...

Rusya ve Çin'in İran'a askeri desteği giderek değişiyor. Moskova ve Pekin, daha önce imzalanmış sözleşmelerin yerine getirilmesinden, İran hava savunmasının dayanıklılığını, saldırıların isabet oranını ve çatışmanın süresini doğrudan etkileyebilecek sistemlerin, bileşenlerin, teknolojilerin ve istihbarat imkanlarının aktarılmasına yöneldi. Ancak ne Rusya ne de Çin, Tahran'a verdikleri desteği şimdilik ABD ile doğrudan askeri çatışmaya dönüştürmeye hazır.

28 Şubat 2026'da başlayan ABD ve İsrail'in İran'a karşı savaşı, birbirine zıt iki eğilimi ortaya çıkardı.

Bunlardan ilki açık: ABD, hava kuvvetleri, uzay istihbaratı, uzun menzilli vurucu sistemler, füze savunması, harekat yönetimi ve mali kaynaklar bakımından İran karşısındaki ezici üstünlüğünü koruyor.

İkinci eğilim daha az görünür, ancak çatışmanın ne kadar sürebileceğini değerlendirmek açısından stratejik olarak daha önemli: ABD'nin askeri üstünlüğü, İran'ın savaşı sürdürme kapasitesini henüz ortadan kaldıramadı.

Ağustos 2026 itibarıyla Amerikan harekatı neredeyse altı aydır devam ediyor. Faynınşıl Tayms'ın hesaplamasına göre bu tarihe kadar ABD'nin doğrudan operasyonel harcamaları yaklaşık 37,5 milyar dolara ulaştı. Kullanılan silah stoklarının daha sonra yeniden tamamlanmasının maliyetinin ise yaklaşık 67 milyar dolar daha olacağı tahmin ediliyor. Amerikan kuvvetleri 13 binden fazla saldırı gerçekleştirdi. 18 Amerikan askeri hayatını kaybetti, 600'den fazlası yaralandı.

Bu rakamlar, İran'ın kendi askeri bütçesiyle karşılaştırıldığında özellikle dikkat çekici hale geliyor.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün verilerine göre İran'ın 2025 yılındaki askeri harcamaları yaklaşık 7,4 milyar dolardı. Karşılaştırma için ABD 954 milyar dolar, Çin 336 milyar dolar, Rusya ise 190 milyar dolar harcadı. Küresel askeri harcamalar 2,887 trilyon dolara ulaştı.

Dolayısıyla Amerikan harekatının yalnızca birkaç aylık maliyeti bile İran'ın yıllık askeri harcamalarının birkaç katını aşmış durumda.

Rusya ve Çin'in Tahran'a desteği işte tam da bu kaynak asimetrisi çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Moskova ve Pekin, ABD'nin askeri üstünlüğünü ortadan kaldırabilecek durumda değil ve attıkları adımlara bakılırsa böyle bir hedef de belirlemiş değiller. Yardımlarının temel amacı İran'ın dört kritik kabiliyetini korumaktır: belirli yönlerde hava savunmasını sürdürebilmek, insansız hava araçlarını üretip kullanabilmek, istikrarlı hedef belirleme imkanını muhafaza etmek ve deniz ulaşım hatlarını tehdit edebilmek.

Antonio Giustozzi'nin kaynak metni önemli bir değişime işaret ediyor. Savaşın ilk aylarında Rusya ve Çin ağırlıklı olarak daha önceden yapılmış sözleşmeleri yerine getirirken, yaz aylarına gelindiğinde yardım teknolojik açıdan çok daha hassas bir niteliğe büründü. Yazarın kaynaklarına göre Moskova, insansız hava araçları ve füzeler için geliştirilmiş bileşenler göndermeye başladı, Çin istihbarat iş birliğini genişletti, Tahran ise hava savunma sistemleri alımlarını keskin biçimde hızlandırdı.

İran'ın temel sorunu: Yerli üretime dayalı model teknolojik açığı artık kapatamıyor

İran savaştan önce büyük bir silah ithalatçısı değildi.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün verilerine göre 2021–2025 döneminde İran, Orta Doğu ülkelerinin başlıca silah sistemleri ithalatının yalnızca yüzde 0,2'sini, dünya ithalatının ise yüzde 0,05'inden daha azını oluşturuyordu. Son on yılda Rusya, İran'a büyük silah sistemleri sağlayan tek ülke olarak kaldı.

Buna karşılık Basra Körfezi'ndeki altı Arap monarşisi, 2021–2025 dönemindeki dünya silah ithalatının yaklaşık yüzde 20'sini gerçekleştirdi. Orta Doğu ülkelerinin ithal ettiği silahların toplam yüzde 94'ü ABD ve Avrupa devletlerinden geldi. Bölgesel teslimatların yüzde 54'ü yalnızca ABD'nin payına düştü.

İran, dış silah pazarına sınırlı erişimini onlarca yıl boyunca kendi füze ve insansız hava aracı sanayisini geliştirerek telafi etti.

Bu model balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve nispeten ucuz insansız hava araçlarının üretiminde etkili oldu. Ancak üç alanda çok daha yetersiz kaldı: modern savaş uçakları, bütünleşik hava savunması ve uzay tabanlı istihbarat.

İsrail'le 2025'te yaşanan savaş, İran hava savunmasının kırılganlığını zaten ortaya koymuştu. 2026 harekatı bu sorunu daha da ağırlaştırdı.

Bu nedenle savaş başladıktan sonra Tahran'ın tedarik yapısı değişti. İran'ın artık yalnızca yeni silah sistemlerine değil, mevcut yapılara hızla entegre edilebilecek teçhizata ihtiyacı vardı.

Bu durum Tahran'ın taşınabilir sistemlere, elektronik koruma teknolojilerine, uydu verilerine ve insansız hava araçlarının belirli bileşenlerine yönelik artan ilgisini açıklıyor.

Rusya'nın Verba sözleşmesi: 500 fırlatıcı ve 2 bin 500 füze

Rusya-İran askeri ve teknik iş birliğinin en iyi belgelenmiş projelerinden biri, Verba taşınabilir hava savunma füze sistemleriyle ilgilidir.

Faynınşıl Tayms, elde ettiği Rus belgelerine dayanarak İran'ın Aralık 2025'te Rusya ile yaklaşık 495 milyon avroluk bir sözleşme imzaladığını bildirdi.

Sözleşme kapsamında 500 adet taşınabilir Verba fırlatıcısı, 2 bin 500 adet 9M336 füzesi, 500 adet Maugli-2 gece nişangahı alınması ve teslimatların 2027–2029 yıllarında üç aşamada gerçekleştirilmesi öngörülüyor.

Belgelere göre bir füzenin ihracat fiyatı yaklaşık 170 bin avro, bir fırlatıcının fiyatı ise yaklaşık 40 bin avroydu. Görüşmeler Rosoboroneksport ile İran Savunma ve Silahlı Kuvvetler Lojistik Bakanlığı temsilcileri arasında yürütüldü. Röyters belgeleri bağımsız olarak doğrulamadı.

Giustozzi'nin kaynak metni ek bilgiler de içeriyor. Devrim Muhafızları içindeki kaynaklarına göre Rusya, sözleşmenin uygulanmasını hızlandırmayı kabul etti ve İran, 28 Şubat'taki Amerikan saldırılarının hemen öncesinde yaklaşık 50 fırlatıcı ile bunlara ait füzeleri teslim almış olabilir.

Savaş başlamadan önce tam olarak 50 sistemin teslim edildiğine ilişkin bağımsız doğrulama henüz bulunmuyor. Bununla birlikte Faynınşıl Tayms da az sayıda sistemin sözleşmede öngörülen tarihten önce İran'a gönderilmiş olabileceğini belirtmişti.

Böyle bir teslimatın askeri önemi doğru değerlendirilmelidir.

Verba, S-300, S-400 ya da başka bir katmanlı hava savunma sisteminin yerini alamaz. Bu, esas olarak helikopterleri, insansız hava araçlarını, seyir füzelerini ve alçaktan uçan uçakları vurmak için tasarlanmış kısa menzilli taşınabilir bir sistemdir.

Ancak karmaşık bir altyapıya ihtiyaç duymaması, bu sistemleri İran açısından özellikle değerli hale getiriyor.

Bir S-400 bataryasının kullanılabilmesi için radarlar, komuta merkezleri, fırlatıcılar, eğitimli personel, korumalı haberleşme hatları ve genel komuta sistemine entegrasyon gerekir.

Taşınabilir hava savunma sistemi ise küçük bir ekip tarafından kullanılabilir. Hızla başka bölgeye taşınabilir ve gizlenebilir. Bu nedenle merkezi hava savunma ağının imha edilmesi, bu tür silahları ortadan kaldırmaz.

Rusya ile yapılan sözleşme, İran'ın daha dağınık bir hava savunma modeline geçtiğini gösteriyor.

Çin sözleşmesi: 60–70 milyon dolara 300–400 sistem daha

İkinci unsur Çin yapımı taşınabilir hava savunma sistemleridir.

Röyters, 29 Temmuz'da konu hakkında bilgi sahibi üç kaynağa dayanarak İran'ın 300 ila 400 adet Çin yapımı QW-12 ve FN-16 taşınabilir hava savunma sistemi satın almak için anlaşma imzaladığını bildirdi.

Toplam maliyetin 60–70 milyon dolar olduğu tahmin edildi.

Aracılığın Hong Kong'da kayıtlı Zhongqing Baoshang Uluslararası Yatırım şirketi tarafından yapıldığı belirtildi. İlk teslimat güzergahının Urumçi'den başlayarak Pakistan topraklarından geçmesi öngörülüyordu.

Çin bu bilgileri resmen temelsiz olarak nitelendirdi. Pakistan da kendi toprakları üzerinden silah sevkiyatı yapıldığı yönündeki iddiaları reddetti.

Kaynak metin tabloyu daha da genişletiyor. Devrim Muhafızları içindeki kaynaklara göre daha eski Çin yapımı FN-6 sistemlerinin teslimatı mayıs ayında başlamış olabilir. Yazar, FN-6'nın artık Çin'in en modern sistemleri arasında yer almaması nedeniyle bu sistemlerin bir bölümünün mevcut depolardan gönderilmiş olabileceğini düşünüyor. QW-12 ve FN-16 teslimatlarının ise ağustos ayında yapılması bekleniyordu.

Rus ve Çin projeleri birlikte değerlendirildiğinde ölçek daha belirgin hale geliyor.

Yalnızca açıklanan uzun vadeli Rusya sözleşmesi 500 fırlatıcı içeriyor. Çin anlaşması buna 300–400 sistem daha ekleyebilir.

Bu, İran'ın tam kapsamlı bütünleşik hava savunmasını yeniden kurmuyor ancak potansiyel olarak yüzlerce yeni hareketli ateş noktası oluşturuyor.

Amerikan hava kuvvetleri açısından bunun temel sonucu, alçak irtifa operasyonları, helikopter kullanımı ve bazı insansız hava aracı kategorileri için riskin artmasıdır.

S-400, HQ-9C ve HQ-16B: Ağır hava savunması neden şimdilik ikincil önemde

Tahran aynı zamanda çok daha üst sınıftaki sistemleri elde etmeye çalışıyor.

Giustozzi'nin kaynaklarına göre İran, Rus S-400 sistemleri ile Çin yapımı HQ-9C ve orta menzilli HQ-16B sistemlerini satın alma imkanını görüştü.

S-400 konusunda ciddi sınırlamalar bulunuyor.

Faynınşıl Tayms, görevdeki ve eski Batılı yetkililere dayanarak Rusya'nın İran'ın S-400 talebini şimdilik karşılamayı reddettiğini bildirdi.

Temel sorun yalnızca siyasi değil.

Karmaşık ve uzun menzilli bir hava savunma füze sistemi, personelin uzun süreli eğitimini ve komuta sistemine entegrasyonu gerektirir. Rus uzmanlar savaş koşullarında sistemin işletilmesine katılırsa, Rus askerlerinin fiilen Amerikan uçaklarına karşı silahların hedeflendirilmesine doğrudan katılması riski doğar.

Moskova açısından bu, niteliksel olarak tamamen farklı bir tırmanma düzeyidir.

Bu nedenle taşınabilir hava savunma sistemleri, elektronik harp bileşenleri ve insansız hava aracı teknolojilerine ağırlık verilmesi mantıklıdır. Bunlar İran'a ek imkanlar sağlarken doğrudan Rus-Amerikan askeri temasının ortaya çıkma ihtimalini önemli ölçüde azaltıyor.

Çin yapımı HQ-9C ve HQ-16B sistemlerinin fiilen teslim edildiğine ilişkin güvenilir bilgi henüz bulunmuyor.

Kaynak metinde de teslimatların doğrulandığına ilişkin herhangi bir kanıt bulunmadığı açıkça belirtiliyor.

Su-35: Askeri değer altyapı sorununa takılıyor

Rusya ile İran arasındaki bir başka proje Su-35 savaş uçaklarıdır.

Ocak 2025'te Devrim Muhafızlarının üst düzey temsilcisi Ali Şadmani, Rus Su-35 uçaklarının satın alındığını resmen doğruladı ancak uçak sayısını açıklamadı ve teslimatın yapılıp yapılmadığı konusunda bilgi vermedi.

Giustozzi'nin kaynak metni daha somut bir rakam veriyor: 2023'te sipariş edilmiş 20 uçak.

Bu bilgilere göre Rusya uçakları Temmuz 2026'nın ikinci yarısında teslim etmeye hazırdı. Ancak İran devam eden savaş nedeniyle teslimatı ertelemeye karar verdi.

Bu durum, yoğun bir hava harekatı sürerken karmaşık silah sistemleri satın almanın temel sorununu gösteriyor.

Bir savaş uçağını yalnızca ülkeye getirmek yeterli değildir.

Korumalı hava üssü, teknik personel, yedek motorlar ve parçalar, füzeler, haberleşme sistemleri, yer ekipmanları, eğitimli pilotlar ve komuta sistemi gerekir.

Rakip kalıcı hava üstünlüğüne ve kesintisiz uydu istihbaratına sahipse, yeni uçaklar tam muharebe hazırlığına ulaşamadan pahalı hedeflere dönüşebilir.

Bu nedenle üretimi tamamlanmış Su-35'lerin Rusya'da tutulması, Tahran açısından bunların hemen İran'a gönderilmesinden daha rasyonel olabilir.

Kaynak araştırmaya göre uçakların bakımına yönelik teçhizatın İran'a teslimatı başlamış durumda.

Mi-28: Modernizasyonun daha az önemli unsuru

Rusya İran'a Mi-28 taarruz helikopterleri de sağladı.

Tahran daha 2023 yılında Su-35, Mi-28 ve Yak-130 eğitim ve muharebe uçaklarının satın alınmasına ilişkin anlaşmaların tamamlandığını açıklamıştı. Röyters de bu anlaşmaların varlığını doğrulamıştı.

Faynınşıl Tayms, 2026 başına kadar İran'ın altı adede kadar Mi-28 teslim almış olabileceğini bildirdi.

Kaynak metinde de şubat ayında altı helikopterin teslim edildiği belirtiliyor.

Ancak mevcut savaşta Mi-28'in etkisi sınırlıdır. Taarruz helikopteri esas olarak kara hedeflerine yönelik operasyonlarda etkilidir ve yeterince güvenli bir hava ortamına ihtiyaç duyar. ABD ile çatışmada İran hava savunmasının temel sorununu çözmez.

Rusya'nın insansız hava aracı teknolojileri yeni araç teslimatından daha önemli

Rusya'nın en önemli yardımı başka bir alanda olabilir.

İran Şahid ailesini geliştirdi. Ancak Rus üreticiler, İran tasarımlarını yerelleştirip Ukrayna savaşında kitlesel biçimde kullanırken ilk tasarım üzerinde önemli değişiklikler yaptı.

Rus Geran araçlarına daha gelişmiş seyrüsefer çözümleri, elektronik bastırmaya karşı koruma sistemleri, yeni motorlar ve başka teknik geliştirmeler eklendi.

Faynınşıl Tayms'ın verdiği bilgilere göre 2026 savaşı başladıktan sonra Moskova, İran'a geliştirilmiş insansız hava araçları göndermeyi görüştü. Tahran'ın asıl ilgisini ilave gövdelerden çok, Rusya'nın İran kökenli sistemler üzerinde gerçekleştirdiği teknolojik geliştirmeler çekiyordu.

Kaynak metin bu konuda somut ayrıntılar veriyor.

Devrim Muhafızları içindeki kaynaklara göre İran, savaşın ilk aşaması boyunca Rusya'dan Geran-2 ve Geran-3'te kullanılan teknolojileri aktarmasını istedi. Moskova'nın haziran ortasına kadar bunu reddettiği ileri sürülüyor.

Yoğun çatışmalar yeniden başladıktan sonra durum değişti.

Yazarın kaynaklarına göre Rusya, Kometa-M adlı uydu seyrüseferini elektronik karıştırmaya karşı koruma sistemi dahil olmak üzere füze ve insansız hava araçlarına yönelik modernize edilmiş bileşenleri göndermeye başladı. Entegrasyonun yalnızca birkaç gün sürdüğü ileri sürülüyor.

Röyters, Amerikan istihbarat kurumlarının İran saldırılarının etkinliğinin artmasında Rusya'nın muhtemel rolünü araştırdığını bağımsız olarak belirledi.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatıyla bağlantılı tesislere yönelik saldırılardan sonra Amerikalı uzmanlar, Rusya'nın teknoloji ve hedef belirleme verileri aktarmış olma ihtimalini inceledi. Değerlendirilen unsurlardan biri de Kometa-M sistemiydi.

Ancak Amerikan istihbaratı henüz kesin bir sonuca ulaşmadı.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Rusya ile İran'ın insansız hava araçları alanındaki iş birliği iyi belgelenmiş bir olgudur.

Rusya'nın belirli hedeflerin seçimine doğrudan katıldığı ise henüz kesin olarak kanıtlanmış değildir.

Elektronik harp desteği füze sayısını değil, savunmayı aşma ihtimalini değiştiriyor

Kaynak metinde bir başka önemli iddia daha yer alıyor. Buna göre Rusya, Amerikan ve müttefik füze savunma sistemlerinin çalışmasını zorlaştırmak amacıyla İran'ın balistik füzelerine yönelik elektronik karşı tedbir araçları sağlamış olabilir.

Bu sistemlerin tam yapılandırmasına ilişkin bağımsız doğrulama bulunmuyor.

Ancak askeri açıdan bu tür bir yardım, belirli miktarda füze teslimatından potansiyel olarak çok daha önemli olabilir.

Balistik füze veya insansız hava aracı harekatında belirleyici olan yalnızca fırlatılan mühimmat sayısı değildir. Asıl önemli olan, seyrüsefer kabiliyetini koruyan, elektronik harp müdahalesini aşan, önlemeden kurtulan ve belirlenen noktaya ulaşan araçların oranıdır.

Kitlesel kullanım sırasında savunmayı aşma ihtimalindeki küçük bir artış bile füze savunma sistemi üzerindeki yükü ciddi biçimde değiştirebilir.

Bu durum ABD'nin başka bir sorunuyla, önleme füzelerinin hızla tüketilmesiyle doğrudan bağlantılıdır.

ABD'nin Patriot stokunun yüzde 65'i beş ayda kullanıldı

Röyters'in verilerine göre ABD, Şubat-Temmuz 2026 döneminde bazı Patriot önleme füzelerine ait kendi stoklarının yaklaşık yüzde 65'ini kullandı.

Ağustos başında Amerikan stoklarında 850'den az füze kalmıştı.

Bir PAC-3 MSE füzesinin maliyetinin yaklaşık 4–5 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.

Bu arada Lokhid Martin, ABD Kara Kuvvetlerinden ilgili sistemlerin üretimini genişletmek amacıyla azami değeri 58,6 milyar dolara ulaşabilecek bir sözleşme aldı.

Pentagon aynı zamanda savunma şirketlerinden diğer mühimmat türlerinin üretimini hızlandırmalarını istiyor. Amerikan haber ajansının bildirdiğine göre çatışmanın başlamasından bu yana THAAD stokları da yaklaşık yüzde 38 azaldı.

Dolayısıyla Rusya'nın İran'ın insansız hava araçları ve füzelerine verdiği destek yalnızca vurulan Amerikan tesislerinin sayısı üzerinden değerlendirilmemelidir.

Bu yardım, füze savunmasının ekonomik denklemine doğrudan etki ediyor.

İran nispeten ucuz füzeleri ve insansız hava araçlarını, her bir önleme atışının milyonlarca dolara mal olabildiği sistemlere karşı kullanıyor.

Başarıyla püskürtülen bir saldırı bile sınırlı bir kaynağın tüketilmesi anlamına geliyor.

ABD açısından bu sorun aynı anda Orta Doğu, Ukrayna ve Hint-Pasifik bölgesinde ortaya çıkabilecek muhtemel bir kriz için önemli miktarda stok bulundurma zorunluluğuyla bağlantılıdır.

Çin'in desteği istihbarat ve hedef belirleme üzerinde yoğunlaşıyor

Tanımlanan sistem içinde Rusya'nın uzmanlaşma alanı öncelikle elektronik harp, seyrüsefer ve insansız hava araçlarının modernizasyonuysa, kaynak araştırmaya göre Çin'in yardımı istihbarat alanında yoğunlaşıyor.

Yazar, Pekin ile Tahran arasında Çin'in BeiDou seyrüsefer sistemine erişimin genişletilmesi ve uydu istihbarat verilerinin paylaşılması konusunda anlaşmaya varıldığını bildiriyor.

İran askeri yönetimindeki kaynaklar, Çin'in Basra Körfezi'ndeki Amerikan tesislerinin konumları hakkında bilgi sağladığını ileri sürdü.

Metindeki en tartışmalı iddia, Çin'e ait askeri bir uydunun geçici olarak İran'ın kullanımına verilmesiyle ilgilidir.

Yazarın kaynaklarına göre bu imkan, bölgedeki durumun neredeyse gerçek zamanlı olarak izlenmesini ve hedefin tespit edilmesiyle vurulması arasındaki sürenin kısaltılmasını sağladı.

Çin'e ait askeri bir uydunun gerçekten İran'ın kullanımına verildiğine ilişkin bağımsız doğrulama henüz bulunmuyor.

Ancak başka önemli bir olgu doğrulanmış durumda.

Faynınşıl Tayms, sızdırılan İran belgelerine dayanarak Devrim Muhafızları Havacılık ve Uzay Kuvvetlerinin 2024 sonlarında Çinli Ert Ay şirketine ait TEE-01B uydusunu teslim aldığını bildirdi.

Araştırmaya göre İran bu uyduyu Suudi Arabistan, Ürdün, Bahreyn ve Irak'taki Amerikan tesislerini izlemek amacıyla kullandı. Mart 2026'da uydu, İran saldırılarından önce ve sonra Prens Sultan Hava Üssünün görüntülerini aldı.

İran ayrıca Çinli Emposat şirketinin uyduyu yönetmeye imkan veren yer altyapısına erişim sağladı. Röyters, Faynınşıl Tayms'ın belgelerini bağımsız olarak doğrulamadı. Çin ise yayımlanan bilgileri reddetti.

Buradaki temel önem, İran'ın istihbarat ile saldırı arasındaki döngüyü kısaltmasında yatıyor.

Balistik füzelerin hassas biçimde kullanılabilmesi için sabit bir üssün koordinatlarını bilmek yeterli değildir. Uçakların, gemilerin, birliklerin ve hava savunma sistemlerinin güncel konuşlanma noktaları hakkında bilgi gerekir.

Uydu bilgilerine erişim, yeni füze teslimatı yapılmasa bile hedef belirleme kalitesini önemli ölçüde yükseltir.

CM-302 Amerikan donanması için ayrı bir tehdit oluşturuyor

İran, savaş başlamadan önce Çin'den süpersonik CM-302 gemisavar füzeleri satın almak amacıyla yürüttüğü görüşmeleri de hızlandırmıştı.

Röyters, 24 Şubat'ta altı kaynağa dayanarak anlaşmanın son aşamaya geldiğini bildirdi.

CM-302'nin açıklanan menzili yaklaşık 290 kilometredir. Füze, gemi savunma sistemlerinin önleme imkanını zorlaştırmak amacıyla yüksek hızda ve alçak irtifada uçacak şekilde tasarlanmıştır.

Kaynak metin, ilk CM-302 partisinin Amerikan ablukasının Hint Okyanusu limanlarını da kapsayacak şekilde genişletilmesinden önce, nisan ortasında İran'a teslim edildiğini ileri sürüyor.

Nisan ayındaki bu teslimatın gerçekleştiğine ilişkin bağımsız doğrulama bulunmuyor.

Ancak böyle bir satın almanın mantığı açıktır.

Taşınabilir hava savunma sistemleri İran üzerindeki hava operasyonlarının riskini artırıyor.

CM-302 ise farklı bir harekat alanı, Basra Körfezi ve Umman Körfezi için tasarlanmıştır.

Bu sistemler hareketli kıyı birlikleri tarafından konuşlandırılırsa, Amerikan donanması ablukayı sürdürürken ilave bir gemisavar savunma kademesini de hesaba katmak zorunda kalacaktır.

13 Ağustos'ta ABD Savunma Bakanı Pit Hegset, Amerikan donanmasının gemileri dönüşümlü olarak görevlendirerek İran limanlarına yönelik ablukayı süresiz biçimde sürdürebileceğini açıkladı.

Ancak süresiz bir abluka da çok sayıda savaş gemisinin, uçağın, istihbarat aracının ve füze savunma sisteminin sürekli olarak bölgede tutulmasını gerektiriyor.

Hürmüz, Çin'i gözlemci olmaktan çıkarıp ekonomik çıkarları olan bir tarafa dönüştürdü

Çin'in güdülerini yalnızca ABD ile jeopolitik rekabet üzerinden açıklamak mümkün değildir.

Çin dünyanın en büyük petrol ithalatçısıdır ve Basra Körfezi'nden yapılan sevkiyatlardaki aksamalara karşı son derece hassastır.

Çin 2025 yılında İran'dan günde ortalama yaklaşık 1,38 milyon varil petrol satın alıyor ve İran'ın deniz yoluyla gerçekleştirdiği petrol ihracatının yüzde 80'inden fazlasını alıyordu.

Aynı zamanda Çin'in toplam petrol ithalatının yaklaşık yarısı Orta Doğu'dan geliyordu.

Savaş durumu kökten değiştirdi.

Çin, Mart 2026'da hala günde 11,77 milyon varil petrol ithal ediyordu; çünkü yüklerin önemli bir bölümü çatışma başlamadan önce gemilere yüklenmişti.

Haziran ayında ithalat günde 7,12 milyon varile gerileyerek yaklaşık on yılın en düşük seviyesine indi. İran petrolü ithalatı bir ay içinde yüzde 40'tan fazla azaldı ve günde 800 bin varilin altına düştü.

Çin'in haziran ve temmuz aylarındaki ortalama ithalatı, savaş öncesindeki yaklaşık 11,99 milyon varillik düzeye karşılık günde 7,78 milyon varil oldu.

Dolayısıyla Çin hem İran devletinin varlığını korumasından hem de savaşın sona ermesinden çıkar sağlıyor.

İran'ın askeri bakımdan tamamen yenilgiye uğratılması ABD'nin konumunu güçlendirecektir.

Hürmüz Boğazı'nın uzun süreli ablukaya alınması ise Çin ekonomisine zarar veriyor.

Bu nedenle Pekin açısından en uygun seçenek ne İran'ın askeri zaferi ne de savaşın sürmesidir. Çin'in tercih edeceği senaryo, yeterince güçlü bir Tahran'ın varlığını koruması ve ardından siyasi çözümün sağlanmasıdır.

Hürmüz üzerinden ticaretteki aksamanın boyutu, çatışmanın Pekin'e maliyetini gösteriyor

Savaştan önce Hürmüz Boğazı'ndan her gün yaklaşık 130–140 gemi geçiyordu.

Röyters, 11 Ağustos'ta bir günde yalnızca altı geminin geçiş yaptığını kaydetti.

Uluslararası Enerji Ajansının değerlendirmesine göre çatışma nedeniyle 2026 yılı dünya petrol üretimi tahmini günde 4,3 milyon varil aşağı çekildi.

Beklenen üretim günde yaklaşık 102,02 milyon varil, talebe kıyasla ortaya çıkacak açık ise yaklaşık 1,27 milyon varil olarak hesaplandı.

Basra Körfezi ülkelerinin üretimi savaş öncesi seviyenin günde yaklaşık 8,3 milyon varil altında kalmaya devam etti.

14 Ağustos itibarıyla Brent petrolü varil başına yaklaşık 87,97 dolardan, Batı Teksas petrolü ise yaklaşık 82,16 dolardan işlem görüyordu.

Bu nedenle Çin politikasının açık bir ekonomik sınırı vardır: sonsuz bir savaş Pekin'in çıkarına değildir.

Rusya, İran'a Ukrayna çatışması üzerinden bakıyor

Rusya'nın güdüleri farklıdır.

Rusya ile İran Ocak 2025'te Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nı imzaladı.

Belge savunma iş birliğini, ortak tatbikatları, askeri tehditlere ilişkin istişareleri ve askeri-teknik iş birliğinin geliştirilmesini öngörüyor.

Ancak anlaşmada, taraflardan birinin diğerinin yanında otomatik olarak savaşa girmesini öngören bir yükümlülük bulunmuyor.

Bu Moskova açısından temel önemdedir.

Rusya, İran'ı silahlı kuvvetleriyle savunmak gibi hukuki bir yükümlülük altına girmeden silah, istihbarat verisi, teknoloji ve teçhizat sağlayabilir.

Aynı zamanda Rusya-İran ilişkileri 2022 sonrasında iki yönlü bir askeri-sanayi niteliği kazandı.

İran Rusya'ya insansız sistemler sağladı, daha sonra Rus savunma sanayisi İran kökenli tasarımları yerelleştirdi ve önemli ölçüde modernize etti.

Röyters, Şubat 2024'te Rusya'ya Fateh-110 ailesinin çeşitli türevlerinden yaklaşık 400 İran balistik füzesi gönderildiğini de bildirdi.

Dolayısıyla Rusya'nın bugün İran'a sağladığı yardım, kısmen daha önce oluşmuş askeri-sanayi değişim sistemi içinde teknolojilerin ters yönde hareket etmesi anlamına geliyor.

Moskova, İran ile Ukrayna'yı aynı müzakere paketine bağlamaya çalıştı

Bu konuda en dikkat çekici unsur istihbarat iş birliğidir.

Mart 2026'da Moskova'nın, ABD'nin Ukrayna'ya istihbarat verisi sağlamayı durdurması karşılığında İran'a Amerikan askeri tesisleri hakkında istihbarat aktarımını kesmeyi teklif ettiği yönünde haberler ortaya çıktı.

Basında yer alan haberlere göre teklif, Rus temsilci Kirill Dmitriyev tarafından ABD Başkanı Trump yönetiminin temsilcileri Stiv Uitkoff ve Cared Kuşner ile görüşüldü. Rus tarafı bu bilgileri reddetti.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski, 25 Mart'ta Röyters'e yaptığı açıklamada Ukrayna istihbaratının Rusya'nın İran'a istihbarat desteğini sürdürdüğüne ilişkin verilere sahip olduğunu söyledi.

Giustozzi'nin kaynak metni de bu unsuru Moskova'nın başlıca muhtemel güdülerinden biri olarak değerlendiriyor: İran'a verilen destek, ABD'nin Ukrayna'ya desteğinin müzakere değerini yükseltmek amacıyla kullanılabilir.

Bu durum Rusya'nın stratejisi hakkında daha kesin bir sonuca ulaşmayı mümkün kılıyor.

Moskova açısından İran, Ukrayna'dan tamamen ayrı ve bağımsız bir harekat alanı değil, Amerikan askeri kaynaklarının dağılımı üzerinde baskı oluşturmak için kullanılan ilave bir araçtır.

Rus ve Çin yardımının sınırını ABD ile doğrudan çatışma riski belirliyor

Hem Rusya hem Çin Tahran'a verdikleri desteği aşamalı olarak genişletti.

Ancak bu yardımın yapısı, açık sınırların bulunduğunu gösteriyor.

Moskova taşınabilir hava savunma füze sistemleri, insansız hava aracı teknolojileri, elektronik harp bileşenleri ve istihbarat bilgileri sağlamaya hazır.

Buna karşılık S-400 ve kullanımı doğrudan savaş bölgesinde Rus uzmanların bulunmasını gerektirebilecek diğer sistemler konusunda çok daha temkinli davranıyor.

Çin uydu ve seyrüsefer alanındaki iş birliğini geliştirmeye açık davranıyor ve kaynakların aktardığına göre taşınabilir hava savunma sistemleri ile gemisavar füzelerinin satışına da izin veriyor.

Ancak Pekin İran'a kendi silahlı kuvvetlerini konuşlandırmıyor ve en hassas silah sevkiyatı iddialarını resmen reddediyor.

Bu durum tam teşekküllü bir Rusya-Çin-İran askeri ittifakının henüz oluşmadığı anlamına geliyor.

Daha doğru tanım, tarafların farklı düzeylerde katılım gösterdiği eşgüdümlü bir askeri-teknik ortaklıktır.

Rusya ve Çin tam olarak neyi değiştirdi

Ağustos 2026 itibarıyla Rus ve Çin yardımının ölçülebilir etki yaratma potansiyeline sahip olduğu dört alan öne çıkıyor.

Birinci alan dağınık hava savunmasıdır.

Rus Verba sistemleri ile Çin yapımı FN-6, FN-16 ve QW-12 sistemleri İran hava sahasını kapatamaz ancak alçaktan uçan hedeflere yönelik hareketli tehditlerin sayısını artırır.

İkinci alan, insansız hava araçlarının elektronik bastırmaya karşı dayanıklılığıdır.

Kometa-M türü Rus teknolojilerinin aktarılması, yoğun elektronik harp koşullarında seyrüsefer kabiliyetinin korunma ihtimalini artırabilir.

Üçüncü alan istihbarat ve hedef belirlemedir.

Çin'in uydu imkanları, BeiDou sistemi ve ilave istihbarat verilerine muhtemel erişim, bir hedefin tespiti ile silah kullanımının başlaması arasındaki süreyi kısaltıyor.

Dördüncü alan gemisavar kabiliyetidir.

CM-302 sistemlerinin muhtemel teslimatı, Basra Körfezi ve Umman Körfezi çevresindeki abluka ve harekat faaliyetlerini yürüten Amerikan gemileri açısından riskleri artırıyor.

Bu alanların hiçbiri tek başına genel güç dengesini değiştirmiyor.

Ancak bir araya geldiklerinde, büyük ve sabit tesislerin sistematik biçimde imha edilmesinden sonra bile İran'ın askeri potansiyelinin bir bölümünü koruma kapasitesini artırıyorlar.

Temel sonuç, savaşın sürdürülme maliyetinin değişmesidir

Rus ve Çin yardımını değerlendirirken yapılan temel analitik hata, bu iki ülkenin İran'ın askeri zaferini sağlayıp sağlayamayacağı sorusuna yanıt aramaktır.

Mevcut veriler böyle bir imkanın bulunduğunu doğrulamıyor.

ABD'nin hava gücü, uzun menzilli saldırılar, istihbarat ve harekat yönetimi alanlarındaki üstünlüğü devam ediyor.

Ancak stratejik bir sonuç için yalnızca hedeflerin imha edilmesi değil, savaşın siyasi amaçlarına da ulaşılması gerekir.

Ağustos ayına gelindiğinde ABD onlarca milyar dolar harcamış, yüksek teknolojili önleme füzesi stoklarının önemli bölümünü kullanmış, yüzlerce insan kaybına uğramış ve deniz ablukasını sürdürmeye devam etmiş durumda.

Buna karşılık İran füze ve insansız hava aracı kabiliyetlerini korudu, belirli silah ve teknoloji türlerini almaya devam ediyor ve Hürmüz üzerinden deniz ulaşımını etkileme yeteneğini muhafaza ediyor.

Rusya ile Çin, ABD ile İran arasındaki askeri asimetriyi ortadan kaldırmıyor.

Onların etkilediği başka bir dengedir: Amerikan baskısının maliyeti ile İran'ın direnişi sürdürme kapasitesi arasındaki denge.

Çin açısından nihai hedef büyük olasılıkla İran'ın yenilgiye uğratılmasını önlemek ve ardından enerji güzergahlarının istikrara kavuşturulmasını sağlamaktır.

Rusya açısından sınırlı desteğin sürdürülmesi hem Tahran'la ilişkileri güçlendiriyor hem de Ukrayna konusunda Washington üzerinde kullanılabilecek ek bir baskı aracı yaratıyor.

İran açısından ise Rus ve Çin sevkiyatları, merkezi ve kırılgan sistemlerden daha dağınık bir savunma ve vurucu güç yapısına geçiş için zaman kazandırıyor.

Bu nedenle çatışmanın bundan sonraki gelişimi, tek bir yeni Rus ya da Çin silah sisteminin ortaya çıkmasından çok üç göstergeye bağlı olacaktır: İran'ın füze ve insansız hava aracı kapasitesini yeniden oluşturma hızı, Amerikan önleme füzelerinin tüketilme ve yeniden üretilme temposu ve Moskova ile Pekin'in doğrudan savaşa katılma sınırını aşmadan istihbarat ve teknoloji desteğini genişletme isteği.

Şimdilik her iki devletin fiili davranışı tam olarak bu modeli ortaya koyuyor: İran'a dayanıklılığını artırmaya yetecek kadar kaynak sağlanıyor, ancak ABD ile İran arasındaki çatışmayı otomatik olarak ABD ile Rusya ya da Çin arasında doğrudan savaşa dönüştürecek bir askeri koruma şemsiyesi verilmiyor.