...

Gelişmiş dünya bir yandan iş gücü eksikliği nedeniyle darboğaza girerken diğer yandan ekonominin artık ihtiyaç duymayacağı milyonlarca insanın ortaya çıkmasına hazırlanıyor. İşin en rahatsız edici yanı, her iki felaketin de aynı geleceği anlatması.

Tim O'Harro 79 yaşında. Hayatının büyük bölümünde Cumhuriyetçilere oy verdi, partilerine bağışlarda bulundu. Ailesinin dört kuşaktır işlettiği, Wisconsin'in kuzeydoğusundaki çiftlikte 1600 inek bulunuyor. İnekleri sağan, doğumlarını yaptıran, suni tohumlama işlemlerini gerçekleştiren ve sürünün bilgisayar ortamındaki kayıtlarını tutanlar Meksika ve Honduras'tan gelen göçmenler. İçlerinden biri Amerika'ya henüz ergenlik çağındayken gelmiş, yirmi yıl içinde çiftlikteki bütün işleri öğrenmiş ve şimdi çiftlik sahibinin 19 yaşındaki torununa mesleği öğretiyor. Mart 2026'da, Donald Trump yönetiminin ülke genelinde başlattığı göçmen operasyonlarını izleyen yaşlı çiftçi, geçmişi düşünüldüğünde kendisinden duyulması neredeyse imkansız bir cümle kurdu: "Hâlâ Cumhuriyetçi miyim, bilmiyorum."

O'Harro yirmi yıl boyunca yerel işçi çalıştırmayı denedi. Üniversite öğrencilerini, çocuklarını tek başına büyüten anneleri işe aldı. Hatta haklarında adli soruşturma yürütülen kişilere bile şans verdi. Neredeyse hepsi bir noktada sabah sağımına birkaç dakika kala telefon ederek işe gelmeyeceklerini bildirdi.

Onun çiftliği, 21. yüzyılın ikinci çeyreğindeki gelişmiş ekonominin kusursuz bir modeli. İş var. Çalışacak insan yok.

Aynı dönemde Amerika'da bunun tam tersi bir gelişme yaşanıyor. Ülkenin çalışan sayısı bakımından ikinci büyük özel sektör işvereni Amazon, 2025 sonbaharında sızdırılan şirket içi belgelere bakılırsa, 2033 yılına kadar robotlar olmasaydı ihtiyaç duyacağı 600 binden fazla kişiyi işe almadan faaliyetlerini sürdürmeyi planlıyor. İşverenler işten çıkarmaları giderek daha sık yapay zekayla açıklıyor. Danışmanlık şirketi Challenger, Gray & Christmas'ın hesaplamalarına göre, Mayıs 2026'da ABD'de duyurulan 97 bin kişilik işten çıkarmanın yaklaşık yüzde 40'ı şirketler tarafından doğrudan yapay zekayla ilişkilendirildi. Ahırda inek sağacak insan bulamayan ekonomi, aynı anda yan binadaki muhasebeciyi işten çıkarıyor.

Bunların biri demografik, diğeri teknolojik olmak üzere iki ayrı sorun olduğu düşünülüyor. Ben bunların, iki farklı uçtan bakıldığında görülen tek bir sorun olduğuna inanıyorum. Yaşlanan dünyanın bugün çalışacak insana ihtiyacı var. Tam da bu nedenle yarın satın alacak insan bulamayacak.

Amerikan sütünü Washington'ın sınır dışı etmek istediği insanlar üretiyor

Wisconsin, Amerika'nın süt başkenti olarak biliniyor. Sektör, eyalet ekonomisine yılda 50 milyar dolardan fazla katkı sağlıyor. Wisconsin-Madison Üniversitesinin tahminlerine göre, eyaletteki süt çiftliklerinde yapılan işlerin yaklaşık yüzde 70'ini çoğunlukla Meksika ve Orta Amerika'dan gelen göçmenler üstleniyor. Bunların neredeyse tamamı yasal oturum statüsüne sahip değil.

Nedeni bürokratik açıdan son derece basit. H-2A tarım işçisi vizesi yalnızca mevsimlik işler için veriliyor. Oysa inekler yılın 365 günü, günde iki veya üç kez sağılıyor. Hayvancılıkta yıl boyunca çalışmaya olanak tanıyan bir vize türü, sektör kuruluşlarının yirmi yıldır süren taleplerine rağmen Kongre tarafından hâlâ oluşturulmadı.

Çiftçiler saat başına 14 ila 20 dolar ödüyor ve daha fazlasını ödeyemiyor. Süt üretimindeki kâr marjı dar. Alım fiyatını piyasa belirliyor; sürü sahibinin fiyat üzerindeki etkisi, hava durumu üzerindeki etkisinden fazla değil.

Bir Amerikalı için bu iş cazip değil. Gün doğmadan kalkmak, haftanın hiçbir günü dinlenememek, yazın sıcağa, kışın Wisconsin'in dondurucu soğuğuna katlanmak gerekiyor. Meksika'nın bir köyünden gelen işçi ise aynı ücretle memleketinde ev yaptırabiliyor.

Texas A&M Üniversitesi ekonomistleri daha 2015 yılında göçmenlerin ABD süt sektöründeki çalışanların yarısından fazlasını oluşturduğunu ve bu insanların ortadan kaybolması durumunda perakende süt fiyatlarının yaklaşık yüzde 90 artacağını hesaplamıştı.

Amerikan sineması bu konuyu 2004 yapımı "Meksikalısız Bir Gün" adlı hiciv filminde işlemişti. Görünüşe bakılırsa Washington, komediyi uygulanması gereken bir talimatname sanmış.

İlk bakışta çözüm belli: robotlar.

Bir sağım robotunun maliyeti birkaç yüz bin dolar. Yıllık bakım gideri ise 5 ila 10 bin dolar arasında değişiyor. Tek bir sağım ünitesi yaklaşık altmış ineğe hizmet verebiliyor. Dolayısıyla O'Harro'nun sürüsü için bu makinelerden yaklaşık yirmi beş tane gerekiyor. Bu da ücretleri karşılamaya ancak yeten kâr marjıyla milyonlarca dolarlık kredi yükünün altına girmek demek.

ABD'deki yaklaşık 25 bin süt çiftliğinin, sektör tahminlerine göre, yalnızca yüzde 10'unun robot kullanması şaşırtıcı değil. İşletmelerin daha küçük olduğu Avrupa'da bu oran yaklaşık üçte bir daha düşük.

Karşımızda geleceğin ilk biçimi var: Makinelerin insanlardan hâlâ daha pahalı olduğu veya insanların yapabildiği bazı işleri henüz yapamadığı bir dünya. Bu dünyada insanlara çalışan olarak ihtiyaç duyulmaya devam ediliyor.

Böyle bir dünyada refah tek bir koşula bağlı: Verimlilik, çalışan nüfusun azalma hızından daha yüksek bir hızla artmalı.

Peki bu koşul gerçekleşiyor mu?

Gerçekleşmeyen mucize: Verimlilik artışı durdu

Amerika'nın öngörüleri en çok yayılan jeopolitik tahmin uzmanlarından biri, uzun zamandır kamuoyunu rahatlatıyor. Ona göre nüfus azalmasının olumsuz etkilerini teknolojik ilerleme hafifletecek, verimlilik artmaya devam edecek ve yaşlanan toplumlarda göç olmasa bile kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasıla yükselecek.

İstatistikler bu iyimserliği doğrulamıyor.

ABD Çalışma İstatistikleri Bürosunun verilerine göre, Amerikan imalat sanayisindeki iş gücü verimliliği yaklaşık 2012'den beri yerinde sayıyor. Hatta 2014'ten itibaren bazı dönemlerde geriliyor.

Ne Trump'ın ilk başkanlık dönemindeki gümrük tarifesi savaşları ne de Joe Biden dönemindeki teşvikler işe yaradı. Yalnızca Çip Yasası kapsamında yarı iletken sektörüne yaklaşık 52,7 milyar dolar ayrılmıştı.

Son yıllarda ABD ekonomisindeki verimlilik artışının neredeyse tamamını hizmetler sektörü sağladı. Şimdi o da tehdit altında. Yüksek nitelik gerektiren sektörlerde işe alımlar durgunluk dönemlerinin düzeyine geriledi. Salgın sırasında verimlilik artışını hızlandıran iş gücü hareketliliği neredeyse tamamen durdu. Otomasyon ekipmanlarına yönelik yatırımların bazı kalemlerinde azalma yaşandı.

Darbe, şirketlerin yeni bir sıçrama için en büyük umutlarını bağladıkları yapay zeka araçlarını kitlesel ölçekte kullanmaya başladıkları döneme denk gelebilir.

Dünyadaki tablo da daha iç açıcı değil.

Hesaplamalardan birine göre, 2000-2025 döneminde bu göstergede başı çeken yaklaşık yirmi ülkede çalışan başına saatlik üretim değeri 21,4-85,6 dolar aralığından 22,0-91,6 dolar aralığına çıktı. Hesaplamayı yapanlar bunu yıllık ortalama yüzde 0,5 civarında büyüme olarak değerlendiriyor.

Ben bu aritmetiğe kuşkuyla yaklaşıyorum. Üstelik beklenmedik bir nedenle: Aralıkların alt ve üst sınırları esas alındığında artış daha da mütevazı, yılda yaklaşık yüzde 0,1-0,3 düzeyinde kalıyor.

İlerleme değil, durgunluk.

İrlanda'nın bu tür sıralamalardaki liderliğinin mühendislik dehasıyla ilgisi yok.

2015 yılında, çok uluslu şirketlerin fikri mülkiyet haklarını Dublin'e taşıyıp bunlara bağlı kârları da ülke hesaplarına aktarmasının ardından İrlanda'nın gayrisafi yurt içi hasılası bir yılda yüzde 26 arttı. Ekonomistler bu olguyu "cüce cin ekonomisi" olarak adlandırdı.

İrlanda'nın verimliliği büyük ölçüde kâğıt üzerinde. Hiçbir büyük ülke aynı numarayı tekrarlayamaz.

Nüfus azalması, durgunluğa iyimserlerin üzerinde durmak istemediği başka bir mekanizma ekliyor.

İş gücü piyasasında daha az insan bulunduğunda işveren en iyi adayı değil, bulabildiği adayı işe alıyor. İş için rekabet zayıflıyor. Bununla birlikte öğrenme ve kendini geliştirme güdüsü de azalıyor. Sonuçta aynı makinelerle yapılan üretimin verimliliği düşüyor.

Nüfusu azalan dünya, teknolojisi değişmediği hâlde verimliliği gerileyen bir ekonomiye dönüşme riski taşıyor.

Dizel motor için beş yıl: Amerika neden 120 bin dolara tamirci bulamıyor?

Kasım 2025'te Ford'un Üst Yöneticisi Jim Farley, bir üniversitenin sesli yayınında şirketin bayi ağında yıllık geliri 120 bin dolara kadar çıkan yaklaşık 5000 tamirci kadrosunun doldurulamadığını anlattı.

Bu rakam, ülkedeki ortanca ücretin neredeyse iki katı.

Farley'e göre, Super Duty kamyonetinin dizel motorunu söküp yeniden toplamayı öğrenmek en az beş yıl gerektiriyor.

Ardından sorunu genelleştirdi:

"Hayati önem taşıyan mesleklerde bir milyondan fazla açık pozisyonumuz var. Acil hizmetlerde, yük taşımacılığında, fabrikalarda, tesisatçılar, elektrikçiler ve diğer teknik meslekler arasında."

Şirket, bayileriyle birlikte geleceğin otomotiv teknisyenlerine yönelik burs programının bütçesini 1 milyon dolardan 4 milyon dolara çıkardı.

Bir milyon boş kadronun karşısında bu, politika değil, sembolik bir adım.

Sektör tahminlerine göre, 2027'ye kadar ABD'deki tesisatçı açığı yaklaşık 550 bine ulaşacak. Elektrikçi açığı 2025'te yaklaşık 80 bin olarak hesaplanıyordu; 2030'a kadar 224 bine çıkabilir.

Tayvanlı TSMC, 2023 yazında Arizona'daki ilk fabrikasının açılışını 2024'ten 2025'e erteledi. Gerekçe açıkça ekipman kurulumu için gereken nitelikli uzmanların bulunamamasıydı.

Sonunda eyalete toplam 165 milyar dolar yatırım yapmayı vadeden şirketin karşısına para değil, insan sorunu çıktı.

Farley, mesleki eğitim sisteminin yetersizliğini suçluyor. Teşhisinin ancak yarısı doğru.

Mesleki eğitim merkezleri öncelikle kapılarında kuyruk olmadığı için yavaş büyüyor. Genç Amerikalılar, garantili kazanç sunulsa bile ağır fiziksel işlerde çalışmak için istek göstermiyor.

ABD'de iş gücüne katılım oranı yirmi yıl önceki yaklaşık yüzde 66 düzeyinden yüzde 62'ye geriledi.

Burada dürüst bir açıklama yapmak gerekiyor.

ABD'nin yüzde 61,9 ile Japonya'nın yüzde 63,6'lık oranının altında, Almanya'nın yüzde 80,8'lik ve İsviçre'nin yüzde 84,4'lük oranlarının ise çok gerisinde gösterildiği uluslararası tablolar, gerçekte karşılaştırılabilir olmayan verileri yan yana getiriyor.

Avrupa'daki oranlar genellikle 15-64 yaş grubu üzerinden hesaplanıyor. Amerika'daki oran ise milyonlarca emekliyi de kapsayan 16 yaş üstü nüfusun tamamına dayanıyor.

Çalışma yaşamının en verimli dönemindeki 25-54 yaş arası Amerikalılar esas alındığında iş gücüne katılım oranı rekor düzeylere yakın.

Bu düzeltme kaygıyı ortadan kaldırmıyor, tersine daha da belirginleştiriyor.

Genel oranı aşağı çeken etken yaşlanma. Savaş sonrası nüfus patlaması kuşağı, gençlerin iş gücüne katılma hızından daha hızlı emekliye ayrılıyor.

Dünyanın en büyük iş arama platformu Indeed'in sahibi Japon Recruit Holdings'in başkanı Hisayuki Idekoba durumu daha sert ifade ediyor: Toplum yanlış şeyden korkuyor.

Indeed'in hesaplamalarına göre, önümüzdeki on beş yılda Amerikan iş gücü yaklaşık 20 milyon kişi azalacak. Bu kaybın yaklaşık yüzde 80'i yaşlanmadan, yalnızca yüzde 20'si yapay zekadan kaynaklanacak.

Japonya, kadınların ve emeklilerin çalışma hayatına kitlesel katılımını sağlayarak açığın bir bölümünü kapattı. ABD ile Avrupa'nın elinde ise neredeyse böyle bir kaynak kalmadı.

Japon yöneticinin yakınması gündelik hayatın içinden geldiği için özellikle inandırıcı:

"Evdeki su kaçağının giderilmesi için iki ay beklemek istemiyorum."

Ona göre Amerika'daki durum bugün tam da böyle.

Yapay zeka neden tesisatçıdan önce avukatın işini alacak?

Robotik uzmanları daha 1980'lerde, Moravec paradoksu olarak bilinen bir ilkeyi ortaya koymuştu: İnsan için zor olan işler makineye kolay gelirken bir çocuğun düşünmeden yaptığı işler makine için neredeyse imkansızdır.

Bilgisayar, dünya satranç şampiyonunu 1997'de yenmişti.

Ancak çamaşırları güvenilir biçimde katlayabilen veya yabancı bir evin mutfağında lavabonun altındaki sifonu değiştirebilen robot, bugün bile gösteri amaçlı bir örnek olmanın ötesine geçebilmiş değil.

Çağımızın temel eşitsizliği buradan kaynaklanıyor.

İş gücü açığı, parmakların, dengenin ve kirli, öngörülemeyen ortamlarda doğaçlama hareket etme becerisinin gerektiği alanlarda yoğunlaşıyor.

İnsan fazlası ise işin metne, tabloya ve kurala indirgenebildiği alanlarda ortaya çıkıyor.

2002 yılında Amerikalı bir kent araştırmacısı "yaratıcı sınıf" kavramını ortaya attı ve yaklaşık 38 milyon Amerikalıyı, yani çalışanların yaklaşık yüzde 30'unu bu sınıfa dahil etti.

Bilim insanları, mühendisler, mimarlar ve tasarımcıların yanı sıra finans uzmanları, avukatlar, doktorlar ve yöneticiler de bu grubun içindeydi.

Çeyrek yüzyıl sonra üretken yapay zeka bu kavramı yeniden sorgulamaya açtı.

Görüldü ki "yaratıcı" olarak nitelendirilen uzmanların çoğu, kendilerinin geliştirmediği kurallara dayanarak rutin zihinsel işler yapıyor. Tam da bu nedenle yazılım tabanlı yapay zeka sistemleri onların işlerini kolayca devralabiliyor.

Dünyada gerçekten yaratıcı nitelikte, algoritmalara devredilemeyecek işler yapan insanların sayısının yaklaşık 30 milyon, yani toplam çalışanların yüzde 1'i olduğu tahmin ediliyor.

Uluslararası Para Fonunun Başkanı Kristalina Georgieva, Ocak 2024'ten beri kurumun tahminini tekrarlıyor: Yapay zeka gelişmiş ekonomilerdeki işlerin yaklaşık yüzde 60'ını, gelişmekte olan ekonomilerde ise yüzde 40'ını etkileyecek.

Yüzde 26'lık oranla en yoksul ülkeler bu dalgadan en az etkilenecek kesimi oluşturuyor.

Onları koruyan şey kendi yoksullukları. Çünkü algoritmaya devredilebilecek büro işlerinin sayısı bu ülkelerde zaten daha az.

İnsanlığın geleceğine ilişkin çok satan kitapların yazarı İsrailli tarihçi, iki yüzyıldır yapılan teknolojik işsizlik uyarılarını "Kurt geliyor!" diye bağıran çobanın hikayesine benzetmişti.

Ardından hikayenin aslında kurtun en sonunda gerçekten gelmesiyle sonuçlandığını hatırlatmıştı.

Sanayi Devrimi, insanların fiziksel güç üzerindeki tekelini ortadan kaldırdı ama bilişsel yeteneklerini ellerinde bıraktı.

Şimdi makine bu alana da giriyor.

Üstelik insandan daha zeki olmasına gerek yok. Belirli bir görevi yeterince iyi yerine getirmesi yetiyor.

Şirketlerin yakın dönemdeki uygulamaları da bunu doğruluyor.

Amazon, 2025 sonundan itibaren yaklaşık 30 bin büro kadrosunu, yani büro çalışanlarının yaklaşık onda birini azalttı. Şirket bu kararı kısmen yapay zekanın sağladığı verimlilikle açıkladı.

Amazon'un Üst Yöneticisi Andy Jassy daha önce de yapay zeka destekli otomasyonun şirketin kurumsal kadrolarında azalmaya yol açacağını açıkça söylemişti.

Çin fabrikalarda ışıkları söndürüyor

Japon FANUC, 1980'lerin başında Fuji Dağı'nın eteklerinde robotların insan olmadan robot ürettiği bir fabrika kurdu.

Böylece "karanlık fabrikalar" ortaya çıktı. Bu tesislerde ışığa ihtiyaç yoktu, çünkü etrafa bakacak kimse bulunmuyordu.

Kırk yıl boyunca bunlar mühendisliğin sıra dışı örnekleri olarak kaldı.

Çin ise bu modeli sanayi politikasına dönüştürüyor.

Xiaomi, Pekin'in Changping bölgesindeki fabrikasına yaklaşık 330 milyon dolar yatırım yaptı.

Şirketin kurucusu Lei Jun, tesisin insan müdahalesi olmadan günün her saati saniyede bir akıllı telefon üretebildiğini ileri sürüyor.

Uluslararası Robotik Federasyonunun verilerine göre, 2024 yılında dünyada 542 bin sanayi robotu kuruldu. Bu, on yıl öncesinin iki katı.

Dünya genelindeki toplam sanayi robotu sayısı 4,66 milyona ulaştı.

Yeni kurulumların 295 bini Çin'de gerçekleşti. Bu, dünya pazarının yüzde 54'ü ve ABD'deki kurulumların neredeyse dokuz katı demek.

Çin'deki sanayi robotu sayısı 2 milyonu aştı ve Amerika'dakinin beş katına ulaştı.

Ülkede kurulan robotların yüzde 57'si de ilk kez Çin'de üretilen makinelerden oluştu.

Robotlaşma üzerine yazılan popüler metinlerde hâlâ bütün dünyada 2,25 milyon robot bulunduğu yönündeki rakama rastlanıyor.

Bu veri gerçekliğin yaklaşık iki kat gerisinde. Hatanın kendisi bile bir belirti: Geleceği geçmişin verileriyle tartışıyoruz.

Tersi yönde abartılar da mevcut.

İngiliz Oxford Economics'in 2019 yılında yayımladığı, 2030'a kadar dünyada 20 milyon robot bulunacağı ve bunların 14 milyonunun Çin'de olacağı yönündeki tahmin, sanayi robotlarının bugünkü kurulum hızı dikkate alındığında yüksek görünüyor.

Ancak aynı rapordaki başka bir değerlendirme geçerliliğini koruyor.

2004'ten itibaren kullanılan her yeni sanayi robotu, imalat sanayisinde ortalama 1,6 çalışanın yerini aldı. Robotlar 2030'a kadar 20 milyon fabrika işçisini işsiz bırakabilir.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsünün ekonomistleri 2020 yılında Amerikan verilerini inceleyerek benzer bir sonuca ulaştı.

Her bin çalışana eklenen bir robot, istihdam oranını 0,2 yüzde puan, ücretleri ise yüzde 0,42 azaltıyordu.

Pekin'in yaklaşımını belirleyen temel etken tasarruf değil, demografi.

Çin fabrikalarında yaklaşık 120 milyon kişi çalışıyor. Ülkenin nüfusu 2022'den beri azalıyor.

2000 yılından sonra yetişen kuşak ise haftanın altı günü sabah dokuzdan akşam dokuza kadar çalışmayı öngören "996 modeli" ile yaşamayı reddediyor.

Fabrika sahipleri açısından robot artık maliyetleri düşürmenin bir yolu değil, ayakta kalmanın koşulu.

Çin'deki dönüşümün en çarpıcı ayrıntısı yeni bir meslek: robot eğitmenliği.

Kırsal bölgelerden ve meslek yüksekokullarından gelen, çoğu zaman üniversite diploması bulunmayan gençler ayda 6 ila 10 bin yuan kazanıyor.

Bu ücret yaklaşık olarak dağıtım kuryelerinin kazancına denk. Ancak robot eğitmenleri temiz bürolarda çalışıyor ve yaptıkları iş saygın bir meslek olarak görülüyor.

Sekiz saatlik vardiya boyunca on beş farklı görevi yerine getiriyor, makinenin hareketi öğrenmesi için her görevi on kez tekrarlıyorlar.

Yetkililer, uzaktan robot kumanda operatörlüğünü yüksek niteliklere sahip olmayan gençler için yeni bir mesleki eğitim programı olarak resmen tanıdı.

Böylece toplumun koca bir kesimi, gelecekte kendi işlerini devralacak makineleri büyük bir özenle eğitiyor.

Amazon'un asla işe almayacağı altı yüz bin insan

Amazon'dan sızdırılan belgeler dikkatle okunmalı. Çünkü bunlar kamuoyuna aktarılırken sıklıkla çarpıtılıyor.

Şirket 600 bin çalışanını işten çıkarmayı planlamıyor.

Robotik birimi, 2033 yılına kadar satışları iki katına çıkarırken ABD'deki çalışan sayısını yaklaşık bugünkü düzeyde tutmayı, başka bir ifadeyle 600 binden fazla yeni kişiyi işe almamayı öngörüyor.

Bu sayının 160 bini daha 2027 yılına kadar gerçekleşebilir.

Ekibin hedefi işlemlerin yüzde 75'ini otomatikleştirmek.

Böylece işlenen her ürün başına yaklaşık 30 sent, 2025-2027 dönemi boyunca ise toplam 12,6 milyar dolar tasarruf sağlanması hesaplanıyor.

Louisiana eyaletinin Shreveport kentindeki Amazon deposu, bin robotla, robotlar olmadan ihtiyaç duyacağı çalışan sayısının yaklaşık dörtte biri daha az personelle faaliyet gösteriyor.

Amazon ise belgelerin şirketin genel stratejisini değil, yalnızca bir ekibin bakış açısını yansıttığını açıkladı.

"İşten çıkarmak" ile "işe almamak" arasındaki fark, siyasi açıdan temel önemde.

İşten çıkarılan işçi protestoya katılabilir. Hiç oluşturulmamış bir iş içinse kimse yas tutmaz.

Yeni tür işsizlik görünmezdir. Bu işsizliğin adı ve soyadı bilinen mağdurları yoktur.

Aynı belgelerde çalışanlara "otomasyon" ve "yapay zeka" ifadelerinden kaçınmaları, bunların yerine "ileri teknolojiler" ve "iş birlikçi robotlar" sözcüklerini kullanmaları yönünde tavsiyede bulunulduğu iddiası özellikle dikkat çekici.

Şirket bunu reddediyor.

Ancak böyle bir tavsiyenin varlığı, riskin farkında olunduğunu herhangi bir basın açıklamasından daha güçlü biçimde ortaya koyuyor.

İşin ekonomik mantığı acımasız.

Morgan Stanley analistlerine göre, işletme maliyeti saat başına yaklaşık 5 dolar olan insan biçimli bir robot, saatlik 25'er dolar ücret alan iki çalışanın yerini alabilir ve kullanım ömrü boyunca yaklaşık 200 bin dolarlık ekonomik fayda sağlayabilir.

Ben bu tahmini yatırım heyecanının ürünü olarak görüyorum. Çünkü üretim hatlarında kitlesel ölçekte çalışan insansı robotlar henüz yok.

Bununla birlikte hesaplamanın yönü doğru.

Mart 2026'da ABD'nin tarım dışı özel sektöründeki ortalama saatlik ücret 37,41 dolardı.

İnsan emeği ne kadar pahalıysa makinenin maliyetini karşılaması da o kadar hızlanıyor.

Robotların ürettiklerini kim satın alacak?

İşte burada geleceğin ikinci biçimi başlıyor.

Bu dünyada yalnızca makineler çalışıyor.

Asıl tuzak da burada gizli.

Robot yemek yemez, uyumaz, izne çıkmaz ve çalıştığı fabrikanın ısıtılmasını istemez.

Ama hiçbir şey de satın almaz.

Ekonomi bir terazi gibi işler.

Terazinin bir kefesinde "karanlık fabrikaların" üretim kapasitesi büyürken diğer kefesinde bu fabrikalardan uzaklaştırılan insanların gelirleri azalır.

Depolar görülmemiş bir verimlilikle üretilen mallarla dolar. Ancak o malları satın alabilecek insanların alım gücü, ücretleriyle birlikte erir.

Stanislaw Lem bu mekanizmayı 1950'lerde, "Yıldız Günlükleri" adlı eserindeki Ijon Tichy'nin yirmi dördüncü yolculuğunda anlatmıştı.

İndiyotların yaşadığı gezegende insan gözetimine ihtiyaç duymadan çalışabilen Yeni Makineler icat edilir.

İşçiler kazançsız kalır ve tamamen özgür olmalarına rağmen açlıktan ölmeye başlar.

Satılamayan ürün dağları fabrika duvarlarının dışına taşar. Aç insanlar sonunda silahlarla bastırılır.

Kahraman, fabrikaların gelirlerinin nereye gittiğini sorduğunda yerli sakin bir ifadeyle bunların "hak eden yasal sahiplerine" gittiğini söyler.

Benim kuşağım bu hikayeyi gençliğinde kapitalizme yönelik bir hiciv olarak okudu. Sovyet sansürünün esere izin vermesinin nedeni de tam olarak buydu.

2026 yılında aynı hikayeyi yeniden okumak insana huzur vermiyor.

Başka bir şeyi de hatırlıyoruz.

1980'lerin ortasında Sovyet basını, ekonomik gelişmeyi hızlandıracağı düşünülen "insansız teknolojileri" ve esnek otomatik üretim sistemlerini övgüyle anlatıyordu.

İnsanların ne olacağını kimse sormuyordu. Çünkü planlı ekonomide işsizlik tanım gereği mevcut değildi.

Piyasa ekonomisinin böyle bir ayrıcalığı yok.

Amerikan sendika anlatılarında, büyük olasılıkla gerçekliği kanıtlanmamış bir hikaye dolaşır.

1950'lerde Ford'un bir yöneticisi, otomotiv işçileri sendikasının lideri Walter Reuther'e otomatikleştirilmiş bir üretim tesisini gösterir.

Ardından alaycı bir gülümsemeyle makineleri nasıl sendika aidatı ödemeye zorlayacağını sorar.

Reuther'in buna bir soruyla karşılık verdiği anlatılır:

"Peki siz onları Ford otomobilleri satın almaya nasıl zorlayacaksınız?"

Bu diyaloğu doğrulayan belge yok.

Ancak hikaye, ekonomik sorunun özünü birçok rapordan daha isabetli biçimde yakalıyor.

1811-1816 yıllarında İngiltere'de dokuma makinelerini parçalayan Ludditler yenildi.

1812'de Parlamento, makinelerin tahrip edilmesini ölüm cezasıyla karşılanan bir suç hâline getirdi.

Sanayi Devrimi de sonuçta ortadan kaldırdığından daha fazla iş yarattı.

İyimserler genellikle bu tarihsel örneğe başvuruyor.

Nobel ödüllü ekonomist Wassily Leontief ise 1983 yılında başka bir örnek sundu: at.

İçten yanmalı motorun ortaya çıkması atların yeni meslekler öğrenmesini sağlamadı. Atların sayısı büyük ölçüde azaldı.

John Maynard Keynes, 1930 yılında torunlarına 2030'a kadar haftada on beş saatlik çalışma düzeni vadetmişti.

Bu tarihe dört yıl kaldı.

İnsanlara ihtiyaç duymadan mal ve hizmet üretirken aynı zamanda bunlara yönelik parasal talebi kitlesel ölçekte sürdürebilecek bir mekanizma henüz mevcut değil.

İşini kaybedenlere sosyal yardım ödenecekse bunun finansmanı için robotlaşmanın vergilendirilmesi gerekecek.

Yüksek vergi robotların sağladığı ekonomik avantajı ortadan kaldıracak. Düşük vergi ise insanları geçindirmeye yetmeyecek.

Sonuçta üretim daralan taleple karşı karşıya kalacak.

Bill Gates, Şubat 2017'de robotların, yerini aldıkları çalışanların gelirleri üzerinden alınan vergiye benzer biçimde vergilendirilmesini önerdi.

Aynı yıl Güney Kore, otomasyon yatırımlarına tanınan vergi indirimlerini azalttı. Bu adım dünyanın ilk dolaylı robot vergisi olarak nitelendirildi.

Finlandiya, 2017-2018 yıllarında 2000 işsize hiçbir koşul aramadan ayda 560 avro ödedi.

Katılımcıların yaşamdan memnuniyeti ve ruhsal durumu iyileşti. İstihdam üzerindeki etkisi ise son derece sınırlı kaldı.

Deney devam ettirilmedi.

Amerika'nın en tanınmış teknoloji dergilerinden birinin kurucularından olan, kırk yıllık deneyime sahip bir gelecek araştırmacısı ise güzel bir tablo çiziyor.

Ona göre insanlık, zahmetli olduğu için çoğalmaktan vazgeçecek ve dünyaya trilyonlarca yapay varlık davet edecek. Bunlar geriye kalan az sayıdaki insana hizmet edecek.

İnsanlar ise sanatla, keşiflerle ve dostlarıyla yemek yiyerek vakit geçirecek.

Bu araştırmacı, böyle bir ekonominin nasıl işleyeceği hakkında hiçbir fikri olmadığını dürüstçe kabul ediyor.

Koşulsuz temel geliri de olası yeniliklerden biri olarak anıyor.

Bu itiraf kendisine saygınlık kazandırıyor.

Ama böyle bir bilinmezlik üzerine kamu politikası kurulamaz.

Paris'teki milyarderin yanılgısı

17 Haziran 2026'da Paris'teki VivaTech teknoloji konferansında Jeff Bezos, kısa sürede bütün dünyaya yayılan bir öngörüde bulundu:

"Bu görüşe kesinlikle katılmıyorum. Bence yapay zeka gerçekte iş gücü açığı yaratacak."

Amazon'un kurucusu, insanların yapmak istediği sayısız iş bulunduğunu, ancak bugün çeşitli engeller nedeniyle bunları gerçekleştiremediklerini savunuyordu.

Ona göre yapay zeka bu engelleri ortadan kaldıracaktı.

Aynı sahnede, fiziksel üretimi hızlandırmak amacıyla Kasım 2025'te ortak kurucusu olduğu yapay zeka girişimi Prometheus'tan da söz etti.

Bezos bir konuda haklı. Bunu tereddütsüz kabul ediyorum.

Önümüzdeki 10-20 yılda gelişmiş ülkelerde çalışma çağındaki insan sayısı fiziksel olarak azalacak.

İş dünyasının önündeki temel kısıt sermaye değil, insan olacak.

Idekoba da aynı şeyi söylüyor. Yalnız onun yaklaşımında Bezos'un sınırsız iyimserliği yok.

Bezos'un yanılgısı başka bir noktada.

O, kitlesel tüketim çağının formülüyle düşünüyor: Üretim artar, ölçek ekonomileri fiyatları düşürür ve sonunda alıcı bulunur.

Bu formül nüfus artarken işe yarıyordu.

Yaşlanan dünyada ise bozuluyor.

Çalışan, yani gelir elde eden insan sayısı azalıyor. Buna karşılık tüketimi daha sınırlı olan yaşlı nüfus büyüyor.

Bezos, işletmelerin hangi talebi karşılamak üzere üretimlerini genişleteceğini açıklamıyor.

Konuşmacının kendi çıkarını da unutmamalıyız.

Şirketi 600 bin kişiyi işe almamayı planlayan ve şimdiden 30 bin büro çalışanının görevine son vermiş bir insan, dünyaya iş gücü açığının büyüyeceğini anlatıyor.

En rahatsız edici olasılık, bu iki iddianın aynı anda doğru çıkabilmesi.

Makinelerin henüz yapamadığı işler için insan bulunamayacak.

Makinelerin çoktan devraldığı işler içinse gereğinden fazla insan olacak.

Yüz kırk beş kişinin yerini değil, hedeflenen yüz kırk beş robotun karşısına yirmi dokuz robot

Sovyetler Birliği sonrasında ortaya çıkan ülkelerde yaşayan okurlar açısından bu tartışma ilk bakışta göründüğünden daha yakın.

Rusya, geleceğin ilk biçimini neredeyse saf hâliyle yaşıyor.

İşsizlik yaklaşık yüzde 2 ile tarihsel olarak son derece düşük bir düzeyde.

Ekonomi iş gücü eksikliğine takılıyor.

Ağır işlerin önemli bir bölümünü onlarca yıldır Orta Asya'dan gelen göçmenler üstleniyordu. Mart 2024'te Crocus'ta gerçekleştirilen terör saldırısından sonra bu insanların hayatı belirgin biçimde zorlaştı.

Vladimir Putin, Rusya'nın 2030'a kadar robot yoğunluğu bakımından dünyanın ilk yirmi beş ülkesi arasına girmesini hedefledi.

Bunun için imalat sanayisindeki her 10 bin çalışana yaklaşık 145 sanayi robotu düşmesi gerekiyor.

Mevcut düzeye ilişkin tahminler birbirinden farklı. Bu durumun kendisi bile bir sorunun göstergesi.

Sanayi ve Ticaret Bakanı Anton Alihanov, 2026 yılında her 10 bin çalışana 29 robot düştüğünü açıkladı ve bu göstergenin 2025 boyunca değişmediğini kabul etti.

Kept danışmanlık şirketi ile Innopolis Üniversitesinin Endüstriyel Robotik Merkezi ise aynı oranın 40 robot olduğunu ve bir yılda yüzde 36 arttığını hesapladı.

En iyimser rakam bile hedefin 3,6 kat altında. Dünya ortalaması olan 177 robotun ise dörtte birine dahi ulaşmıyor.

Rusya, geleceğin iki biçimi arasında sıkışıp kalma riskiyle karşı karşıya.

Birincisi için yeterli insanı kalmadı.

İkincisi içinse henüz yeterli makinesi yok.

Çiftçinin torunu ve çeyrek milyon dolarlık makine

Genellikle birbirine karşıt gösterilen iki gelecek biçimi, gerçekte aynı sürecin iki aşamasından ibaret.

Önce yaşlanan ekonomi, çalışabilecek ve çalışmak isteyecek insan eksikliğiyle karşılaşıyor. Verimlilik artışı duruyor.

Ardından tek çıkış yolu kapsamlı robotlaşma hâline geliyor.

Bu kez ekonomi, üretilenleri satın alabilecek insan eksikliğiyle yüzleşiyor.

Teknoloji ilk sorunu çözerken ikincisini yaratıyor.

İkinci sorunun çözümü ise gelir dağılımını düzenleyen kurumlarda yatıyor. Ancak bu kurumların gerekli yeni biçimini henüz kimse geliştirebilmiş değil.

Doğruluğu gelecekte sınanabilecek iki öngörüde bulunuyorum.

2028 yılı sonuna kadar ABD Kongresi hayvancılık sektöründe yıl boyunca çalışmaya olanak tanıyan bir işçi vizesi oluşturmayacak. Amerikan süt sektörü, makineler bu insanların yerini almaya başlayana kadar belgesiz göçmenlerin emeğine dayanmaya devam edecek.

Rusya ise 2030 yılına kadar her 10 bin çalışan için hedeflenen 145 robotun yarısına bile ulaşamayacak.

Asıl soruyu yanıtsız bırakıyorum. Çünkü bugün ne ekonomistler ne de hükümetler bu soruya dürüst ve kesin bir yanıt verebiliyor.

Ekonominin ihtiyaç duymadığı insanlar kim tarafından, hangi kaynaklarla geçindirilecek?

Ve bu insanlar robotların ürettiklerini satın alabilecek mi?

O'Harro'nun çiftliğinde, işletme sahibinin 19 yaşındaki torunu, Meksika'dan ergenlik çağında gelmiş ve yirmi yıldır çiftliğin yükünü omuzlarında taşıyan bir insandan meslek öğreniyor.

Yaklaşık on yıl sonra aynı genç, belki de bir tablet üzerinden robotik sağım ünitelerini yönetecek.

Makineler inekleri izne çıkmadan, çalışma vizesine ihtiyaç duymadan sağacak.

Ama süt satın almayacaklar.