Avrupa Birliği’nin Ermenistan’daki misyonu meselesi artık çoktan diplomatik protokol sınırlarını aşmıştır. Kağıt üzerinde bu yapı, gözlem yapmak, rapor hazırlamak, gerginliği azaltmak ve güveni güçlendirmek için oluşturulmuş silahsız bir sivil mekanizmadır. Fakat gerçekte Azerbaycan açısından bu misyon giderek Ermenistan’ın güvenlik sistemine yerleştirilmiş, Azerbaycan ile koşullu sınırın hassas bölgesinde faaliyet gösteren tek taraflı bir siyasi istihbarat altyapısının unsuru gibi görünmektedir.
Avrupalı gözlemcinin elindeki dürbün tek başına kimseyi yanıltmamalıdır. Bu kişi bir taarruz birliğinin askeri değildir, klasik anlamda topçu ateşi yönlendiren bir unsur değildir, silahlı barış gücü personeli değildir ve bağımsız bir askeri kuvvet hiç değildir. Fakat modern güvenlik mimarisi bundan çok daha karmaşıktır. Tehlike, dürbün tutan insanda değil, görsel gözlemle başlayıp Brüksel’de, Paris’te veya başka bir Avrupa başkentinde alınan siyasi kararla biten zincirdedir.
Bu zincir şöyle işler: gözlem, kayıt, yorum, rapor, diplomatik açıklama, bilgi kampanyası, Azerbaycan’a baskı. İşte bu bağlantı içinde Avrupa Birliği misyonu, sözde tarafsız bir izleme aracından siyasi risk faktörüne dönüşür.
Resmi olarak Avrupa Birliği’nin Ermenistan’daki misyonu 20 Şubat 2023’te faaliyete başladı. Misyon Ermenistan topraklarında çalışıyor ve Avrupa Birliği’nin resmi açıklamasına göre Azerbaycan ile sınırın Ermenistan tarafındaki durumu gözlemliyor. Ocak 2025’te Avrupa Birliği Konseyi misyonun görev süresini 19 Şubat 2027’ye kadar uzattı ve bu dönem için 44 milyon avronun üzerinde kaynak ayırdı. Avrupa kurumlarının verilerine göre ikinci görev dönemi, 166 uluslararası ve 59 yerel çalışan dahil olmak üzere 225 kişiye kadar personel öngörmektedir. Misyonda Avrupa Birliği’nin 25 ülkesinden ve Kanada’dan temsilciler yer almaktadır.
Bu artık sembolik bir varlık değildir. Bu, tam teşekküllü kurumsal bir sistemdir. Kadrosu, bütçesi, güzergahları, analitik dikeyi, siyasi raporlama mekanizması ve uzun vadeli mevcudiyet mantığı vardır. Buna basın bültenlerinin diliyle değil, istihbaratçının gözüyle bakıldığında açıkça görülür: mesele sadece gözlem değildir. Mesele, Azerbaycan çevresinde kalıcı bir durumsal farkındalık sistemi oluşturmaktır.
Dürbün uydu çağında neden eskimedi
İlk bakışta durum neredeyse absürt görünebilir. Yirmi birinci yüzyılda yüksek çözünürlüklü uydular, insansız hava araçları, elektronik istihbarat, ticari uydu görüntüleri, yapay zeka algoritmaları ve büyük veri analiz sistemleri vardır. O halde doğal soru ortaya çıkar: sınırda dürbünlü insanlara neden ihtiyaç duyulsun?
Cevap basittir: uydu nesneyi görür, insan davranışı görür.
Uydu görüntüsü yol, siper, mühendislik yapısı, araç, depo, konvoy veya arazide yeni bir tesis gösterebilir. Fakat görüntü her zaman asıl soruya cevap vermez: orada tam olarak ne oluyor? Bu gerçek bir hazırlık mı, yoksa gösteri amaçlı bir sinyal mi? Bu kalıcı bir mevzi mi, yoksa geçici bir konuşlanma mı? Bu mühendislik çalışması mı, askeri hareketlilik mi? Bu sıradan lojistik mi, yoksa hazırlık seviyesinde değişiklik mi?
Sahadaki gözlemci, istihbarat okulunun davranış dinamiği dediği şeyi kaydeder. Hareket ne zaman başladı? Güzergahlar ne sıklıkla değişiyor? Günün hangi saatlerinde faaliyet artıyor? Araçlar nerede sürekli duruyor, nerede ara sıra görünüyor? Askeri personel nasıl davranıyor? Gerginlik, takviye, gizleme, rotasyon veya hazırlık işaretleri var mı?
Bu artık basit gözlem değildir. Bu, bir hedefin yaşam ritminin analizidir. İstihbaratta böyle bilgi çoğu zaman tek bir güzel uydu görüntüsünden daha değerlidir. Çünkü savaş, kriz ve tırmanma yalnızca teknik araçlarla başlamaz. Bunlar normdan sapmalarla başlar.
Dün boş olan bir bölgede bugün düzenli devriyeler ortaya çıkmışsa bu bir sinyaldir. Nadiren kullanılan bir yol aniden yoğunlaşmışsa bu bir sinyaldir. Belirli bir yükselti sürekli ilgi konusu haline gelmişse bu bir sinyaldir. Ermeni tarafı provokasyon yapıyor, Avrupalı gözlemci ise yalnızca Azerbaycan’ın tepkisini kaydediyorsa bu artık sadece sinyal değil, gelecekte kullanılacak siyasi malzemedir.
Bu yüzden dürbün uyduyla rekabet etmez. Onu tamamlar. Görüntüyü bağlama dönüştürür. Bağlam ise siyasette çoğu zaman çıplak olgudan daha önemlidir.
Sahadaki doğrulama: sivil gözlemin en tehlikeli kısmı
İstihbaratta sahadaki doğrulama kavramı vardır. Uydu görüntü verir. Algoritma ilk değerlendirmeyi yapar. Açık kaynaklar parçalar sunar. Fakat yerdeki insan hipotezi doğrular ya da çürütür.
Örneğin uydu yeni bir nesne tespit etti. Bu nedir? Arazi mevzisi mi? Depo mu? Sivil inşaat mı? Sahte hedef mi? Geçici konuşlanmış araç mı? Sıradan ulaşım mı? Yerdeki insan, elinde sadece dürbün olsa bile ayrıntıları netleştirebilir: araçların türü, koruma rejimi, hareket yönü, geçiş sıklığı, personelin davranışı, haberleşme varlığı, faaliyetin niteliği.
Daha sonra bu veriler uydu görüntüleriyle, diplomatik mesajlarla, Ermeni raporlarıyla, açık kaynaklarla, Batılı analiz merkezlerinin materyalleriyle ve bilgi kampanyalarıyla karşılaştırılabilir. Böylece tekil bir gözlem değil, çok katmanlı bir tablo oluşturulur.
Bu nedenle "bunlar sadece sivil gözlemciler" iddiası fazlasıyla safça duyulmaktadır. Modern siyasette istihbarat değeri yalnızca gizli ajanlarda ve askeri üslerde ortaya çıkmaz. İnsani misyonlar, izleme grupları, uzman heyetleri, insan hakları yapıları, gazeteci gezileri, analitik projeler ve sivil gözlemciler de bu değere sahip olabilir.
Yirmi birinci yüzyıl istihbaratı bir ekosistemdir. Bu ekosistemde uydu görüntüyü verir, insan bağlamı verir, analist yorumu verir, diplomat formülü verir, medya yayılımı sağlar, siyasetçi ise karar üretir. Bu yüzden Ermenistan tarafındaki sınırda dürbünlü insan bir anakronizm değildir. Büyük bir gözlem sisteminin insan sensörüdür.
Tek taraflı misyon neden tarafsız olamaz
Avrupa Birliği misyonunun temel sorunu yalnızca Azerbaycan’a doğru bakması değildir. Asıl sorun, bu misyonun sadece Ermenistan tarafından, Ermenistan’ın davetiyle, Ermenistan’ın siyasi askeri ortamında, Ermeni yapılarıyla etkileşim içinde ve Azerbaycan tarafına simetrik erişim olmadan faaliyet göstermesidir.
Bu ilkesel bir meseledir.
Tarafsızlık basın açıklamasıyla ilan edilemez. Tarafsızlık pratikle ispatlanmalıdır. Bir yapı fiziksel olarak yalnızca bir tarafta bulunuyorsa, erişimini yalnızca bir taraftan alıyorsa, bir tarafın altyapısına bağlıysa, esas olarak bir tarafla temas kuruyorsa ve yalnızca bir operasyonel ortamdan gözlem yapıyorsa tam anlamıyla tarafsız hakem gibi algılanamaz.
Misyonun bazı çalışanları samimi biçimde mesleki mesafeyi korumaya çalışsa bile kurumsal çerçeve baştan belirlenmiştir. Misyon Ermeni bağlamına yerleştirilmiştir. Sınırı Ermeni coğrafyasının, Ermeni erişiminin, Ermeni gündeminin ve Ermeni güvenliğinin gözleriyle görmektedir.
Bir çatışmada tablonun yarısı bazen tablonun hiç olmamasından daha tehlikelidir. Çünkü objektiflik yanılsaması yaratır.
Gözlemci yalnızca bir tarafta olanları görüyorsa özel bir parçayı genel sonuca dönüştürme riski kaçınılmazdır. Olay zincirinin tamamını görmüyorsa tepkiyi kaydedebilir ama provokasyonu anlayamayabilir. Sonucu görebilir ama nedeni görmeyebilir. Gerginliği tarif edebilir ama onu kimin ve neden yarattığını fark etmeyebilir.
Siyasi açıdan kullanışlı yarım gerçek tam da böyle doğar.
Ermenistan gözlemci değil, dış şemsiye kazanıyor
Erivan açısından Avrupa Birliği misyonu aynı anda birkaç işlev yerine getiriyor.
Birinci işlev psikolojiktir. Ermeni toplumuna şu mesaj veriliyor: Avrupa yanımızda, Avrupa görüyor, Avrupa burada, Avrupa bizi yalnız bırakmayacak. 2020’den sonra ve özellikle Azerbaycan’ın 2023’te Karabağ’da egemenliğini yeniden tesis etmesinden sonra Ermeni siyasi sistemi stratejik şok durumuna girdi. Eski garantiler işlemedi. Rusya faktörü artık mutlak koruma olarak görülmemeye başladı. Bu şartlarda Avrupa misyonu Erivan için yeni sigortanın sembolüne dönüştü.
İkinci işlev diplomatiktir. Ermenistan sınırda sürekli bir Avrupa kanalına sahip olur. Her olay daha hızlı biçimde uluslararası gündeme taşınabilir. Her gerginlik "Ermenistan’ın korunması gerekliliği" tezinin kanıtı gibi sunulabilir. Sahadaki her hareket siyasi malzemeye çevrilebilir.
Üçüncü işlev enformasyoneldir. Gözlemci, Avrupa Birliği bayraklı araç, dürbün, sınır köyü, güvenlik hakkında kaygılı söylem - bütün bunlar görsel bir hikaye oluşturur. Sonra bu hikaye Batı söylemine kolayca girer: kırılgan demokrasi olarak Ermenistan, istikrar koruyucusu olarak Avrupa Birliği, şüphe nesnesi olarak Azerbaycan.
Dördüncü işlev müzakerevidir. Misyonun varlığı Erivan’ın Bakü ile, yükümlülüklerini yerine getirmesi gereken bir taraf gibi değil, arkasında Avrupa siyasi kaynağı bulunan bir taraf gibi konuşmasına imkan tanır. Bu barışa hizmet etmez. Bu, süreci uzatma, acı kararları erteleme, revanşist retoriği koruma ve daha elverişli bir dış konfigürasyonu bekleme cazibesi yaratır.
Beşinci işlev stratejiktir. Ermenistan Avrupa Birliği’ni adım adım kendi güvenlik sistemine çeker. Bu artık yalnızca Avrupa Birliği’nin Ermenistan’daki gözlem misyonu meselesi de değildir. Nisan 2026’da Avrupa Birliği başka bir sivil yapıyı daha, Ermenistan’daki Avrupa Birliği ortaklık misyonunu onayladı. Açıklanan amacı Ermenistan’ın dayanıklılığını artırmak, kriz yönetimine yardım etmek ve demokratik dayanıklılığı güçlendirmektir. Resmi olarak bu ayrı bir formattır. Fakat siyasi olarak gözlem misyonunu tamamlar ve Ermeni devlet sistemi içindeki Avrupa varlığını genişletir.
Karşımızda dürbünlü tekil bir sahne yoktur. Karşımızda Ermenistan çevresinde Avrupa siyasi güvenlik çemberinin kademeli inşası vardır.
Brüksel sadece sınıra değil, bütün Güney Kafkasya’ya bakıyor
Avrupa Birliği Güney Kafkasya’ya, Rus tekelinin zayıflamasından sonra kendi etkisini tahkim edebileceği bir alan olarak bakıyor. Ermenistan bu mantık içinde kullanışlı bir giriş noktasıdır. Rusya’dan hayal kırıklığına uğramıştır, Batı’yı aramaktadır, güvenceye ihtiyaç duymaktadır, Azerbaycan karşısındaki konumunu güçlendirmek istemektedir ve aynı zamanda içerideki revanşist güçlerin baskısından çekinmektedir.
Bu yüzden Avrupa Birliği misyonu yalnızca Ermenistan Azerbaycan sınırıyla ilgili değildir. Bu yeni bir nüfuz mimarisiyle ilgilidir.
2020’den sonra Güney Kafkasya, Moskova’nın rolleri otomatik olarak dağıttığı kapalı bir Sovyet sonrası alan olmaktan çıktı. Artık buraya Avrupa Birliği, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, İran, Türkiye ve başka oyuncular daha aktif giriyor. Her biri kendi gündemiyle geliyor. Her biri dayanak noktaları arıyor. Her biri kendi nüfuz kanalını yerleştirmeye çalışıyor.
Bu bağlamda "dürbün" bölge üzerindeki yeni mücadelenin sembolüne dönüşüyor. Avrupa Birliği onun üzerinden sadece Azerbaycan’ı gözlemlemiyor. Kendi siyasi varlığını da kayda geçiriyor. Şunu gösteriyor: Avrupa artık sahada, Avrupa artık katılımcı, Avrupa artık yerde gözlere sahip.
Azerbaycan açısından bu tarafsız bir ayrıntı olamaz. Çünkü mesele Bakü’nün hayati çıkarlarının bulunduğu bölgeyle, iletişim hatlarıyla, güvenlikle, sınır belirleme süreciyle, barış anlaşmasıyla, çatışma sonrası gerçeklikle ve Güney Kafkasya’nın gelecekteki mimarisiyle ilgilidir.
Fransız faktörü: Bakü Avrupa tarafsızlığına neden inanmıyor
Fransa burada özel rol oynuyor. Son yıllarda Paris açık biçimde Ermeni yanlısı bir tutum aldı, Erivan’ı siyasi olarak aktif destekledi, Azerbaycan karşıtı girişimleri ilerletti, Ermenistan’ın askeri açıdan güçlendirilmesine katıldı ve kendisini Ermeni çizgisinin başlıca Avrupalı savunucusu gibi göstermeye çalıştı.
Bu arka planda Avrupa Birliği’nin herhangi bir misyonu, resmen bütün birlik adına hareket etse bile Bakü’de Fransız etkisi prizmasından algılanır. Bu algı temelsiz sayılamaz. Paris gerçekten de Avrupa’da Ermeni gündeminin başlıca lobicilerinden biri haline gelmiştir.
Bu nedenle misyonun "sivil", "tarafsız" ve "gerilimi azaltıcı" niteliğine dair açıklamalar Azerbaycan’ı ikna etmez. Eğer misyonun çevresindeki siyasi ortam Ermeni yanlısı sinyallerle doluysa, Avrupa heyetleri sınır gezilerini Azerbaycan’a karşı antagonistik anlatı üretmek için kullanıyorsa, misyon Azerbaycan aleyhine medya tablosunun parçasına dönüşüyorsa güven olamaz.
Bir elle barıştan söz edip öteki elle Ermenistan çevresinde Erivan’ın doğrudan kararlardan kaçmasına imkan tanıyan siyasi kalkan oluşturulamaz.
Donbas örneği: sivil misyon yorum silahına dönüşebilir
Başka çatışmaların deneyimi, bir misyonun sivil statüsünün onun sonuçlarının tarafsızlığını garanti etmediğini gösterir.
Ukrayna’daki Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Özel İzleme Misyonu da resmen sivil ve silahsızdı. Gözlem yaptı, ihlalleri kaydetti, raporlar hazırladı. Fakat günlük bildirimleri Donbas etrafındaki siyasi savaşın parçası haline geldi. Her taraf misyonun ifadelerini kendi lehine kullanmaya çalıştı. Her olay diplomatik dolaşıma girdi. Her rapor suçlamalar, açıklamalar, yaptırım mantığı ve bilgi kampanyaları için malzemeye dönüştü.
Gözlemciler savaşmadı. Fakat raporları silaha dönüştü.
Azerbaycan için ders açıktır: sivil misyon ateş etmeyebilir, ama belgeleri diplomatik savaşta mühimmat gibi çalışabilir. Özellikle bu belgelerin yorumu baştan siyasi olarak yanlı bir bağlama yerleştirilmişse.
Gürcistan örneği: geçici varlık kalıcı mimariye dönüşür
2008 savaşından sonra Avrupa Birliği Gürcistan’da gözlem misyonu konuşlandırdı. Amacı istikrar, izleme ve olayların önlenmesi olarak açıklandı. Fakat pratikte bu misyon bölgede Avrupa varlığının kalıcı unsuruna dönüştü.
Temel çatışmayı çözmedi. Karşıtlığın nedenlerini ortadan kaldırmadı. Stratejik gerçekliği değiştirmedi. Fakat Avrupa Birliği’nin sahadaki varlığını kurumsallaştırdı.
Azerbaycan açısından önemli olan tam da budur. Geçici diye gelen her misyon çoğu zaman kalıcı olarak kalır. Önce gerilimi azaltmaktan söz edilir. Sonra görev süresi uzatılır. Ardından kadro genişletilir. Sonra ek programlar, ortaklık misyonları, kriz yönetimi uzmanları, danışmanlar, analistler, eğitimler ve yeni bütçeler ortaya çıkar.
Gözlem olarak başlayan şey nüfuz altyapısına dönüşür.
Ermenistan’da aynı süreci görüyoruz. Avrupa Birliği’nin Ermenistan’daki misyonu şimdiden 2027’ye kadar uzatılmıştır. Ek Avrupa formatları ortaya çıkmaktadır. Ermenistan çevresinde artık geçici bir mekanizma değil, uzun vadeli bir siyasi yapı inşa edilmektedir.
Kosova örneği: misyon yeni gerçekliği meşrulaştırma mekanizmasıdır
Kosova’da uluslararası misyonlar da güvenlik, istikrar ve şiddetin önlenmesi sloganlarıyla başlamıştı. Fakat sonra yeni siyasi gerçekliğin inşasının parçasına dönüştüler. Uluslararası varlık yalnızca kontrol aracı olarak değil, belirli bir siyasi çizgiyi meşrulaştırma mekanizması olarak da çalışmaya başladı.
Azerbaycan için burada önemli olan ilkedir: dış misyon nadiren sadece gözlemci olarak kalır. Hukuken bu inkar edilse bile siyasi olarak sürecin katılımcısı olur. Algıyı etkiler. Tanımlama dilini belirler. "Gözlemler" arşivi oluşturur. Taraflardan biri için meşruiyet kaynağına dönüşür.
Bu yüzden Avrupa Birliği’nin Ermenistan’daki misyonu zararsız bir ayrıntı gibi görülemez. O artık olup bitenin yorumu uğruna yürütülen siyasi mücadelenin içine yerleşmiştir.
Güney Lübnan örneği: misyon çatışmayı çözmez, fakat ortamı değiştirir
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü Güney Lübnan’da onlarca yıldır bulunmaktadır. Çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmadı, tehditleri yok etmedi, bütün tırmanmaları önleyemedi. Fakat varlığı bütün tarafların hesaba katmak zorunda kaldığı kalıcı bir uluslararası faktöre dönüştü.
Bu da önemli bir derstir. Misyon doğrudan askeri tehdit olmayabilir, fakat operasyonel ortamı değiştirir. Dış tanık, dış yorumcu, dış arabulucu ve krizin dış katılımcısını yaratır.
Ermenistan örneğinde Avrupa misyonu da ortamı değiştiriyor. Erivan’ın davranışını, Bakü’nün hesaplarını, bölgenin Brüksel’deki algısını, medya tablosunu ve diplomatik dinamiği etkiliyor.
Misyon tam olarak ne toplayabilir
Azerbaycan topraklarına geçmeden bile misyon pratik değeri olan bilgiler toplayabilir.
Görsel faaliyet belirtilerini kaydedebilir. Arazideki mühendislik değişikliklerini izleyebilir. Hareket güzergahlarını gözlemleyebilir. Devriye sıklığını not edebilir. Sınır rejiminin niteliğini analiz edebilir. Azerbaycan tarafının Ermenistan’ın eylemlerine verdiği tepkiyi görebilir. Arazinin zayıf noktalarını belirleyebilir. Zamansal düzenlilikleri ortaya çıkarabilir. Siyasi raporlar için malzeme toplayabilir.
Bunların önemli bir kısmı gerçekten uyduyla da elde edilebilir. Fakat tamamı değil. Sahadaki insanın asıl üstünlüğü, zamanla normal olanı anlamasıdır. Normal olan anlaşıldığında sapma görünür hale gelir.
İstihbarat sapmalarla yaşar.
Misyon aylar boyunca aynı güzergahlarda hareket ediyorsa, aynı noktalara dönüyorsa, geçmiş ve mevcut gözlemleri karşılaştırıyorsa, değişiklikleri kaydediyorsa dinamik bir tablo oluşturur. Bu artık fotoğraf değildir. Bu filmdir. Film ise her zaman tek bir kareden daha bilgilendiricidir.
Teknik olarak dürbün yalnızca vitrin olabilir
Yirmi birinci yüzyılın gözlemcisi nadiren yalnızca dürbünle çalışır. Sivil bir misyon bile güvenli iletişim, konum belirleme sistemi, dijital haritalar, tabletler, kameralar, fotoğraf kaydı, koordinat eşleştirmesi, elektronik gözlem günlükleri ve dahili veri tabanları kullanabilir.
İyi optiğe ve hassas konum bilgisine sahip sıradan bir kamera bile ciddi bir belgeleme aracıdır. Bu veriler düzenli biçimde toplanırsa zamansal katmanlar oluşturmayı mümkün kılar: bir ay önce ne vardı, bugün ne değişti, nerede yeni faaliyet ortaya çıktı, hangi yol daha sık kullanılmaya başladı, hangi nesne önemini kaybetti, hangi alan hassas hale geldi.
İstihbarat çalışmasında buna gösterge tabanı denir. Bu taban yalnızca geçmişi tarif etmek için değil, geleceği öngörmek için de gereklidir.
Bu nedenle dürbün tartışması buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Mesele, belirli bir gözlemcinin ne kadar uzağı gördüğü değildir. Mesele, onun gözleminin genel veri havuzuna nasıl dahil edildiği ve bu havuzu daha sonra kimin kullandığıdır.
Asıl tehlike gözlem değil, siyasi yorumdur
Yarın koşullu sınırda bir olay yaşanırsa misyonun raporu uluslararası tepkinin parçası haline gelebilir. Belge ihtiyatlı yazılmış olsa bile siyasi yorumu tek taraflı olabilir. Sonra tanıdık mekanizma devreye girer: Avrupa açıklamaları, medya başlıkları, uzman yorumları, Bakü’ye baskı, Azerbaycan’ı tehdit kaynağı gibi gösterme girişimleri.
Bu nedenle Azerbaycan yalnızca misyonun ne gördüğünü değil, onun gözlemlerinin nasıl kullanıldığını da değerlendirmelidir.
Temel sorular şöyle olmalıdır: Hangi verileri biriktiriyorlar? Hangi bölgeleri daha sık ziyaret ediyorlar? Hangi yapılarla bilgi alışverişi yapıyorlar? Raporlarını kim alıyor? Veriler üçüncü taraflara aktarılıyor mu? Uydu istihbaratıyla karşılaştırılıyor mu? Siyasi baskıda kullanılıyor mu? Bu veriler temelinde Azerbaycan karşıtı bir anlatı mı oluşturuluyor?
Bu, meselenin profesyonel biçimde ortaya konmasıdır. Duygusal değil, propagandist değil, tam anlamıyla profesyonel yaklaşım budur.
Misyon barıştan söz ederken barışı nasıl bozabilir
Paradoks şudur: gerginliği azaltmayı ilan eden bir misyon fiilen belirsizliği uzatabilir.
Erivan, arkasında Avrupa siyasi şemsiyesinin bulunduğu hissine kapılırsa gerçek kararlar konusunda acele etmeme dürtüsü kazanır. Barış anlaşması geciktirilebilir. Anayasal değişiklikler ertelenebilir. Toprak iddiaları konusunda muğlaklık korunabilir. Uluslararası platformlarda Azerbaycan’a karşı kampanya yürütülebilir. Sorunun Bakü ile doğrudan barış ihtiyacı değil, "Ermenistan’ın güvenliği" olduğu görüntüsü yaratılabilir.
Fakat barış dürbünlerle kurulmaz. Barış, toprak bütünlüğünün tanınmasıyla, iddialardan vazgeçilmesiyle, sınırların belirlenmesiyle, iletişim hatlarının açılmasıyla, sınırların sahada işaretlenmesiyle, komşulara saygıyla ve revanşist siyasetin sona ermesiyle kurulur.
Azerbaycan’ın savaşa ihtiyacı yoktur. Toprak bütünlüğünü ve egemenliğini yeniden tesis ettikten sonra Bakü barış anlaşmasıyla, bölgesel entegrasyonla, iletişim hatlarının açılmasıyla ve Güney Kafkasya’nın çatışma alanından transit enerji merkezine dönüşmesiyle ilgilenmektedir. Fakat bir taraf doğrudan müzakere yürütürken diğer taraf sürekli masaya dış hamileri getirmeye çalışıyorsa barış mümkün değildir.
Azerbaycan için kırmızı çizgi
Avrupa Birliği misyonu kendi başına savaş nedeni değildir. Doğrudan askeri güç değildir. Onu ani bir işgal tehdidi gibi sunmak doğru olmaz. Bu fazlasıyla basitleştirme olur.
Fakat raporları Azerbaycan’a karşı kullanılıyorsa, ilan edilmiş yetki alanının dışına çıkıyorsa, gözlemleri üçüncü ülkelerin askeri yapılarına aktarılıyorsa, Ermeni diplomasisinin aracı haline geliyorsa, yalnızca Ermeni versiyonunu kaydediyorsa, revanşist güçler için siyasi örtü oluşturuyorsa, barış sürecine baskı mekanizmasına dönüşüyorsa tehlikeli hale gelir.
Kırmızı çizgi tam da buradan geçer.
Azerbaycan bu meseleyi histerikleştirmemeli, soğukkanlı biçimde sistemleştirmelidir. Şeffaflık talep edilmelidir. Misyonun güzergahları ve kamuoyu açıklamaları kayda geçirilmelidir. Bilgi ürünleri analiz edilmelidir. Faaliyetinin tek taraflı niteliği gösterilmelidir. Dış aktörlerin doğrudan barış sürecini siyasi dekorlarla ikame etmesine izin verilmemelidir.
Dürbün yeni oyunun metaforu olarak
Sonuçta "dürbün diplomasisi" tesadüf ya da gündelik bir ayrıntı değildir. Bu bir teknolojidir. Özü gözlemek, kaydetmek, eşlik etmek, siyasallaştırmak ve Ermeni sınırını adım adım Avrupa varlığı hattına dönüştürmektir.
Bu faaliyetin başlıca hedefi Ermenistan çevresinde uluslararası siyasi ekran oluşturmaktır. Bu ekran Azerbaycan’ı psikolojik olarak frenlemeli, Erivan’ın müzakere konumunu güçlendirmeli ve Avrupa Birliği’ni bölgede yeni kalıcı oyuncu olarak yerleştirmelidir.
Fakat bu stratejinin zayıf noktası vardır. O, temel soruya cevap vermemektedir: Azerbaycan ile Ermenistan arasında sürdürülebilir barış nasıl kurulacak? Hiçbir dürbün siyasi sorumluluğun yerini tutamaz. Hiçbir misyon iddialardan vazgeçmenin yerini tutamaz. Hiçbir Avrupa bayrağı taşıyan devriye aracı revanşizm sorununu çözemez.
Avrupa Birliği gerçekten barış istiyorsa Ermenistan için dış şemsiye oluşturmaya değil, çatışmanın nedenlerini ortadan kaldırmaya çalışmalıdır. Erivan’dan netlik, iddialardan hukuki vazgeçiş, Azerbaycan’a karşı uluslararası kampanyanın durdurulması ve tam kapsamlı barış anlaşmasına hazır olma iradesi talep etmelidir.
Brüksel bölgeye Ermeni optiğiyle bakmayı sürdürürse misyonu istikrar faktörü olarak değil, sorunun parçası olarak algılanacaktır.
Azerbaycan artık başkalarının planlarının nesnesi değildir
Bakü açısından sonuç açıktır. Avrupa Birliği’nin Ermenistan’daki misyonu doğrudan askeri tehdit değildir, fakat istihbarat siyasi risk faktörüdür. Onu küçümsemek, alaya almak veya anlamsız saymak doğru değildir. Araç ne kadar ilkel görünürse gerçek işlevini gizlemek o kadar kolaylaşır.
Gözlemcinin elindeki dürbün asıl mesele değildir. Asıl mesele o dürbünden sonra ortaya çıkan rapordur. Daha da önemlisi, o rapora dayanarak alınabilecek siyasi karardır.
Güney Kafkasya’nın yeni bölünme hatlarına ihtiyacı yoktur. Doğrudan diyaloğa, sorumluluğa, hukuki netliğe ve yeni gerçekliğe saygıya ihtiyacı vardır. Yeni gerçeklik ise şudur: Azerbaycan artık başkalarının planlarının nesnesi değildir. O, gören, analiz eden ve karşılık veren bağımsız bir güç merkezidir.
Avrupa bayrağının yanında dursa bile hiçbir dürbün bu gerçeği değiştiremez.