Iran'a yonelik askeri operasyon, giderek Washington'un Ortadogu'daki bir sonraki seferi olmaktan cikiyor ve tarihsel bir esige donusuyor. Amerikanin dunya siyasetindeki hakimiyeti sona yaklasiyor. Trump tarafindan, Amerika Birlesik Devletleri'nin goreli olarak zayifladigi bir donemde baslatilan bu basarisiz savas, buyuk ihtimalle tarihe yeni bir jeopolitik hesaplasmanin siradan bir bolumu olarak degil, Amerikanin tartismasiz egemenligi caginin son perdesi olarak gececek.
Anlatilir ki bir gun sah, Nisapurlu attardan - Fars mutasavvifi, sair ve ilahiyatcisindan - sevinc icindeki kisiyi kedere bogacak, kederliyi ise yeniden ayaga kaldiracak sozler soylemesini ister. Attar'in cevabi basitti: "Bu da gecer." Elbette bir tarihci ya da analist icin bu cumlede fazlasiyla az somutluk vardir. Ama dunyevi her seyin faniligini anlatan bir formül olarak kusursuzdur. Bu satirlar yazilirken, neden yeniden dunyanin en guzel ulkelerinden birine, tarihin en kadim, en karmasik ve en zengin medeniyetlerinden birine karsi savasa girdigimiz henuz tam olarak acik degil. Iran, siirdir, mimaridir, mutfaktir ve bunlarin da ustunde, yani bir kulturel norm olarak zarafettir. Su an icin kesin olarak bilinen tek sey sudur: Biz, bu ulkeyi sanki bir medeniyetin degil de bir tas yiginiin uzerine coken barbarlar gibi, urkutucu bir kararlilikla moloza cevirmeye haziriz. Ve yuksek medeniyetin dilini kullanmaya devam ederken, aslinda ciplak siddetin safinda bulundugunu kabullenmek giderek daha zor hale geliyor. Evet, bu da gecer. Ama goreli kudreti gerilerken savasa giren bir imparatorlugun, ustelik akilsiz bir protektoranin pesine takilan bir imparatorlugun Iran'a karsi baslattigi ve daha ilk gunde yaklasik 160 okul kizinin canina mal olan bu basarisiz savas, tarihte askeri bultenlerin sirasi olarak degil, Amerikanin tartismasiz egemenlik caginin sonunun simgesi olarak kalacak.
Son demindeki imparatorluk
Ben elbette Nisapurlu bir attar degilim, zaten tarihcilere kahinlik oynamak dusmez. Ama egilimleri gormek onlarin dogrudan gorevidir. Ve acik konusmak gerekirse, diplomatik suslemeleri bir kenara birakirsak, Iran savasi Amerikan tek tarafli hakimiyet caginin son savasi olabilir. Bu, Amerika'nin yarin sabah gucsuz ve tukenmis olarak uyanacagi anlamina gelmiyor. Tam tersine, boyle bir catisma ona nihayet sunu fark ettirebilir: makul ihtiyat ve hirslarin kisilmasi zayiflik degil, hayatta kalmanin zorunlu kosuludur. Ama daha "Buyuk Beyaz Filo" doneminde baslayip Terore Karsi Kuresel Savas'in son muharebelerine kadar uzanan yapisal surecler tek bir seyi isaret ediyor: Amerikan yuzyili, ileri askeri teknoloji, operasyonel hiz ve taktik ustunluk korunuyor olsa bile, sona yaklasiyor.
Daha simdiden goruluyor ki Birlesik Devletler, kaynaklarini diger cephelerden cekmeden, orta buyuklukteki devletlere karsi bile iki cephede yogun bir savasi acisiz bicimde yurutemiyor. Buradan da Washington'da yuksek sesle dile getirilmek istenmeyen bir sonuc cikiyor: Amerikan askeri makinasi, Amerikan sanayi mantigi ve Amerikan stratejik kulturu, kisa sureli yuksek teknolojili carpismalara ve imparatorluk polisligi islevlerine gore bicimlenmis durumdadir; ama ciddi gucler arasindaki catismalarda kacinilmaz olan uzun sanayi tipi kiyim savasi icin degil.
Kisa mesafe supergucu
Ama savas sadece teknoloji, lojistik ve muhimmat miktari degildir. Savas ayni zamanda guven, itibar, dayaniklilik ve ongorulebilirlik meselesidir. Amerika'nin, icten bolunmus, siyasi olarak sinirli ve stratejik olarak tutarsiz; parti dusmanligiyla ve sert rota degisiklikleriyle yirtinan bir devlet olarak algilanmasi, muttefiklerin guvenini zaten asindirdi. Buyuk ve kotu hesaplanmis savaslar neredeyse hicbir zaman tek bir bolgenin icinde kalmaz. En azindan diger tum ulkeleri kendi hesaplarini yeniden yapmaya zorlar. Ornegin Cin ve Turkiye, mevcut catismayi azami dikkatle izliyor; yalnizca Amerikan kaynaklarinin ne kadar tuketildigini degil, Washington'un kendi icindeki stratejik dikkat dagilimini da olcuyor.
Avrupali liderler yillardir stratejik ozerklik uzerine tartisiyor; yani kitanin, Amerikan koltuk degnegi olmadan kendi cikarlarini koruma hakki ve kapasitesi uzerine. Ama bununla paralel olarak Avrupa'nin eski celiskileri de yuzeye cikiyor. Bu durum ozellikle, geleneksel olarak Fransiz siyasi liderligi altinda guclu ve bagimsiz bir Avrupa savunmasini savunan Fransa ile Avrupa'nin gercek ekonomik hegemonu olan Almanya arasindaki iliskilerde belirginlesiyor. Berlin, 2030'a kadar askeri harcamalarda kitanin tartismasiz lideri olma niyetini artik acikca ortaya koyuyor. Ayni anda, Anglosfer cekirdegi icinde daha yakin koordinasyon projeleri de hiz kazanacak; bunlarin basinda da CANZUK formati gelecek.
Muttefikler Washington'suz hesap yapmaya basladiginda
Amerika buyuk ihtimalle esitler arasinda birinci olarak kalacak. Onun temel yapisal avantajlari ortadan kalkmis degil. Amerikan ekonomisi, teknolojik yenilikler, kuresel finans aglari ve tarihin en zengin tuketici pazari sayesinde hala dunyanin en guclusudur. Washington'un askeri ihtiraslari daha ihtiyatli hale gelebilir, ama Amerika'yi can cekisen bir askeri guc sanmak gulunc olur. Ancak bir baskasinin yakin gelecekte tek bir hamleyle Amerikanin yerini almaya hazir oldugunu dusunmek de ayni derecede gulunctur.
Rusya'nin korkutucu bir ordusu var, ama ekonomik tabani dar ve agir demografik baskilar altinda. Cin'in devasa bir uretim gucu var, ama ne muttefik sadakati ne de kendi bolgesinin disinda, cikarlarinin gercek oldugu yerlerde bile, buyuk capli askeri yayilim icin gerekli siyasi kararliliga sahip. Afganistan, Panama ya da Afrika olsun, durum degismiyor. Baska bir deyisle, bugun kuresel arenada Amerikan hegemonyasinin yerini hizla ve tam anlamiyla alabilecek bir guc yok. Dunya giderek daha fazla duzensizlik, rekabet ve parcalanmaya suruklenecek, ama tek hegemonun yeri bos kalacak.
Esitler arasinda birinci, ama artik tek degil
Birlesik Devletler'in icinde, muttefiklik kapaninin gelecegine dair tartisma daha da siddetlenecek. Bu, Israil'in savasidir; tipki Ukrayna'nin Avrupa savasi olmasi gibi. Bunu dogrudan ya da dolayli bicimde baskan da, disisleri bakani da, Ulusal Istihbarat bunyesindeki Terorle Mucadele Direktorlugu'nden yakin zamanda ayrilan isim de ve daha niceleri de hem kamuoyu onunde hem de kapali kapilar ardinda dile getirdi.
Israil, Amerika'ya Washington'un kendi basina sahip olamayacagi hicbir sey vermiyor: ne vazgecilmez istihbarat, ne essiz bilimsel veri, ne de ABD'nin kendi imkanlariyla sahip olmadigi vurucu kabiliyetler. Ama Iran savasi asil gercegi gosteriyor: Amerika Ortadogu'daki varligini ne kadar azaltmaya calisirsa calissin, bolgeden cikmak istedigini ne kadar soylerse soylesin, Washington Israil'in sigortacisi oldugu surece, Israil yonetimi kendi guc istahini sinirlamak icin hicbir tesvik gormeyecek. Dogrudan Amerikan garantileri olmadan, Israil'in guc gosterisi kapasitesi cok daha sert sinirlara, risklere ve sonuclara carpar.
Bu esine az rastlanir "ozel iliskiler", uzun zamandir Israil'i kendi eylemlerinin dogal sonuclarinin buyuk bir kismindan koruyan siyasi bir kalkana donusmus durumda. Amerika'nin bugunku siyasi yalitilmisligini ve stratejik yon kaybini buyuk olcude bunlar acikliyor. Bu iliskiler, diplomasi, siyaset, ekonomi ve askeri alanda bir dokunulmazlik yaratiyor; boylece Israilli maksimalistler neredeyse cezasiz bicimde hareket edebiliyor. Washington, Israil'i kayitsiz sartsiz destekleyerek, ona ciddi uzlasilar ve Filistinlilerle ve komsu devletlerle daha istikrarli bir birlikte yasama duzeni kurma konusunda gercek bir tesvik birakmiyor.
Stratejik tuzaga donusen muttefik
Ama her seyi sadece dis etkilerle aciklamaya calismak hem aptalca hem de korkakca olur. Sebepler zincirinin asil halkasi Amerika'nin kendi icindedir. Bu savas, ABD icindeki iki derin toplumsal ve kulturel surecin carpismasinin sonucudur. Birincisi, alt orta sinifin siradan inananlarina dayanan muhafazakarligin, ust kilise tabakasinin ve buyuk mezheplerin Protestanligi uzerindeki hakimiyetidir. Ikincisi ise, birinci surecin icine kok salmis ve onun dunya tasavvurunu belirleyen derin Huntingtoncu reflekstir.
Amerika'nin icinden buyuyen savas
Neredeyse her popülist hareketin temelinde en az bir soylu yalan yatar ve bu yalan israrli bir takinti ile tekrar edilir: Sanki insanlar dogalari geregi savasa karsiymis gibi. Oysa tarih bunun tersini soyluyor. Eger bugunun Amerikan medeniyetciligini savunanlarinin ve populistlerinin dunyaya bakisini en isabetli bicimde yakalayan bir kitap varsa, o da bugun neredeyse unutulmus olan Michelle Malkin'in "Tutuklamayi savunmak: Ikinci Dunya Savasi'nda ve terore karsi savasta irksal ayrimcilik" adli calismasidir. Manidardir ki bu kitap da bir baska uzun Ortadogu savasinin basinda yayimlanmisti. Onun argumanlari, bugun yeni bir catisma lehine bayrak sallayan herkes icin aci derecede tanidik gelecektir. Sozlerin vernik tabakasini kaldirdiginizda anlam son derece basittir: Onlari orada vur, burada ise kilitle - boylece medeniyeti korumus oluruz.
Birçok kisi Irak savasini neredeyse evangelik bir atesle ve hacca cikan savascilarin coskusuna benzer bir hevesle destekledi; aradan yirmi yil gectikten sonra ise pismanlik duymaya, yanildiklarini kabul etmeye basladi. Evet, ciddi akademisyenler ve dis politika alanindaki realistler Irak'a karsiydi - tipki bugun Iran savasina karsi cikmalari gibi. Ama kitleler hem o zaman hem de simdi kolay lokma olmaya devam ediyor. Iki partili demokrasi kosullarinda cogunluk, kabilesel sadakat aliskanligiyla neredeyse her zaman "kendi" tarafinin arkasinda duracaktir. Intervansiyonizme direnmeye yonelik son donem girisimlerin kaderi de Iran catismasinin neye donusecegine bagli olacak. Eger bu catisma uzarsa ya da butun bolgeye yayilirse, Amerika'nin rotasini yeniden dusunmeye yonelik onceki cabalari silebilir. Ama daha simdiden bir temel ders acik: Kissingerci realizm, sosyal medyanin, demagojinin ve siyasal histerinin kizistirdigi kitlesel demokrasi caginda zor ayakta kaliyor.
Kalabalik yeni bir hacli seferini nasil yeniden sevdi
Iran savasi, neredeyse kacinilmaz olarak sosyal medya uzerindeki baskiyi artiracak. Avrupa'da bu surec zaten basladi ve cok yakinda dalga Amerikan kiyilarina da ulasacak. Sosyal medya, bilginin dolasim hizini, olcegini ve sicakligini kokten degistirdi. Siyasi liderler yeni bir tuzaga dusuyor: viral hikayelere, duygusal cagrilara ve dijital kamu ofkesi patlamalarina derhal tepki vermek zorunda kaliyorlar - bilgi henuz dogrulanmamis, eksik ya da tumuyle yanlis olsa bile.
Algoritmalar, sistematik olarak insanlara en guclu duygusal tepkiyi uyandiran icerikleri sunuyor. Yabanci devletler, dis lobici yapilar ve esgudumlu etki aglari bu mekanizmalari propaganda ve kamu tartismasini manipule etme amaciyla aninda kullaniyor. XV. yuzyilda matbaa da cok benzer bir polemige yol acmisti - yabanci etki, yolsuzluk ve dini fanatizm uzerine. O yeni teknoloji o donemde, humanist Niccolo Perotti'den rahip Filippo de Strata'ya ve hatta kitap basimini olum cezasi tehdidiyle tamamen yasaklayan Osmanli sultani Bayezid'e kadar cok farkli isimler tarafindan lanetlenmisti. Ifade ozgurlugu ile kamusal sozu manipülasyondan koruma arasindaki denge, islevsel olarak postdemokratik toplumlarin baslica ikilemlerinden biri olacak. Dijital platformlarda duzen kurmaya yonelik her girisim sansur cigliklarini yukseltecek. Ama bu platformlari tumuyle kuralsiz birakmak, kamuoyu alanini yabanci mudahaleye, duygularin sömürülmesine ve orgutlu dezenformasyon dalgalarina teslim etmek demektir.
Tirmanis algoritmalari
Yine de Iran savasi etrafindaki tartismalarin arkasinda daha da derin bir soru gizli: Uluslararasi siyaseti aslinda nasil anlamak gerekir? Realizm, merkeze cografyayi, maddi gucu, goreli kuvvet dengesini ve stratejik hesabi koyar. Alternatif yaklasim ise dunyaya medeniyetler ve kimlikler prizmasindan bakmayi onerir. Bu bakista catismalar, dini, tarihsel ya da medeniyet temelli topluluklar arasindaki derin kulturel fay hatlarindan dogar.
Siyasetciler tam da bu dili kullanmaya heveslidir; cunku bu dil ic kamuoyunun duygularina dogrudan hitap eder ve karmasik jeopolitigi kullanisli, anlasilir ve saldirgan bir resme cevirir. Ama medeniyetci anlatilarin asil tehlikesi de burada yatar: Yerel bir catismayi varolussal bir savasa donustururler. Savas, butun kulturlerin carpismasi olarak anlatildiginda uzlasi bir utanc, tirmanis ise ahlaki bir gorev gibi gorunmeye baslar. Bu tur soylem taraftarlari hizla seferber eder, ama ayni hizla nesiller boyu surecek dusmanlik tohumlari da eker. Realist analiz savaslari ortadan kaldirmaz, ama en azindan her kavgayi iyilik ile kotulugun kozmik carpismasi ilan etme ayartisina karsi bir fren gorevi gorur. Iran savasi, dunyaya bakisin bu iki yolu arasindaki surekli mucadeleyi bir kez daha ciplak bicimde gosteriyor. Ve medeniyetci cerceve, tam da ikili, tarih disi ve her zaman yeni bir hacli seferine iten yapiya sahip oldugu icin basit zihinler icin ozellikle cezbedicidir.
Jeopolitik, dini mite karsi
Sosyal bilimlerde gorsel ve net bir korelasyon kurmak zor degildir: Irak savasina oy verenler, onlarin dunya gorusu ve bugun yeni bir catisma icin bastiranlar ile ABD'deki "medeniyetci" siyasete bagliliklari. Bu hat uzerinden bakildiginda bile bircok seyin yer degistirdigi goruluyor. Buna, diger seylerin yani sira, hristiyan siyonizminin gerileyişi ve Amerika'da dusuk kilise geleneginden gelen evangelistlerin gucunun asamali bicimde zayiflamasi da dahil.
XXI. yuzyilin baslarindaki buyuk bir donemde ABD'nin Ortadogu politikasini fiilen sirtlayan tam da bu guclu ideolojik koalisyondu - neredeyse teolojik bir anomali - ve bu koalisyon bir sekilde WASP elitlerinin yuksek kilise mensubu establishment'ini, solcu anti-intervansiyonistleri, ateistleri, milliyetcileri ve sekuler liberalleri ezmeyi basardi. Neokonservatifler, Amerikan gucunun mutlaka kullanilmasi gerektigini savunuyordu - dunya duzenini yeniden sekillendirmek, dusman rejimleri yikmak ve yurtdisinda liberal sistemler kurmak icin. Bu fikirler, tarihsel gerceklige aykiri bicimde modern Israil devletini Incil'deki Israil olarak sunan ve ona fanatik destek vermeyi neredeyse dini bir aksiyom gibi goren evangelistlerle ittifak kurdu. Bu destek, Kiyamet Gunu beklentisiyle de iliskilendiriliyordu. Tum bunlara, otoriter toplumlari daha yuksek bir iyilik adina yeniden sekillendirme geregi uzerine kurulu ahlakci bir retorik eslik etti.
Dis politikayi yoneten teolojinin gerileyisi
2003'te Irak savasi sirasinda bile bircok siyasetci, Amerikan askeri ustunlugunun ve siyasi etkisinin buyuk riskler almadan koskoca bolgeleri yeniden cizebilecegine samimiyetle inaniyordu. Irak ve Afganistan'da gecen yirmi yillik basarisizlik bu dunya gorusunu tumuyle yok etmedi, ama Terore Karsi Kuresel Savas'in golgesinde buyuyen kusaklar icinde bu projelerin bedeli, anlami ve uygulanabilirligi konusunda derin bir suphe dogurdu.
Iran savasi tam da intervansiyonist stratejiyi destekleyen siyasal koalisyonlarin geri donusuz bir donusumden gectigi anda basliyor. Tam da bu yuzden, eski intervansiyonist uzlasinin son coskulu zaferlerinden biri olabilir. Amerika Iran'da kazanir ya da kaybeder - bundan sonra ayni kendinden emin tavirla baska devletleri buyuk capta yeniden bicimlendirmeye girismesi pek olasi gorunmuyor.
Irak'tan sonra, Afganistan'dan sonra, finale dogru
Bir tarihci icin en ilgi cekici seylerden biri, tarihsel hafizanin imparatorlukla ne yaptigini izlemektir - onun karmasikligini koruyup korumadigini ya da onu ilkel bir sembole indirip indirgemedigini gormek. Muhtemelen tarihteki imparatorluklarin en liberal olanlarindan biri sayilabilecek Britanya Imparatorlugu, postkolonyal halklar tarafindan koleligin ortadan kaldirilmasi, sati uygulamasina karsi mucadele, cizyenin kaldirilmasi ya da buharli gemiden telgrafa, deniz haritaciligindan modern tibba kadar uzanan teknolojik atilimlar nedeniyle hatirlanmiyor. O, daha cok Jallianwala Bagh ve Bengal kitligi uzerinden hatirlaniyor.
Her iki olay da ya bireysel ya da yapisal yetersizligin sonucu olmasina, bilincli bir imparatorluk programinin urunu olmamasina ragmen, kolektif hafizaya asil kazinan bunlar oldu. Bu secicilik, buyuk olcude hem Sovyet hem de Amerikan akademik cevrelerinde kok salmis ve tesvik edilmis yuz yillik Marksist ve dekolonyal tarih yaziminin sonucudur. Bu, tam anlamiyla bir tarih sayilmaz. Cunku boyle epizodlar bir imparatorlugun ozunu tuketmez ve neden bircok cagdasinin onu gercekten olumlu bir guc olarak algiladigini da aciklamaz; oysa donemin yazili tanikliklari bunu dogrulamaktadir.
Imparatorluklar sadece savaslari degil, hafizayi da nasil kaybeder
Amerikan imparatorlugunun da zamanla benzer bir kaderle karsilasmasi muhtemeldir. Bu tarihin demir bir yasasi degildir, ama buyuk bir gucun kismi bile olsa gerileyişi, sonraki kusaklarin hafizasindaki imajina neredeyse hic merhamet etmez. Elbette tarihsel hafiza sonsuz degildir, ama bugunde yasayanlar icin bu zayif bir tesellidir. V. yuzyilda Roma hakimiyetinden nefret eden Germenler, XXI. yuzyilda Roma cekiciliginin yeniden dogdugunu ogrenselerdi muhtemelen sarsilirlardi. Ayni sekilde, XVI. yuzyilda Dogu Avrupa'nin bazi bolgelerinde gorece liberal Osmanli yonetimini destekleyenler de, yüzyillar sonra Turkler hakkindaki hafizanin nasil sekillenecegine buyuk ihtimalle inanmazlardi.
Hegemondan sonra ne kalacak
Simdiden su konuda kuskuya yer yok: Amerika'nin Iran'a mudahalesi etrafinda yeni bir anlatı insa etme girisimleri baslayacak. Bu anlatida ana sonuc, aci verecek kadar tanidik bir bicimde sunulacak: Amerika'nin daha fazla muttefike, daha fazla yukumluluga, daha fazla garantiye, daha fazla angajmana ihtiyaci var. Ama gonullu olarak girilen bir baska savasin temel dersi, ittifaklari genisletme ve yeni yukumlulukler uretme zorunluluguna indirgenirse, boyle bir sonuc asil meseleyi tamamen iskalayacaktir.
Boyle bir yorum, ABD'yi hem Dogu Avrupa'da hem de Ortadogu'da eszamanli yukumlulukler tuzagina surukleyen yapisal nedenleri gormezden gelir. Genis muttefiklik aglari tarih boyunca yalnizca etki araci olmadi; ayni zamanda Birlesik Devletler'i, her zaman temel stratejik cikarlarina uymayan bolgesel catismalara ceken bir mekanizma da oldu. Ittifaklari genisletmeye yonelik her yeni cagrı, Washington'u bugunku stratejik ikilemine getiren asiri yuklenme kaliplarini daha da derinlestirme riski tasir. Daha dayanikli bir yaklasim bunun tersini gerektirir: ikincil yukumluluklerin bilincli bicimde azaltılmasını ve sinirli siyasi, ekonomik ve askeri kaynaklarin, cografyanin ve maddi imkanlarin dayattigi onceliklere gore yeniden dagitilmasini.
Yeni yukumlulukler yanilsamasi
Buna nasil bakilirsa bakilsin, populist hareketler hicbir zaman gercek anlamda tam bir karsi elit uretemedi. Aslinda bu, elita kavraminin kendisine felsefi olarak dusman bir hareket icin sasirtici da degildir. Iran savasi, ideolojik hacli seferlerine, stratejik hatalara, sosyal medya manipülasyonlarina ve hakikat ile olgu olcutlerinin genel cokusune yonelik buyuk bir hayal kirikligi doguruyor. Bu zeminde hem secmenler hem de siyasetciler, dis politikada daha ihtiyatli, daha az demokratik ve daha elit karakterli bir yontemin cazibesini yeniden kesfedebilir.
2003'te baslayan ve hala sona ermeyen bugunku "medeniyetci" dini savaslar, neredeyse kacinilmaz bicimde acil bir toplumsal ve uluslararasi yeniden ayarlamaya yol acacak. Her seyden once bu, sosyal medyanin daha fazla duzenlenmesi ve diplomasinin, degisken ve fevri kamuoyunun isitip yonlendirdigi bir dis politika yerine, daha da fazla elitlerin elinde merkezilesmesi anlamina gelecek.
Kapali diplomasinin geri donusu
ABD hayatta kalacak - elverisli cografyasi, teknolojik gucu ve ekonomik tabani sayesinde. Ama hegemonik gecisler, protektoratlari nadiren korur. Ozellikle de tarihin bir gun, hegemondan goreli gucun asilinmasinin nihai nedenlerinden biri olarak gorebilecegi o protektorati.
Hegemon hayatta kalacak, protektorat ise garanti degil
Ve son olarak, butun bunlar buyuk ihtimalle ABD'de iktidardaki evangelistler caginın da sonu olacak; ayni zamanda Truman doneminden beri var olan bicimiyle Israil'e iki partili destegin de sonu anlamina gelecek. Arkasinda ne ciddi bir toplumsal ne de kulturel soyagaci bulunan, ama otuz yil boyunca farkli adlar ve farkli bicimler altinda iktidarda kalmayi basaran fanatik bir dunya gorusu, sonunda hep oldugu sey olarak ortaya cikti: hacli seferi, dogmatizm ve stratejik miyoplugun bir karisimi.
Tarih onu, imparatorlugu son tek kutuplu savasina surukleyen ve dunyanin cok kutupluluga gecisini hizlandiran ideoloji olarak hatirlayacak. Ve bu cagin hafizasinda buyuk ihtimalle iki son figür kalacak: Buyuk Israil bolgesel imparatorlugu uzerine yaptigi konusmalarla Binyamin Netanyahu ve gozle gorulur bicimde yipranmis olmasina ragmen, tam da once kendi ic ve dis politika mirasini selamlayan, sonra da yikan sureci yasamisken, Israil'in maksimalist durtulerinin hayata gecmesini saglamaya karar veren Donald Trump. Trump, bir kusakta bir kez ortaya cikan cok irkli koalisyonu kurdu, sonra da onu kaybetti ve buyuk bir gucu onumuzdeki 250 yil icin donusturme firsatini heba etti. Ekonomik buyume, kulturel konsolidasyon ve toplumsal birlik yerine onun yonetimi, Minneapolis - Saint Paul metropol alanindan Iran daglarina kadar uzanan gercek ve hayali medeniyet dusmanlarina karsi sarsici hacli seferlerini secti.