Amerika Birlesik Devletleri ile Israil'in Iran'a yonelik saldirilarinda dini lider Ali Hamaney, Devrim Muhafizlari Ordusu Komutani Muhammed Pakpur, Yuksek Milli Guvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani ve iktidarin en ust kademelerinden bircok isim oldurulunce, pek cok kisi Islami Cumhuriyet'in geri donulmez bir dagilma surecine girdigini dusundu. Ustelik yeni dini lider Mucteba Hamaney'in kamuoyu onune cikmamasi, agir hastaliktan saray ici iktidar kavgasina kadar sayisiz soylentiyi beraberinde getirdi.
Ancak farkli bir tablo ortaya cikti. Iran sistemi cokmedi. Savasmaya devam ediyor, muzakereleri surduruyor ve hem rejim karsitlarini hem de ulke icindeki elestirmenleri defalarca sasirtan bir siyasal dayaniklilik sergiliyor. Karsimizda siradan bir otoriter devlet yok. Kanimla, korkuyla, dini mesruiyetle, kurumlar arasi dengeyle, denetim altindaki siyasal rekabetle ve surekli ic siddet hazirligiyla kurulmus bir yapi var.
Bu rejimin neden disaridan kolayca yikilamadigini, iceriden ise neredeyse sokulemedigini anlamak icin kokenlerine donmek gerekir. Islami Cumhuriyet, onceden cizilmis bir plana gore kurulmus bir duzen degildi. Devrimin kaosundan, ihanetlerden, burokratik savaslardan, suikastlardan, tasfiyelerden, uzlasmalardan ve Iran adina kimin konusacagina dair bitmeyen mucadeleden dogdu.
Tek bir tasarimi olmayan devrim
Bin dokuz yuz yetmis sekizde Sah Muhammed Riza Pehlevi, dev protestolar karsisinda ulkeye seslenerek durumu kurtarmaya calisti. Baskilari ve yolsuzlugu bitirecegini, sosyal adaleti saglayacagini, serbest secimler duzenleyecegini soyledi; ayni anda askeri hukumet kuruldugunu ilan etti.
Bu artik strateji degil, gec kalmis bir hamleydi. O tarihte sah rejimine duyulan guven neredeyse tamamen kaybolmustu. Milliyetciler ve monarsi karsiti ilimli kesimler, generallerin iktidara gelmesini rejimin gercek bir siyasal donusume gucu yetmediginin yeni kaniti olarak gordu. Sol kesimler bu konusmayi kendi sloganlarini calmaya yonelik bir girisim saydi. Sii ulema ise bunu monarsinin omrunu uzatma cabasi olarak degerlendirdi.
Boylece sah karsiti koalisyon olustu. Son derece heterojen, icten celiskili, fakat tek hedefte birlesen bir cephe: Pehlevi hanedanini devirmek.
Bu koalisyonun en guclu ve en orgutlu sesi Ayetullah Ruhullah Humeyni oldu. O, sah icin yalnizca bir muhalif degil, uzlasmaz direnisinin semboluydu. Humeyni'nin arkasinda camiler, dini seferberlik aglari ve pazar esnafi bulunuyordu. Iran tarihinde bu toplumsal tabaka defalarca siyasal degisimin motoru olmustu. Din adamlari ile ticaret cevreleri arasindaki bu ittifak, Humeyni'ye sadece manevi degil, ayni zamanda mali, kadrosal ve orgutsel guc de sagladi. Kendisi o donemde Paris surgununde bulunuyor, oradan devrimci hareketi fiilen yonlendiriyordu.
Tek devletin icindeki iki devlet
Devrimin zaferinden sonra sah karsiti koalisyonun unsurlari iktidari paylasmaya basladi. Resmi olarak gecici hukumetin basina Mehdi Bazergan getirildi. Kabinesinde ilimli kesimin temsilcileri vardi: milliyetciler, islami liberaller ve devrimi anayasal devlet duzeniyle birlestirmek isteyen isimler.
Ancak ayni anda Humeyni ve cevresi, resmi olmayan fakat cok daha etkili paralel bir iktidar hatti insa ediyordu.
Din adamlarinin agirlikta oldugu Devrim Konseyi, fiili karar merkezi haline geldi. Devrim komiteleri polis yerine gecerek muhalifleri bastirma gorevini ustlendi. Devrim mahkemeleri hizlandirilmis sureclerle infazlara hukuki kilif hazirladi. Bununla es zamanli olarak Islami Devrim Muhafizlari Ordusu kuruldu. Bu silahli yapi dogrudan Humeyni'ye bagliydi ve eski orduya ya da muhtemel alternatif guc merkezlerine karsi denge unsuru olarak tasarlanmisti.
Boylece Islami Cumhuriyet'in ilk aylarindan itibaren ulke icinde iki ayri iktidar seviyesi ortaya cikti. Biri resmi, hukumetsel ve devletsel yapidi. Digeri ise devrimci, ideolojik ve guvenlik eksenli yapidi. Zamanla ikinci yapi birincisini yutmaya basladi.
Amerikan buyukelciligi geri donus olmayan esik
Bazergan hukumeti icin en kritik hata, Amerika Birlesik Devletleri ile gayriresmi iletisim kanalini koruma girisimi oldu. Dort Kasim bin dokuz yuz yetmis dokuzda Bazergan, Cezayir'de Amerika Birlesik Devletleri Baskan Danismani Zbigniew Brzezinski ile bir araya geldi. Iran elitleri icindeki pragmatik kesimler icin bu mantikli bir adimdi: devrim ayriydi, devlet yonetimi ayriydi.
Ancak radikaller icin bu gorusmenin fotograflari bile ilimli kesimin siyasi infazi icin yeterli oldu.
Ayni gun radikal ogrenciler Tahran'daki Amerikan buyukelciligini isgal etti ve altmis alti kisiyi rehin aldi. Sahin teslim edilmesini talep ettiler. Washington bunu reddetti. Humeyni'nin oglu, isgal altindaki buyukelcilikte basin toplantisi duzenleyerek ogrencilerin tum Iran halki tarafindan desteklendigini ilan etti. Humeyni ise olayi Amerika'ya karsi ikinci devrim olarak nitelendirdi.
Birkac saat sonra Bazergan istifa etti. Bu an, devrimin ilimli doneminin kesin bicimde sona erdigi andi. Tum yetki Devrim Konseyi'nin eline gecti.
Bunun ardindan yeni anayasa calismalari basladi. Gecici hukumetin hazirladigi ilk taslak Humeyni'yi tatmin etmedi. Taslakta ulemanin ozel bir konumu yoktu ve temel kurum cumhurbaskanligi idi. Bunun uzerine islamcilar Uzmanlar Meclisi'ni topladi, metni fiilen yeniden yazdi ve devlet uzerindeki dini otorite ilkesini anayasal esas haline getirdi.
Halk oylamasi da artik degistirilmis metin uzerinden yapildi.
Boylece Islami Cumhuriyet, sadece dini tonlara sahip bir devrim yonetimi olmaktan cikti; en yuksek siyasal mesruiyetin secim siyasetinin disina cikarildigi bir rejime donustu.
Cumhuriyetin teokrasiye yerlestirilmesi
Bin dokuz yuz yetmis dokuz Anayasasi, Iran sisteminin ikili karakterini resmilestirdi. Bir yanda halk tarafindan secilen cumhurbaskani, meclis ve hukumet gibi cumhuriyet kurumlari vardi. Diger yanda ise bunlarin ustunde yer alan rehber, yani dini lider bulunuyordu. Bu makam guvenlik yapilarini denetliyor, kilit isimleri atiyor ve ulkenin stratejik yonunu belirliyordu.
Kagit uzerinde bu yapi karmasik bir denge gibi gorunuyordu. Gercekte ise halk egemenligini surekli sinirlayan yerlesik bir mekanizmaydi.
Cok gecmeden bu duzenin ic catismalar uretecegi anlasildi.
Ilk cumhurbaskani ve rejim icindeki ilk buyuk carpismasi
Bin dokuz yuz seksende Iran'da ilk cumhurbaskanligi secimi yapildi. Secimi acik farkla Ebulhasan Benisadr kazandi. Kendisi Humeyni'nin Paris surgunu doneminden beri cevresinde bulunan, eski ekonomi bakani olan, laik kimlikli fakat din adami olmayan bir siyasetciydi. Ayrica Amerikan buyukelciligi baskinini sert bicimde elestirmisti.
Ilk donemde Benisadr, Humeyni'nin acik destegine sahipti. Secimden sonra kendisine baskomutanlik yetkisi de verildi. Oylarin yuzde yetmis bes virgulu altisini aldi. Toplumdan dogrudan destek aldigina inaniyor, bu nedenle bagimsiz bir guc merkezi gibi davranmaya basliyordu.
Iste bu durum onun siyasi sonunu hazirladi.
Parlamentoyu kontrol eden Islami Cumhuriyet Partisi, guclu bir cumhurbaskanina tahammul etmeye niyetli degildi. Partinin onde gelen isimleri arasinda Muhammed Huseyin Behesti, Ali Ekber Rafsancani ve Ali Hamaney bulunuyordu. Onlara gore cumhurbaskani sembolik bir makam olmaliydi. Benisadr ise halk iradesinin temsilcisi ve ayni zamanda Humeyni cizgisinin yorumcusu olmak istiyordu.
Catismasi kacinilmaz hale geldi.
Irak savasinin baslamasindan sonra Benisadr orduyu fiilen yonetmeye calisti, ancak meclis ve partiye bagli din adamlari onu surekli sinirladi. Askeri basarisizliklarin faturasi cumhurbaskanina kesildi. Humeyni disaridan hakem gibi gorunse de sistem kopusa dogru ilerliyordu.
Nisan bin dokuz yuz seksen birde cumhurbaskani ile basbakan Muhammed Ali Recai arasinda yurutmeyi kimin yonettigi uzerine kriz patlak verdi. Anayasa farkli yorumlara acikti. Artik mesele sadece kisiler degil, devlet modeliydi.
Haziranda meclis Benisadr hakkinda gorevden alma sureci baslatti. Gerekli usuller dahi surec icinde sekillendirildi. Meclis onu siyasi acidan yetersiz ilan etti. Ertesi gun Humeyni gorevden alma kararini imzaladi. Ardindan tutuklama emri geldi.
Benisadr halka diktatorluge karsi ayaga kalkma cagrisi yapti. Tahran'da protestolar basladi. Rejim ise gelecekte defalarca yapacagi gibi guc kullanarak cevap verdi. Devrim Muhafizlari ile catismalarda onlarca kisi olduruldu, yaklasik bin kisi tutuklandi. Kisa sure sonra Benisadr yeraltina indi, ardindan askeri kiyafetle Fransa'ya kacti. Onu goturen ucagi, daha once sahi ulkeden cikaran hava kuvvetleri subayi kullaniyordu.
Boylece Islami Cumhuriyet'in halk oyuyla secilen ilk cumhurbaskani siyasi hayatini surgunde noktaladi. Rejim ise temel dersini cikardi: secimden gelen mesruiyet, ancak bagimsiz bir guce donusmedigi surece kabul edilebilirdi.
Terorun sistemi daha da sertlestirme araci haline gelmesi
Benisadr'in surgune gitmesinden sonra ulke genelinde bir teror dalgasi yayildi. Sorumluluk, onunla baglantili oldugu one surulen sol radikal Iran Halkinin Mucahitleri Orgutu'ne yuklendi. Yirmi yedi Haziran bin dokuz yuz seksen birde Ali Hamaney'e suikast girisimi duzenlendi. Yakininda, teybin icine gizlenmis bomba patladi. Hayatta kaldi, ancak agir yaralandi ve sag kolu omur boyu felcli kaldi.
Ertesi gun Islami Cumhuriyet Partisi merkezinde buyuk bir patlama meydana geldi. Ayetullah Behesti ile birlikte yetmisten fazla ust duzey yetkili hayatini kaybetti. Iki ay sonra ise yeni cumhurbaskani Recai ve basbakan da baska bir saldirida olduruldu.
Mucahitlerin mantigi, sistemi basiz birakmak ve yeni bir ayaklanma cikarmakti. Fakat sonuc tam tersi oldu. Teror rejimi yikmadi, guclendirdi. Bu saldirilardan sonra ulema devlet aygitina daha derin bicimde yerlesti. Denetimin gevsetilmesine yonelik her talep, artik Cumhuriyet'in varligina yonelmis tehdit gibi gorulmeye baslandi.
Iste o donemde, korku, savas ve seferberlik atmosferinde Ali Hamaney kirilgan bir siyasetciden rejimin sembollerinden birine donusmeye basladi.
Son basbakan ve yurutme gucunun anlami uzerine uzun duello
Suikastlarin ve cinayetlerin ardindan yeni cumhurbaskani Ali Hamaney oldu. Ancak o tarihte bile cumhurbaskanligi makami gorece zayif, neredeyse sembolik bir mevkiydi. Parlamento Hamaney'e basbakan olarak Mir Huseyin Musevi'yi kabul ettirdi. Teknik kokenli, mimarlik egitimli, kendine ozgu siyasi tarzi ve devlet anlayisi olan bir isimdi.
Ikili arasindaki cekisme, Iran'in kurumsal tarihindeki en kritik bolumlerden biri haline geldi.
Irak savasi sirasinda Musevi ekonomiyi sert devlet denetimine dayali modele cevirmeye basladi. Karaborsaya karsi savasti, devletin rolunu buyuttu, cumhurbaskanligi denetimini asan yonetim mekanizmalari kurdu. Boylece yalnizca ekonomi siyasetine degil, pazar cevrelerinin ve muhafazakar din adamlari kesiminin cikarlarina da dokundu.
Bin dokuz yuz seksen beste ikinci kez secilen Hamaney, Musevi'yi gorevden almak istedi. Gerekcesi suydu: Halk tarafindan secilen kisi olarak cumhurbaskani devletin durumundan sorumluydu ve hukumeti kurma yetkisine sahip olmaliydi. Tarihin ironisi ise ayni argumanlari kisa sure once surgune gonderilen Benisadr da kullanmisti.
Ancak Humeyni Musevi'yi destekledi. Savas sirasinda basbakani degistirmek istemiyordu. Bunu da kendine ozgu bicimde, diplomatik ve farkli yorumlara acik bir dille yapti. Zaten Islami Cumhuriyet'teki en yuksek hakemligin siyasi uslubu buydu.
Cekisme yillarca surdu. Nihayet bin dokuz yuz seksen dokuzda, omrunun son haftalarinda Humeyni anayasa degisikligini baslatti. Basbakanlik makami kaldirildi, yetkilerin buyuk kismi cumhurbaskanina devredildi. Ancak ayni anda dini lider makami daha da guclendirildi. Yani sistem liberallesmedi; sadece guc kollarini kendi icinde yeniden dagitti.
Musevi tarihe Islami Cumhuriyet'in son basbakani olarak gecti.
Humeyni'nin olumunden sonra sistem neden dagilmadi
Bin dokuz yuz seksen dokuzda Humeyni oldu. Kisi merkezli her rejimde kurucunun olumu hayati bir risk anidir. Fakat Islami Cumhuriyet bu esigi de asti.
Mucadele iki duzlemde yurudu. Ilki, yeni bir dini lider gerekip gerekmedigi meselesiydi. Ikincisi ise bu makama kimin gececegiydi.
Kazanan Ali Hamaney oldu. Bunun icin anayasal kriterlerin degistirilmesi gerekti. Cunku mevcut hukuk duzenine gore dini lider ancak buyuk ayetullah olabilirdi ve Hamaney bu unvana sahip degildi. Once makam kisiye uyduruldu, sonra dini rute makamla uyumlu hale getirildi. Kendisine buyuk ayetullah unvani ancak bin dokuz yuz doksan dortte verildi.
Bu olay rejimin dogasi hakkinda cok sey anlatir. Iran'da teoloji siyaseti yonetmez. Gerektiginde siyaset teolojiyi yeniden bicimlendirir.
Dini lider olduktan sonra Hamaney denetimli rekabet modelini korumaya calisti. Fraksiyonlarin mucadelesine izin verdi, ancak sadece kendi cizdigi sinirlar icinde. Bu sistem sasirtici derecede dayanikli cikti. Tek merkezli dikey bir duzen degildi; karsilikli sinirlamalar, guvenceler ve paralel zorlama merkezlerinden olusan katmanli bir mekanizmaydi.
Konusmaya izin veren ama kurallari degistirmeyen reformlar
Bin dokuz yuz doksan yedide Muhammed Hatemi Iran cumhurbaskani secildi. Iktidara gelisi yeni bir imkan penceresi olarak goruldu. Hatemi daha once kultur bakani olarak gorev yapmis, nispeten liberal bir cizgi izlemis, sansuru yumusatmis, basin, sinema ve toplumsal tartisma icin alan acmisti.
Onun doneminde onlarca yeni yayin cikti. Daha once neredeyse yasak sayilan konular tartisilmaya baslandi: ulemanin yetki sinirlari, Islami Cumhuriyet'in mahiyeti, kamusal elestirinin hudutlari. Sinemada da muhafazakarlari rahatsiz eden hikayeler one cikti. Ask Zamani filmi etrafinda kopan tartisma, kultur savaslarinin sadece bir ornegiydi. Hatemi sanat eserlerinin dini ideolojik hukumlerle degil, kendi estetik olculeriyle degerlendirilmesini savunuyordu.
Bu nedenle gencler, aydinlar ve sehirli kesimler onda sistemin yumusak bicimde degisme sansini gordu.
Ancak Hatemi'nin temel sorunu, rejimi temellerine dokunmadan reforme etmeye calismasiydi. Sistemin mantigini iceriden degistirmek istedi, fakat cekirdek gucle belirleyici hesaplasmaya girmedi. Sonucta neredeyse tum kurumsal reformlari dirence takildi. Cumhurbaskaninin yetkilerini ciddi bicimde artiramadi, Koruyucular Konseyi'nin keyfi gucunu sinirlayamadi, anayasal kurallari guvenlik ve denetim kurumlari uzerinde gercek kontrol aracina ceviremedi.
Yine de onun donemi toplumu degistirdi. Kadinlar siyasette ve kamusal hayatta daha gorunur hale geldi. Gencler siyasi katilimin tadini aldi. Basin daha once sorulmayan sorulari sormayi ogrendi. Hatemi'yi sistem gozunde tehlikeli yapan da buydu.
Devrim Muhafizlari siyasetin merkezine girerken
Bin dokuz yuz doksanlarin sonu, Devrim Muhafizlari icin donum noktasi oldu. Bu yapi artik sadece askeri ya da guvenlik kurumu olmaktan cikiyordu. Giderek siyasi ozne rolune talip hale geldi.
Bin dokuz yuz doksan sekizde komutan Yahya Rahim Safevi'nin kapali toplantidaki konusma kaydi basin mensuplarina ulasti. Kayitta reformcu basin ile Hatemi'nin muttefikleri Halkin Mucahitleri ile iliskilendiriliyor, ulusal guvenlige tehdit ilan ediliyordu. Ayni kayitta urkutucu bir ifade de yer aliyordu: Bazilarinin bogazini kesmeli, bazilarinin dilini koparmaliyiz. Kilic bizim gucumuzdur.
Daha sonra Devrim Muhafizlari bu ifadenin baglamindan koparildigini savundu, ancak tam metni hic yayimlamadi. Ardindan Hamaney de gazeteleri ozgurlugu kotuye kullanmakla suclayarak baskiya katildi.
Hatemi karsi hamle yapmaya calisti. Ocak bin dokuz yuz doksan dokuzda muhalif aydinlar ve siyasetcilerin seri cinayetlerini arastirmak icin komisyon kurdu. Baskilar sonucu istihbarat birimleri sorumlulugunu kabul etmek zorunda kaldi. Birkac kisi mahkum edildi. Fakat burada da sistem sadece bir adim geri cekildi, sonra yeniden alan kazandi. Cinayet emirlerini veren isimler aciklanmadi, iki yil sonra cezalar da hafifletildi.
Bu, Iran'a ozgu klasik yontemdi: Kismi kabul, fakat guc dengesine dokunmama.
Universite, gazete, sokak - ve izin verilen sinirlar
Bin dokuz yuz doksan dokuz yazinda Salam gazetesi, istihbarat kurumundan bir yetkilinin basin uzerindeki denetimi sertlestirme planlarini iceren mektubunu yayimladi. Gazete kisa sure icinde kapatildi. Ardindan polis ile Devrim Muhafizlariyla baglantili Besic gucleri, ogrenci muhalefetinin simgesi olan Tahran Universitesi'ne saldirdi. Bu olay kitlesel protestolarin fitilini atesledi.
Catismalar kisa surede universite sinirlarini asti. Bin dokuz yuz yetmis dokuz devriminden sonraki en buyuk sokak hareketine donustu. Tam da o gunlerde Devrim Muhafizlari, Hatemi'ye yirmi dort komutanin imzasini tasiyan meshur mektubu gonderdi. Mesaj son derece acikti: Cumhurbaskani krizi bastiramazsa guvenlik gucleri bunu kendileri yapacakti.
Hatemi geri adim atti. Ogrencilere dagilma cagrisi yapti ve onlari baski mekanizmasiyla bas basa birakti. Bunun ardindan reformcu basin uzerine kapsamli operasyon basladi. Cumhurbaskani artik bunu engelleyemiyordu.
Iki bin bese gelindiginde reformlarin buyuk bolumu ya engellenmis ya da parca parca geri alinmisti. Fakat onun uyandirdigi toplumsal enerji artik yeniden arsive kaldirilamazdi. Gencler, sehirli orta siniflar, kadinlar ve aydinlar farkli bir kamusal hayatin mumkun olduguna dair siyasi hafizayi korudu.
On yil sonra bu hafiza yeniden sokaga donecekti.
Yesil hareket: sistem icinden gelen son buyuk meydan okuma
Iki bin dokuzda eski basbakan ve Hamaney'in uzun yillardir rakibi olan Mir Huseyin Musevi, reformcularin adayi olarak buyuk siyasete geri dondu. Hatemi onun lehine cekildi. Secimlerde bir diger onemli reformcu isim Mehdi Kerrubi de vardi. O, anayasanin gozden gecirilmesini, basin uzerindeki baskinin hafiflemesini ve Koruyucular Konseyi'nin yetkilerinin sinirlandirilmasini daha acik bicimde savunuyordu.
Musevi, Iran siyasetinde uzun sure basarili kampanyalarin neredeyse zorunlu unsuru sayilan gayriresmi dini lider destegini alamadi. Aksine Hamaney'in gorevdeki cumhurbaskani Mahmud Ahmedinejad'a yakin durdugu goruluyordu.
Buna ragmen Musevi'nin secime girmesine izin verildi. Kampanya devrimden bu yana en acik sureclerden biri oldu. Afişler, mitingler, sokak calismalari ve dijital aglar gercek bir siyasi hayat duygusu yaratti. Yesil renk hareketin simgesine donustu. Musevi'nin esi Zehra Rahneverd, gencleri ve kadinlari kampanyaya cekerek sureci iki burokratik kampin rekabetinden cok daha buyuk hale getirdi.
Resmi sonuclara gore on iki Haziran iki bin dokuzda Ahmedinejad oylarin yuzde altmis ikisini alarak kazandi. Hamaney sonuclari hizla onayladi. Ancak Musevi bunu kabul etmedi. Destekcileri yaygin secim hilesi yapildigina inaniyordu. Uc gun sonra yuz binlerce kisi sokaklara cikti.
Ilk asamada bu, calinmis secimlere karsi protestoydu. Daha sonra rejimin butun isleyis mantigina yonelmis bir itiraza donustu.
Birkac gunluk gerilimin ardindan Hamaney resmi sonuclari yeniden teyit etti ve devam eden gosteri dalgasini kendi otoritesine meydan okuma olarak ilan etti. Bunun uzerine Devrim Muhafizlari ile ozel polis gucleri gostercilere ates acti. Onlarca kisi hayatini kaybetti, binlerce kisi gozaltina alindi.
Yesil Hareket uzun bir surecin zirvesi oldu. Toplum kitlesel seferberlik kapasitesine sahip oldugunu gosterdi. Fakat rejim daha onemli bir seyi kanitladi: Her meydan okumaya ne pahasina olursa olsun cevap vermeye hazirdi ve her siyasi krizi guvenlik cekirdegini daha da guclendirme firsatina cevirebiliyordu.
Sonucta reformcu kanat iktidar kurumlarindan neredeyse tamamen dislandi. Hamaney ile Devrim Muhafizlari'nin konumu ise daha da saglamlasti.
Neden her ic savas sistemin zaferiyle bitiyor
Islami Cumhuriyet'in tarihi, tek parca bir diktatorlugun tarihi degildir. Aynı sekilde ruhban sinif tarafindan bogulmus bir demokrasi hikayesi de degildir. Bu, sinirli siyasi rekabeti kendi varligini koruma aracina cevirmeyi ogrenmis hibrit bir rejimin hikayesidir.
Bazergan hukumetinin tasfiyesi. Benisadr'in uzaklastirilmasi. Bin dokuz yuz seksenli yillarda Hamaney ile Musevi arasindaki cekisme. Hatemi reformlarinin bogulmasi. Yesil Hareket'in ezilmesi. Tum bu krizler disaridan bakildiginda Iran'in gelecegi icin savas gibi gorundu. Ama neredeyse her seferinde ayni sonuc ortaya cikti: Kazanan belirli bir siyasetci degil, sistemin kendisi oldu.
Bu yapinin gucu tek bir iktidar merkezine dayanmamasindan gelir. Secilen kurumlar vardir, ama uzerlerinde secilmeyen kurumlar bulunur. Ordu vardir, fakat onun yaninda Devrim Muhafizlari da vardir. Mahkemeler vardir, ama ayni zamanda devrimci cezalandirma mantigi da vardir. Parlamento vardir, fakat parlamenter siyasetin anlamini sifirlayabilecek yapilar da vardir. Cumhurbaskani vardir, ama dini lider de vardir. Secimler vardir, ama secime giris filtresi de vardir. Kamusal siyaset vardir, ama onun sinirlarini toplum degil, kutsal ve guvenlik merkezli ust yapi belirler.
Bu unsurlarin her biri gecmiste yasanan bir krize cevap olarak dogdu. Her yeni catismada sistem yikilmadi, tersine kendini biraz daha tamamlayarak daha katmanli, daha sert, daha kuskucu ve daha dayanikli hale geldi.
Korku, hafiza ve paralel yapilar uzerine kurulu dayaniklilik
Iran rejimi toplum tarafindan sevildigi icin guclu degildir. Kusursuz yonetildigi icin de ayakta degildir. O, rakip ama birbirine bagli kurumlar arasinda gucu dagitmayi bildigi icin, dis tehdide karsi surekli seferberlik yaratabildigi icin, baski uygulamasini rutinlestirdigi icin ve kritik anda yonetimi devralacak bir kurum, komuta merkezi ya da ideolojik cekirdek her zaman bulundugu icin ayakta kalir.
Bu acidan Islami Cumhuriyet, zirvesi vurularak yikilacak bir piramidi degil, dugumlerden olusan karmasik bir agi andirir. Bu dugumlerin bir kismi digerlerinin gorevini tekrar eder. Bu nedenle en ust duzey isimlerin ortadan kaldirilmasi tek basina cokusu garanti etmez. Sistem en basindan beri komplolari, isyanlari, suikastlari, teror eylemlerini, savaslari, sokak ayaklanmalarini ve elit icindeki bolunmeleri atlatacak sekilde kuruldu.
Yaklasik yarim yuzyildir bu yapi surekli siyasi olaganustu hal atmosferinde bicimlendi. Bu nedenle bugunku Iran yalnizca bir teokrasi ya da sadece bir cumhuriyet degildir. O, krizi norm haline getiren, catismayi yonetim yontemine donusturen ve siddeti kurumsal istikrar araclarindan biri haline getiren bir rejimdir.
Bu mimariyi ne disaridan gelen darbeler ne de iceriden yukselen protestolar bugune kadar tam anlamiyla yikabildi. Sarsilabilir, yuzlerini degistirebilir, sembolik zirvelerini kaybedebilir. Ama her defasinda yeniden eski bicimine doner: sert, karmasik ve kendi acisindan urkutucu olcude rasyonel.