...

2025 Irak parlamento seçimleri, ülkenin siyasi dengelerini kökten sarsarak dış güçlerin etkisini yeniden şekillendirecek bir tablo ortaya koydu. Saddam Hüseyin’in devrilmesinden bu yana yapılan altıncı seçim olan bu süreçte, sandığa önceki seçimlere kıyasla çok daha fazla seçmen gitti. Yarışın kazananı ise Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin liderliğindeki “İmar ve Kalkınma” ittifakı oldu. Ancak bu zafer, parlamentoda mutlak çoğunluğu getirmediği için önümüzdeki dönemde hükümet kurma pazarlıkları epey sancılı geçecek gibi görünüyor. Dahası, meclise giren İran yanlısı milletvekili sayısındaki rekor artış, Irak’ın egemenliği ve dış müdahalelere açıklığı konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor.

Sandıktan çıkan tablo

Irak Yüksek Seçim Komisyonu’nun 11 Kasım 2025 seçimlerine dair açıkladığı resmi sonuçlara göre, Şii siyasetçilerin oluşturduğu “İmar ve Kalkınma” ittifakı yaklaşık 1,3 milyon oy alarak birinci parti oldu. Bu rakam, en yakın rakibine göre 370 bin oy fark anlamına geliyor. Es-Sudani’nin bloğu yeni parlamentoda 329 sandalyeden yaklaşık 46’sını kazandı. Katılım oranı %56,1’e ulaşırken, 2021 seçimlerinde bu oran %40’ı zar zor geçmişti. Başbakan es-Sudani bu sonucu “sisteme olan güvenin yeniden canlanması” olarak niteledi.

İkinci sırayı, Kürtlerin güçlü partisi Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) aldı. 1 milyonun üzerinde oy alan KDP, yaklaşık 26 sandalye elde etti. Üçüncü sıraya ise Sünni siyasetçi Muhammed el-Halbusi’nin liderliğindeki “Takaddum” (İlerleme) bloğu yerleşti; yaklaşık 945 bin oy toplayan bu ittifak 28 sandalye kazandı. Böylece Irak’ın üç büyük siyasi gücü Şiiler, Kürtler ve Sünniler arasında yeniden bölünmüş oldu.

Tahran’a yakın gruplar güç kazandı

Seçimlerin dikkat çeken sonucu ise İran yanlısı Şii blokların ciddi şekilde güçlenmesi oldu. “Koordinasyon Çerçevesi” olarak bilinen ve eski muhalif lider Mukteda es-Sadr’ın karşısında kümelenen Şii partiler, birkaç listeyle yarışa girdi. Eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin “Hukuk Devleti” listesi 27-28 sandalye kazanırken, Kays el-Hazali liderliğindeki “Ahl el-Hak” hareketinin siyasi kolu “Sadiqun” da yaklaşık 27 koltuk elde etti.

Bir diğer İran’a yakın ittifak, Ammar el-Hakim ve eski Başbakan Haydar el-İbadi’nin öncülüğündeki “Ulusal Devlet Güçleri” bloğu, 15 ila 19 sandalye arasında bir sonuç aldı. Ayrıca, Şii silahlı milislerle bağlantılı adaylar da dikkat çekici biçimde parlamentoya girdi: Hadi el-Amiri’nin “Bedir” örgütü 18, “Kataib Hizbullah”ın siyasi kolu “Hakuk” 6, “İmam Ali Tugayı” 8, “Seyyid eş-Şüheda” ise 4 sandalye kazandı. Hatta İran’a yakınlığıyla bilinen Hristiyan “Babilon” Partisi’nin lideri Rayan el-Keldani, 2 milletvekili çıkarmayı başardı.

Kürtler kazandı, Talabani kaybetti

Kuzeydeki Kürdistan bölgesinde KDP açık farkla birinci olurken, Talabani ailesinin yönettiği Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ağır kayıp yaşadı. Tahran’a yakın durduğu bilinen KYB’nin parlamentodaki sandalye sayısı yaklaşık 15’te kaldı — bu, KDP’nin yarısı kadar. Sünni cephede ise Halbusi’nin “Takaddum” hareketine ek olarak, iş insanı Hamis el-Hancar’ın liderliğindeki “Azm” koalisyonu yaklaşık 15 sandalye kazandı. Ayrıca “Egemenlik” ve diğer bölgesel listelerden gelen bağımsız Sünni isimlerle birlikte toplamda 10 civarında sandalye daha Sünni cephenin hanesine yazıldı.

Bu tabloyla birlikte Irak parlamentosu yine ülkenin mezhepsel ve etnik mozaiğini yansıtır biçimde şekillendi: 329 sandalyenin çoğu Şii Arapların elinde, ardından Sünni Araplar ve Kürtler geliyor. Geriye kalan kotalar ise Hristiyan, Ezidi, Türkmen ve diğer azınlıklara ayrılmış durumda.

Sandık sürprizleri ve mezhep dinamikleri

Seçim sonuçları, Irak’ın demografik yapısına uygun olarak, Şiilerin güneyde, Sünnilerin batı ve kuzeyde, Kürtlerin ise kuzeydeki özerk bölgede üstünlük sağlamasıyla şekillendi. Bu tablo, 2003 sonrası yerleşen “mezhebe göre güç paylaşımı” sisteminin devam ettiğini gösteriyor: Başbakan Şii, Meclis Başkanı Sünni, Cumhurbaşkanı ise Kürt oluyor.

Ancak bazı bölgelerde beklenmedik sonuçlar da ortaya çıktı. Örneğin Musul merkezli Ninova vilayetinde, Sünni çoğunluğa rağmen en fazla oyu Mesud Barzani’nin KDP’si aldı. Kürt seçmenlerin özellikle Sincar ve çevresindeki bölgelerde yüksek katılım göstermesi, Arap listelerini geride bıraktı. Tersine, doğudaki Diyala vilayetinde 20 yıl aradan sonra ilk kez hiçbir Kürt aday parlamentoya giremedi. Bu durum hem Şii ve Sünni adayların rekabetinin artmasıyla, hem de Kürt seçmenlerin ilgisinin azalmasıyla açıklanıyor.

Bir diğer belirleyici etken ise Şii din adamı Mukteda es-Sadr’ın seçimleri boykot çağrısıydı. Parlamentonun önceki döneminde en büyük bloğa sahip olan Sadr, süreci “kusurlu ve gayrimeşru” ilan ederek destekçilerini sandıktan uzak durmaya çağırdı. Bu çağrı özellikle Bağdat ve Necef gibi Şii yoğunluklu şehirlerde katılımı ciddi biçimde düşürdü. Uzmanlara göre bu durum, İran yanlısı partilerin işini kolaylaştırdı; zira Sadr hareketi, bu grupların karşısındaki tek büyük denge unsuru olarak görülüyordu. Sadr’ın sahadan çekilmesiyle, pro-İran ittifakların önü açıldı ve birçok bölgede rahat bir zafer elde ettiler.

Hükümet kurma süreci: zor bir pazarlık dönemi

Es-Sudani’nin liderliğindeki ittifak seçimlerden birinci çıksa da, elde ettiği sandalye sayısı tek başına hükümet kurmak için yeterli değil. 329 sandalyeli parlamentoda salt çoğunluk için gereken 165 koltuğun yanına bile yaklaşamayan hiçbir parti veya blok bulunmuyor. Bu da Irak’ta önümüzdeki dönemde uzun, karmaşık ve pazarlıklarla dolu bir koalisyon sürecinin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Mezheplere göre güç paylaşımına dayanan Irak siyasetinde, hükümetler her zaman birkaç büyük grubun uzlaşısıyla şekilleniyor. Geçmiş örnekler bunu açıkça gösteriyor: 2018 seçimlerinden sonra yeni başbakanın atanması altı ay sürmüştü; 2021 seçimleri sonrası ise ülke tam 11 ay süren bir siyasi felç dönemi yaşamıştı.

Sudani’nin ikinci dönem mücadelesi

Muhammed Şiya es-Sudani, ikinci kez başbakanlık koltuğuna oturmak istediğini açıkça dile getirdi. Ancak gözlemciler, kendi koalisyonunun dahi kırılgan yapısı nedeniyle şanslarını sınırlı görüyor. “İmar ve Kalkınma” ittifakı aslında birbirinden oldukça farklı siyasi çevrelerin bir araya geldiği gevşek bir yapıya sahip. Sudani’nin kendi partisi “El-Furâtayn”ın yanı sıra, başka Şii partilerden kopan isimler, bağımsız milletvekilleri ve bölgesel liderler bu ittifakta yer aldı. Aralarında Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) lideri Falih el-Feyyaz gibi güçlü isimler de bulunuyor. Ancak bu destek, çoğu zaman koşullu ve geçici. Güç dengeleri değiştiğinde bu isimlerin rakip Şii bloklardan gelen tekliflerle saf değiştirmesi hiç de şaşırtıcı olmayacak.

Üstelik Şii kamp içindeki rakipler, Sudani’nin ikinci dönemine sıcak bakmıyor. 2003’ten bu yana süregelen “muhasasa” sistemine göre, başbakanlık tüm Şii toplumu adına belirlenen bir kotalı pozisyon sayılıyor ve nihai aday, önde gelen Şii partilerin ortak mutabakatıyla onaylanıyor. Bu nedenle eski Başbakan Nuri el-Maliki (“Hukuk Devleti” bloku) ve Kays el-Hazali (“Sadiqun” bloğu) açıkça “en çok sandalyeyi alanın otomatikman başbakan olamayacağını” vurguluyor. El-Hazali’nin “Başbakan, Şii koordinasyon birliğinin aldığı kararların uygulayıcısıdır” sözü aslında net bir mesaj: Sudani’nin artan bağımsızlığı eski Şii elitleri rahatsız ediyor.

Bu durumda Sudani’nin önünde zorlu bir denge oyunu var: hem kendi ittifakını bir arada tutmak hem de el-Maliki ve el-Hazali gibi rakiplerle anlaşmak zorunda. Bunun için Kürt ve Sünni grupların desteğini almak kilit önem taşıyor. Mesud Barzani’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), Erbil’in çıkarları gözetildiği takdirde iş birliğine açık olabileceğini şimdiden ima etti. Sünni liderler Muhammed el-Halbusi ve Hamis el-Hancar da, örneğin Meclis Başkanlığı gibi pozisyonların korunması karşılığında Sudani’yi destekleyebilir. Ancak bu formül gerçekleşse bile, Şii cephe içindeki direnç tamamen kırılmış sayılmaz. Tahran’a yakın çevrelerin, Sudani’ye alternatif bir başbakan adayı çıkarması ihtimali masada. 2022’de yaşanan tıkanmada da benzer bir tablo görülmüştü: Mukteda es-Sadr, 2021 seçimlerini kazanmasına rağmen Şii rakiplerinin direnci yüzünden hükümet kuramamış, sonunda siyasetten çekilmişti. Şimdi Sadr’ın dengeleyici rolü ortadan kalkmış durumda; bu da İran’a yakın partilerin eliyle süreci yeniden şekillendirme riskini artırıyor.

Tahran’ın etkisi: mecliste ezici üstünlük

2025 seçimleri, İran yanlısı grupların Irak siyasetinde ulaştığı yeni güç seviyesini açıkça ortaya koydu. Analistlerin hesaplamalarına göre, doğrudan ya da dolaylı biçimde Tahran’la ilişkili partiler 329 sandalyeden yaklaşık 200’ünü elde etti. Bu, parlamentonun üçte ikisinin İran’la uyumlu ya da Tahran’a bağımlı güçlerden oluştuğu anlamına geliyor — 2003’teki rejim değişiminden bu yana görülmemiş bir tablo.

Bu blokun omurgasını, doğrudan Devrim Muhafızları’yla (IRGC) ilişkili Şii örgütler oluşturuyor. 27 sandalye kazanan “Asaib Ehl el-Hak” ve 18 sandalye elde eden “Bedir” örgütü, Haşdi Şabi milis gücünün temel taşları. Bir dönem DEAŞ’la mücadelede kilit rol oynamış olsalar da, bugün ABD ve Batı ülkeleri tarafından İran’ın vekil milisleri olarak değerlendiriliyorlar. “Ketaib Hizbullah”, “İmam Ali Tugayı” ve “Seyyid eş-Şüheda” gibi yapılar da artık sadece sahadaki silahlı gruplar değil, parlamentoda da temsil edilen siyasi aktörlere dönüşmüş durumda. Eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yakınlığıyla bilinen “Hukuk Devleti” listesi ve Ammar el-Hakim’in liderliğindeki “Ulusal Güçler” ittifakı da bu bloğun siyasi ayağını güçlendiriyor.

İran etkisi sadece Şii safta değil, Kürt ve Sünni cephelerde de hissediliyor. Talabani ailesinin yönettiği Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) uzun zamandır Tahran’la iş birliği içinde ve yeni mecliste 15 sandalye ile temsil ediliyor. Sünni partiler cephesinde ise açık bir İran karşıtlığı beklenmiyor. Halbusi’nin “Takaddum”u ve Hancar’ın “Azm” koalisyonu toplamda 40-45 milletvekili çıkardı, ancak bağımsız hareket etme kapasiteleri sınırlı. Halbusi’nin 2022-2023 döneminde İran yanlısı milislerle yaşadığı gerilim, onun ne kadar baskı altında olduğunu göstermişti. Kasım 2023’te Anayasa Mahkemesi tarafından görevden alınması, Tahran’ın siyasi nüfuzunun somut bir göstergesi olarak görülmüştü. Ancak daha sonra yeniden siyasete dönebilmesi, ancak İran karşıtı söylemlerinden vazgeçmesiyle mümkün oldu.

İran karşıtı cephe zayıf ve dağınık

Bugün İran’ın Irak üzerindeki etkisine açıkça karşı duran partiler mecliste yalnızca 100 civarında sandalyeye sahip. Bu gruba es-Sudani’nin dengeli çizgiyi savunan bloğu, Türkiye ve Batı ile daha yakın ilişkiler kurmayı amaçlayan KDP ve bazı küçük seküler hareketler dahil ediliyor. Ancak bu cephe hem sayıca zayıf hem de dağınık. Dolayısıyla, İran yanlısı çoğunluğun atacağı adımları durdurabilecek güçleri bulunmuyor. Özellikle Mukteda es-Sadr’ın boykotu sonrası oluşan bu tablo, Şii siyasetinde İran’a direnen merkezlerin neredeyse tamamen ortadan kalktığını gösteriyor.

Uzmanlara göre bu durum, Irak’ın geleceği açısından kaygı verici. Zira yeni parlamentoda çok sayıda milletvekili, doğrudan silahlı milislerle ilişkili. Bu da devlet kurumlarını zayıflatıyor, hukukun üstünlüğünü aşındırıyor. Üstelik Sudani’nin milislerin silahsızlandırılması veya Haşdi Şabi’nin devlet kurumlarına entegre edilmesi yönündeki reform planları, bu tabloyla birlikte neredeyse imkânsız hale geldi. Yeni dönemde İran yanlısı çoğunluk, bu tür girişimleri kolayca bloke edebilecek konumda.

Sonuçlar ve tehditler: dış baskı altında iç egemenlik

2025 seçimlerinden sonra Irak’ta oluşan tablo, sadece ülke içinde değil, tüm bölgede ciddi kaygılara yol açtı. Pek çok analist, bu sonucu “stratejik bir yenilgi” olarak tanımlıyor. Çünkü Irak’ın siyasi sistemi giderek dış güçlerin – özellikle de İran’ın – etkisine daha fazla bağımlı hale geliyor. Devletin kendi kaderini tayin etme yeteneği zayıflıyor; iç dengeler artık büyük ölçüde Tahran ile Washington arasındaki çekişmenin parametrelerine göre şekilleniyor.

ABD için yeni bir meydan okuma

Bağdat’ta İran yanlısı cephenin güçlenmesi, ABD açısından ciddi bir sınama. Washington yönetimi, son yıllarda Irak’ta milis etkisini sınırlamayı hedefleyen “ılımlı” aktörleri destekliyordu. ABD, özellikle Donald Trump döneminden itibaren Bağdat’la ilişkilerini yeniden kurguladı; Tahran’la mesafesini koruyan pragmatik figürlere – başta Muhammed Şiya es-Sudani’ye – yatırım yaptı. ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Mark Sawayen kısa süre önce “Irak’ın geleceğinde İran destekli silahlı milislere yer yok” diyerek bu çizgiyi açıkça ortaya koydu. Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin de benzer bir çıkış yaparak Şii partileri Washington’un uyarılarını dikkate almaya çağırdı.

Ancak sandıktan çıkan yeni tablo, bu politikayı zorlaştırıyor. Zira eğer Tahran kendi müttefiklerini tek çatı altında toplar ve Sudani’yi devre dışı bırakarak tamamen anti-Amerikan bir hükümet kurarsa, ABD’nin 2017’den sonra – DEAŞ’ın yenilgiye uğratılmasının ardından – yeniden kazandığı nüfuzun büyük kısmı kaybedilebilir.

Bölge ülkeleri de tedirgin

İran’ın Irak üzerindeki etkisinin artması sadece Washington’ı değil, bölgedeki pek çok ülkeyi de rahatsız ediyor. Suudi Arabistan, Ürdün ve Körfez ülkeleri, Bağdat’ta İran yanlısı milislerin güç kazanmasını doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak görüyor. Türkiye ise özellikle Kürt bölgesindeki dengelere dikkat kesilmiş durumda. Ankara, geleneksel olarak Mesud Barzani’nin KDP’sini desteklerken, Tahran’la yakın ilişkiler içinde olan KYB’ye (Kürdistan Yurtseverler Birliği) mesafeli duruyor. Türkiye açısından asıl endişe, İran’ın vekil yapılarının kuzey sınırlarına kadar genişlemesi.

Askeri gerilim riski artıyor

Uluslararası diplomasi kulislerinde konuşulan senaryolar arasında, olası bir İran-ABD gerginliğinde Irak’ın yeniden çatışma sahasına dönüşmesi var. Basına sızan bilgilere göre, Washington ve bazı bölgesel müttefikleri, “kriz tırmanırsa” Haşdi Şabi’ye ait tesislere önleyici hava saldırısı düzenleme seçeneğini daha önce masada tutmuş. Şimdilik bu plan rafa kaldırıldı; çünkü ABD, Sudani hükümetini sarsmak istemiyor. Ancak eğer yeni kurulacak kabine açıkça İran yanlısı bir çizgi izlerse, ABD’nin sabrının tükenmesi mümkün. Bu durumda Washington’un, İsrail’in Irak’taki İran bağlantılı üsleri hedef almasına “örtülü onay” vermesi olasılığı gündemde. Böyle bir gelişme, ülkeyi yeniden bölgesel çatışmaların cephe hattına dönüştürür.

Irak halkı ne bekliyor?

Bu siyasi satrancın en ağır yükünü ise her zamanki gibi Irak halkı taşıyor. Demokrasiye geçişin üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen, vatandaşların beklentileri hâlâ temel: istihdam, altyapı, sağlık, eğitim ve yolsuzlukla mücadele. Fakat 2025 seçim kampanyası, bu konulara neredeyse hiç değinmedi. Tüm tartışma, kimin hangi makamı alacağı, kimin kaç sandalye kazanacağı etrafında döndü. Bu durum, toplumun gerçek sorunlarının yine göz ardı edileceği endişesini doğuruyor.

Nitekim yaklaşık 9 milyon seçmen, seçim listelerine bile kayıt yaptırmadı. Özellikle genç kuşak, siyaset kurumuna güvenini büyük ölçüde yitirmiş durumda. Eğer yeni hükümet iç kavgalarla kilitlenir ya da tüm enerjisini ABD–İran gerilimi ekseninde dış politik manevralara harcarsa, siyasi sisteme duyulan bu güvensizlik daha da derinleşecek.

Sonuç: kırılgan bir egemenlik sınavı

2025 seçimleri, Irak’ı yeni bir dönüm noktasına getirdi. Evet, katılım oranındaki artış (yüzde 56) bir hareketlilik işaretiydi; ama bu aynı zamanda, silahlı güce ve dış desteğe yaslanan yapıların kalıcı hâle geldiğini de gösterdi. Irak’ın egemenliği artık büyük ölçüde dış oyuncuların manevralarına bağlı. Tahran ve Washington arasındaki bu güç oyunu derinleştikçe, Irak’ın kendi karar mekanizmaları zayıflıyor.

Bağdat’ın önündeki en büyük görev, bu kırılgan dengeyi koruyabilmek: mezhepler arası dengeyi gözetmek, ülkeyi yeni bir iç çatışmadan uzak tutmak ve halkın sabrını daha fazla zorlamamak. Aksi halde Irak, 2000’lerin ortasında olduğu gibi, bir kez daha “başkalarının savaşlarının sahnesi” haline gelebilir.

Yeni hükümet kim olursa olsun, ülkenin geleceği artık yalnızca siyasilerin değil, devletin gerçekten ne kadar egemen kalabileceğinin sınavına dönüşmüş durumda.

Etiketler: