...

Besinci Antalya Diplomasi Forumu 19 Nisan'da sona erdi ve sonuclari artik siradan bir temsil etkinliginden degil, sekillenmis bir siyasi mekanizmadan soz etmeye imkan veriyor. Turkiye birkac yildir bu platformu, yalnizca nezaket beyanlarinin degil, yeni diplomatik yapilarin da saglamliginin sinandigi bir alan olarak sistemli bicimde insa ediyor. 2026'da bu mantik bilhassa acik bicimde ortaya cikti. Forum, Mapping Tomorrow, Managing Uncertainties - "Yarini tasarlamak, belirsizlikleri yonetmek" basligi altinda duzenlendi ve bu ifade suslu bir slogan degil, neredeyse kelimesi kelimesine gercegin kendisi oldu.

Akdeniz kiyisinda tartisilan sey akademik bir belirsizlik degildi; Iran, Gazze, Suriye, Avrupa guvenlik mimarisi, Karadeniz ve Dogu Akdeniz alaninin gelecegi, ulasim koridorlari, kritik mineraller, yapay zeka ve degisen guc dengesi gibi son derece somut krizlerdi.

Forumun olcegi de artik bolgesel sinirlari asti. Organizatorlerin resmi verilerine gore Antalya'da 150'den fazla ulkeden temsilciler, 460'i askin ust duzey katilimci ve diplomatlarin, akademik cevrelerin ve ogrencilerin de dahil oldugu yaklasik 5 bin misafirin bulunmasi bekleniyordu. Programda 40'tan fazla panel ve etkinlik yer aldi. Forumun mekani ise Belek'teki NEST Congress and Exhibition Centre oldu - 15 bin metrekare kapali ve buna ek olarak 5 bin metrekare acik alana sahip bir kompleks. Kapanista Hakan Fidan, 23 devlet ve hukumet baskani, 13 lider yardimcisi, 50 bakan, 150 ulke ve 66 uluslararasi kurum temsilcisi, 52 ayri oturum ve yaklasik 6400 katilimcidan soz etti. Baslangic ve kapanis rakamlarini ayni tablonun farkli kesitleri olarak kiyaslasak bile temel gercek degismiyor: forum artik "Turk diplomatik saloni" formatini kesin bicimde geride birakti ve buyuk bir uluslararasi siyasi bulusma noktasina donustu.

Antalya'nin asli onemi ise rozetlerin ve konvoylarin sayisinda degil. Turkiye forumu, kendi dis politika modelinin siyasi vitrini olarak kullaniyor. Bu model uc temel ayak uzerine kurulu. Birincisi, arabulucu olarak Turkiye ya da daha dogru bir ifadeyle iletisim kanallarinin organizatoru olarak Turkiye. Ikincisi, Bati, Musluman dunyasi, postsovyet alan ve Kuresel Guney arasynda bagimsiz bir diplomatik cekim merkezi olarak Turkiye. Ucuncusu ise ideoloji degil, islevsellik sunan bir devlet olarak Turkiye: muzakereler icin oda, temas, telefon hatti, bakanlik formati, protokol cercevesi, hazir altyapi ve siyasi destek.

Iste bu nedenle Antalya bugun bircok klasik uluslararasi konferanstan farkli isliyor. Burada ogretici ve ustenci retorik daha az, diplomatik muhendislik ise daha fazla. Her surec kamuoyu onunde baslamiyor, her taraf ayni salona girmiyor, her gorusme ortak bildiriyle bitmiyor. Ancak dunya diplomasisinin onemli bir bolumunun yaptirim ultimatolarina, medya gosterilerine ve vekalet savaslarina dagildigi bir cagda, farkli siyasi diller konusan aktorleri ayni yerde toplama kabiliyetinin kendisi bile basli basina bir sermayeye donusuyor.

Bu yilin forumundaki en hassas baslik - ve adeta tum temel temaslarin gizli ekseni - Iran meselesiydi. Bu konu Antalya'da resmi olarak merkez tema halinde degil, ana gorusmelerin neredeyse tamamindan gecen bir zemin olarak hissedildi. Forumdan birkac gun once Cumhurbaskani Recep Tayyip Erdogan, Ankara'nin ABD ile Iran arasindaki ateskesin uzatilmasi icin calistigini ve muzakerelerin devamini destekledigini acikca ifade etti. Turk yonetimi daha en basindan kendisini tirmanmadan degil, istikrardan yana bir guc olarak konumlandirdi. Forum arifesinde Turkiye Savunma Bakanligi da Washington ile Tahran'a, kirilgan duraklamayi daha istikrarli bir formata donusturmek amaciyla "yapici" gorusmeler cagrisi yapti.

Forum marjinda bu cizgi daha somut bir icerik kazandi. Hakan Fidan, Turkiye, Suudi Arabistan, Misir ve Pakistan'in katildigi dortlu formatta bir toplanti gerceklestirdi. Bu son derece anlamli bir kompozisyondu. Pakistan, Iran dosyasinda operasyonel bir arac aktor; Suudi Arabistan ve Misir, Arap dunyasinin siyasi agirlik merkezleri; Turkiye ise hem Tahran'a, hem Washington'a, hem Arap baskentlerine, hem de NATO'daki Avrupali muttefiklere ulasabilen bir baglanti dugumu. Burada mesele yeni bir askeri-siyasi blok kurmak degil, dis guc merkezlerinin dogrudan dayatmasi olmadan bolgesel bir diplomatik konfigurasyon insa etme girisimiydi. Fidan'in ifadelerine gore vurgu, istikrar, ekonomik isbirligi, baglantisallik ve catismalarin sona erdirilmesi uzerine yapildi.

Tam da burada forumun bir baska onemli ozelligi belirginlesti. Antalya, ABD ile Iran arasynda dogrudan muzakerelerin yapildigi bir mekan olmadi. Ama zaten olmasi da gerekmiyordu. Onun islevi baska: pozisyonlari senkronize etmek, gerilimin bir kismini dusurmek, temas hatlarini netlestirmek, kimin kiminle konustugunu ve kimin iletisim yukunu ustlenmeye hazir oldugunu gostermek. Disaridan bakildiginda bu, gorkemli bir son deklarasyondan daha az etkileyici gorunebilir. Oysa gercekte bu tur "muzakere oncesi diplomasi" cogu zaman daha belirleyicidir. Cunku buyuk uzlasmalarin onsuz islemedigi zemini o hazirlar: kosullari olgunlastirir, beklentileri dengeler, resmi surecin cokmesini onler.

Turkiye forumu daha genis Ortadogu cercevesinde kendi rolunu tahkim etmek icin de kullandi. Gazze ayri bir dikkat odaigi oldu. Forum marjinda Fidan, Filistin basligi uzerine bir gorusme gerceklestirdi. Devam eden kriz ortaminda bu durum, Ankara'ya Ortadogu gundeminden cekilmeye niyeti olmadigini ve bu gundemi uluslararasi tartismanin merkezinde tutmak istedigini bir kez daha vurgulama firsati verdi. Paralel olarak Turk diplomasisi, bolgeye yaklasiminin askerilestirme uzerine degil, siyasi surec uzerine kuruldugunu gostermeye calisti. Bu, Turkiye icin ozellikle onemli. Cunku geleneksel bolgesel duzen ne kadar derinden sarsilirse, en azindan asgari duzeyde isleyen bir diyalog platformu sunabilen devletin degeri o kadar artiyor.

Suriye dosyasi da Antalya'da en az bunun kadar onemliydi. Foruma Suriye gecis donemi Cumhurbaskani Ahmed es-Sara katildi. Onun varligi acik bir gercegi teyit ediyordu: yeni Suriye gercekligi artik Turkiye'nin dis politika mimarisine yerlestirilmis durumda. Ankara, Suriye hattini yalnizca bir guvenlik alani degil, ayni zamanda diplomatik bir varliga donusturuyor. Bu da Turkiye'ye hem Arap baskentleriyle, hem Rusya ile, hem de Bati ile yurutulen temaslarda ilave agirlik kazandiriyor. Antalya'da Turk diplomatlarin yaninda Suriyeli, Rus ve Ukrainali temsilcilerin de bulunmasi dikkat cekiciydi. Bu, pozisyonlarin ortustugu anlamina gelmiyor. Ama Turkiye'nin, yollari normalde birbirinden ayrilan taraflari ayni noktada bir araya getirme hakkini sistemli bicimde kendisine yazdigi anlamina geliyor.

Rusya'nin forumdaki varligi da ayri bir belirtiydi. Sergey Lavrov, Hakan Fidan ile gorustu ve ayni zamanda ABD ile ekonomik iliskilerin gelecegini konusmanin zamaninin geldigine dair aciklamalar yapti. En genis cercevede bu su anlama geliyor: Moskova, baska muzakereler bulunsa bile Turk diplomatik cevresinin icinde kalmayi faydali goruyor. Nedeni basit. Ankara bugun, Rusya'nin NATO temsilcileriyle, Ortadogu, Asya ve Avrupa alaninin bir bolumuyle tam tecride dusmeden ve onceden kapatilmis bir senaryoya mahkum olmadan ayni anda konusabildigi sayili baskentlerden biri. Bu durum, Turkiye icin forumun agirligini artiriyor; Rusya icin ise dis politika manevra alanini genisletiyor.

Tartismalarin Avrupa boyutu da en az bunun kadar dikkat cekiciydi. Forum sirasinda Fidan, ABD'nin Avrupa guvenlik mimarisinden koordinasyonsuz ve yikici bir bicimde cekilmesinin dogurabilecegi riskler konusunda oldukca sert konustu. Bu, yalnizca Bruksel'e degil, Washington'a da verilmis bir mesajdi. Ankara, euroatlantik guvenligin bir sonraki versiyonunun sekillenmesine yalnizca disaridan bakan bir aktor olarak degil, bizzat dahil olan bir oyuncu olarak katilmak istedigini gosteriyor. Burada onemli olan bir diger nokta da su: Turkiye bunu ikili karakter tasiyan bir konumdan yapiyor. NATO uyesi ama AB uyesi degil; Bati'nin askeri sisteminin parcasi ama ayni zamanda Avrasya'da, Ortadogu'da ve Afrika'da ozerk bir rol talep ediyor. Antalya Forumu da ona, bu dillerin hepsini ayni anda konusma imkani veriyor.

Diplomatik cografya uzerindeki mucadele ve Ankara'nin yeni stratejik rolu

Iran ve Gazze hakkindaki mansetlerin ardinda sik sik gozden kacan bir baska katman daha var - bu da diplomatik cografya uzerindeki mucadele. Turkiye uzun suredir dunya siyasetinin artik sadece New York'ta, Cenevre'de, Bruksel'de ya da Munih'te tartisilmak zorunda olmadigini gostermeye calisiyor. Bu anlamda Antalya bir tatil beldesi dekoru degil, dogrudan siyasi bir beyan niteliginde. Akdeniz kiyisindaki bu sehir, Kuresel Guney'in, Turk dunyasinin, Balkanlarin, Kafkasya'nin, Afrika'nin ve Ortadogu'nun daha gorunur bicimde soz alabildigi yeni bir diplomatik topografinin sembolune donusuyor. Nitekim forum kapsaminda Turk Devletleri Teskilati hatti, Balkan Baris Platformu, Afrika acilimi ve ADF Youth genclik parcasi uzerinden ayri gorusmeler yapilmasi tesadufi degildi.

Antalya Forumu, sadece Turkiye'nin diplomatik etkinligindeki artis degil, bundan daha derin bir degisimi ortaya koydu. Asil gosterilen sey, Turk dis politikasinin mantiginin bizzat degismekte olduguydu. Daha birkac yil once Ankara, bircok ortak tarafindan once Suriye'de, Libya'da, Dogu Akdeniz'de, Guney Kafkasya'da ve Karadeniz'de patlak veren krizlere hizli, sert ve anlik tepki veren bir devlet olarak algilaniyordu. Simdi ise Turkiye giderek daha belirgin bicimde reaktif guc konumundan cikmaya ve cok daha karmasik bir role yerlesmeye calisiyor - yani daha krizler geri donulmez bir asamaya ulasmadan once, muzakerelerin altyapisini, temaslarin mimarisini ve krizlerin sadece tartisilmadigi, ayni zamanda siyasi olarak "islendigi" diplomatik bir ortami onceden insa eden bir ulke rolune. Niteliksel degisim de tam burada yatıyor: baskalarinin gundemine cevap vermek degil, o gundemin toplanacagi, yeniden paketlenecegi ve istenen yone sevk edilecegi alani bizzat kurmak.

Forumun kendisi de tam olarak boyle bir ortam olarak tasarlandi: 150'den fazla ulke, baslangicta 460'i askin ust duzey katilimci, yaklasik 5 bin misafir, 40'tan fazla panel ve etkinlik; kapanis verilerine gore ise 23 devlet ve hukumet baskani, 13 lider yardimcisi, 50 bakan, 66 uluslararasi kurum temsilcisi, 52 oturum ve yaklasik 6400 katilimci. Bu artik basit bir konferans dekoru degil, surekli isleyen bir diplomatik uretim hattinin taslagi.

Bir devlet, tek seferlik ve prestijli bir toplantinin ev sahibi oldugunda bu kuskusuz onemlidir, ancak onu tek basina bir guc merkezine donusturmez. Guc merkezi ancak resmi, yari resmi, kulis, teknik, on gorusme ve esgudum nitelikli temaslarin duzenli akisinin o devlet uzerinden gecmeye baslamasiyla ortaya cikar. Ankara'nin acikca tam da bunu hedefledigi goruluyor. Bosuna degil, forumun resmi internet sitesi en bastan itibaren onu bir seremoni olarak degil, liderlerin, siyasetcilerin, diplomatlarin, akademik cevrenin, is dunyasinin, medyanin ve sivil toplumun bir araya geldigi bir platform olarak tanimladi. Burada asil onem tasiyan unsurlar yalnizca konusmalar degil; ikili gorusmeler, interaktif oturumlar, paralel formatlar ve uygulama deneyimi alisverisi. Yani Turkiye sadece bir "sahne" kurmuyor, her bir forumu ayni anda hem etkisini sergiledigi bir vitrin, hem bir muzakereler laboratuvari, hem de gelecekteki iletisim kanallarinin kuruldugu bir mekanizma haline getiren diplomatik bir uretim sistemi insa ediyor. Bu yaklasimda rastlantisal cok az sey var. Bu, uzun vadeli ve kurumsal bir calismadir.

Daha genis bir perspektiften bakildiginda, Turkiye klasik uluslararasi formatlarin krizinden dogan bir boslugu doldurmaya calisiyor. Eski platformlar - bazi BM kurumlarindan buyuk Bati forumlarina kadar - giderek daha fazla iki temel hastaliktan mustarip. Birincisi, ideoloji yuklenmesi ve rollerin onceden yazilmis olmasi; boylece bircok katilimci konusmak icin degil, hazir pozisyonlarini okumak icin geliyor. Ikincisi ise burokratik atalettir; bu yuzden uluslararasi mekanizmalar krizlerin kendi hizina yetisemiyor. Catismalar bir gun icinde sekil degistirirken diplomatik aygit haftalar sonra tepki verebiliyor. Iste bu nedenle, orta duzey resmiyet tasiyan ama esnek olan; bakanlari, liderleri, arabuluculari, burokratlari, ozel temsilcileri, is dunyasindan ve guvenlik cevrelerinden isimleri hizla ayni yerde toplayabilen platformlara ihtiyac artiyor. Antalya tam olarak bu talebe cevap veriyor. Burada yuksek statu, yeterince serbest bir gorusme konfigurasyonu ve cok farkli gucleri ayni platformda tutmaya yonelik Turk siyasi iradesi birlestirilmis durumda.

Bu durum en net bicimde Iran dosyasinda goruldu. Antalya, Washington ile Tahran arasynda resmi bir muzakereler sahasi degildi. Ama onemli olan da zaten buydu. Turkiye, ne pahasina olursa olsun "baslica arabulucu" rolune atilmaya calismadi. Daha ince ve daha hesapli hareket etti. Forum oncesinde Cumhurbaskani Recep Tayyip Erdogan, Ankara'nin ABD ile Iran arasindaki ateskesin uzatilmasi icin calistigini ve muzakerelerin surmesini destekledigini acikladi. Turk Savunma Bakanligi yapici diyaloq cagrisinda bulundu. Ardindan forum marjinda Hakan Fidan, Turkiye, Suudi Arabistan, Misir ve Pakistan disisleri bakanlarini bir araya getirdi. Bu formatin kendisi bile cok sey anlatiyor. Pakistan operasyonel arac aktor; Suudi Arabistan ile Misir, Arap siyasi mesruiyetinin kaynaklari; Turkiye ise neredeyse tum ilgili merkezlerle isleyen iliskilere sahip bir iletisim dugumu. Burada sahnelenmis bir "tarihi bulusma" yoktu. Ama ondan cok daha degerli bir sey vardi - muzakereler surecinin dis cevresini kurma ve destekleme calismasi. Sonradan kirilgan diplomasinin askeri, enerji kaynakli ve ic siyasi baskilar altinda ayakta kalip kalmayacagini belirleyen sey de tam olarak bu tur cevrelerdir.

Ankara'nin yeni hirsi da burada yatıyor. O, sadece dar anlamda bir arabulucu olmak istemiyor; ayni zamanda diplomatik ortamin operatoru olmayi hedefliyor. Arabulucu, taraflar arasynda mesaj ileten ya da pozisyonlari yakinlastirmaya yardim eden aktordur. Ortamin operatoru ise gorusmelerin ritmini, temas yogunlugunu, katilimci bilesimini, tartisma sirasini, genel atmosferi ve hatta siyasetin sicakligini belirleyen taraftir. Bu, etkide daha ust bir seviyedir. Bir ulke ortam operatorune donustugunde, kararlari dogrudan dayatmadan muzakerelerin geometrisini ayarlama imkanina sahip olur. Turkiye Antalya'da tam da bunu yapti. Sadece kapilari acmadi, kombinasyonlar kurdu. Ayni zaman dilimi icinde Gazze, Suriye, Balkanlar, Turk dunyasi, Avrupa, guvenlik ve ekonomik baglantisallik hakkinda gorusmeler yurudu. Bunlar birbirinden kopuk hikayeler degil. Bunlar Ankara'nin krizleri ortak bir diplomatik haritada toplama becerisine sahip oldugunu gostermeye yonelik bir girisim.

Forumun, Turkiye tarafindan dunya siyasetinin ayni anda birkac katmaninda isleyen bir mekanizma olarak kullanilmasi da son derece dikkat cekiciydi. En ust katta devlet ve hukumet baskanlari vardi. Orta katta bakanlar, hukumet yardimcilari ve uluslararasi orgut temsilcileri yer aldi. En altta ama hic de daha az onemli olmayan bir diger katmanda ise burokratik kadrolar, dusunce kuruluslari, genclik programlari, akademik ve uzman cevreler bulunuyordu. Bu cok katmanlilik gosteris icin kurulmus bir sus degildi. Cunku gercek diplomasi uzun suredir sadece kameralar onunde yapilmiyor. Once fikirler uzman ve yari resmi formatlarda test ediliyor, ardindan bakanliklar duzeyinde olgunlastiriliyor, sonra liderler arasi konusmaya tasiniyor. Tum bu katmanlarin ayni anda mevcut oldugu bir forum, yalnizca temaslarin degil, gelecekte alinacak kararlarin da fabrikasina donusuyor. Bu anlamda ADF artik tek seferlik bir etkinlik gibi degil, kurumsal bir ekosistem gibi isliyor.

Diger onemli boyut - cografya

Bir baska onemli boyut da cografyadir. Turkiye, Antalya'yi alisilmis Batı-merkezli uluslararasi iletisim haritasina alternatif bir diplomatik alan olarak bilincli bicimde insa ediyor. Burada Balkanlar, Ortadogu, Kafkasya, Orta Asya, Afrika, Avrupa'nin bir bolumu ve daha genis Kuresel Guney'in temsilcileri bir araya geliyor. Forum kapsaminda Turk Devletleri Teskilati hatti, Balkan Baris Platformu, Afrikali katilimcilar ve genclik parcasi uzerinden ayri gorusmeler yapildi. Bu son derece isabetli bir stratejidir. Ankara kendisini New York'un, Bruksel'in ya da Cenevre'nin yerine gecen bir merkez olarak degil, baska turden bir dugum noktasi olarak sunuyor - daha az ideolojik yuk tasiyan, daha esnek ama ayni zamanda siyasi agirligi olan bir dugum. Pek cok devletin birkac "dogru" platformun tekelinden yoruldugu bir uluslararasi sistemde, boyle bir alternatif cazip gorunuyor. Ozellikle de sesini duyurmak isteyen, ancak baskasinin hiyerarsisine tam olarak eklemlenmek istemeyen ulkeler icin.

Turkiye'nin sembolik sermaye uzerine yaptigi hesabi da kucumsememek gerekir. Antalya Forumu yalnizca pratik olarak diplomasi degil, ayni zamanda bir imge olarak diplomasidir. Turkiye kendisini dunyaya, ayni anda hem Rusya hem Ukraina ile, hem Arap baskentleri hem Bati ile, hem Islam dunyasi hem NATO ile, hem gecis donemi Suriyesi hem de Avrupali bakanlarla konusabilen bir ulke olarak gosteriyor. Hakan Fidan'in forumda, ABD'nin esgudumsuz bir geri cekilisi durumunda Avrupa guvenlik mimarisi icin dogabilecek riskler uzerine yaptigi degerlendirme, disaridan yapilan bir yorum degildi. Bu, gelecekteki guvenlik sisteminin yeniden tasarlanmasina katilma talebiydi. Ankara fiilen su mesaji veriyor: eger eski mimari catirdiyorsa, Turkiye onun sonuclarinin nesnesi degil, yeni duzenin yazarlarindan biri olmali.

Rusya acisindan da bu alana katilim son derece anlamlidir. Sergey Lavrov foruma sadece gelmekle kalmadi; Hakan Fidan ile gorustu ve platformu, ABD ile ekonomik iliskilerin gelecegini tartismaya hazir olduklarina dair kamuya acik sinyaller vermek icin kullandi. Bu da Moskova'nin Turkiye'yi gecici bir platform olarak degil, halen karmasik ve cok yonlu bir ortamda konusmanin mumkun oldugu az sayidaki noktadan biri olarak gordugunu gosteriyor. Ankara icin bu durum forumun statüsünü daha da yukseltiyor. Diger katilimcilar icin ise Turkiye'nin, baska kosullarda ayni sahneden kacinan aktorleri gercekten bir araya getirebildiginin kaniti oluyor.

Azerbaycan icin de boyle bir formatin onemi son derece aciktir. Cumhurbaskani Ilham Aliyev forumun acilisina katildi ve Antalya'da Turkiye Cumhurbaskani, Pakistan Basbakani, Moldova yonetimi, Kuzey Kibris lideri ve Suriye'nin gecis donemi yonetimi ile bir dizi ikili gorusme gerceklestirdi. Bu da ADF'nin yalnizca Turkiye'nin dis politika araci degil, Ankara'ya yakin ve bolgesel esgudumu genisletmek isteyen dost devletler icin de faydali bir calisma platformuna donustugunu gosteriyor. Baku icin boyle bir platform onemlidir; cunku ayni anda birkac alani birbirine bagliyor - Guney Kafkasya, Turk dunyasi, Ortadogu ve Dogu Akdeniz. Onumuzdeki yillarda da lojistikten enerjiye, guvenlikten yeni siyasi ittifaklara kadar pek cok temel mesele tam da bu alanlarin kesisim noktasinda belirlenecek.

Ancak en onemli sonuc yine de mevcut gorusmelerden ve mevcut krizlerden daha derindedir. 2026'da Antalya'nin onemi sadece bir tartismalar toplulugu olmasindan kaynaklanmadi; ayni zamanda yeni bir siyasi ritmin gosterisi olmasindan dogdu. Uluslararasi sistem artik eski tempoda yasamiyor. Krizler, klasik zirveler toplanmadan once patlak veriyor. Koalisyonlar onlarca yil icin degil, somut bir mesele etrafinda kuruluyor. Etki ise yalnizca askeri guce ya da ekonomi buyuklugune degil, diplomatik kombinasyonlari hizla uretebilme kabiliyetine de bagli hale geliyor. Bu tabloda kazananlar, kendi topraklarini, kendi burokrasilerini, kendi baglantilarini ve kendi itibarlarini surekli isleyen bir muzakereler mekanizmasina donusturebilen devletler oluyor. Turkiye'nin de tam olarak boyle bir guc olmak istedigi acik. O, olaylarin sadece katilimcisi degil; olaylarin icinden gectigi, yapilandirildigi ve muzakerelerle devam ettirildigi bir merkez olmak istiyor.

Bu anlamda Antalya Forumu, Turkiye'ye son derece degerli bir sonuc verdi. Yuksek ses getiren evrensel bir anlasma dogurmadi. Tum celiskileri ortadan kaldirmadi. Savaslari durdurmadi, eski ihtilaflari kapatmadi. Ancak bugunun uluslararasi ortaminda neredeyse kitlasan bir seyi yapti - tamamen susma luksune sahip olmayan aktorler arasynda temas yogunlugunu yeniden kurdu. Buyuk siyasette temas yogunlugu ise basli basina bir iktidar bicimidir. Insanlari kim bir araya getiriyorsa, gundem uzerinde etkide bulunmaya da o baslar. Iletisim kanallarini kim acik tutuyorsa, er ya da gec kararlarin parametrelerini de etkilemeye baslar. Turkiye, Antalya'da tam olarak bunu gostermis oldu: tek seferlik bir diplomatik gosteri degil, her buyuk bolgesel kavsakta uzun sureli bir varlik sistemi insa ediyor. Ve simdilik bu tercih yalnizca bilincli degil, ayni zamanda stratejik bakimdan da son derece saglam gorunuyor.