilleri görüşmelere asıl metinden başladı, ancak sinyal verilmiş oldu. Gelir kısmının oylaması 20 Ekim'e, sosyal güvenlik bütçesinin oylaması 27 Ekim'e planlandı. Belgenin bütününe ilişkin nihai oylama ise 17 Kasım'da yapılacak.
Lecornu sosyalist milletvekillerine ve senatörlere yazılı olarak geçen yılki uzlaşmayı yinelemeyi önerdi; o zaman sosyalistler, emeklilik reformunun askıya alınması karşılığında hükümeti düşürmemişti. Sosyalist Parti Birinci Sekreteri Olivier Faure ve sosyalist grubun başkanı Boris Vallaud ise gensoru önergesine evet oyu verebileceklerini şimdiden kamuoyu önünde dile getirdi. Başbakan, Boyun Eğmeyen Fransa'ya, engelleme taktiklerine başvurulmaması halinde bütçeyi oylamasız kabul ettirmeye imkân tanıyan Anayasa'nın 49.3 maddesini kullanmayacağına söz verdi. Marine Le Pen ülkenin kusurlu da olsa bir bütçeye ihtiyacı olduğunu açıkladı; hükümet ise yabancılara yapılan bazı yardım ödemeleri için bekleme süresi getirilmesini önerdi ki bu, Ulusal Birlik'e açıkça göz kırpmak anlamına geliyor.
Bütçe 31 Aralık'a kadar kabul edilmezse Fransa'yı, mevcut vergilerin toplanmasına izin veren ancak yeni politika uygulanmasına imkân tanımayan özel bir yasa bekliyor. Ülke 2025 ve 2026 yıllarına da bu düzenekle girmişti. 2026 bütçesi ancak 19 Şubat 2026 tarihli bir yasayla onaylanabilmişti.
Piyasa seçmenden önce oy veriyor: Fransa İtalya'dan daha pahalıya borçlanıyor
Milletvekilleri indirimler üzerine tartışırken yatırımcılar kendi hükmünü çoktan verdi. Bütçenin sunulduğu 1 Ekim günü on yıllık Fransız devlet tahvillerinin getirisi yüzde 4,95'e yükseldi, Alman tahvilleriyle aradaki fark ise 2012 avro bölgesi krizinden bu yana ilk kez 130 baz puanı aştı. Ertesi gün getiri neredeyse yüzde 4,99'a, yani 2002'den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı; piyasa verilerine göre fark 152 baz puana kadar çıktı. Haziran 2022 ile Haziran 2024 arasında bu fark 40-50 baz puanlık bir bantta seyretmişti. 12 Ekim'e gelindiğinde gerilim biraz azaldı: Almanya'nın yüzde 3,46'sına karşılık yüzde 4,86, fark yaklaşık 140 baz puan.
En onur kırıcı karşılaştırma, Paris'in yirmi yıl boyunca avro bölgesinin sorunlu öğrencisi saydığı İtalya ile ilgili. 6 Ekim'de on yıllık İtalyan tahvilleri yaklaşık yüzde 4,61, Fransız tahvilleri ise yüzde 4,85 getiri sağlıyordu. İspanya bile yüzde 4,10'la borçlanıyordu. Fransa Roma'dan daha pahalıya borçlanıyor; oysa Eylül 2025'te iki ülkenin getirilerinin yalnızca eşitlenmesi bile piyasada sansasyon olarak karşılanmıştı. Hükümetin tahminine göre kamu borcu 2027 sonunda gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 121,7'sine ulaşacak; bu, 2023-2027 kamu maliyesi programlama yasasında öngörülen düzeyin 13,6 puan üzerinde.
Yüksek Kamu Maliyesi Konseyi resmi görüşünde, açığın 2029'a kadar yüzde 3'ün altına indirilmesini "çok düşük ihtimal" olarak nitelendirdi ve borç kartopu riskine karşı uyardı: borçlanma faizleri artık ekonominin büyüme hızını aşıyor. Konsey, 2027 için öngörülen yüzde 1'lik büyüme tahminini iyimser buldu. Yine konseyin hesaplarına göre faiz giderlerindeki artış 2027'de yaklaşık 12 milyar avroyu, yani açıklanan yeni önlemlerin toplam hacminin dörtte birinden fazlasını yutacak.
Kredi derecelendirme kuruluşları önceden uyarmıştı. Fitch, 12 Eylül 2025'te Fransa'nın notunu A+ seviyesine indirdi, S&P de ekimde aynı adımı attı. Moody's şimdilik Aa3 notunu koruyor, ancak görünümü negatif. Her yeni bütçe onların gözetimi altında yazılıyor ve sokağa verilen her taviz anında baz puanlara çevriliyor. Krizin asıl mekanizması da burada saklı. Hükümet liselilerin talep ettiği parayı piyasanın onayı olmadan veremez, piyasanın onayı ise hükümetin sokağı kontrol altında tutup tutamayacağına bağlı. Kısır döngü tamamlandı.
Hürmüz faturası: İran savaşı Fransız akaryakıt istasyonuna nasıl ulaştı
17 Ekim cumartesi günü ülkeyi sarması beklenen ikinci öfke dalgası okulda doğmadı. Kaynağı Basra Körfezi'nde. ABD ve İsrail'in 28 Şubat 2026'da İran'a karşı başlattığı savaş ve savaştan önce dünya petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kapatılması fiyatları fırlattı. Çatışmanın zirvesinde Brent petrolün varili 110 doları aştı. Nisandaki ateşkes ve 17 Haziran'da imzalanan savaşı sona erdirme mutabakatı uzun sürmedi: 12 Temmuz'da Tahran boğazı "yeni bir emre kadar" yeniden kapattığını açıkladı, 30 Ağustos'ta ise ABD'nin Larak Adası'ndaki fırlatma rampalarına düzenlediği saldırılar çatışmayı yeniden sıcak evresine taşıdı. Eylül başında varil fiyatı yine 100 doları geçti.
Fransız sürücü bunu hemen hissetti. Şubat sonunda benzin ve motorinin litresi yaklaşık 1,72 avroydu, martta ise motorin ilk kez 2 avro sınırını aştı. 14 Eylül'de motorinin ortalama fiyatı 2,314 avroya ulaştı, birkaç gün sonra da 9 binden fazla akaryakıt istasyonunun fiyatları üzerinden yapılan hesaplamaya göre 2,39 avroyu aşarak Haziran 2022 rekorunu kırdı. Ekonomi Bakanlığı 9 Eylül'de kamu maliyesinin durumunu gerekçe göstererek akaryakıt vergilerini herkes için indirmeyi reddetti. Kamu Hesaplarından Sorumlu Bakan David Amiel, savaşın başından bu yana yapılan hedefli yardımların maliyetini 1,4 milyar avro olarak açıkladı.
7 Eylül'de TikTok'ta, sonbahar tatilinin ilk günü olan 17 Ekim'de sokaklara çıkma çağrısı yapan bir video yayımlandı. Ardından eski "sarı yelekli" aktivistler bu tarihe sahip çıktı ve çağrıya Genel Emek Konfederasyonu da katıldı. Ülkenin güneyindeki balıkçılar o sırada petrol depolarını çoktan abluka altına almıştı.
2018 ile paralellik kendiliğinden akla geliyor. O zaman, 17 Kasım'da, "sarı yelekliler" akaryakıt vergisindeki artış nedeniyle yollara dökülmüş, Macron ise daha 10 Aralık'ta bir televizyon konuşması yaparak yaklaşık 10 milyar avroluk bir önlem paketi açıklamıştı. Cumhurbaşkanı sükûneti bütçe pahasına satın almıştı. 2026'da böyle bir seçeneği yok: tavizin her milyarı tahvil piyasasında anında baz puana dönüşecek. Sendikaların açıkça umduğu okul ve akaryakıt protestolarının birleşmesi, tam da bu nedenle Élysée Sarayı'nı tek başına herhangi bir korteje kıyasla çok daha fazla korkutuyor.
Yangından kim kazançlı çıkıyor: Mélenchon ısınıyor, Le Pen bekliyor
Lecornu 7 Ekim'deki televizyon konuşmasında öğrencilerin dinlenmesi gerektiğine dair uzlaştırıcı bir cümle kurdu ve hemen ardından bu öfkeyi seçim kavgalarında kullanan siyasi liderlere yüklendi. Kimin kastedildiğini tahmin etmek zor değildi. Mélenchon yürüyüşlerin sürdürülmesi çağrısında bulunuyordu, milletvekili Boyard ise ilk günlerden itibaren blokajların genişletilmesini istiyordu. Parti 13 Ekim gösterilerini de resmen destekledi. Hesap açık: sokağa ilk kez çıkan gençler ülkenin en hareketli seçmen kitlesini oluşturuyor ve şimdi onların sesi olan, nisanda oylarını da alacak. Eylül ve ekim anketlerinde Mélenchon yüzde 16-18 oy alıyor ve ikinci tura kalmak için ciddi bir aday konumunda.
Asıl kazançlı çıkan ise barikatlardan uzak duruyor. 7 Temmuz 2026'da Paris İstinaf Mahkemesi, Avrupa Parlamentosu asistanları davasında Marine Le Pen hakkındaki mahkûmiyet kararını onadı, ancak seçilme yasağı süresini 15 aya indirdi; bu da ona seçimlerin yolunu açtı. Le Pen aynı akşam bir televizyon programında şunu açıkladı: "Demek ki kampanyamı elektronik kelepçe olmadan yürüteceğim." Yargıtay, ilk turdan 17 gün önce, 1 Nisan 2027'ye kadar karar vermeye çalışacağını taahhüt etti. Şimdilik Le Pen ilk turda yüzde 33-35 oy alıyor, bu da herhangi bir rakibinin neredeyse iki katı. Yaz anketlerinde ikinci turda Édouard Philippe'i yüzde 51 ile 54 arasında değişen bir oranla, Mélenchon'u ise yüzde 70'e varan bir oranla yeniyordu.
Le Pen'in tutumunun mantığı basit. Yanan okullar ile emekli maaşlarını ve yardımları budayan bütçe aynı anda onun işine yarıyor: ilki düzen talebini besliyor, ikincisi partinin sosyal söylemini güçlendiriyor. "Kusurlu" bir bütçeyi desteklemeye hazır olması, Le Pen'e, zaferinden çekinen piyasaların gözünde muhalefetin tek sorumlu gücü imajını da kazandırıyor. Bu oyunda neredeyse hamle yapmasına gerek yok.
Mevcut tabloda kaybedenler daha çok. Macron'un partisi Rönesans, Gabriel Attal'ı aday gösteriyor, ancak parti arkadaşı Lecornu'nun hükümeti bu haftalarda bombalar ve maaş dondurmayla özdeşleşiyor. Raphaël Glucksmann 11 Ekim'de sosyal demokratların ön seçimini daha ilk turda yüzde 66,13 oyla kazandı. Bu ön seçime yaklaşık 120 bin kişi katıldı, iki gün sonra ise yüz binlerce kişi sokaklara döküldü ve Glucksmann'ın şimdilik onlara sunabileceği bir şey yok. Greta Thunberg Saint-Denis'te protestoya uluslararası bir parıltı kattı, ama aynı zamanda yetkililere okul hareketine dışarıdan aktivistlerin katıldığına dair elverişli bir argüman hediye etti.
1986'nın hayaleti: her Fransız başbakanının korktuğu isim
Fransız tarihi basit bir kurala işaret ediyor. Bu ülkede gençlik hareketleri iki durumda kazanır: iktidar zamanında geri adım attığında ya da hareketin bir şehidi olduğunda. 1986 sonunda öğrenciler Bakan Alain Devaquet'nin üniversite reformu yasa tasarısına karşı ayaklandı. 6 Aralık gecesi Paris'te 22 yaşındaki öğrenci Malik Oussekine polisin dövmesi sonucu hayatını kaybetti. Devaquet istifa etti ve 8 Aralık'ta Jacques Chirac hükümeti yasa tasarısını geri çekti. Oussekine'in adı o günden bu yana her İçişleri Bakanı'na kabul edilebilir olanın sınırının nereden geçtiğini hatırlatıyor.
2006'da Başbakan Dominique de Villepin gençlere yönelik "ilk istihdam sözleşmesi" ile ülkeyi kitlesel protestolara sürükledi ve 10 Nisan'da Jacques Chirac, kabul edilmiş yasayı fiilen rafa kaldırdı. Kasım 1990'da, bir önceki büyük lise protestoları dalgası sırasında, François Mitterrand bir öğrenci heyetini Élysée Sarayı'nda bizzat kabul etmiş, hükümet de liselere acil kaynak ayırmıştı. Aralık 2018 ise bambaşka bir ders bıraktı: Mantes-la-Jolie'de polis 151 lise öğrencisini diz çöktürmüştü. Görüntüler bütün ülkeyi dolaştı, ancak hareket "sarı yelekliler"in içinde eriyip gitti ve öğrencilerin karşı çıktığı reformlar yürürlükte kaldı.
Mevcut iktidar bu dersi yarım yamalak öğrendi. Bombaların yasaklanması, üç bin öğretmen sözü, liselilerle istişare için bir çevrimiçi platform ve 16 Ekim'de ara rapor, ay sonunda ise eylem planı öngörülen beş öncelikli çalışma alanı, zaman kazanmaya yönelik klasik bir taktik oluşturuyor. Macron 12 Ekim pazartesi günü protestoculara itidal çağrısında bulundu ve dile getirdikleri sorunların "zaman, istişare, tartışma ve saygı gerektirdiğini" söyledi. Sorun şu ki zaman en kıt kaynağa dönüştü. Lens'te elini kaybeden genç hayatta kaldı. Bir sonrakinin şansı daha az yaver gidebilir ve o zaman hiçbir istişareye gerek kalmaz.
Uluslararası arka plan da Paris'in aleyhine işliyor. Aynı günlerde Belçika'da eğitim ücretlerindeki artışa karşı düzenlenen öğrenci protestolarında yüzden fazla kişi gözaltına alındı, öğrenci örgütleri ise 20 Kasım'ı Avrupa çapında bir gençlik seferberliği günü ilan etti. Başka ülkelerin deneyimi, küçük bir bütçe önlemine karşı başlayan okul protestosunun neye dönüşebileceğini gösteriyor. Ekim 2019'da Şilili lise öğrencileri, toplu taşıma ücretine yapılan 30 pesoluk zamma tepki olarak Santiago metrosunun turnikelerinin üzerinden toplu halde atlamaya başladı. 25 Ekim'de başkentin sokaklarına bir milyondan fazla insan döküldü ve tam bir yıl sonra ülke referandumda yeni bir anayasa hazırlanması yönünde oy kullandı.
17 Ekim, 2 Kasım, 31 Aralık: Fransız çöküşünün takvimi
İlk sınav cumartesi günü yaşanacak. Öğrenciler, üniversiteliler, sendikalar ve "sarı yeleklilerin" mirasçıları gerçekten tek bir kortejde birleşirse hükümet en çok korktuğu şeyle, yani sosyal gündemli, kuşaklar arası bir protestoyla karşı karşıya kalacak. Benim öngörüm sendikaların beklentilerinden daha mütevazı. Hafta sonu ve tatilin başlaması kortejlerdeki okul bileşenini zayıflatacak ve İçişleri Bakanlığı'nın sayımına göre cumartesi eylemi 6 Ekim'deki zirveyi aşmayacak. Böyle bir düşüş kendi başına hiçbir şeyi çözmeyecek.
Asıl sınav 2 Kasım'da, liseler tatilden sonra yeniden açıldığında başlayacak. Hükümetin o tarihe kadar vaat ettiği planı ortaya koyması gerekiyor. Planda çok yıllı bir öğretmen istihdam programı ve bina onarım fonu görmeyi bekliyorum, ancak kamu görevlilerinin maaş endeksindeki dondurma sürecek; çünkü bunun kaldırılması yaklaşık 2 milyar avroya mal oluyor ve Fransız tahvil sahiplerinin sabrını bir kez daha sınamaya hazır değilse Lecornu'nun bu parası yok. Öğretmen sendikaları böyle bir planı kabul etmeyecek ve kasımın ilk haftasında blokajlar en az yüz lisede yeniden başlayacak.
Üçüncü tarih 31 Aralık. Burada iddiam net: Fransa'nın o güne kadar kesin olarak kabul edilmiş bir 2027 bütçesi olmayacak ve ülke üst üste üçüncü yıl ocak ayına tam teşekküllü bir mali plan yerine özel bir yasayla girecek. Adayı ön seçimden henüz yetki almış olan sosyalistler için, genç seçmenlerin bombalar ve maaş dondurmayla özdeşleştirdiği bir hükümete omuz vermek fazlasıyla zararlı. Fransız devlet tahvilleri ile Alman tahvilleri arasındaki fark, 18 Nisan 2027'deki ilk tura kadar 100 baz puanın altına inmeyecek.
Cevabını bilmediğim bir soru kalıyor. Seçimlere kadar on sekiz yaşına girecek ve bugün çöp konteynerlerinden kurulmuş barikatların başında duran mezun adaylarının oyları nisanda kime gidecek?
Fatura çocuklara kesildi
Macron'un on yılı Fransa'yı modernleştirme ve maliyesini düzene sokma vaadiyle başlamıştı. Bu on yıl, salgın öncesinde gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 98'i olan borcun 2027 sonunda tahmini yüzde 121,7'ye çıkmasıyla, İtalya'nınkinden yüksek tahvil getirileriyle, litresi 2,3 avroyu aşan motorinle ve derslere girecek öğretmen olmadığı için gençlerin blokaj uyguladığı okullarla sona eriyor. Toplumsal barışın krediyle satın alındığı model, faturanın bu krediyi hiç çekmemiş bir kuşağa kesildiği anda tükendi. Liseliler bir milyar istiyor. Piyasa elli dört milyar talep ediyor.
Lecornu hükümeti ikisini birden tatmin edemez. Birini seçmeye ise cesaret edemiyor. Bu yüzden zaman kazanmaya çalışıyor, oysa Ekim 2026 Fransa'sında zaman Marine Le Pen'in lehine işliyor.
2 Kasım'da Fransız liseleri tatilden sonra yeniden açılacak. Her şeyin başladığı Créteil'deki Saint-Exupéry Lisesi'nin kapıları ya derslere açılacak ya da yeniden çöp konteynerleriyle kapatılacak. Artık on altı yaşındakilerin o sabah vereceği karar, Ulusal Meclis'te 17 Kasım'da yapılacak oylamadan daha fazlasını belirleyecek.