...

Ukrayna’nın dış kaynaklı resmî yardımlara artan bağımlılığı, Avrupa Birliği’nin sınırlı bütçe imkânları ve dondurulmuş Rus varlıklarına dair hukuki belirsizlikler, Avrupa’nın yeni makrofinansal dayanıklılık mimarisini nasıl şekillendiriyor ve bu durum 2025–2027 döneminde Ukrayna devletinin stratejik yaşama gücü açısından ne anlama geliyor?

Ukrayna’nın giderek artan dış yardımlara bağımlılığı, Avrupa Birliği’nin sınırlı bütçe imkânları ve dondurulmuş Rus varlıklarının hukuki belirsizliği... Bu üç dinamik, Avrupa’nın yeni makrofinansal mimarisini şekillendiriyor. Ancak mesele yalnızca finansal değil; aynı zamanda Ukrayna devletinin 2025–2027 ufkunda stratejik yaşama gücünü de belirleyecek bir denklem.

Bu çerçevede tabloyu üç boyutta okumak gerekiyor:
Birincisi, savaş koşullarında ve iç dönüşüm sürecinde Ukrayna’nın mali sürdürülebilirliği.
İkincisi, Avrupa Birliği’nin mali dayanışma kapasitesinin kurumsal sınırları.
Üçüncüsü ise dondurulmuş Rus varlıklarının kullanımıyla doğan hukuki, jeoekonomik ve stratejik sonuçlar — yani kısa vadeli bir destek aracının Avrupa’nın mali politikasında sistem kurucu bir unsura dönüşme ihtimali.

Ukrayna’nın mali bağımlılığının evrimi ve Avrupa’nın rolü

Savaşın başlamasından bu yana Ukrayna ekonomisi derin bir mali deformasyona uğradı. IMF ve Ukrayna Maliye Bakanlığı verilerine göre, ülkenin bütçe finansmanı ihtiyacı, büyük insani ve altyapı krizleri yaşayan ülkelerle kıyaslanabilir seviyelere ulaştı.

2024 yılında Kiev dış kaynaklardan toplam 41,7 milyar dolar destek aldı. 2025 için bu ihtiyaç 39,3 milyar dolar, 2026’da ise 47 milyar dolar olarak öngörülüyor.

Bu denklemde Avrupa Birliği fiilen “son başvuru mercii” konumuna geldi. Avrupa Komisyonu verilerine göre AB, Ukraine Facility programı kapsamında yalnızca 2024’te Ukrayna’ya 17,3 milyar dolardan fazla kaynak aktardı. Ancak bu desteğin yapısı giderek hibelerden kredilere kayıyor. Bu da, imtiyazlı koşullara rağmen, Kiev’in borç yükünü artırıyor.

ABD, Japonya, Kanada ve uluslararası mali kuruluşlar da önemli roller oynasa da, Ukrayna’nın makrofinansal istikrar mimarisinde belirleyici ağırlık Avrupa’da. Bunun üç temel nedeni var:
Birincisi, coğrafi ve siyasi yakınlık;
ikincisi, AB’nin çok taraflı imtiyazlı kredi mekanizmalarına kurumsal olarak hazır olması;
üçüncüsü ve belki de en kritiği, AB topraklarında tutulan dondurulmuş Rus varlıklarının potansiyel olarak “reparasyon teminatı” haline gelebilmesi.

İşte 2025’e girerken tartışmaların odak noktası tam da bu üçüncü başlık oldu.

Dondurulmuş varlıkların rolü ve Avrupa’nın yeni hukuki çıkmazı

Savaşın ardından AB, G7 ve Avustralya toplamda yaklaşık 300 milyar dolarlık Rusya Merkez Bankası rezervini dondurdu. Bu meblağın yaklaşık 210 milyar euroluk kısmı AB’de bulunuyor ve 140 milyar euro’su Brüksel merkezli Euroclear sisteminde tutuluyor.

İlk aşamada AB ve G7, bu varlıkların kendisini değil, getirisini Ukrayna’ya aktarma konusunda uzlaştı. Bu model, Extraordinary Revenue Acceleration for Ukraine (ERA) programının temelini oluşturdu ve 2024 yılında Kiev bu kanaldan 25,3 milyar euro aldı.

Ancak kısa sürede görüldü ki, bu gelir Ukrayna’nın bütçe açığını kapatmaya yetmiyor. Bunun üzerine Avrupa Komisyonu, varlıkların getirisini değil, bizzat kendilerini teminat gösteren bir “reparasyon kredisi” fikrini gündeme taşıdı. Kiev bu krediyi, gelecekte Moskova’dan alınacak savaş tazminatlarıyla geri ödeyecekti.

Ne var ki plan, Euroclear’ın bulunduğu Belçika’da sert bir dirençle karşılaştı. Brüksel, AB ülkeleri arasında risklerin kolektif biçimde paylaşılmasını şart koştu. Zira Rusya’nın muhtemel tazminat davaları, uluslararası mahkemelerde alınabilecek olumsuz kararlar ve kayıpların telafisi ihtimali ciddi endişe yaratıyor.

Dondurulmuş merkez bankası varlıklarının üçüncü bir taraf lehine teminat olarak kullanılması, uluslararası hukukta neredeyse emsalsiz bir durum. Ne BM Adalet Divanı ne AİHM ne de ICSID bu konuda açık bir içtihat oluşturmuş durumda.

Sonuç olarak Belçika, kendisini hem mali hem hukuki hem de siyasi bir çıkmazın merkezinde buldu.

Ukrayna bütçesinin sistemsel kırılganlığı: savaş ile sosyal düzen arasında

Ukrayna, 2025–2026 yıllarına yüksek iç mali gerilimle giriyor. Savunma harcamaları GSYH’nin yüzde 27,2’sine ulaşmış durumda — bu oran, dünyada savaş ekonomisine en yakın örneklerden biri; 1970’lerin İsrail’i ya da 1980’lerdeki Irak seviyesinde.

Savunma giderleri devlet bütçesinde mutlak öncelik taşıyor ve kısa vadede kısılması imkânsız. Bu da dış kaynaklarda yaşanacak her eksilmenin, doğrudan sosyal yardımların veya insani programların kesintiye uğraması anlamına geliyor.

2024 sonuna gelindiğinde bütçedeki aşırı yüklenmenin ilk işaretleri zaten ortaya çıktı:

“Ulusal nakit geri ödeme” programında iki aya varan gecikmeler, tarım hibesi programının askıya alınması, başarılı öğrencilere verilen devlet madalyalarının iptali, ve ERA programı kaynaklarının yeniden tahsisini gerektiren askeri ödemeleri karşılamak için yapılan ek bütçe değişiklikleri.

Ukrayna Maliye Bakanlığı’nın hesaplamalarına göre savaşın yıllık maliyeti yaklaşık 120 milyar dolar. Bunun yarısı devlet bütçesinden karşılanırken, kalan 60 milyar dolar her yıl dışarıdan bulunmak zorunda.

Bu tablo, Kiev’i orta vadede Batı’nın makrofinansal desteğine hayati ölçüde bağımlı hale getiriyor.

IMF’nin tavrı ve “gelecekteki yaşama gücü” sorunu

Uluslararası Para Fonu, Ukrayna’nın makroekonomik mimarisinde fiilen başlıca hakem konumunda. Kurum, yürürlükteki EFF programı çerçevesinde Kiev’e 10,6 milyar dolar sağladı; ancak bundan sonraki fonlamanın devamı, Ukrayna’nın orta vadeli bütçe modelinin istikrarına bağlı.

Politico’nun aktardığına göre üç Avrupalı diplomat ve bir AB Komisyonu yetkilisi, IMF’nin 8 milyar dolarlık yeni dilimi erteleyebileceğini doğruladı. Gerekçe açık: Eğer Avrupa Birliği “reparasyon kredisi” ya da alternatif bir likidite mekanizması oluşturamazsa, IMF fon akışını sürdürmeyi riskli buluyor.

IMF için temel ölçüt, Ukrayna’nın kontrolsüz borç artışı yaşamadan ve sosyal harcamaları çökertecek kesintilere gitmeden ödeme gücünü koruyabilmesi. Bunun tek yolu, sürdürülebilir ve öngörülebilir dış finansman; ama bu şu anda ortada yok.

Dolayısıyla Brüksel’deki hukuki tartışma, sadece Avrupa’nın değil, Ukrayna’nın mali istikrarının da küresel belirleyeni haline gelmiş durumda.

Dondurulmuş Rus varlıklarının kullanımı: hukuk, sınırlar ve Belçika’nın pozisyonu

Rusya’nın dondurulmuş rezervlerine ilişkin hukuki zemin, hem Belçika’nın tutumunu hem de AB’nin karar alma sürecini belirleyen kilit unsur. 2022’de varlıkların dondurulmasından bu yana, uluslararası ölçekte uygulanabilir örnek neredeyse yok.

Uluslararası hukukta merkez bankası varlıkları, devlet bağışıklığı kapsamına girer — bu ilke, 2004 tarihli BM Devletlerin Yargı Dokunulmazlığı Sözleşmesi’nde yer alıyor. Her AB ülkesi bu sözleşmeyi onaylamamış olsa da, uygulamada fiilen kabul edilen bir norm. Buna göre bir devletin, özellikle merkez bankasının varlıkları, uluslararası yargı kararı olmadan haczedilemez, el konulamaz, devredilemez.

Bu ilkenin istisnaları son derece sınırlı: genellikle BM Güvenlik Konseyi kararları ya da uluslararası mahkemelerin açık yaptırım hükümleriyle ortaya çıkıyor — örneğin 1990 sonrası Irak vakası gibi. Ancak Rusya konusunda Güvenlik Konseyi tıkanmış durumda ve hiçbir uluslararası mahkeme devlet varlıklarının müsaderesine izin veren bir karar almadı.

Sonuç: bir hukuki boşluk oluştu. Avrupa ülkeleri, Euroclear’ın kazancının kendisine ait olması nedeniyle, yalnızca getirileri Ukrayna’ya aktarabiliyor; ama ana sermayeye dokunamıyor. Bu fark, ERA programı ile önerilen “reparasyon kredisi” arasındaki temel ayrımı oluşturuyor.

Belçika’nın pozisyonu burada belirleyici. Euroclear’ın bulunduğu ülke olarak Brüksel, hem itibar hem hukuk açısından en büyük riski taşıyor. Rusya ya da üçüncü ülkelerin açabileceği olası davalarda, ilk muhatap Belçika bankacılık sistemi olacak. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin geçmişte devlet varlıklarına dair bazı kararları bulunsa da, hiçbiri bu ölçekte değil.

Bu nedenle Brüksel, AB içinde riskin kolektif paylaşımını talep ediyor: Eğer uluslararası kurumlar ileride bu varlıkların iadesine hükmederse, tazmin yükünü tüm AB üstlenmeli. Ancak Fransa, Almanya, İtalya ve birkaç büyük ülke, bunu uzun vadeli bir mali taahhüt olarak gördüğü için direnç gösteriyor.

Sonuçta Euroclear meselesi, AB içinde derin bir yapısal çatlağı gözler önüne seriyor: Ukrayna’yı destekleme siyasi zorunluluğu ile uzun vadeli hukuki risklere karşı kurumsal temkin arasındaki çatışma.

AB’nin kurumsal sınırları: kolektif eylemin mimarisi

Avrupa Birliği’nin işleyişi, ulusüstü ve ulusal düzeydeki yetkilerin karma bir bileşimine dayanıyor. Bu yapı, Ukrayna’ya destek konusunda üç temel kısıt yaratıyor:

Bütçelere müdahale yetkisinin sınırlılığı. Avrupa Komisyonu, üye ülkelerin onayı olmadan yeni bütçe yükümlülükleri getiremez. Reparasyon kredisi, oybirliği gerektiren bir karar olduğu için her ulusal veto mekanizması kilit rol oynuyor.

Siyasi döngüler. 2025–2026 döneminde Avrupa genelinde — Fransa, Polonya, Avusturya, İspanya başta olmak üzere — seçimler var. Hükümetler, artan borç yüküyle seçmene gitmek istemiyor. Ukrayna desteği kamuoyunda hâlâ destek görüyor olsa da, mali yük tartışması giderek daha hassas hale geliyor.

Egemen devlet varlıklarına el koyma yetkisinin olmaması. AB, 2022’den bu yana Rus şirketlerine ve bireylere ait servetleri dondurabiliyor; ancak devlet varlıklarını konfiske etme yetkisi yok. Bu da, Belçika’nın hukuki teminat olmadan risk almak istememesine yol açıyor.

Sonuçta Avrupa Birliği, kurumsal ve siyasi bir ikilem içinde: Ukrayna’nın giderek artan makrofinansal bağımlılığı karşısında daha cesur araçlara yönelmek zorunda; ama mevcut yapısıyla bu riski üstlenmeye hazır değil.

Reparasyon kredisindeki gecikmenin jeopolitik yankıları

Avrupa Birliği’nin “reparasyon kredisi” kararını ağırdan alması yalnızca mali değil, aynı zamanda stratejik bir meydan okuma. Gecikmenin yarattığı sarsıntı, hem Doğu Avrupa’daki güvenlik dengelerini hem de küresel güç mimarisini etkiliyor.

Doğu Avrupa’da stratejik belirsizliğin büyümesi

Baltık ülkeleri, Polonya, Finlandiya ve Çekya için Ukrayna’nın mali istikrarı, doğrudan kendi savunma doktrinlerinin bir parçası. Kiev’in 2025 yılında mali şok yaşaması, Rusya’ya karşı kurulan caydırıcılık hattını zayıflatma riski taşıyor. Bu ülkelerin savunma raporlarında açıkça belirtiliyor: “Ukrayna’nın dayanıklılığı, bölgesel güvenliğin ana sigortasıdır.”

ABD–AB dengesinde ağırlık değişimi

Washington, Ukrayna’ya yönelik doğrudan hibe desteğini azaltırken yeni yardım mekanizmasını Çin ithalatına konulan tarifelerle ilişkilendirdi — bu da iç politik onay süreçlerine bağımlı hale getirdi. Sonuçta Avrupa, fiilen Kiev’in başlıca finansörü konumuna geliyor. Karar merkezleri Washington’dan Brüksel’e kayarken, bu durum AB içinde yeni siyasi ve mali gerilim alanları doğuruyor.

IMF’nin artan rolü: ekonomik yaşam çizgisinin hakemi

Eğer reparasyon kredisi onaylanmazsa, IMF’nin EFF programını yeniden gözden geçirmesi gündeme gelecek. Bu, Ukrayna’ya kamu harcamalarında yeni kesintiler, sosyal harcamalarda daralma gibi koşullar getirebilir. Böyle bir adım, Kiev’in iç istikrarını doğrudan sarsar.

Avrupa’nın dış dünyaya verdiği sınav

Kredi kararındaki gecikme, Avrupa Birliği’nin “kolektif eylem” kapasitesine dair küresel bir test haline geldi. Çin, Hindistan ve Körfez ülkeleri dikkatle izliyor: Avrupa, bir tartışma kulübü mü, yoksa stratejik birlik mi? Kararsızlık, AB’nin küresel pazarlık gücünü zayıflatma riski taşıyor.

Ukrayna’nın finansal sistemi açısından yapısal sonuçlar

Reparasyon kredisi meselesi teknik değil, sistemsel bir konu. Çünkü bu mekanizma Ukrayna devletinin dört temel işlevini belirliyor:
– savaş koşullarında sosyal ödemeleri sürdürebilmek,
– ordu ve savunma sanayisini finanse etmek,
– altyapı onarımını devam ettirmek,
– ve IMF’nin şart koştuğu ekonomik reformları uygulamak.

2024’te bütçe açığı zaten dış kaynaklarla kapatılıyordu. Ancak 2026–2027 döneminde tablo ağırlaşacak:

  1. Yeniden inşa faaliyetleri büyük kaynak gerektirecek,
  2. Savunma harcamaları yüksek kalacak,
  3. Hibelerin yerini krediler alacak,
  4. Demografik baskılar nedeniyle sosyal sistem ek yükle karşılaşacak.

Ukrayna Parlamentosu’nun (Verkhovna Rada) öngörüsüne göre, en büyük finansman boşluğu 2027’de yaşanacak — o tarihte ne donörlerin sayısı ne de mevcut programların hacmi bilinebilir durumda.

2025–2027 döneminde üç senaryo: Avrupa ve Ukrayna için olası rotalar

Stratejik senaryo analizleri, reparasyon kredisi kararına göre oluşabilecek makrofinansal ve jeopolitik sonuçları ortaya koyuyor. Üç temel senaryo öne çıkıyor: iyimser (optimum), durağan (inerci) ve kriz senaryosu.

Senaryo 1. Reparasyon kredisi onaylanıyor ve devreye giriyor (iyimser rota)

Bu tabloda AB ülkeleri, ortak garanti sisteminde uzlaşıyor; Belçika da olası uluslararası tazmin risklerine karşı kurumsal teminat alıyor. 140 milyar euroluk reparasyon kredisi, Ukrayna için uzun vadeli bir mali çıpa işlevi görüyor.

Finansal tablo:
– Ukrayna, bütçe açığını kapatmak üzere 40 milyar euroya kadar kaynak elde ediyor.
– 100 milyar euro savunma harcamalarına yöneliyor, bu da iç bütçedeki yükü hafifletiyor.
– IMF, Ukrayna’nın mali modelini istikrarlı kabul ederek yeni dilimleri gecikmesiz serbest bırakıyor.
– Sosyal yardımlar ve insani programlar normale dönüyor.

Avrupa bağlamı:
– AB, kolektif karar alma kabiliyetini kanıtlayarak kurumsal meşruiyetini güçlendiriyor.
– Euroclear, uluslararası sermaye piyasalarında güven tazelemiş bir kurum olarak istikrarını koruyor.
– Riskin dağıtılması, özellikle Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde iç politik baskıyı azaltıyor.

Jeopolitik yansımalar:
– Doğu Avrupa ülkeleri, Batı ittifakının dayanıklılığına dair güçlü bir sinyal alıyor.
– Ukrayna, savunma operasyonlarını bütçe kesintisi olmadan sürdürebiliyor.
– Rusya, rezervlerinin büyük kısmı üzerinde kalıcı bir kontrol kaybı yaşıyor ve uzun vadeli mali baskıyla karşı karşıya kalıyor.

Gerçekleşme olasılığı: Orta.
Temel risk, hukuken kusursuz bir garanti formülü bulunana kadar karar sürecinin sürüncemede kalması.

Senaryo 2. Uzlaşmalı model: reparasyon kredisi onaylanmıyor, ancak alternatif mekanizmalar devreye giriyor (durağan rota)

AB ülkeleri, reparasyon kredisi konusunda oybirliğine ulaşamasa da Ukrayna’nın mali çöküşünü önlemek için karma araçlar devreye giriyor:
– Birlik düzeyinde ortak borçlanma programları,
ulusal bütçe katkılarının artırılması,
– ve dondurulmuş Rus varlıklarından elde edilen getirilerle ERA programının genişletilmesi.

Bu model, yapısal açığı kapatmasa da Ukrayna’ya 12–18 aylık bir mali tampon sağlıyor.

Finansal dinamik:
– Kiev, ihtiyaç duyduğu fonların yalnızca bir bölümünü elde edebiliyor.
– AB, her yıl yaklaşık 5,6 milyar euro faiz yüküyle karşı karşıya kalıyor.
– IMF, Ukrayna’dan bütçe düzeltmeleri talep ediyor; bu da sosyal harcamalarda kesintilere yol açıyor.

Avrupa bağlamı:
– Oybirliği eksikliği, Birliğin iç bütünlüğünü zedeliyor.
– Yüksek katkı yapan ülkeler — Almanya, Fransa, Hollanda — diğer üyeler üzerinde siyasi baskı kuruyor.

Jeopolitik boyut:
– Ukrayna dayanıklılığını koruyor, ancak mali manevra alanı daralıyor.
– Rusya, bu tabloyu “Avrupa’nın yorgunluğu” şeklinde sunarak propaganda üstünlüğü elde ediyor.

Gerçekleşme olasılığı: yüksek.
Bu senaryo, AB’nin kurumsal çok katmanlı yapısı içinde en gerçekçi rota olarak değerlendiriliyor.

Senaryo 3. Mali istikrarsızlık (kriz rotası)

Reparasyon kredisi karara bağlanmıyor, alternatif yardım mekanizmaları bulunamıyor, ABD sınırlı kaynak ayırıyor, IMF ise yeni dilimleri askıya alıyor.

Finansal dinamik:
– Ukrayna, 2026 başında ciddi nakit sıkıntısına giriyor.
– Sosyal programlar durduruluyor, emekli maaşları ve insani ödemeler gecikiyor.
– Askerî harcamalar için kaynak sosyal kalemlerden çekiliyor, bu da iç istikrarı sarsıyor.

Avrupa bağlamı:
– AB, partnerinin istikrarını sağlayamaması nedeniyle itibar kaybına uğruyor.
– Doğu Avrupa ülkeleri, Brüksel’den hızlı karar talebiyle siyasi baskıyı artırıyor.
– Uluslararası finans kurumlarının AB’ye duyduğu güven azalıyor.

Jeopolitik boyut:
– Rusya, stratejik bir fırsat penceresi yakalıyor.
– Doğu Avrupa’da istikrarsızlık riski büyüyor.
– NATO ve AB’nin bölgedeki caydırıcılık kapasitesi zayıflıyor.

Gerçekleşme olasılığı: düşük, ancak etkisi yıkıcı.
Uzmanlara göre bu senaryo, bölgesel finansal krizlere eşdeğer sistemik bir tehdit anlamına geliyor.

Avrupa ve küresel düzen açısından stratejik sonuçlar

Ukrayna’nın finansmanı artık bölgesel bir mesele değil — küresel güç mimarisinin testi haline geldi. Analizler, bu tartışmanın üç temel süreci yeniden tanımladığını gösteriyor:

  1. AB’nin küresel sistemdeki rolünün dönüşümü
    Birliğin savaş koşullarında stratejik bir ortağını ayakta tutma kapasitesi, onun sadece ekonomik değil, jeopolitik aktör olup olmadığını belirleyecek. Reparasyon kredisi, Avrupa’nın bu dönüşümü başarabilme yeteneğinin simgesi haline geldi.
  2. Uluslararası mali hukukun yeniden yazılması
    Bir devletin merkez bankası varlıklarını kredi teminatı olarak kullanmak, fiilen yeni bir hukuki kategori yaratıyor. Bu adım, egemen varlıkların dokunulmazlığına dair uluslararası sistemin temel taşlarını sarsabilecek bir emsal oluşturabilir.
  3. Savaş sonrası yeniden inşa mekanizmalarının evrimi
    Ukrayna vakası, gelecekteki çatışmalar için bir model teşkil edecek: finansman yöntemlerinden risk paylaşımına kadar yeni bir mimari inşa ediliyor. ERA programı ve potansiyel reparasyon kredisi, küresel yeniden inşa araçlarının prototipi haline geliyor.

Sonuçlar

Makrofinansal, hukuki ve jeopolitik bileşenlerin toplamı şunu gösteriyor: Ukrayna’nın 2025–2027 dönemindeki istikrarı, AB ve uluslararası ortakların öngörülebilir bir finansman mimarisi kurma kabiliyetine doğrudan bağlı.

Yıllık savaş maliyeti 120 milyar dolara ulaşmış durumda ve bunun 60 milyar doları dışarıdan bulunmak zorunda. Reparasyon kredisindeki gecikme, bütçe şokunu derinleştiriyor, sosyal ve savunma harcamalarının sürdürülebilirliğini azaltıyor.

AB açısından bu dosya, kurumsal olgunluk testi. Hukuki ve mali zorluklarla baş edebilirse, Birlik uluslararası sistemde rolünü güçlendirecek; baş edemezse, stratejik pozisyonunu zayıflatacak.

Stratejik öneriler

Avrupa Birliği için:
– Dondurulmuş varlıkların kullanımına dair ortak garanti mekanizması oluşturmak,
– Birlik düzeyinde dış finansman operasyonlarına izin verecek hukuki yetki alanını genişletmek,
– Askerî ve mali yardım programları arasında eşgüdümü artırmak.

Ukrayna için:
– Dış borç kaynaklarını çeşitlendirmek,
– Sosyal harcamalar için tek kanala bağımlı olmayan uzun vadeli ödeme sistemleri kurmak,
– IMF ile koordinasyonu güçlendirerek öngörülebilir bütçe planlaması tesis etmek.

Uluslararası kurumlar için:
– Egemen varlıkların savaş koşullarında kullanımı için yeni bir uluslararası hukuk çerçevesi geliştirmek,
– Donör ülkeler arasında risk paylaşımını sağlayacak çok taraflı bir garanti fonu kurmak.

Etiketler: