...

Kremlin’in NATO ile büyük bir savaşa ihtiyacı yok. Moskova açısından, saldırının kendisinin birkaç dakika sürdüğü, ancak ittifakın 32 başkentinin günler boyunca ne olduğunu, arkasında kimin bulunduğunu ve provokasyon ile silahlı saldırı arasındaki sınırın nereden geçtiğini tartışacağı bir olay yaratmak çok daha avantajlıdır. Bu mantıkta insansız hava aracı, füze, sabotaj ya da siber saldırı, imha aracından çok bir sınama aracına dönüşür: NATO ne kadar hızlı uzlaşabilir, siyasi karar alabilir ve belirsizlik karşı tarafın lehine işlemeye başlamadan önce karşılık verebilir?

15 Kasım 2022’de, Ukrayna sınırına birkaç kilometre uzaklıktaki Polonya’nın Przewodow köyünde bir füze tahıl kurutma tesisine düştü ve iki yerel sakin hayatını kaybetti. Sonraki yirmi dört saat boyunca Avrupa, diplomatların daha sonra savaşın başlangıcından bu yana yaşanan en gergin dönem olarak nitelendirdiği bir atmosferde yaşadı. Varşova, Washington Antlaşması’nın 4. maddesi kapsamında istişare talebine hazırlanırken, kamuoyunda 5. madde ciddi biçimde tartışılmaya başlanmıştı. Daha sonra füzenin büyük olasılıkla Rus saldırısını püskürtürken S-300 hava savunma sistemi tarafından ateşlenen bir Ukrayna füzesi olduğu ortaya çıktı. Kriz iki gün içinde söndü.

Przewodow’un dersi her iki tarafça da alındı.

İttifak, bir olaydan sonraki ilk saatlerin gerçeklerden çok yorumlara ait olduğunu anladı. Moskova da tam olarak aynı şeyi, ancak tersinden okudu. Neredeyse dört yıl sonra Polonya Başbakanı Donald Tusk, Sejm’de yaptığı konuşmada bu dersin Batı’ya karşı çevrilmiş biçimi olarak okunabilecek bir uyarıda bulundu. Tusk’a göre Rus insansız hava araçları ve füzeleri doğu kanadındaki bir ya da birkaç ülkenin topraklarına girebilir, hatta zarara yol açabilir ve ardından “resmi açıklama bunun bir tesadüf olduğu yönünde olacaktır”.

Bu uyarı, Devlet Duması seçimlerinin sona ermesinden yalnızca birkaç gün önce yapıldı. Zamanlama, Avrupa basınında kolay bir şema yarattı: seçimler bitti, demek ki tırmanma başlıyor. Bu şema yanlış, ancak bütünüyle anlamsız değil. Gerçek tehdit farklı görünüyor ve bana göre Avrupa açısından Suwalki Koridoru’ndaki tanklara ilişkin alışıldık senaryodan daha rahatsız edici.

Yüzde 57 ve tek kurşun yok: 20 Eylül’de aslında ne sona erdi

Üç günlük oylama 20 Eylül akşamı sona erdi. 21 Eylül sabahı, tutanakların yüzde 90’ından fazlası işlendiğinde Merkez Seçim Komisyonu, Birleşik Rusya’nın parti listelerinde yüzde 57,86 oy aldığını bildiriyordu. Resmi verilere göre katılım yüzde 56,66 ile 2016 ve 2021 göstergelerinin üzerine çıktı. İktidar partisinin adayları 225 tek üyeli seçim bölgesinin 208’inde öndeydi ve toplam sandalye sayısı 450’nin içinde rahatlıkla 300’ün üzerine çıkıyordu. Yabloko ise yarışın sonuna ulaşamadı; parti Yüksek Mahkeme kararıyla seçimlerden çıkarıldı. Federal listenin ilk sırasında, Avrupa hakkındaki açıklamaları uzun zamandır başlı başına bir edebi türe dönüşen Dmitri Medvedev bulunuyordu.

Merkez Seçim Komisyonu’nun rakamlarını sosyolojik veri olarak değil, siyasi belge olarak değerlendiriyorum. Aradaki farkı görmek için büyütece gerek yok. Devlete bağlı kamuoyu araştırma merkezi VTsIOM’un sandık çıkışı araştırması Birleşik Rusya’ya yüzde 49,4, INSOMAR’ın araştırması ise yüzde 52,8 veriyordu. İktidarın baştan sona denetlediği uzaktan elektronik oylamada parti yüzde 49,06 aldı. Nihai sonuç, Kremlin’in kendi araştırmalarının beş ila sekiz buçuk puan üzerinde çıktı.

Dış politika açısından bu aritmetik neredeyse hiçbir şeyi değiştirmiyor.

Kremlin’in ihtiyaç duyduğu görüntü şuydu: savaşan bir ülke sakin biçimde mevcut siyasi çizgiye oy veriyor. Bu görüntü elde edildi. İç seçim döngüsü kapandı, bir sonraki federal eşik 2030 başkanlık seçimleri. Arada iktidarın yüksek siyasi maliyet ödemeden toplum açısından hoş karşılanmayacak kararlar alabileceği üç buçuk yıllık bir dönem var.

Bugünün tarihi burada bütün tahminlerden daha anlamlı. Tam dört yıl önce, 21 Eylül 2022’de, birleşik seçim gününden on gün sonra Vladimir Putin kısmi seferberlik ilan etti. Bir yıl önce, Eylül 2021’de önceki Duma seçimleri yapılmış, kasım ayına gelindiğinde Ukrayna sınırında bütün Batılı başkentlerin istihbarat servislerinin konuşmaya başladığı bir askeri yığınak oluşmuştu. 17 Aralık’ta Rusya Dışişleri Bakanlığı ABD ve NATO ile yapılması öngörülen antlaşma taslaklarını yayımlayarak ittifakın fiilen 1997 sınırlarına çekilmesini talep etti. İki ay sonra işgal başladı.

Bu örnek tarihin tekrarlanacağını kanıtlamıyor. Başka bir şeyi gösteriyor: seçimlerden sonraki sonbahar, Kremlin açısından geleneksel olarak oylamadan önce siyasi maliyeti fazla yüksek olacak kararların alınabileceği bir dönemdir. 2026’da bu kararların tam olarak ne olacağını kamuoyu önünde kimse bilmiyor. Bunun aksini söyleyen herkes, elinde bulunmayan bir kesinliği pazarlıyordur.

Kapatılmayan fabrika: temel gerekçe olarak savaş ekonomisi

Avrupa karargahları Merkez Seçim Komisyonu’nun takvimini değil, Rus savunma sanayisinin üretim programlarını inceliyor.

Buradaki tablo açık. Resmi bütçe belgelerine göre “Ulusal Savunma” kalemindeki harcamalar 2025’te yaklaşık 13,5 trilyon rubleye, yani GSYİH’nin yaklaşık yüzde 6’sına ulaştı. Gizli kalemleri ve bağlantılı harcamaları hesaba katan Batılı tahminler ise daha 2024 yılı için GSYİH’nin yüzde 7’sinden fazlasını, yaklaşık 149 milyar doları gösteriyordu. İki rakam birbirinden farklı, ancak ikisi de beşinci yıl üst üste savaş için çalışan ve kısa sürede barış düzenine dönebilecek bir mekanizmaya sahip olmayan bir ekonomiyi tarif ediyor.

2026 yazında Washington merkezli önde gelen araştırma kuruluşlarından birinin yayımladığı çalışma, Rus askeri sanayi kompleksinde kapsamlı bir dönüşümü ortaya koydu. Kapasiteler yalnızca kayıpları telafi etmek için değil, ordunun uzun vadeli talebini karşılamak amacıyla artırılıyor. Mantık basit ve rahatsız edici. Fabrikalar, işe alınan işçiler, savunma işletmelerine verilen krediler ve askeri siparişlerle büyüyen bölgesel bütçeler kendi hareket gücünü oluşturuyor. Böyle bir sistem duraklamaya kötü tepki verir.

Bunun en görünür ürünü saldırı amaçlı insansız hava araçlarıdır. 7 Eylül 2025 gecesi Rusya Ukrayna’ya yaklaşık 810 insansız hava aracı fırlatarak o tarihteki rekoru kırdı. 2026 sonbaharına gelindiğinde nitelik değişti. Tusk, önceki Geran tipi araçlardan daha hızlı ve daha yüksekten uçan jet motorlu insansız hava araçlarının kitlesel kullanımına doğrudan dikkat çekti. Polonya Başbakanı, siyasetçilerin genellikle açıkça söylemekten kaçındığı bir gerçeği kabul etti: Polonya bile henüz bütün yeni tehdit türlerine etkili biçimde karşı koyabilecek yeterli araçlara sahip değil.

Doğu kanadı açısından bu, karar verme süresinin kısalması anlamına geliyor. Yavaş bir insansız hava aracı hava savunma nöbet ekibine onlarca dakika verir. Jet motorlu araç ise yalnızca birkaç dakika bırakır, sınıra yaklaşırken bu süre daha da kısalır. Karşı tarafın kazandığı her dakika, NATO’da doğası gereği kolektif ve bu nedenle yavaş işleyen karar sürecinden çalınır.

Tusk senaryoyu açıkladı. Bu, işgalden daha tehlikeli

Polonya Başbakanı’nın konuşmasını gazete özetleriyle yetinmeden dikkatle okumak gerekir.

Tusk, Polonya sınırında bir Rus tank tümeninden söz etmedi. Kritik olarak nitelendirdiği sonbaharın sonu ile kış döneminden ve Ukrayna’yı destekleyen ülkelere, öncelikle Polonya’ya insansız hava araçları ve füzelerle hibrit saldırılar düzenlenebileceğini gösteren istihbarattan söz etti. Ona göre Polonya servisleri bu senaryoyu en olası seçenek olarak değerlendiriyor, ancak tek seçenek olmadığını da kabul ediyor. Başbakan ayrıca Ukrayna ile sınır geçişlerine çok yakın noktalardaki tesislere yönelik tehdidi özellikle vurguladı. Milletvekillerine, “Saldırıların devam edeceğini varsaymak zorundayız” dedi.

Bu kurgunun anlamı coğrafyadan anlaşılabilir. Kiev’e gönderilen Batılı askeri yardımın büyük bölümü Polonya-Ukrayna sınırından geçiyor: demiryolu geçişleri, kara yolu terminalleri, depolar ve Rzeszow-Jasionka Havalimanı. Rusya, lokomotiflerden depolara kadar bu zincirin Ukrayna tarafını sistematik biçimde vuruyor. Sınırdan yüz metre uzaktaki bir depoya yönelik saldırı Polonya tarafına da zarar verirse Moskova aynı anda iki kazanç elde eder: lojistik aksar ve müttefikler bunun bir NATO devletine saldırı olup olmadığını tartışmak zorunda kalır.

Bu senaryonun genel provası çoktan yapıldı. 9’u 10 Eylül 2025’e bağlayan gece Polonya’nın resmi hesabına göre 19 Rus insansız hava aracı ülkenin hava sahasına girdi. Bunların bir bölümünü Polonya ve Hollanda’ya ait F-35 savaş uçakları düşürdü, araçlardan biri Wyryki köyünde bir konuta zarar verdi. Polonya 4. madde kapsamında istişare talep etti ve NATO 12 Eylül’de doğu kanadındaki hava savunmasını güçlendirmek amacıyla “Doğu Nöbetçisi” harekatını başlattı. Rusya Savunma Bakanlığı ise Polonya topraklarındaki hedeflerin vurulmasının planlanmadığını açıkladı.

Dokuz gün sonra, 19 Eylül 2025’te üç Rus MiG-31 savaş uçağı Vaindloo Adası yakınlarında yaklaşık on iki dakika boyunca Estonya hava sahasında kaldı. Tallinn de 4. madde kapsamında istişare istedi. Moskova ihlalin gerçekleştiğini dahi reddetti. Ardından kimliği belirlenemeyen insansız hava araçları Kopenhag ve Oslo havalimanlarının üzerinde, kısa süre sonra Danimarka’nın Aalborg kentinde görüldü; ekim ayında Münih Havalimanı birkaç saatliğine faaliyetlerini durdurdu. Bu olayların sorumluluğunun kime ait olduğu kamuoyu önünde hala kesinleştirilmiş değil ve zaten bütün mesele de burada yatıyor.

Bu tür her olay, karşı tarafa hiçbir istihbarat ajanının satın alamayacağı bilgiler sağlar. Hedefin tespit edilmesinden ateş açma kararına kadar kaç dakika geçiyor? Kararı kim veriyor: ulusal komutan mı, birleşik komuta mı? Varşova, Berlin, Paris, Londra ve Washington’un ortak bir açıklama üzerinde uzlaşması ne kadar sürüyor? Provokasyon ile silahlı saldırı arasındaki hukuki sınır nereden geçiyor? Yıllar sonrasını planlayan bir genelkurmay için bu soruların cevapları, düşürülen on insansız hava aracından daha değerlidir.

5. madde tanklar için yazıldı. İnsansız hava araçlarıyla sınanacak

Washington Antlaşması Nisan 1949’da imzalandı ve antlaşmanın 5. maddesi, saldırının sınırı geçen bir askeri araç konvoyu biçiminde göründüğü bir dünyanın anlayışını yansıtıyordu. İttifakın 77 yıllık tarihinde 5. madde yalnızca bir kez, 12 Eylül 2001’de New York ve Washington’daki terör saldırılarının ardından işletildi. O dönemde saldırının kaynağı konusunda ciddi bir belirsizlik yoktu.

İttifak dünyanın değiştiğini uzun zamandır biliyor. 2014’teki Galler Zirvesi’nde müttefikler, bir siber saldırının 5. maddenin uygulanmasına gerekçe oluşturabileceğini kayda geçirdi. 2016’daki Varşova Zirvesi’nde aynı yaklaşım hibrit eylemler için de benimsendi. Ancak formül en önemli noktayı her zaman açık bıraktı: karar, somut durum temelinde ve oybirliğiyle alınır.

İlk büyük sınama bugünkü savaştan çok önce yaşandı. 2007 baharında Tallinn’deki Bronz Asker Anıtı’nın taşınmasının ardından Estonya, parlamentonun, bakanlıkların, bankaların ve basın kuruluşlarının internet sitelerine yönelik kitlesel siber saldırılarla haftalarca mücadele etti. 5. madde uygulanmadı. Estonyalılar saldırıların kaynağı konusunda şüphe duymasa da bunların Rus devletiyle doğrudan bağlantısı kamuoyu önünde kanıtlanamadı. Başlıca kurumsal sonuç, Tallinn’de NATO Siber Savunma Merkezi’nin kurulması oldu. Yararlı bir yapıydı, ancak karşı tarafa verilmiş bir cevap değildi.

İkinci örnek doğrudan askeri temasa ilişkindir. 24 Kasım 2015’te bir Türk F-16 savaş uçağı, Suriye sınırı yakınlarında Rus Su-24 uçağını düşürdü. NATO olağanüstü toplandı, Ankara’ya dayanışmasını bildirdi ve aynı zamanda gerilimin düşürülmesi çağrısında bulundu. Müttefikler o gün dayanışma ile savaşa girme iradesinin aynı şey olmadığını çok açık biçimde gösterdi.

Bakü’de “tesadüf” mekanizmasının nasıl işlediği kendi acı deneyimimizden biliniyor. 25 Aralık 2024’te Bakü’den Grozni’ye uçan AZAL’a ait Embraer yolcu uçağı Çeçenistan üzerinde vuruldu, Hazar üzerinden Aktau yönüne devam etti ve şehir yakınlarında düştü. Otuz sekiz kişi hayatını kaybetti. İlk günlerde Rus kaynakları kuş sürüsünden ve gaz tüpünden söz etti. Putin 28 Aralık’ta trajedinin Rus hava sahasında gerçekleşmiş olmasından dolayı özür diledi, ancak sorumluluğu kabul etmedi. Ancak Ekim 2025’te Duşanbe’de uçağın yakınında Rus hava savunma füzelerinin patladığını kabul etti ve yaşananları teknik arızaya bağladı. Facia ile bu kabul arasında yaklaşık on ay geçti ve benim kanaatime göre Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in sert ve tutarlı tutumu olmasaydı bu kabul hiç gelmeyebilirdi.

NATO açısından bu olay hazır bir modeldir. Bir sivil uçağın ölümcül biçimde vurulduğuna ilişkin açık gerçeği on ay boyunca tartışmaya açabilen bir devlet, Chelm yakınlarındaki bir depoya düşen insansız hava aracının kökenini de kolaylıkla reddedecektir. İttifak aynı koşullarda cevap vermek zorunda kalacaktır: olayın kaynağı tam olarak belirlenememişken ve her iki yönde yapılacak bir hatanın ağır bedeli olabileceğini bilerek.

Kablolar, kundaklamalar, sahte sinyaller: zaten devam eden savaş

Hibrit çatışmanın var olup olmadığı tartışması sona erdi. Son iki yılın kronolojisi artık bir varsayımdan çok bir dosyayı andırıyor.

Mayıs 2024’te Varşova’daki Marywilska 44 alışveriş merkezi yandı ve Polonya hükümeti daha sonra yangının Rus istihbarat servisleri tarafından organize edildiğini açıkladı. Aynı yılın yazında Leipzig ve Birmingham’daki DHL lojistik merkezlerinde kundaklama düzenekleri bulunan paketler alev aldı. Batılı güvenlik servisleri bunları, kargo uçaklarında yangın çıkarmaya yönelik bir planın deneme aşaması olarak değerlendirdi. 25 Aralık 2024’te Finlandiya Körfezi’nde Finlandiya ile Estonya arasındaki Estlink 2 enerji kablosu hasar gördü. Finlandiya sahil güvenliği, Cook Adaları bayrağı taşıyan ve sözde gölge filoyla bağlantılı olduğu belirtilen Eagle S tankerini alıkoydu. İttifak Ocak 2025’te deniz altı altyapısını korumaya yönelik devriyeleri artıran “Baltık Nöbetçisi” harekatıyla karşılık verdi.

2025 sonbaharında, kasım ayında, Ukrayna’ya yük taşınan Varşova-Lublin demiryolu hattında raylar patlatıldı. Tusk olayı sabotaj olarak nitelendirdi ve eylemi gerçekleştiren iki Ukrayna vatandaşının Rus servisleri için çalıştığını, ardından Belarus’a kaçtığını açıkladı. Mesajlaşma uygulamaları üzerinden kurulan işe alma modeli, suç geçmişi bulunan ya da borç içinde yaşayan bir kişiye hiç görmediği ve gerçek patronlarının kim olduğunu bilmediği isimsiz bir yönlendiriciden görev verilmesi ve kripto para ile ödeme yapılması üzerine kuruluyor. Bu yapı, hukuki anlamda sorumluluğun belirlenmesini neredeyse olanaksız hale getiriyor. Eylemci siparişi veren kişiyi tanımıyor. Siparişi veren kişi iz bırakmıyor. Savcılık ise tek bir yazılı belgenin bulunmadığı bir zincir üzerinden devlet emrini kanıtlamak zorunda kalıyor.

Ayrı bir kategori de Baltık bölgesi üzerinde uydu konumlama sinyallerinin bastırılması ve sahte sinyallerle değiştirilmesidir. Finlandiya, Estonya, Letonya ve Litvanya havacılık kurumları bu tür olayları yıllardır kaydediyor. Burada dürüstlük adına bir çekince koymak gerekiyor. 31 Ağustos 2025’te Ursula von der Leyen’in uçağının Bulgaristan’ın Filibe kentinde yaşadığı ve başlangıçta Rusya kaynaklı uydu konumlama sinyali sahteciliği olarak sunulan olay, daha sonra açık uçuş izleme verileriyle tartışmalı hale geldi. Bu tür vakalar Avrupa’nın kendi tezine zarar veriyor; çünkü kanıtlanmamış her suçlama daha sonra Moskova tarafından kanıtlanmış olayları itibarsızlaştırmak için kullanılıyor.

Temmuz 2026’da NATO, Rusya’nın müttefiklere ve ortaklara karşı sürdürdüğü kötü niyetli siber faaliyetleri, devlet kurumları ve kritik altyapıya yönelik saldırılar dahil olmak üzere resmi olarak kınadı. Avrupa Birliği de kendi hibrit tehdit listesini tutuyor: siber saldırılar, bilgi alanına müdahale, sabotaj ve kundaklama, deniz altı kablolarının tahrip edilmesi, hava sahası ihlalleri ve göç akımlarının kullanılması. Moskova bütün bu suçlamaları sürekli olarak reddediyor.

18 Eylül 2026’da Emmanuel Macron, Elysee Sarayı’nın korunaklı kriz salonunda parlamentodaki siyasi partilerin liderlerini, 2027 seçimlerinin adaylarını ve istihbarat servislerinin yöneticilerini topladı. Toplantının ardından Rusya kaynaklı hibrit tehdidin son haftalarda Avrupa ve Fransa açısından arttığını belirtti ve Paris’in fiziksel hibrit operasyonlara ilişkin belgelenmiş ve kaynağı belirlenmiş vakalara sahip olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı, “Hükümete kritik altyapımızı korumak için bir plan hazırlama talimatı verdim” dedi. Fransız televizyon kanallarına sızan bilgilere göre istihbarat servisleri geniş çaplı saldırıların zirveye 2027 sonbaharında ulaşmasını bekliyor; önceki değerlendirmeler ise tehdidi 2030’a kadar öteliyordu. Bu tür sızıntılara temkinli yaklaşıyorum; çünkü hem istihbarat servislerinin hem de Elysee Sarayı’nın işine yarıyorlar. Bununla birlikte tehdide ilişkin takvimin üç yıl öne çekilmiş olması başlı başına dikkat çekicidir.

Kremlin neden NATO ile büyük bir savaş istemiyor

Şimdi Avrupa söyleminin genellikle hızlıca geçiştirmeyi tercih ettiği noktaya gelelim.

30 Ağustos’ta bir NATO temsilcisi Batı basınına yaptığı açıklamada ittifakın Rusya’dan doğrudan saldırı yönünde yakın bir tehdit görmediğini, buna karşılık Rusya’nın hibrit faaliyetlerinde artış gözlemlediğini söyledi. Eylül ayındaki bütün bilgi fırtınasının en önemli cümlesi buydu, ancak neredeyse hiç kimse onu aktarmadı.

Moskova’nın hesabı anlaşılır. İttifak üyesi bir devlete doğrudan saldırmak, Ankara Zirvesi bildirgesine göre yalnızca 2025 yılında Avrupa’daki üyeleri ve Kanada’nın temel savunma ihtiyaçlarına yönelik yatırımlarını 139 milyar dolardan fazla artırdığı bir blokla savaşa girmek demektir. Aynı zirvede, 7-8 Temmuz 2026’da 50 milyar doları aşan yeni silah alımları açıklandı. 2025 Lahey kararları müttefiklerin 2035’e kadar GSYİH’nin yüzde 5’ine ulaşmasını, bunun yüzde 3,5’inin doğrudan askeri harcamalara ayrılmasını öngörüyor. Finlandiya’nın Nisan 2023’te NATO’ya katılmasıyla Rusya’nın ittifakla olan sınırı 1.300 kilometreden fazla uzadı. İsveç Mart 2024’te NATO’ya katıldı ve Baltık Denizi fiilen blok içindeki bir denize dönüştü. Litvanya’da Alman ordusunun 45. Zırhlı Tugayı konuşlandırılıyor; bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Almanya’nın yurt dışında kalıcı olarak konuşlandırdığı ilk birliktir.

Aynı zamanda Rusya, ordusu ve bütçesi açısından önceliğini koruyan, büyük kaynak gerektiren Ukrayna savaşını sürdürüyor. İlk cepheyi sonuçlandırmadan ekonomik kapasitesi kat kat üstün bir rakibe karşı ikinci cephe açmak ancak tek bir durumda rasyonel olabilir: karşı tarafın cevap vermeyeceğinden emin olunursa. Kremlin’in böyle bir güvencesi yok.

Buna karşılık savaş eşiğinin altında kalan araçlar var ve bunlar ucuz. Bir insansız hava aracı on binlerce dolara mal olurken, onu düşürecek önleme füzesi yüz binlerce, bazen milyonlarca dolar değerinde. Mesajlaşma uygulaması üzerinden kiralanmış bir kundakçının maliyeti yaklaşık bir aylık maaşa denk gelebilir. Bu tür her olay Avrupa’yı hava savunmasına, kabloların, demiryollarının, limanların ve enerji ağlarının korunmasına milyarlar harcamaya zorluyor. Çatışma ekonomisi açısından bu asimetri, en azından kısa vadede Moskova lehine işliyor.

Ayrıca küçük olaylardan oluşan bir dizi, karşı tarafın tepkisini hassas biçimde ölçmeye imkan tanır. Bir depoya zarar veren insansız hava aracına ittifak yalnızca açıklamayla karşılık verirse bir sonraki araç hedefe daha yakın yönlendirilebilir. Sert bir cevap gelirse her zaman “teknik hata” açıklamasına sığınılabilir ve hiçbir şey kaybetmeden bir adım geri çekilmek mümkündür. Klasik caydırıcılık kuramı bunu salam dilimleme taktiği olarak adlandırır: hiçbir dilim tek başına savaşa değmez, ama bu sırada salamın tamamı tükenir.

Faydalı korku: Avrupa neden yüksek sesle uyarıyor

Dürüst bir analiz, Avrupa başkentleri açısından rahatsız edici bir gerçeği kabul etmeyi gerektiriyor. Tehdit hakkındaki sert söylem onların da işine geliyor.

Hükümetlerin, bütçe açıkları ve toplumsal sorunlar devam ederken savunma harcamalarının neden arttığını seçmenlerine açıklaması gerekiyor. Fransa uzun süredir Maastricht ölçütü olan GSYİH’nin yüzde 3’ünün çok üzerinde bütçe açığıyla yaşıyor ve önünde 2027 başkanlık seçimleri var. 18 Eylül’de Elysee Sarayı’ndaki toplantı, enerji fiyatlarının keskin biçimde yükseldiği bir dönemde gerçekleşti. Ulusal Birlik’in liderleri Marine Le Pen ile Jordan Bardella daha ertesi gün kendi açıklamalarını yaptı ve dış tehdit hızla iç siyasi mücadelenin parçasına dönüşüyor. 2025 sonunda askeri harcamaları GSYİH’nin yüzde 4’ünü aşan ve ekonomisine oranla ittifakın en yüksek savunma harcamasını yapan Polonya ise bu konunun müttefiklerin gündeminin merkezinde kalmasından yana.

Bir diğer etken Washington. Trump yönetimi Avrupalılardan kendi savunmalarının sorumluluğunu daha fazla üstlenmelerini talep ediyor. Pentagon’un Avrupa’daki ABD askeri varlığını yeniden değerlendirmesi de doğudaki müttefikleri ciddi biçimde tedirgin ediyor. Amerikalılar daha 2025 sonbaharında Romanya’daki dönüşümlü askeri varlıklarını azaltacaklarını açıklamıştı. Ankara Zirvesi’nin nihai bildirgesi yalnızca altı paragraftan oluşuyordu ve en az çeyrek yüzyılın en kısa NATO zirvesi bildirgesiydi. Belgede ilk kez bir sonraki zirvenin nerede yapılacağı belirtilmedi. NATO belgelerini profesyonel olarak okuyanlar için bu, herhangi bir konuşmadan daha güçlü bir işarettir.

Avrupa’daki kaygı aynı anda birkaç işlev görüyor: Moskova’yı caydırıyor, müttefikleri harekete geçiriyor, toplumu harcamalara hazırlıyor ve Amerikalıların Avrupa’dan uzaklaşmasını engellemeye çalışıyor. Siyasi çıkarın varlığı tehdidi ortadan kaldırmaz. Üreticisinin fazla gürültülü reklamını yaptığı bir yangın alarmı da gerçek dumanı algılayabilir.

Zayıf halka sınır değil, uzlaşma

NATO’nun temel kırılganlığı Belarus ile Kaliningrad bölgesi arasındaki yaklaşık 65 kilometrelik Suwalki Koridoru’nda değil. Asıl kırılganlık, kararların oybirliğiyle alındığı Kuzey Atlantik Konseyi salonundadır.

Otuz iki devlet, kaynağı karşı taraf tarafından bilinçli biçimde tartışmalı hale getirilmiş bir olay konusunda aynı siyasi sonuca varmak zorundadır. Estonya ya da Litvanya için kendi hava sahasındaki bir insansız hava aracı varoluşsal bir meseledir. Portekiz ya da İspanya ise aynı olayı kıtanın öteki ucundan gelen kaygı verici bir haber olarak görebilir. İç siyasetini Ukrayna’ya desteğe yönelik kuşku üzerine kuran hükümetler, ek kanıt istemek, ortak bildirinin hazırlanmasını geciktirmek ve seçmenlerine ittifakın düşen tek bir insansız hava aracı yüzünden başka bir savaşa sürüklenmemesi gerektiğini anlatmak için uygun bir gerekçe elde eder. Bratislava’dan gelen haberlere bakılırsa Slovakya Başbakanı Robert Fico 18 Eylül’de ülkesinin Rusya ile savaş halinde NATO’ya yardım etmeyeceğini ima etti. Bu sözler bağlamından koparılmış olsa bile Moskova onları hiçbir dipnot olmadan duydu.

Hibrit operasyonun değeri, tam olarak doğurduğu soruların sayısıyla ölçülür. Müttefikler Brüksel’de kapalı kapılar ardında bu soruların cevaplarını ne kadar uzun süre ararsa, bu soruları ortaya çıkaran taraf onların gerçek dayanışma derinliği hakkında o kadar fazla bilgi edinir. Aracı kim gönderdi? Kanıtlar yeterli mi? 5. madde uygulanabilir mi? Askeri karşılık mı verilmeli, yoksa diplomatların sınır dışı edilmesiyle mi yetinilmeli? Her soru bir gün, bazen bir hafta süren tartışma anlamına gelir ve bu tartışmaların her biri dayanışmanın sınırlarını kamuoyu önünde gösterir. Bu anlamda Kremlin açısından ideal olay, ittifakın cevap vermekten çok tartıştığı olaydır.

Bahara kadar ne olacak: sınanabilir dört öngörü

Sınanabilir öngörüler içermeyen analiz, gazetecilik yorumuna dönüşür. Bu nedenle dört değerlendirmeyi tarihleriyle birlikte kayda geçiriyorum.

Birinci öngörü şu. 31 Mart 2027’ye kadar Rusya’ya ait olduğu belirlenen ya da kaynağı belirlenemeyen en az bir insansız hava aracı veya füze Polonya, Romanya, Slovakya ya da Baltık ülkelerinden birinin topraklarında maddi zarara yol açacak. Moskova ya ilgisini reddedecek ya da olayı Ukrayna’ya yönelik saldırılarla bağlantılı bir tesadüf olarak açıklayacak.

İkinci öngörü şu. Benzer olaylar yaşansa bile 5. madde 2027 sonuna kadar uygulanmayacak. Buna karşılık 4. madde kapsamında istişarelerin 2027 Mart ayı sonuna kadar en az bir kez talep edilme ihtimali yarıdan fazladır.

Üçüncü öngörü şu. Kremlin 31 Aralık 2026’ya kadar 2022 örneğindeki gibi yeni ve açık bir seferberlik dalgası ilan etmeyecek. Seçimlerden sonra oluşan geniş hareket alanı başka biçimde kullanılacak: yüz binlerce erkeği yeniden ülke dışına gönderecek bir karar yerine sözleşmeli personel alımı ve bütçe kararları öne çıkacak.

Dördüncü öngörü şu. NATO ya da Avrupa Birliği 1 Şubat 2027’ye kadar “Doğu Nöbetçisi” harekatının genişletildiğini veya doğu kanadında insansız hava araçlarıyla mücadeleye yönelik, özel bütçe ayrılmış yeni bir mekanizmanın oluşturulduğunu açıklayacak. Tepki siyasi değil, savunma ve teknik nitelikte olacak.

İlk öngörü bahara kadar gerçekleşir ve ikinci öngörü gerçekleşmezse bütün analizimin hatalı olduğu ortaya çıkacak ve bunu kamuoyu önünde kabul edeceğim. Benim de cevabını bilmediğim soru şu: ittifak art arda kaç tesadüfü daha tesadüf olarak kabul etmeye hazır?

Santim santim ileri taşınan çizgi

Rusya’daki seçimler hiçbir şeyi başlatmıyor. Yalnızca Ukrayna’ya karşı savaşın devam ettiği, askeri sanayinin genişletilmiş kapasiteyle çalıştığı, Avrupa’nın hızla yeniden silahlandığı ve Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki sorumluluk paylaşımının açık bir pazarlık konusu haline geldiği dönemde iç siyasi döngüyü kapatıyor.

Rusya ile NATO arasında önümüzdeki aylarda doğrudan savaş çıkacağı, kamuya açık verilerle doğrulanmıyor ve ittifakın kendisi de böyle bir tehditten söz etmiyor. Buna karşılık hibrit faaliyetlerin genişlediğini gösteren fazlasıyla veri var: kundaklamalar, demiryolu hatlarına yönelik sabotajlar, hasar gören kablolar ve havalimanlarının üzerinde görülen insansız hava araçları. Bu iki tespiti birbirine karıştırmak, ya toplumu ortada olmayan bir savaşla korkutmak ya da karşı tarafın fiilen faaliyette bulunduğu yerde toplumu gereksiz biçimde rahatlatmak demektir.

Önümüzdeki kışın gerçek riski gösterişsiz ve tam da bu nedenle tehlikeli görünüyor. Moskova’nın kırmızı çizgiyi aşmasına gerek yok. Her seferinde biraz daha yaklaşması, müttefiklerin bu çizgiyi tam olarak nereye çektiğini ve kendi aralarında bu konuda anlaşmak için ne kadar zamana ihtiyaç duyduklarını öğrenmesi yeterli.

Şubat ayında, Chelm ya da Dorohusk yakınlarında bir yerde Polonya hava savunmasında nöbet tutan bir görevli ekranda doğudan gelen ve geçen yılki insansız hava araçlarından daha hızlı hareket eden bir iz görecek. Karar vermek için birkaç dakikası olacak. Bundan sonra otuz iki başkentin her şeye yetecek zamanı bulunacak; yalnızca en önemli şeye, o izin kime ait olduğu konusunda hızla anlaşmaya zamanları yetmeyecek. Kremlin’de hesap tam olarak bu zaman farkı üzerine kuruluyor.