En tehlikeli teknolojik devrim nadiren gürültüyle gelir. Eve zorla girmez, kapıyı kırmaz, siyasi bir bağlılık talep etmez ve bir tehdit gibi görünmez. Çocuk yatağının başucundaki komodinin üzerinde durur, karanlıkta parıldar, yastığın altında titrer ve yetişkinlerin uyumasını sabırla bekler. Gerçek mesaisi işte bundan sonra başlar.
Sosyal ağlar, sadece birer iletişim platformu olmayı bırakalı çok oldu. Bunlar artık gençlerin konuştuğu, tartıştığı, arkadaşlık kurduğu ve kavga ettiği dijital avlular değil. Karşımızdaki yapılar, tek bir kaynak yani ilgi etrafında inşa edilmiş karmaşık davranış makineleridir. Zaman, bilgi, hatta eğlence bile değil; tam olarak maden gibi çıkarılabilen, ölçülebilen, satılabilen, reklam segmentlerine bölünebilen ve kapitalizasyona dönüştürülebilen bir hammadde olarak ilgi.
İşte bu yüzden, Azerbaycan’ın çocukların sosyal ağlara kaydolmasını on altı yaşla sınırlandırmaya yönelik girişimi, internet etrafındaki sıradan bir ahlaki panik olarak değil, küresel çaptaki büyük bir yeniden yapılanmanın parçası olarak görülmelidir. Milli Meclis; İdari Hatalar Kodu, Bilgi Kanunu ve Çocukların Zararlı Bilgilerden Korunması Kanunu’nda değişiklikler öngören bir yasa paketini tartışıyor. Paketin merkezinde yaş sınırı, zorunlu doğrulama, platformların sorumluluğu, para cezaları ve gerekliliklerin sistematik olarak ihlal edilmesi durumunda trafiğin yavaşlatılması ihtimali yer alıyor. 9 Haziran 2026 tarihi itibarıyla, tamamen tamamlanmış bir hukuki reformdan değil, parlamento gündeminde bulunan bir kanun teklifinden bahsediyoruz.
Bu projenin temel amacı, devletin bir anda "çocuklara interneti yasaklamaya" karar vermesi değildir. Böyle bir tanımlama, sadece tartışmayı başka yönlere çekmek isteyenlerin işine gelir. Kanun taslağı, sunulan parametrelere bakılırsa teknolojinin kendisine saldırmıyor. Tam aksine, belirli bir iş modelini hedef alıyor; çocukların ilgisini sonsuz kaydırma, videoların otomatik oynatılması, reklam profillemesi ve algoritmik yöntemlerle kullanıcının ekranda tutulması yoluyla paraya çeviren platformları vuruyor.
Azerbaycan aslında meseleyi şu şekilde ortaya koyuyor: Küresel bir platform bir çocuk üzerinden para kazanıyorsa, o çocuğa sıradan bir kullanıcıymış gibi davranamaz.
Bu internetle bir savaş değil, bu dijital kumarhaneyle bir savaştır
Teknoloji şirketleri özgürlükten, inovasyondan ve açık bir dünyadan bahsetmeyi severler. Ancak bu söylemin arkasında uzun zamandır oldukça soğuk bir ekonomi gizleniyor. Kullanıcı uygulamada ne kadar uzun süre kalırsa, o kadar çok reklam gösteriliyor. Duygusal tepki ne kadar güçlü olursa, bir sonraki tıklama olasılığı o kadar artıyor. Davranışlar hakkında ne kadar çok veri toplanırsa, reklam modeli o kadar isabetli oluyor. Yetişkin bir insan için bu durum zaten bir problem teşkil ederken, bir çocuk söz konusu olduğunda mesele, gelişmemiş bir psikoloji üzerinde güç kurma savaşına dönüşüyor.
Sunulan materyalde endişe verici veriler aktarılıyor: Azerbaycan’da on ile on yedi yaş arasındaki çocukların yüzde 89’u akıllı telefon kullanıyor, yüzde 76’sı her gün sosyal ağlara giriyor, sosyal ağlarda geçirilen günlük ortalama süre dört saat on iki dakikayı buluyor ve on iki ile on beş yaş arasındaki çocukların yüzde 42’si telefonu gece saat on bir ile sabahın ikisi arasında kullanıyor. Bu rakamların, Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin 2025 yılı verileri olduğu ve kanun taslağı etrafındaki argümanların bir parçasını oluşturduğu belirtiliyor.
Bu verilere temkinli yaklaşıldığında bile tablo çok net: Sorun çoktan ebeveyn kontrolünün sınırlarını aşmıştır. Binlerce mühendisin, tasarımcının, nöropsikoloğun, davranış analitiği uzmanının ve reklam optimizasyoncusunun yarattığı bir mimariyi tek bir ailenin yenmesini bekleyemeyiz. Bu durum, yalnız bir yayadan otobandaki trafiği tek başına düzenlemesini istemekle hemen hemen aynı şeydir.
Resmi olarak çocuk düğmeye kendisi basıyor. Ancak fiilen onun yerine birçok şey çoktan kararlaştırılmış oluyor. Arayüz yönlendiriyor. Akış hiç bitmiyor. Video otomatik olarak başlıyor. Bildirim, tam da geri dönme olasılığının en yüksek olduğu anda geliyor. Algoritma sadece içerik sunmuyor; zayıflıklardan, yorgunluktan, kaygıdan, yalnızlıktan, meraktan, kıskançlıktan ve gruptan dışlanma korkusundan beslenerek öğreniyor.
İşte XXI. yüzyılın temel çatışması tam burada başlıyor: İlgi pazarı çocukluğa karşı.
Dünya Big Tech’in kendi kendini denetlemesine neden artık inanmıyor
Daha on yıl önce saf bir inanç hakim kılınmıştı: Teknoloji şirketleri, itibarlarına önem verdikleri için güvenli mekanizmaları kendileri oluşturacaktı. Bu inanç öldü. Onu öldürenler interneti eleştirenler değil, platformların bizzat kendileri oldu; kendi iç araştırmaları, mahkeme süreçleri, lobicilik faaliyetleri ve gerçek düzenlemeleri sürekli erteleme çabalarıyla bu inancı yok ettiler.
ABD bu mücadelenin laboratuvarı haline geldi. Federal düzeyde, çocukların çevrimiçi gizliliğini koruma yasası olan COPPA yürürlükte, ancak bunun mantığı henüz internetin ilk dönemlerinde şekillenmişti. Bugün Amerika’daki tartışma çok daha ileri bir noktaya taşındı: Artık sadece veriler değil; bağımlılık, algoritmik akışlar, gece bildirimleri ve gençlerin ruh sağlığı üzerindeki etkiler konuşuluyor. 2023 yılında ABD Genel Sıhhiye Müdürü, sosyal ağların gençlerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerine dair özel bir uyarı yayınladı: 13-17 yaş arasındaki Amerikalı gençlerin yüzde 95’e yakını sosyal ağları kullanıyor ve üçte birinden fazlası bunu neredeyse sürekli yapıyor. Belgede, toplumun sosyal ağları çocuklar ve gençler için güvenli kabul etmek adına yeterli dayanağa sahip olmadığı açıkça ifade ediliyor.
New York daha da ileri gitti: SAFE for Kids Act yasası doğrudan reşit olmayanlar için geliştirilen "bağımlılık yapıcı akışları" hedef alıyor ve doğrulanabilir ebeveyn izni olmadan çocuklara algoritmik içerik sunulmasını sınırlandırıyor. Bu artık soyut bir veri koruması değil. Bu, akış yapısının kendisinin zararlı olabileceğinin bir itirafıdır.
Ancak Amerikan modeli sert bir anayasal dirençle karşılaşıyor. Platformlar ve onların sektörel birlikleri, ifade özgürlüğüne sığınarak eyalet yasalarına mahkemede itiraz ediyor. Dijital ortamda çocukları korumaya yönelik en iddialı projelerden biri olan Kaliforniya’nın Age-Appropriate Design Code yasası yargı engellerine takıldı ve 2026 yılında bazı maddelerinin hukuki geleceği belirsizliğini korumaktaydı.
Bu Amerika hikayesinin anlamı basittir: Toplumun sorunun farkına vardığı yerlerde bile hukuk yavaş ilerliyor, teknoloji sektörü ise profesyonelce, büyük paralarla ve inatla direniyor.
Avustralya darbesi: Devlet ilk kez "on altı yaşından küçüklere yasak" dedi
Bu ortamda Avustralya, sektör için siyasi bir şok oldu. Kasım 2024’te ülke parlamentosu, on altı yaşından küçük çocukların bazı sosyal platformlara erişimini sınırlandıran bir yasayı kabul etti. En önemli detay ise şu: Sorumluluk çocuklara ya da ebeveynlere değil, platformların bizzat kendilerine yükleniyor. Gerekliliklerin yerine getirilmemesi durumunda verilecek ceza 49,5 milyon Avustralya dolarına kadar ulaşabiliyor.
Bu, prensipte köklü bir dönüşümdür. Eskiden devlet ebeveynlere fiilen "daha iyi takip edin" diyordu. Avustralya ise platformlara şunu söyledi: "Bu sizin sisteminiz, sizin algoritmalarınız, sizin karınız; dolayısıyla sizin sorumluluğunuz."
Avustralya modelini eleştirenler de var. Gençlerin daha az denetlenen alanlara kayma riskine, yaş doğrulaması sırasındaki gizlilik sorunlarına ve hassas durumdaki çocukların olası izolasyonuna karşı uyarılarda bulunuyorlar. Bu argümanlar "Big Tech lobiciliği" denilerek göz ardı edilemez. Dijital düzenlemelerde gerçekten de kusursuz çözümler yoktur. Her yaş kontrolü, aşırı veri toplanması riskini doğurur. Her yasak, etrafından dolaşılacak yan yollar yaratır. Her denetim, başlangıçta öngörülenden daha geniş bir alanda kullanılabilir.
Ancak Avustralya emsali mükemmel olduğu için değil, ilk kez büyük bir demokratik ülkenin şu cümleyi kurması açısından önemlidir: Çocukluk, platform ekonomisi için bir deney alanı olamaz.
Azerbaycan’ın yasa tasarısı, sunulan şekliyle kabul edilirse, tam olarak bu küresel dalgaya eklemlenmiş olacak. Bu tasarı bir boşlukta ortaya çıkmıyor. Avustralya’dan Fransa’ya, İngiltere’den Amerika’nın eyaletlerine kadar farklı devletlerin aynı tehdide karşı hukuki bir dil aradığı bir dönemde kendini gösteriyor.
Fransa formülü: Bir bariyer olarak dijital reşitlik
Fransa soruna dijital reşitlik kavramı üzerinden yaklaştı. 2023 tarihli yasa, on beş yaşından küçük çocukların sosyal ağlara kaydolabilmesi için ebeveyn iznine ihtiyaç duyduğunu ve platformların kullanıcıların yaşını kontrol etmesi gerektiğini hükme bağladı. 2026 yılında Fransa’daki tartışmalar daha da ileri gitti: Ulusal Meclis, on seneden küçük değil, on beş yaşından küçük çocuklar için sosyal ağların tamamen yasaklanması girişimini destekledi ve bu metnin Senato’dan geçmesi beklendi.
Fransız deneyimi iki nedenden ötürü önem taşıyor.
İlk olarak, Avrupa demokrasisinin artık platformları tarafsız bir altyapı olarak görmediğini gösteriyor. Buraları sadece birer "iletişim yeri" değil. Buralar; algoritmanın ilgi rejimini, sosyal kıyaslamaları, beden algısını, statüyü, başarıyı, siyaseti ve normalliği şekillendirdiği bir ortamdır.
İkinci olarak, Fransa yaş sınırını platformların hukuki sorumluluğuyla bağdaştırmaya çalışıyor. Basit bir "yaşımı doldurdum" onay kutucuğu artık ciddi bir önlem olarak kabul edilmiyor. Yetişkinler sonunda apaçık olan gerçeği kabul ettiler: Sosyal ağa girmek isteyen bir çocuk, neredeyse her zaman o onay kutucuğunu işaretleyecektir.
Azerbaycan’ın projesi de aynı mantıkla ilerliyor ancak banka kartı, e-posta veya mobil numara aracılığıyla teknik doğrulamaya ve platformların düzenleyici kurumun taleplerine belirlenen süreler içinde yanıt verme zorunluluğuna vurgu yapıyor. Sunulan metinde ayrıca, 16-18 yaş grubu için sonsuz kaydırma ve videoların otomatik oynatılmasının yasaklanması, yaş kontrolü sırasında toplanan verilerin saklanmasının ve aktarılmasının engellenmesi ile trafiğin yüzde 90’a kadar sınırlandırılmasına varan kademeli bir yaptırım sistemi de yer alıyor.
Eğer bu kurallar korunursa, Azerbaycan soruna sembolik değil, mühendislik tabanlı bir yaklaşım sunmuş olacaktır. Platformlardan "daha nazik olmalarını istemek" yerine, önlerine somut yükümlülükler koyacaktır.
İngiltere dersi: Sadece içerik değil, tasarım da tehlikelidir
İngiltere bu tartışmaya en önemli entelektüel katkılardan birini sağladı. Children’s Code olarak da bilinen Age Appropriate Design Code, basit ama radikal bir düşünceden yola çıkıyor: Zarar, sadece içeriğin içinde değil, tasarımın kendisinde de gizli olabilir.
Bu, şu anlama geliyor: Sadece şiddet içeren bir video, sadece aşırı uç propaganda, sadece pornografik içerik ve sadece siber zorbalık tehlikeli değildir. Ürünün mimarisi de tehlikeli olabilir: Gizlilik ayarları, coğrafi konum, öneriler, gece bildirimleri, veri toplama, hedefli reklamlar ve kullanıcının tekrar tekrar geri dönmesini sağlayan arayüz.
İngiliz düzenleyici kurum, çocukların erişebileceği çevrimiçi hizmetler için 15 standart belirledi. Bunların arasında, varsayılan olarak yüksek düzeyde gizlilik, verilerin minimuma indirilmesi, coğrafi konumun zararlı kullanımından korunma, çocuk için şeffaflık ve hizmet tasarlanırken çocuğun çıkarlarının gözetilmesi yer alıyor.
Bu durum özellikle Azerbaycan için çok önemlidir. Çünkü gelecekteki yasa sadece bir yaş bariyerine dönüşmemelidir. Yasanın gücü, platformları ürünün içindeki davranışlarını değiştirmeye ne kadar zorlayacağına bağlı olacaktır. 16-18 yaşındaki bir gencin platforma girmesine resmi olarak izin veriliyorsa ancak orada karşısına hemen sonsuz akış, otomatik oynatma, agresif öneriler ve gece bildirimleri çıkıyorsa, devlet sorunun sadece yarısını çözmüş demektir.
İşte bu yüzden, daha büyük yaştaki gençler için manipülatif fonksiyonların yasaklanması, Azerbaycan’ın yaklaşımının en güçlü unsurlarından biridir. Bu hamle şu gerçeği kabul ediyor: Sorun sadece yaşta değil. Sorun, dijital ortamın konstrüksiyonundadır.
İlginin gece ekonomisi: Uyku platformların nasıl rakibi oldu
Sektöre dair en dürüst itiraflardan biri, internet eleştirmenlerinin değil, bizzat teknoloji dünyasının içinden bir ismin ağzından döküldü. Netflix yöneticisi Reed Hastings, 2017 yılında şirketin sadece diğer servislerle değil, aynı zamanda kullanıcının uykusuyla da rekabet ettiğini açıkça kabul etti.
Bu ifade, bir dönemin sembolü haline geldi. Uyku bir rakibe dönüştüğünde, çocuk bir av haline gelir.
Gece ekranı sadece günlük düzeni bozmakla kalmaz. Hafızayı, öğrenme sürecini, duygusal kontrolü, aile içi iletişimi, odaklanma yeteneğini ve can sıkıntısına katlanabilme becerisini de baltalar. Oysa can sıkıntısı, ne kadar tuhaf görünse de büyüme sürecinin en önemli parçalarından biridir. Her saniye kendisine yeni bir uyarıcı sunulan bir çocuk, zamanla kendi kendine kalabilme yeteneğini kaybeder.
Platform ekonomisi duraklamaları sevmez. Duraklama paraya çevrilemez. Sessizlik reklamverene satılamaz. Sürece dahil edilmemiş bir kullanıcının hiçbir değeri yoktur. Bu yüzden sistem boş zamanı, yani çocuğun düşündüğü, hayal kurduğu, kitap okuduğu, konuştuğu, dünyayı gözlemlediği, ebeveynleriyle tartıştığı, canının sıkıldığı ve büyüdüğü o asıl zaman dilimini yok etmeyi öğrenir.
Eğer çocukların yüzde 42’si gerçekten gece saat 23:00 ile sabahın 02:00’si arasında telefon başında oturuyorsa, bu artık bireysel bir alışkanlık değildir. Bu, toplumsal bir kırılmadır. Ve bu durumu sadece disiplin üzerine konuşmalar yaparak tedavi etmek imkansızdır.
Lootbox’lar, oyunlar ve kumar: Çocuk ilgisi nasıl bir bahse dönüştürüldü
Bu hikayenin ayrı bir boyutu da eğlence ile kumar davranışı arasındaki sınırı çoktan aşmış olan oyun mekanikleridir. Lootbox’lar (ganimet kutuları), rastgele ödüller, sezonluk biletler, oyun içi para birimleri, süreyle sınırlı teklifler; tüm bunlar çocukta sürekli bir mahrumiyet ve kazanç beklentisi hissi yaratır.
Avrupa Parlamentosu, daha 2020 yılında lootbox’ları bir tüketici sorunu olarak analiz etmiş, Belçika ise paralı lootbox’ların bazı türlerini kumar yasaları kapsamında nitelendiren ülkelerden biri olmuştur.
Resmi olarak bunlar sadece birer oyundur. Ancak iç mantıkları gereği, fevri davranış antrenörleridir. Çocuk, rastgele bir ödülü beklemeyi, anlık parlamalara tepki vermeyi, bir ürünü değil bir şansı satın almayı öğrenir. Bu, kumar makinelerinin temelinde yatan psikolojik mekanizmanın aynısıdır: İnsanı sistemde en güçlü tutan şey istikrarlı bir ödül değil, ne zaman geleceği tahmin edilemeyen pekiştireçlerdir.
Dünya Sağlık Örgütü, oyun oynama bozukluğunu ICD-11’e klinik düzeyde belirgin bir sendrom olarak dahil etmiştir; bu sendrom oyun davranışı üzerindeki kontrolün kaybı, oyunun diğer aktivitelere göre öncelikli hale gelmesi ve olumsuz sonuçlara rağmen oyunun devam ettirilmesi ile karakterize edilir.
Burada da durum tekrar netleşiyor: Sorun çocuğun oyun oynaması değildir. Sorun, çocuğun etrafında oyunu bağımlılığa, bağımlılığı ödemeye, ödemeyi veriye, veriyi ise daha kusursuz bir bağımlılığa dönüştürmeyi bilen bir endüstrinin kurulmuş olmasıdır.
Azerbaycan kanun taslağı: Yasaklama değil, sorumluluk merkezinin değişimi
Azerbaycan’ın projesindeki en önemli husus, sorumluluğun yer değiştirmesidir. Yeterince olgun olduğunu kanıtlamak zorunda olan çocuk değildir. Algoritmayla yirmi dört saat yarışması gereken ebeveyn de değildir. Platform, kurallara uyarak o ülkede faaliyet gösterebileceğini kanıtlamak zorundadır.
Bu, ince ama köklü bir farktır.
Kanun taslağı öngörülen yapıyla kabul edilirse platformlar; yaş doğrulamasını uygulamaya koymak, 16-18 yaş arası kullanıcılar için zaman rejimini dikkate almak, manipülatif fonksiyonları sınırlandırmak, yaş doğrulama verilerini reklam için kullanmamak, düzenleyici kuruma rapor vermek ve Azerbaycan yargı alanıyla net bir etkileşim prosedürüne sahip olmak zorunda kalacak. İhlaller durumunda para cezaları, tekrarlanan yaptırımlar, yerel vergi mükelleflerine reklam yasağı ve trafiğin sınırlandırılmasına yönelik hukuki bir mekanizma öngörülüyor.
Yasal temsilcilik zorunluluğu özel bir önem taşımaktadır. Küresel platformlar, küçük ve orta ölçekli devletlerle dijital egemenlikten kaçınma modeli üzerinden çalışmaya alışkındır: Pazar var, kullanıcılar var, reklam var, veri var, ancak ülke içinde gerçek bir hukuki muhatap çoğunlukla yoktur. Sonuç olarak, ulusal düzenleyici kurum bir şirketle değil, adeta bir bulutla karşı karşıya kalır.
Azerbaycan’ın yaklaşımı platformu somutlaştırmaya çalışıyor: Burada para kazanıyorsan, burada hesap vereceksin.
Bu bir içe kapanma değildir. Bu, egemen bir yargı alanının normal mantığıdır. Bir banka lisans almadan bir ülkede faaliyet gösteremez. Bir telekomünikasyon operatörü ulusal kuralları görmezden gelemez. Medya, reklam pazarı, ödeme sistemleri, eğitim servisleri; bunların hepsi şu ya da bu şekilde hukuki çerçevenin içindedir. Çocuklar dahil milyonlarca vatandaşı etkileyen bir sosyal platform neden bir istisna olsun ki?
İnce hat nerede çiziliyor: Çocukların korunması mı yoksa aşırı kontrol mü
Her güçlü kanunun riskli bir tarafı vardır. Ve dürüst bir analiz bunu açıkça söylemekle yükümlüdür.
Yaş doğrulaması, aşırı veri toplama aracına dönüşebilir. Yasal temsilcilik zorunluluğu, sadece çocukları korumak için değil, başka nedenlerle platformlara baskı yapmak için de kullanılabilir. Trafiğin yavaşlatılması, yalnızca şeffaf ve hukuki olarak denetlenebilir bir prosedürle uygulanması gereken çok güçlü bir araçtır. Kullanıcıların davranış kalıplarının izlenmesi de net sınırlandırmalara ihtiyaç duyar; aksi takdirde çocuğun korunması, fark edilmeden geniş çaplı bir dijital takibe dönüşebilir.
Bu nedenle, gelecekteki yasanın kalitesi sadece yaptırımların sertliğiyle değil, sağlanan güvencelerin kalitesiyle de belirlenecektir.
Üç temel ilkeye ihtiyaç vardır.
Birincisi, verilerin minimuma indirilmesidir. Yaş kontrolü dijital bir fişleme dosyası toplamaya dönüşmemelidir. Doğrulama için elde edilen veriler kontrolün hemen ardından yok edilmeli; reklam, profilleme veya üçüncü şahıslara aktarım için kullanılmamalıdır.
İkincisi, en sert önlemler için mahkeme prosedürünün işletilmesidir. Trafiğin yüzde 90 oranında sınırlandırılması, fiilen neredeyse tamamen engelleme etkisi yaratır. Böyle bir önlem; uyarılardan, para cezalarından, ihlallerin giderilmesi taleplerinden ve adli incelemeden sonraki en son adım olmalıdır.
Üçüncüsü; sosyal ağların, mesajlaşma uygulamalarının, eğitim platformlarının ve profesyonel servislerin birbirinden ayırt edilmesidir. Eğer yasa çevrimiçi eğitimi, mesajlaşma ağlarını ve profesyonel platformları gerçekten bu kısıtlamaların dışında tutuyorsa, bu projenin güçlü bir yönüdür. Çocukları dijital okuryazarlığın kendisinden değil, manipülatif platform ekonomisinden korumak gerekir.
Ebeveynler neden sert düzenlemeleri destekliyor
Tartışılan materyalde yer alan verilere göre, Azerbaycan vatandaşlarının yüzde 87,3’ü çocukların on altı yaşına kadar sosyal ağlara erişiminin düzenlenmesini destekliyor, okul çağındaki çocukları olan ebeveynler arasında ise bu oran yüzde 90,5’e ulaşıyor. Bazı Azerbaycan yayınları da Zahid Oruç’un ebeveynler arasındaki destek oranının yüzde 90,5 düzeyinde olduğuna dair açıklamasını aktarmıştı.
Bu tesadüfi bir rakam değildir. Birçok ülkedeki ebeveynler, düzenleyicilerin hukuki dille ifade ettiği şeyi sezgisel olarak anladılar: Aile, platformla girdiği bu adaletsiz savaşı kaybediyor.
Ebeveyn "Telefonu bırak" diyor. Algoritma "Bak bir video daha var" diyor.
Ebeveyn "Uyku vakti" diyor. Bildirim "Bir şey kaçırdın" diyor.
Ebeveyn "Kendini başkalarıyla kıyaslama" diyor. Akış; bedenleri, yüzleri, başarıyı, zenginliği, seyahatleri, agresifliği, aşağılanmayı, lüksü ve bir gösteriye dönüştürülmüş başkalarının hayatlarını gösteriyor.
Ebeveyn "Kendin ol" diyor. Platform "En çok etkileşimi alacak kişi kimse o ol" diye yanıt veriyor.
Toplumsal desteğin gerçek nedeni işte budur. İnsanlar; aileden, okuldan ve çoğunlukla devletin kendisinden bile daha güçlü olan bir endüstriyle tek başına bırakılmaktan yoruldular.
Gizli jeopolitik katman: Veri, egemenlik ve nesil üzerindeki güç
Bu konuda sadece pedagojik veya tıbbi bir sorun görmek hata olur. Sosyal ağlar, aynı zamanda bir ulusal güvenlik meselesidir.
Çocukların verileri; sadece yaş, telefon numarası ve ilgi alanları listesinden ibaret değildir. Bu veriler, gelecekteki toplumun haritasıdır. Platform; gençleri hangi konuların heyecanlandırdığını, kimin kimden etkilendiğini, hangi sembollerin tepki doğurduğunu, hangi korkuların daha hızlı yayıldığını, hangi agresiflik biçimlerinin işe yaradığını, hangi caps’lerin siyasi bir dile dönüştüğünü ve hangi dış anlatıların gençlik ortamına daha kolay sızdığını görür.
Zorlu bir coğrafyada yaşayan bir devlet için bu durum bir soyutlama değildir. Güney Kafkasya, uzun zamandır bilgi savaşlarının, hibrit kampanyaların, dış nüfuzun ve medya aracılığıyla toplumsal algıyı yönetme çabalarının bir alanıdır. Yetişkin kitleyi en azından kısmen tecrübe, tarihi hafıza ve siyasi şüphecilikle donatmak mümkünken, çocuk ve genç kitlesi çok daha savunmasızdır.
Algoritmanın vatandaşlığı yoktur ancak sonuçları her zaman yereldir. Psikolojik kriz belirli bir ailede yaşanır. Siber zorbalık belirli bir okulda gerçekleşir. Radikalleşme belirli bir toplumu etkiler. Veri sızıntısı belirli bir vatandaşı vurur. Bu nedenle devletin müdahale etmeye sadece hakkı değil, aynı zamanda görevi de vardır.
XXI. yüzyılda dijital egemenlik; artık sadece veri merkezleri, kablolar, uydular ve siber güvenlikten ibaret değildir. Devletin, çocuğun bilişsel alanını koruma yeteneğidir.
Ne ters gidebilir
İyi bir kanun bile kötü bir uygulama yüzünden heba edilebilir.
Birinci risk, formalitedir. Platformlar; başkalarının numaraları, VPN, yetişkin hesapları veya sahte verilerle kolayca aşılabilecek yüzeysel bir kontrol mekanizması devreye sokabilirler.
İkinci risk, eşitsizliktir. Büyük platformlar dikkat merkezinde yer alırken, daha az bilinen ama potansiyel olarak daha tehlikeli mecralar gölgede kalabilir.
Üçüncü risk, teknik bağımlılıktır. Eğer devlet yetkin bir düzenleyici ve uzmanlık merkezi oluşturmazsa, platformların çalışmalarını yine onların kendi raporlarına dayanarak değerlendirmek zorunda kalacaktır. Bu durum, bir kumarhaneyi kendi gönderdiği muhasebe kayıtlarıyla denetlemekle aynı şeydir.
Dördüncü risk, toplumsal yorgunluktur. Kanun ilk yıl büyük tartışma fırtınası koparacak, ardından dikkatler azalacak ve platformlar istisnalar, teknik boşluklar ve yavaş uygulama yoluyla gereklilikleri sulandırmaya çalışacaktır.
Beşinci risk, amacın saptırılmasıdır. Kanun çocukları korumalıdır, tüm dijital alanı kontrol etmenin evrensel bir aracına dönüşmemelidir. Onu meşru kılan tam da bu net amacıdır. Yorumlama ne kadar geniş tutulursa, toplumsal güven o kadar zayıflayacaktır.
Bir sonraki adım ne olmalı
Eğer Azerbaycan sadece sert bir kanun çıkarmakla kalmayıp etkili bir model inşa etmek istiyorsa, daha geniş kapsamlı hareket etmelidir.
İlk olarak, platform mekanizmalarını denetleyecek bağımsız bir sistem kurulmalıdır. Sadece şirketlerin raporları değil; teknik incelemeler, test hesapları, öneri analizleri, gece bildirimlerinin takibi ve reşit olmayanların reklam profillemelerinin kontrolü yapılmalıdır.
İkinci olarak, okullarda bir dijital dayanıklılık programı uygulanmalıdır. "İnternetin faydaları ve zararları" üzerine formalite dersler değil, gerçek bir eğitim verilmelidir: Algoritmalar nasıl çalışır, manipülatif tasarım nedir, akış neden tarafsız değildir, siber zorbalık, ağa düşürme, dolandırıklık, cinsel baskı, deepfake ve duygusal sömürü nasıl fark edilir, bunlar öğretilmelidir.
Üçüncü olarak, ebeveynlere ahlak dersi değil, araçlar sunulmalıdır. Net talimatlar, yardım hatları, psikolog danışmanlıkları, şikayet mekanizmaları ve çocukların çevrimiçi güvenliğine yönelik tek bir devlet platformu oluşturulmalıdır.
Dördüncü olarak, dijital düzenlemeler ruh sağlığı politikasıyla ilişkilendirilmelidir. Eğer ekran süresi yüzünden yapılan başvuruların sayısı gerçekten keskin bir şekilde arttıysa, bu artık sadece haberleşme ve bilgi meselesi değil, bir sağlık sorunudur.
Beşinci olarak, Azerbaycan uluslararası tecrübeyi aktif şekilde incelemeli ancak bunu mekanik olarak kopyalamamalıdır. Avustralya modeli, Fransız yaklaşımı, İngiliz tasarım kodu, Amerika’nın eyalet yasaları; bunların hepsi faydalıdır. Ancak Azerbaycan’ın hukuk sistemi, dijital altyapısı, aile kültürü ve bölgesel riskleri kendine özgüdür.
Kanun algoritmaya karşı: Kim kimi hayatta bırakacak
Bu tür kanunlara karşı en güçlü argüman şu şekildedir: Çocuklar her halükarda yasağı delmenin bir yolunu bulacaktır. Bu doğrudur. Bazıları bulacaktır. Her zaman bulurlar. Ancak buradan kanunun anlamsız olduğu sonucu çıkmaz.
Sigara karşıtı kanunlar sigara içilmesini tamamen ortadan kaldırmadı. Ancak normu değiştirdi.
Reşit olmayanlara alkol satışını yasaklayan kanunlar gençlerin alkole erişimini yok etmedi. Ancak satışı bir ihlal haline getirdi.
Trafik kuralları kazaları ortadan kaldırmadı. Ancak onlar olmasaydı yollar bir kaosa dönüşürdü.
Kanunun amacı steril bir dünya yaratmak değildir. Kanunun amacı, norm ile ihlal arasındaki sınırı belirlemektir. Bugün platformlar genellikle çocukların ilgisini serbest bir av alanıymış gibi görüyorlar. Azerbaycan’ın kanun taslağı ise "Hayır, burası koruma altındaki bir bölgedir" diyor.
Onun siyasi önemi de tam olarak buradadır.
Bu tasarı, yeni bir toplumsal mutabakatı tescil ediyor: Çocuk, reklam makinesi için bir hammadde olmamalıdır; gençlik kaygısı, kapitalizasyon için bir yakıt olmamalıdır; bir öğrencinin gece uykusuz kalması, etkileşim metriklerinin büyümesinin bir yan etkisi olmamalıdır; aile içi sessizlik, bir bildirime yenik düşmemelidir; küresel platformlar çocuk odasına kapıyı çalmadan girdiğinde devlet seyirci kalmamalıdır.
Çocukluğun son sınırı
Modernitenin tüm tarihi, çocuğun küçük bir yetişkin olmadığının kademeli olarak kabul edilmesinin tarihidir. Onun hakları farklıdır, savunmasızlığı farklıdır, korunma derecesi farklıdır. Sanayi devrimi çocuk işçiliğine karşı kanunları doğurdu. Kentleşme okul sistemlerini ve sağlık normlarını getirdi. Kitlesel televizyon yaş sınırlandırma reytinglerini ortaya çıkardı. Dijital çağ da kendi koruma sistemini doğurmak zorundadır.
Azerbaycan’ın kanun taslağı, tam da bu tarihi çizginin bir parçası olarak önem taşımaktadır. Dijital ortamın; sadece yeni, hızlı, küresel ve iş dünyası için kullanışlı olduğu gerekçesiyle hukukun dışında kalamayacağını söylemektedir. Aksine: Teknoloji ne kadar güçlüyse, sorumlulukları da o kadar ciddi olmalıdır.
Algoritma eğitmez. Optimize eder.
Algoritma hesap vermez. Hesaplar.
Algoritma çocuğu sevmez. Kullanıcıyı elinde tutar.
Bu yüzden devlet, aile, okul ve toplum sınırı çizme hakkını geri almalıdır. İnternete karşı değil. İlerlemeye karşı değil. Özgürlüğe karşı değil. Çocukluğun; her jestin, her duygunun, her kaygının ve her uykusuz gecenin veriye dönüştüğü bir davranış madenine çevrilmesine karşı bu sınır çizilmelidir.
Azerbaycan dijital sınıra, tüm dünyanın gecikmenin bedelini anlamaya başladığı bir anda yaklaşıyor. Piyasa kendi kendini durdurmaz. Platformlar en karlı kitlelerinden gönüllü olarak vazgeçmez. Algoritma merhamet göstererek daha insani hale gelmez.
Demek ki, kanun geliyor.
Ve eğer bu kanun isabetli, şeffaf, teknik açıdan yetkin ve hukuki açıdan titiz olursa; geleceğin yasaklanması değil, o gelecek olmadan hiçbir şeyin anlam ifade etmeyeceği asıl değerin korunması olacaktır.
Çocukluğun.