Vladimir Putin bunu neredeyse sıradan bir cümle gibi söyledi. Oysa büyük siyasette tam da böyle ifadeler, resmi ültimatomlardan daha yüksek sesle duyulur. Ermenistan’ın Avrupa Birliği’ne yönelişinden söz ederken Ukrayna’yı hatırlattı ve "işi uç noktaya vardırmamak gerekir" dedi. Biçimsel olarak bu, Avrupa Birliği ile Avrasya Ekonomik Birliği arasında yapılacak tercihe dair bir değerlendirmeydi. Özünde ise Erivan’a verilmiş açık bir sinyaldi: Moskova, Sovyet sonrası coğrafyayı hala özgür tercih alanı olarak değil, Rus yörüngesinden her kopuşun siyasi bedel gerektirdiği bir bölge olarak görüyor.
Putin’in sözlerinde önemli olan yalnızca Ukrayna örneği değildi. Asıl önemli olan mantıktı. Kremlin, Ukrayna trajedisini bir kez daha Rus saldırganlığının sonucu olarak değil, Kiev’in sözde yanlış tercihinin bedeli olarak sunuyor. Bu, Rus dış politikasının eski kalıbıdır: komşu devlet, izlediği stratejik çizgi Moskova’nın çıkarlarıyla örtüşmüyorsa, bağımsız rota belirleme hakkına tam olarak sahip değildir.
İşte bu yüzden Ermenistan meselesi bu kadar kaygı verici biçimde gündeme geldi. Putin, Ermenistan’ı Ukrayna’nın akıbetinin beklediğini doğrudan söylemedi. Fakat siyasette tehdidi kelimesi kelimesine dile getirmek her zaman gerekli değildir. Bazen üç kelimeyi yan yana koymak yeterlidir: Ermenistan, Avrupa Birliği, Ukrayna. Gerisini muhatap kendisi anlamalıdır.
Erivan için bu sinyal, 7 Haziran 2026’da yapılacak parlamento seçimlerine haftalar kala verildi. Resmi kampanya 8 Mayıs’ta başladı. Seçime Nikol Paşinyan’ın "Sivil Sözleşme" partisi, "Güçlü Ermenistan" bloku, "Ermenistan" bloku, "Müreffeh Ermenistan" ve daha küçük partiler dahil olmak üzere 19 siyasi güç katılıyor. Kampanya artık sıradan sosyal vaatler etrafında dönmüyor. Bu süreç, referandumsuz bir referanduma dönüşmüş durumda: barış, sınırlar, Rusya, Avrupa ve Ermeni devletinin geleceği üzerine bir hesaplaşma.
Ermenistan’ın tercihi seçimlerden daha ağır hale geldi
Biçimsel olarak Moskova, Avrupa yöneliminin Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği üyeliğiyle bağdaşmadığını söylüyor. Bu yeni bir pozisyon değil. Rusya uzun süredir Ermenistan’ın "hem Avrupa Birliği hem Avrasya Ekonomik Birliği" formülüne inanmadığını belli ediyor. Fakat şimdi bu formül Moskova için özellikle sancılı hale geldi. Çünkü Ermeni siyaseti yönünü keskin biçimde değiştirdi.
Nisan 2025’te Ermenistan Cumhurbaşkanı Vaagn Haçaturyan, Avrupa Birliği ile yakınlaşma sürecinin başlatılması için hukuki zemin oluşturan yasayı imzaladı. Paşinyan ise bunun şimdilik resmi üyelik başvurusu değil, gelecekte referandum gerektirecek daha geniş bir entegrasyon süreci olduğunu vurguladı. Ancak Moskova için hukuki inceliklerden çok siyasi yön önemlidir: Ermenistan, eski itaat alanından gösterişli biçimde uzaklaşıyor.
5 Mayıs 2026’da Erivan’da ilk Ermenistan - Avrupa Birliği zirvesi yapıldı. Bu artık sembolik diplomasi değildir. Ortak bildiride taraflar Ermenistan’ın egemenliğinden, reformlardan, enerjiden, ulaştırmadan, dijital gündemden, güvenlikten, hibrit tehditlerle mücadeleden ve savunma diyaloğunun derinleştirilmesinden söz etti. Avrupa Birliği ayrıca vize serbestisi sürecindeki ilerlemeyi memnuniyetle karşıladı. 21 Nisan 2026’da ise Avrupa Birliği Konseyi, Ermenistan’da iki yıllığına yeni bir sivil ortaklık misyonu kurulmasına karar verdi.
Kremlin için bu, gösterge panelinde yanan kırmızı ışıktır. Çünkü Ermenistan yarın Avrupa Birliği’ne girecek diye değil. Bu ne teknik olarak ne siyasi olarak ne de coğrafi olarak hızlıca mümkün değildir. Moskova’nın sorunu başka: Erivan artık müşteri gibi davranmayı bırakıyor. Öznesi olmaya çalışıyor.
Gaz kıskacı: Putin neden yalnızca Avrupa’dan söz etmedi
Putin Avrasya Ekonomik Birliği’nin faydalarını sayarken yalnızca ticaretten söz etmiyor. Bağımlılığı hatırlatıyor. Ermenistan’ın kendi sanayi ölçeğinde gaz ve petrol rezervleri yok. Enerji sistemi uzun süre Rus tedarikleri, Rus şirketleri ve Rus koşulları etrafında kuruldu. 1 Nisan 2026’da Putin, Paşinyan ile görüşmesinde Rusya’nın Ermenistan’a bin metreküp gazı 177,5 dolardan sattığını, Avrupa fiyatlarının ise kendi sözlerine göre 600 doların üzerinde olduğunu doğrudan hatırlattı.
Bu yalnızca ekonomik argüman değildir. Yumuşak ambalaja sarılmış siyasi şantajdır. Moskova şunu söylüyor: Avrupa’ya gidebilirsiniz, fakat ısınma, sanayi, ulaştırma, elektrik enerjisi ve sosyal istikrar bize bağlı. Bu bağımlılıktan çıkmayı deneyin ve egemenliğin gerçek bedelini görün.
Fakat meselenin başka bir tarafı da var. Ermenistan, uzun süre tek kapısı Rusya olan enerji koridorundan çıkış arıyor. Şubat 2026’da Ermenistan ile ABD barışçıl nükleer enerji anlaşmasına dair müzakereleri tamamladı. Bu belge, Amerikan şirketlerinin Ermenistan’daki sivil nükleer projelere katılımının önünü açmalı. Mevcut Ermeni nükleer santralinin onlarca yıldır Rus teknoloji ve servis tabanına bağlı olduğu düşünüldüğünde bu, teknik bir ayrıntı değil, stratejik yön değişikliği olarak görünüyor.
Ekonomi jeopolitiğe karşı: Ermenistan gitmek istiyor ama kapıyı çarpıp çıkamıyor
Erivan’ın temel zorluğu şu: Moskova’ya yönelik siyasi hayal kırıklığı, ekonomik kopuşa hazır olma seviyesinden çok daha hızlı ilerliyor. Rusya hala Ermenistan’ın en büyük ticaret ortağıdır. Ermeni istatistiklerine göre, Ocak-Kasım 2025 döneminde Rusya ile ticaret yaklaşık 6,7 milyar dolara geriledi, ancak yine de Ermenistan’ın dış ticaretinin yüzde 35,5’ini oluşturdu. Karşılaştırma için Çin’in payı yüzde 12,5, Avrupa Birliği’nin payı ise yüzde 11,8 oldu.
Ticaret hacmindeki düşüşe rağmen Rus pazarı Ermenistan için hala o kadar büyük ki Erivan basitçe boşanma ilan edip gidemiyor. Bu özellikle ihracatçılar, işçi göçmenler, bankacılık sektörü, lojistik, enerji ve Rus kuralları, Rus riskleri ve Rus fırsatları sistemi içinde yaşamaya alışmış Ermeni iş dünyası için önemlidir.
Dünya Bankası, Ermenistan ekonomisinin 2025’te yüzde 7,2 büyüdüğünü kaydetti. Fakat aynı zamanda yapısal sınırlamalara da işaret etti: zayıf bağlantısallık, nitelikli iş gücü eksikliği, rekabet sorunları ve dış etkenlere bağımlılık. 2026 için büyümenin yüzde 5,3’e yavaşlaması öngörüldü. Riskler arasında ise enerji ve gübre tedarikinde muhtemel aksamalar gösterildi. Ermeni rotasının zayıf noktası tam da budur: çeşitlenme yönünde siyasi irade var, ancak ülkenin ekonomik dokusu hala Rus iplikleriyle dikilmiş durumda.
KGAÖ Ermenistan için, ülke hukuken ayrılmadan önce öldü
Güvenlik alanında kopuş daha da ileri gitti. Ermenistan hukuken KGAÖ’den çıkmadı, fakat bu örgüt Erivan için siyasi olarak uzun süredir anlamını yitirmiş durumda. Şubat 2024’te Paşinyan, Ermenistan’ın KGAÖ’ye katılımının fiilen dondurulduğunu söyledi. Gerekçe olarak da bu bloğun ülkeye karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesini gösterdi. 2025’te Erivan, KGAÖ’nün 2024 bütçesini finanse etmeyi reddetti.
Bu bürokratik bir kavga değildir. Bu, Rus güvenliği hakkındaki eski Ermeni yanılsamasının çöküşüdür. On yıllar boyunca Ermeni elitinin önemli bir bölümü dış politikasını şu formül üzerine kurdu: Rusya güvenliği garanti eder, Ermenistan da bunun karşılığında siyasi sadakat öder. 2020’den sonra bu formül çatırdamaya başladı. 2023’ten sonra ise fiilen çöktü.
Karabağ yalnızca Ermenistan için değil, bütün Sovyet sonrası garanti sistemi için de hakikat anı oldu. Azerbaycan kendi toprakları üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etti. Süreç üzerinde Moskova kontrolünün sembolü olması gereken Rus barış gücü, bir güç merkezi değil, giden dönemin geçici unsuru olarak kaldı. Rus barış gücünün 2024’te Karabağ’dan çekilmesi, yeni bölgesel gerçekliğin en çarpıcı olaylarından biri oldu.
Azerbaycan için bu, toprak bütünlüğünün yeniden sağlanması ve bölgeyi onlarca yıl zehirleyen gri bölgenin tasfiyesi anlamına geliyordu. Ermenistan için ise hiçbir dış gücün devlet sorumluluğunun yerini alamayacağı gerçeğiyle acı bir yüzleşmeydi. Rusya içinse iki tarafı belirsizlik içinde tutmasını sağlayan aracın kaybıydı.
Paşinyan Avrupa’yı değil, savaş korkusunu satıyor
7 Haziran seçimlerine Paşinyan yalnızca iktidar partisinin lideri olarak girmiyor. Toplumu şu fikre ikna etmeye çalışan bir siyasetçi olarak giriyor: ona alternatif daha etkili bir hükümet değil, savaşa, revanşizme ve Moskova’ya bağımlılığa geri dönüştür.
Onun fiili sloganı basit: biz barış partisiyiz, onlar savaş partisidir. Bu kaba ama anlaşılır bir şemadır. Tam da Ermeni toplumu büyüklük vaat edip askeri yenilgiye, diplomatik izolasyona ve ekonomik kırılganlığa yol açan tarihsel mitlerden yorulduğu için işliyor.
Muhalefet Paşinyan’ı Azerbaycan’a taviz vermekle, Rusya ile ilişkileri yıkmakla, eski ulusal gündemden vazgeçmekle suçluyor. Fakat muhalefetin hala ikna edici cevap veremediği soru aynı kalıyor: peki sonra ne olacak? Karabağ’ı askeri yolla geri almak mı? Washington çerçevesini parçalamak mı? Sınırların tanınmasından vazgeçmek mi? Garantilerinin sınırlarını zaten göstermiş olan Rusya’ya yeniden bel bağlamak mı?
Paşinyan’ın temel avantajı tam da burada ortaya çıkıyor. Popüler olmayabilir, hatalarla suçlanabilir. Fakat rakipleri çoğu zaman gelecek değil, geçmişin revanşını öneren insanlar gibi görünüyor.
EVN Report’un seçim öncesi anketi, Paşinyan’ın çalışmalarına verilen onayın ilk dalgada yüzde 36’dan üçüncü dalgada yüzde 49’a yükseldiğini, "Sivil Sözleşme" partisinin ise parçalanmış muhalefet karşısında geniş farkını koruduğunu gösterdi. Bununla birlikte araştırma şunu da vurguladı: iktidar partisinin avantajı var, ancak otomatik tek başına çoğunluk garantisi yok. Seçmenlerin önemli bir kısmı ise hala kararsız durumda.
Samvel Karapetyan ve eski elit: Moskova geri dönüş kapısı arıyor
Bu kampanyada Samvel Karapetyan ile bağlantılı "Güçlü Ermenistan" özel bir yer tutuyor. Bu yalnızca yeni bir muhalefet projesi değildir. Bu, Paşinyan’ı istemeyen, Avrupa yönelimine güvenmeyen, Rusya ile kopuştan korkan ve Ermeni siyasetini daha alışıldık, Sovyet sonrası bir mecraya döndürmek isteyen kesimleri toplama girişimidir.
Fakat bu projenin açık bir sorunu var. Seçmenlerin bir bölümü için Rus desteği artık avantaj değil. Toksik bir etikete dönüşüyor. Ermenistan’da toplumsal psikoloji değişiyor: Moskova artık güvenlik garantörü gibi görünmüyor, Rusya yanlılığı da artık istikrarın eş anlamlısı olarak pazarlanamıyor.
Aynı durum Robert Koçaryan ve eski muhalefet için de geçerlidir. Onlar deneyime, devlet geleneğine, eski sisteme ve güç dikeyine atıf yapabilirler. Fakat birçok Ermeni için onlar, 2018’de kapanmış siyasi dönemin sembolleri olmaya devam ediyor. Eski elitlerin revanşı ancak geleceğe duyulan korku geçmişe duyulan öfkeden daha güçlü çıkarsa mümkün olabilir.
Putin, Rusya yanlısı güçlerden ve Rus vatandaşlığına sahip kişilerden söz ederek fiilen Ermeni seçim psikolojisine müdahale etti. Fakat bunun ters etki yaratması da mümkündür. Eski hamisine karşı hayal kırıklığı yaşamış toplumlarda Moskova’nın gösterişli desteği bir siyasetçiyi güçlendirmeyebilir, tam tersine onun seçim oksijenini tüketebilir.
Washington belgesi: barış yeni mimarinin parçası oldu
8 Ağustos 2025’te Washington’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve ABD Başkanı Trump, bölgesel sürecin yeni çerçevesini kayda geçirdi. Taraflar barış anlaşmasının imzalanması ve onaylanması gereğini teyit etti, AGİT Minsk süreci ve ona bağlı yapıların kapatılmasını destekledi, iletişim hatlarının açılmasının önemini vurguladı ve Ermenistan topraklarından geçecek Trump Uluslararası Barış ve Refah Rotası projesini işaret etti.
Azerbaycan için bu belge yalnızca diplomatik başarı değildir. Bakü’nün yıllardır ulaşmaya çalıştığı gerçeği tescilledi: çatışma dönemi beyanlarla değil, gerçeğin kabulüyle kapatılmalıdır. Gerçek basittir: sınırlar dokunulmaz olmalı, toprak iddiaları dışlanmalı, revanş gelecekteki hükümetlerin programına dönüşmemelidir.
Ermenistan için de bu bir şanstır. Belki de bütün Sovyet sonrası tarihindeki en ciddi şans. Revanş için değil. Mitolojik haritayı yeniden kurmak için değil. Gerçek sınırları içinde normal bir devlet olmak, iletişim hatlarını açmak, ekonomik güzergahlara, yeni pazarlara ve tek bir dış güce daha az bağımlı bir yapıya kavuşmak için.
Fakat tam da bu nedenle bu süreç Moskova’yı rahatsız ediyor. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış, Rusya’nın ebedi arabulucu rolünü azaltıyor. İletişim hatlarının açılması Rus güzergahlarının önemini düşürüyor. ABD’nin Trump Uluslararası Barış ve Refah Rotası üzerinden sürece dahil olması, çatışmanın sorun değil yönetim kaynağı olduğu eski imparatorluk diplomasisine alan bırakmıyor.
Avrupa Birliği, ABD, Türkiye, Azerbaycan: Ermenistan yeni bir coğrafyanın içinde kaldı
Güney Kafkasya artık 1990’lı yıllardaki Güney Kafkasya değildir. Azerbaycan toprak bütünlüğünü yeniden sağladı ve kilit bölgesel oyuncu rolünü güçlendirdi. Türkiye dışarıdan bakan bir gözlemci değil, süreçlerin stratejik katılımcısı haline geldi. Trump yönetimindeki ABD, barış sürecine genel sözlerle değil, somut altyapı hamlesiyle girdi. Avrupa Birliği ise kendi iç çelişkilerine rağmen Ermenistan’ı siyasi ve kurumsal etki alanı olarak görmeye başladı.
Rusya ise güçlü olmaya devam ediyor, fakat artık her şeye kadir değil. Askeri enerjisi Ukrayna tarafından yutulmuş durumda. Ekonomik modeli yaptırım baskısı altında yaşıyor. Diplomatik dili ise giderek daha fazla uyarılara, kırgınlıklara ve eski müttefiklerin kendi çıkarlarını "doğru" anlaması gerektiğine dair hatırlatmalara indirgeniyor.
Fakat devlet çıkarları eski başkentin nostaljisiyle belirlenmez. Ermenistan, ne kadar kırılgan olursa olsun, rota seçme hakkına sahiptir. Kendi toprakları üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etmiş Azerbaycan, gizli toprak iddiaları olmayan kalıcı barış talep etme hakkına sahiptir. Bölgenin, çatışmanın on yıllar boyunca başkalarının baskı aracı olduğu tuzaktan çıkma hakkı vardır.
7 Haziran’ın ana düğümü: Avrupa Rusya’ya karşı mı, yoksa barış revanşa karşı mı
Ermenistan’daki seçimleri basitçe "Batı" ile "Rusya" arasındaki çarpışma olarak görmek yanlıştır. Bu fazla kullanışlı, fakat fazla yoksul bir şemadır. Evet, dış politika tercihi önemlidir. Evet, Moskova etki kurmaya çalışıyor. Evet, Brüksel ve Washington fırsat penceresi görüyor. Fakat gerçek soru daha derindedir.
Ermenistan kendi hakkındaki iki siyasi tasavvur arasında seçim yapıyor.
Birinci tasavvur, travma, revanş, dış koruyucuya bağımlılık ve sürekli yeni savaş beklentisi içinde yaşayan tarihi Ermenistan’dır.
İkinci tasavvur ise sınırları tanıyan, Azerbaycan ile barış arayan, iletişim hatlarını açan, ekonomiyi çeşitlendiren ve kademeli olarak Rus bağımlılığından çıkan gerçek Ermenistan’dır.
Her iki tasavvurun da destekçileri var. Her ikisinin de korkuları var. Fakat yalnızca biri bölgeye normal hayat şansı verebilir.
Azerbaycan için Erivan’da belirli bir soyadının değil, siyasi rasyonalitenin kazanması ilkesel öneme sahiptir. Bakü’nün Ermeni aşağılanmasına ihtiyacı yoktur. Bakü’nün ihtiyacı imzalanmış, uygulanmış ve geri döndürülemez barıştır. Ermeni siyasetinin Karabağ revanşizminin rehinesi olmaktan çıkacağı bir barış. Uluslararası alanda tanınmış sınırların seçim pazarlığı konusu olmayacağı bir barış. İletişim hatlarının çalışacağı, yeni bir cephe hattına dönüşmeyeceği bir barış.
Putin’in tehdidi neden işlemeyebilir
Rusya’nın hatası, Moskova’nın komşularıyla hala eski dikey hiyerarşi diliyle konuşmasıdır. Gazı, pazarı, göçmenleri, üssü, güvenliği ve Ukrayna senaryosunu hatırlatmanın yeterli olacağını, toplumun korkacağını düşünüyor. Bazen bu işe yarar. Ama her zaman değil.
Ermenistan’da Rusya korkusu artık Rusya’ya duyulan kırgınlıkla rekabet ediyor. Ekonomik bağımlılık hala güçlü, fakat siyasi güven sarsılmış durumda. KGAÖ biçimsel olarak varlığını sürdürüyor, fakat ahlaki olarak sıfırlanmış durumda. Gaz Avrupa fiyatlarından daha ucuz, fakat siyasi itaatin bedeli artık fazla yüksek. Erivan’ın Moskova’ya bağımlılığını on yıllarca çimentolayan Karabağ meselesi, Azerbaycan’ın egemenliğini yeniden sağlamasından sonra eski yönetim aracı olmaktan çıktı.
Putin, Ermenistan’a Ukrayna’yı bir uyarı olarak hatırlatmak istedi. Fakat Ermeni toplumunun bir bölümü için bu hatırlatma başka türlü duyulabilir: Ukrayna’yı felakete sürükleyen şey tam da Rusya’nın "nüfuz alanı" mantığıydı. Eğer Ermenistan başkasının senaryosundan kaçınmak istiyorsa korkudan donup kalmamalı, nihayet bir devlet gibi yaşamayı öğrenmelidir; başkasının imparatorluk haritasına eklenmiş bir parça gibi değil.
Final: dış garantiler dönemi kapandı
Ermenistan 7 Haziran’a yalnızca seçim afişleri ve parti sloganlarıyla gelmedi. Eski formüllerin artık işlemediği bir yol ayrımına geldi. Rusya eski kontrolü bedel ödemeden geri getiremez. Avrupa Birliği Ermenistan’a anında güvenlik ve refah sunamaz. ABD, Ermenilerin iç tercihlerini onların yerine yapmaz. Azerbaycan toprak bütünlüğü ilkesinden ve kalıcı barış talebinden vazgeçmez. Türkiye bölgesel mimariden kaybolmaz. İran yeni iletişim projelerine kaygıyla bakmaktan vazgeçmez.
Her şey daha sert hale geldi. Ama tam da bu yüzden her şey daha dürüst hale geldi.
Putin’in Ukrayna uyarısı, Ermenistan’ı korku psikolojisine geri döndürme girişimiydi. Fakat 7 Haziran seçimleri, Ermeni toplumunda bu korkudan sorumluluk alanına çıkma iradesi olup olmadığını gösterecek. Çünkü artık temel soru Erivan’ın kimi sevdiği değildir: Moskova’yı mı, Brüksel’i mi, Washington’u mu? Temel soru, Ermenistan’ın gerçeği kabul etmeye ve geleceğini revanş miti üzerine değil, barış, sınırlar ve devlet aklı üzerine kurmaya hazır olup olmadığıdır.
Bu hikayede eski kelimelerin arkasına saklanmak artık mümkün değildir. "Kardeşlik", "müttefiklik", "tarihsel hafıza", "Avrupa tercihi", "güvenlik garantileri" - bütün bu formüller savaş, yenilgi, diplomasi ve ekonomi sınavından geçti. Şimdi geriye tek sert ölçüt kaldı: devlete yaşama ve gelişme şansını ne verir?
Güney Kafkasya için cevap açıktır. Revanş değil. İmparatorluk vesayeti değil. Ebedi gri bölge değil. Barış, egemenlik, açık iletişim hatları ve çok uzun süre sloganlarla iptal edilmeye çalışılan gerçeğin kabulü.