...

Orta Doğu tarihinde bazen öyle anlar olur ki, bütün uluslararası sistemin röntgeni bir anda çekilmiş olur. Gazze işte tam da böyle bir yer. Yüzölçümü küçük bir Avrupa kenti kadar olan bu daracık bölge, bugün sadece İsrail ile Hamas’ın değil, aynı zamanda farklı güvenlik modellerinin, insani hukuk anlayışlarının, bölgesel mimari tasarımların ve küresel aktörlerin çıkarlarının çarpıştığı bir sahneye dönüşmüş durumda. ABD Başkanı Donald Trump’ın arabuluculuğuyla ekim ayında imzalanan ateşkes, savaşın sıcak evresini dondurdu belki ama krizin etrafında dönen temel yapısal sorulara hiç dokunmadı.

Yeni çağın çatışma laboratuvarı

Gazze, beşinci nesil çatışmaların bir aynasına dönüştü. Yani savaşın sadece cephede değil, aynı anda hastanelerde, medya alanında ve diplomasi masalarında yürütüldüğü türden. Devletlerle devlet dışı aktörler artık sadece toprak için değil, anlamın kendisi için yarışıyor. Uluslararası hukuk, meşruiyet mücadelesinin aracı haline gelirken, yıkım ekonomisi hem siyasi stratejinin hem de olası barış planlarının bir parçasına dönüşüyor. Kısacası Gazze, bir bölgesel mesele olmaktan çıkıp küresel sistemin dayanıklılığını test eden bir vaka haline geldi.

Bugün Gazze’de yaşananlar aynı anda birçok şeyi anlatıyor: Washington’un “sert pazarlık + kontrollü diplomasi” ikilemi içinde ABD’nin değişen rolünü; bölgesel türbülansa yeniden kapılmak istemeyen Arap ülkelerinin hassas dengeleme çabasını; Avrupa’ya, 21. yüzyılın insani felaketlerinin artık yerel kalmayacağını hatırlatan acı bir uyarıyı. Ayrıca bu tablo, güvenlik mimarisinin artık devlet-dışı silahlı yapılardaki hızlı evrime yetişemediğini kanıtlıyor. Ve nihayet Güney Kafkasya için de ders niteliğinde: güvenliğin, bölgesel çıkarların, küresel etkilerin ve hibrit risklerin iç içe geçtiği bir dönemdeyiz.

Gazze artık sadece bir trajedi değil

Gazze bugün sadece bir insani felaket sahası değil; aynı zamanda geleceğin çatışma yönetimi senaryolarının test edildiği bir laboratuvar. Burada askeri gücün sınırları, vekil aktörlerin kabiliyeti, uluslararası insani hukukun evrimi ve düşük yoğunluklu savaşlarda teknolojik asimetri gibi başlıklar sınanıyor.

İnsani tablo ise ateşkese rağmen hâlâ felaket boyutunda. Gazze’deki çöküş sadece bombardımanların sonucu değil; yaşamın devamı için hayati dört sistemin —sağlık, lojistik, yönetim ve sosyal altyapı— tamamen dağılmasının ürünü. Sağlık sistemi fiilen yok oldu. Diyaliz merkezinin de aralarında bulunduğu hastanelerin vurulmasıyla böbrek yetmezliği hastalarının yaklaşık yüzde 40’ı hayatını kaybetti. İnsülin eksikliği ve uzman yetersizliği nedeniyle en temel tıbbi hizmet bile imkansız hale geldi. Uluslararası kuruluşlar bu tür durumları “sistem çapında çöküş” olarak tanımlıyor; Gazze’de yaşanan da tam olarak bu.

Yardım konvoyları yetersiz, yönetim ortada yok

Lojistik tablo da içler acısı. Ateşkesin ilk on gününde Gazze’ye ulaşan yardım tırlarının sayısı bini bile bulmadı; planlanan 6600 konvoyun sadece yüzde 15’i gerçekleşti. Bu, tedarik zincirlerinin yeniden kurulmasının imkansız olduğu anlamına geliyor. Uzmanlar buna “yetersiz insani akış” (insufficient humanitarian throughput) diyor — yani yardımlar var ama ölçek o kadar küçük ki, tabloyu değiştirmeye gücü yetmiyor.

Yönetim tarafında ise tam bir boşluk var. İsrail ve Hamas birbirini suçluyor, ama asıl sorun ortada merkezi bir otoritenin olmaması. Hamas bazı bölgeleri kontrol ediyor olsa da, sabotajlar, yardım kamyonlarının yağmalanması, uluslararası kurumlara sızmalar ve klan rekabeti, yönetimi kaotik bir sürece çevirmiş durumda. Gazze artık klasik anlamda bir idari bölge değil; “rekabet eden otoriteler sahası”na (contested governance zone) dönüşmüş durumda.

Toplumun dokusu paramparça

Sosyal altyapı da tamamen çökmüş halde. 67 bin ölü, 169 bin yaralı, 44 bin yetim çocuk... Bu rakamlar, RAND Enstitüsü’nün “çok nesilli travma ortamı” (multi-generational trauma environment) diye tanımladığı bir durumu oluşturuyor. Böyle bir toplumun yeniden inşası en az on yıllık kapsamlı bir uluslararası program gerektiriyor. Aksi halde bu travma her kuşakta yeniden üretilecek.

Ateşkes mi, taktik nefeslenme mi?

Bu yıkımın ortasında Hamas, ateşkesi savaşın sonu değil, bir “taktik mola” olarak kullanıyor. 13 Ekim’deki anlaşmaya göre silahsızlanıp geçici teknokrat hükümete devri öngörülmüştü, ama Hamas’ın söylemi açık: silahsızlanma ancak bağımsız Filistin devleti, uluslararası garantiler veya büyük çaplı siyasi bir anlaşma sonrası olur. Yani kısa vadede mümkün değil. Bu yaklaşım, “aşamalı direniş” (phased resistance) stratejisine birebir uyuyor — her duraklama, yeniden örgütlenme ve bir sonraki çatışma turuna hazırlık için kullanılıyor.

28 Ekim’de ateşkesin çökmesi, Hamas’ın Gazze’deki tüm silahlı grupları kontrol edemediğini gösterdi. Otonom gruplar provokasyonlarını sürdürüyor, ateşkes de istikrarlı bir barış değil, düşük dayanıklılıklı bir “dinamik denge”ye dönüşüyor. Üstelik Filistin solundaki yapılar —FKHC, FDHC ve diğerleri— anlaşmaya katılmadı. Bu gruplar, Sudan, Lübnan ve Irak örneklerinde olduğu gibi klasik “spoiler” rolünü üstlenebilir. Yani Hamas’la yapılacak en ideal anlaşma bile kalıcı istikrar anlamına gelmiyor.

“Sarı hat”: Gazze’nin yeni siyasi coğrafyası

Gazze’deki ateşkes, pek çok kişinin ilk anda fark etmediği bir sonucu doğurdu: bölge, tarihinde ilk kez somut, gözle görülür bir ayrım hattına kavuştu — “sarı hat” olarak adlandırılan bu yeni sınır. Bu, teknik bir çizgi ya da geçici bir koridor değil; bundan çok daha fazlası. Haritaya bir kez fiziksel olarak kazınan her çizgi, artık sembolik değil, siyasi bir gerçekliktir. Bugün tam da bu yaşanıyor: İsrail, beton bariyerlerle, mühendislik setleriyle ve kontrol noktalarıyla bu hattı sabitleyerek, ateşkesten bile uzun ömürlü olabilecek yeni bir mimari inşa ediyor. Orta Doğu tarihi, birkaç haftalığına çizilen ama on yıllar süren hatlarla dolu. Kıbrıs’taki tampon bölge, Lübnan’daki sektörel ayrımlar, Batı Şeria’daki “yeşil hat” — hepsi “geçici önlem” olarak doğmuş ama siyasi dokuya işlemişti. Gazze’nin “sarı hattı” da aynı rotada ilerliyor.

İki farklı gerçeklik: denetimli istikrar ve kontrollü kaos

Bu hat yalnızca toprağı bölmüyor; iki bambaşka gerçeklik yaratıyor. İsrail kontrolündeki bölgede “yönetilen istikrar” modeli kuruluyor: hareketin sıkı denetimi, insani yardımların dozajlı biçimde yönlendirilmesi, kilit noktalar üzerinde tam kontrol. Bu, klasik bir işgal mantığı değil; “stratejik bölgelendirme” anlayışı — yani doğrudan varlık minimumda tutuluyor, ama kontrol asla elden bırakılmıyor. İsrail, Gazze’nin içine girmek istemiyor; onu uzaktan, ama sıkı bir denetimle yönetmek istiyor.

Hattın öteki tarafında ise bambaşka bir düzen oluşuyor: Hamas’ın kendi “paralel devleti”. Burada nüfusun filtrelenmesi, klanların bastırılması, muhalif unsurların temizlenmesi, yardım dağıtımının sıkı biçimde denetlenmesi söz konusu. Ateşkes koşullarında dış müdahale minimuma inmiş durumda, bu da Hamas’ın gücünü hem sertleştiriyor hem de parçalı hale getiriyor. Dışarıdan “kısıtlı egemenlik” diye tanımlanan bu yapı, içeriden bakıldığında aslında korkuya dayalı, “yönetilen baskı rejimi” gibi işliyor.

Ara bölgede hibrit savaş ağları

Bu iki dünyanın arasında ise, adeta sinir ucu gibi bir gerilim hattı uzanıyor. Burada İsrail’le dolaylı çalışan yerel vekil gruplar (proxy yapılar) etkin. Ne düzenli bir ordu ne de geçici milis gücü; daha çok Hamas üzerinde hedefli baskı kurmak için örgütlenmiş hibrit bir ağ. Bu yapı istihbarat, gözetim ve lojistik sabotaj görevlerini yürütüyor — üstelik IDF’in doğrudan sahada bulunmasına gerek kalmadan. İsrail için bu, risk azaltma aracı; Gazze içinse kaosun yeni biçimi. Ama geleceğin en kritik sorunu da burada yatıyor: bir kez şiddet hakkı verilmiş vekil güçler, bu yetkiyi kolay kolay geri teslim etmez.

Uluslararası güç senaryosu: ebedi bir “yarın”

Tüm bu yapının üzerinde, “istikrardan sonra” Gazze’ye girmesi planlanan uluslararası güç fikri hâlâ havada duruyor. Ama “istikrardan sonra” demek, Gazze için “hiçbir zaman” demek. Bölge ülkeleri sorumluluk almak istemiyor; Avrupa başkentleri yardım projelerini finanse etmeye razı ama asker göndermeye değil. BM fiilen bloke olmuş durumda. Sonuçta dış kontrol fikri teoride kalıyor, pratikte ise Gazze iki otoritenin paralel biçimde yaşayacağı kalıcı bir bölünmeye doğru ilerliyor.

İşte bu yüzden “sarı hat” artık askeri değil, siyasi coğrafyanın ürünü. Gazze’yi iki hızda akan bir sisteme dönüştürüyor: İsrail’in kontrolündeki alan giderek istikrara kavuşup yeniden inşa edilirken, Hamas bölgesi yıkım ve tükenmişlik döngüsüne saplanıyor. Bu dengesizlik kalıcı hale geliyor çünkü düzen altyapıya, çürüme ise kaosa meylediyor. Zamanla betona çizilen hat, bilince kazınmış bir sınıra dönüşüyor.


Stratejik sonuçlar: bölgesel istikrardan küresel güvenliğe

Gazze hiçbir zaman yerel bir mesele olmadı. Cephesi, insani koridorları, siyasi kaymaları — hepsi, sadece Orta Doğu’yu değil, çok daha geniş bir alanı etkiliyor. “Sarı hat” sadece bir coğrafi ayrım değil; Tel Aviv’den Bakü’ye, Washington’dan Arap başkentlerine kadar uzanan stratejik bir dönüşüm zincirini tetikliyor.

İsrail için: kazanmakla sonuç almak aynı şey değil

İsrail açısından bu hat, acı bir gerçeği hatırlatıyor: zafer başka, sonuç başka. Rehinelerin çoğu kurtarıldı, Hamas ciddi kayıplar verdi, tehdit azaldı — ama örgüt hâlâ yaşıyor, ideolojisi kırılmadı ve Gazze ikiye bölündü. Her parça kendi mantığıyla yaşamaya başladı. “Sarı hat”, operasyonun tamamlanmamışlığının sembolüne dönüştü. İsrail en kötüsünü önledi, ama kalıcı bir düzen kuramadı. Şimdi Tel Aviv şu soruyla yüz yüze: “Stratejik hedef tanımlı değilse, başarı neye göre ölçülür?”

Hamas için: yenilmedi, uyum sağladı

Hamas’ın durumu bambaşka. Altyapısını ve kadrolarını kaybetti ama teslim olmadı. Bu önemli: örgüt artık klasik bir aktör değil, “hayatta kalma oyuncusu” — survival actor. Savaşı kazanmıyor ama sahadan da silinmiyor. Form değiştiriyor, şartlara uyum sağlıyor, bağlı klanlar ve toplumsal ağlar üzerinden varlığını sürdürüyor. Bu tür yapılar, parçalı coğrafyalarda uzun süre yaşayabilir.

Arap dünyası için: bölünmenin bulaşıcı korkusu

Arap ülkeleri bu modeli endişeyle izliyor. Bölünmüş bir Gazze, tek bir Filistin fikrini zedeliyor. Bu da kendi içlerindeki benzer senaryolara dair korkuyu artırıyor. İnsani istikrarsızlık, radikalleşme riski, bölgesel dayanışmanın zayıflaması… “Sarı hat”, artık sadece Gazze’yi değil, Orta Doğu siyasetinin sinir uçlarını etkileyen bir olgu. Bölge tam da öngörülebilirliğe ihtiyaç duyarken, yeni bir türbülans kaynağı doğuyor.

ABD için: kontrollü baskı diplomasisi

ABD açısından tablo “yönetilen baskı diplomasisi”ne dönüştü. Başkan Trump’ın arabuluculuğunda imzalanan ateşkes, Washington’un hâlâ tek gerçek dış aktör olduğunu kanıtladı — hem İsrail’le hem Arap başkentleriyle hem de uluslararası aracılarla konuşabilen tek güç. Ancak bu rolün bedeli yüksek: yönetim, İsrail’e sarsılmaz destek ile küresel meşruiyet arasında cambazlık yapmak zorunda. ABD “kontrollü tırmanma yönetimi” (controlled escalation management) modeliyle hareket ediyor — baskı kuruyor, tehdit ediyor, ama patlamayı kontrol altında tutmaya çalışıyor. Zor bir oyun: bölgeyi patlamadan korumak, ama onun tek garantörü haline gelmemek.

Avrupa için: para var, irade yok

Avrupa cephesinde tablo daha insani ama daha çaresiz. Yeni göç dalgaları kapıda, milyarlarca dolarlık yeniden inşa projeleri gündemde, ancak AB’nin ne askeri gücü ne siyasi ağırlığı Gazze’ye fiilen girmeye yetiyor. Avrupa yine “parayı veren ama etkisi olmayan sponsor” rolünde.

Bakü için: uzak değil, tanıdık bir tablo

Bu arada Azerbaycan, Gazze’yi uzak bir trajedi olarak görmüyor. Savaş, toprak bölünmeleri, hibrit tehditler, çatışma sonrası yeniden inşa — bunların hepsi Bakü’nün deneyim alanı. Azerbaycan bu krizden stratejik dersler çıkarıyor: çok katmanlı güvenlik sisteminin değeri, küresel güç merkezleri arasında esnek diplomasi, duygusal tepkiler yerine istikrarın önceliği, insani mekanizmaları yönetme becerisi, yarı-devlet yapılarının mantığını anlama kabiliyeti. Bu perspektiften bakıldığında, Azerbaycan’ın bölgesel diplomasi sahnesindeki rolü soyut değil, son derece pratik. Kendi post-konflikt dönemini başarıyla yöneten bir ülke olarak, Bakü artık Orta Doğu istikrar senaryolarının doğal muhatabı.

Ve tam da bu yüzden “sarı hat”, yalnızca Gazze’yle ilgili değil. Bu hat, dünyanın “yönetilen bölünmeler”, “paralel idareler” ve “parçalanmış coğrafyalar” çağında nasıl bir yöne evrildiğini anlatıyor. Bu yeni dönemde, bu tür karmaşık krizlerle baş etmeyi bilen devletler, hiç olmadığı kadar değerli hale geliyor.

Gazze: geleceğin güvenlik mimarisinin projeksiyonu

Gazze bugün sadece dünyanın en ağır insani felaket bölgesi değil; aynı zamanda parçalanmış güç merkezleri, zayıflamış uluslararası kurumlar ve hibrit çatışmalar çağında küresel güvenliğin nasıl görüneceğinin sıkıştırılmış bir modeli. Küçük bir Avrupa kenti büyüklüğündeki bu dar toprak parçası, devlet stratejilerinin, devlet dışı grupların taktiklerinin, hibrit çatışma mekanizmalarının ve uluslararası hukukun boşluklarının kesiştiği bir sahneye dönüşmüş durumda.

Ekim ayında ABŞ prezidenti Tramp’ın arabuluculuğuyla sağlanan ateşkes, bir dönüm noktası değil, bir teşhis niteliğinde oldu: klasik yönetim modellerinin çöktüğü çağda, askeri ve siyasi çözümlerin sınırlarını net biçimde ortaya koydu. Bugün Gazze’de yaşananlar bir istisna değil, küresel eğilimlerin konsantre hali. Burada insani felaket, siyasi oyunlarla paralel ilerliyor; uluslararası mekanizmalar tıkanmış; devlet dışı yapılar ise beklenmedik bir direnç gösteriyor.


İnsani çöküş: sistemler birer birer devre dışı

Ateşkes kâğıt üzerinde var ama insani tablo değişmedi. Gazze’nin sağlık sistemi artık fiilen çökmüş durumda: hastaneler yıkıldı, temel ilaçlar yok, insülin krizi derinleşti, diyaliz merkezlerinin vurulmasıyla böbrek hastalarının neredeyse yarısı hayatını kaybetti. Bu artık “kriz” değil; tam anlamıyla sistemsel bir çöküş.

Uluslararası insani araştırmalarda bu tür durumlar, “paralel altyapı kurulmadan toparlanamaz” olarak tanımlanıyor. Yardım konvoyları da bu teşhisi doğruluyor: on günde gelen yardım tırlarının sayısı bini bulmadı; ihtiyaç duyulan sayı 6600’dü. Yani fiziksel olarak bu yardımlar, sahadaki yıkımı değiştirebilecek hacme ulaşamıyor. Bu durum, “kritik düzeyde yetersiz insani akış” olarak sınıflandırılıyor — yardım geliyor ama etkisi yok.


Parçalanmış yönetim: otorite değil rekabet var

Gazze bugün “itirazlı yönetim” modeline saplanmış durumda. Hamas sektörde geniş bir alana hâkim ama tekel değil. Yerel klanlar, bağımsız gruplar, parçalanmış güvenlik ağları ve İsrail’le bağlantılı silahlı unsurlar, birbiriyle yarışan otoriteler haritası oluşturuyor.

Sonuç olarak, insani yardım bir “politik kaynak”a dönüşüyor, yönetimse bir “güç mücadelesi”ne. Bu kadar çok aktör ve bu kadar az kural varken, uluslararası istikrar mekanizmalarının çalışması imkânsız hale geliyor.

Ve bu denklemde yeni bir unsur öne çıkıyor: “sarı hat” — Hamas’ın kontrol ettiği alanlarla İsrail yanlısı güçlerin bulunduğu bölgeler arasındaki fiili sınır. İsrail bu hattı fiziki işaretlerle belirginleştiriyor; geçici bir ayrım hattı, kalıcı bir siyasi-idari sınır çizgisine dönüşüyor. Tarih bunun örnekleriyle dolu: Kuzey Kıbrıs, Batı Şeria, Lübnan’daki sektörler... Hepsi geçici önlemler olarak başlamış, ama kalıcı hale gelmiş yapılar.

“Sarı hat”, aynı anda dört düzlemde yeni gerçeklik yaratıyor:
Askeri: kontrol noktaları üzerinden;
Siyasi: ayrımı kurumsallaştırarak;
İdari: erişim rejimleriyle;
Toplumsal: hattın iki tarafında farklı kimlikler oluşturarak.

Kâğıt üzerinde geçici bir uygulama olan bu hat, fiiliyatta yeni bir siyasi coğrafyanın mimarisine dönüşüyor.


Proksiler, baskı ve bölünme: paralel güç modelleri

Gazze’de şu anda iki ayrı güç sistemi eşzamanlı işliyor: İsrail’le bağlantılı proksi gruplar ve Hamas’ın kendi iç güvenlik aygıtı.

İsrail yanlısı vekil yapılar, düşük yoğunluklu ama sürekli baskı yaratarak Hamas’ı iç güvenliğe kaynak ayırmaya zorluyor. Bu, örgütün askeri kapasitesini zayıflatıyor ama bölgeyi daha da parçalıyor.

Hamas ise aynı anda kendi “yarı-devlet” kurumlarını güçlendiriyor. Ateşkesi bir silahsızlanma süreci değil, “yeniden yapılanma molası” olarak kullanıyor. Bu yüzden, demilitarizasyon taahhütleri kâğıt üzerinde kalıyor.


Uluslararası güç: kimsenin üstlenmek istemediği misyon

Ateşkes anlaşmasında uluslararası bir barış gücü kurulması öngörülmüştü. Fakat bu fikir fiilen yürürlüğe girmedi:
— Hiçbir ülke, özellikle Arap devletleri, böylesine riskli bir operasyona liderlik etmeye yanaşmadı.
— ABD, İsrail’e sadakat ile küresel itibarı koruma arasındaki ince çizgide denge kurmak zorunda.
— Avrupa, askeri katılımı reddedip sadece insani finansmanla yetiniyor.
— BM Güvenlik Konseyi’nde konsensüs çıkmadığı için sistem kilitlenmiş durumda.

Sonuçta Gazze, uluslararası düzenlemeyle değil, yerel güç merkezlerinin fiili kontrolüyle yönetilen bir bölgeye dönüşüyor.


Senaryo analizi: iki hızlı Gazze

En olası tablo, “iki hızlı Gazze” modelinin kalıcı hale gelmesi.

İsrail denetimindeki alanlarda sınırlı altyapı onarımı, kontrollü insani koridorlar ve temel güvenliğin kademeli normalleşmesi mümkün.
Hamas bölgesinde ise paramiliter düzen, dağılmış altyapı, yardıma bağımlılık ve siyasallaşmış kaynak paylaşımı sürecek.

“Sarı hat” güçlendikçe, bu iki bölge ekonomik, sosyal ve siyasi olarak birbirinden daha da uzaklaşıyor. Ortaya “bölünmüş istikrar” denilebilecek bir durum çıkıyor — ne savaş ne barış. Kuzey Kıbrıs’a, 90’ların Grozni’sine veya Güney Lübnan’daki sektörel yapıya benzer bir denge.


Alternatif senaryolar: düşük olasılık, yüksek risk

— Hamas’ın çöküşü, istikrar değil, daha radikal unsurların dolduracağı bir güç boşluğu yaratır.
— Barış gücü idaresi, siyasi irade olmadan hayata geçmez — şu anda böyle bir irade yok.
— Bölgesel tırmanma, ne İsrail’in, ne Arap ülkelerinin, ne de küresel aktörlerin çıkarına.

Kısacası, hiç kimse mevcut dengeyi kökten değiştirecek kaynağa sahip değil; çatışma donmuş bir hale geliyor.


Küresel sonuç: yeni çağın aynası

İsrail açısından bu operasyon sınırlı kaldı: tehdit azaldı ama stratejik hedeflere ulaşılamadı.
Hamas, darbe aldı ama adapte oldu.
Arap ülkeleri riski minimize etmeye çalışıyor, ama iç baskıyla karşı karşıya.
Avrupa, insani sorumluluklarla siyasi sınırları arasında sıkıştı.
Uluslararası hukuk ise, devlet dışı aktörlerin esnekliğine ayak uyduramıyor.


Azerbaycan için çıkarılacak ders: kontrollü yeniden yapılanma

Azerbaycan açısından Gazze, “dağılmış otoritenin” nasıl gelişmeyi imkânsız kıldığını gösteren canlı bir örnek.
Bakü, kendi topraklarında egemenliği yeniden kurarak ve güçlü bir güvenlik mimarisi inşa ederek farklı bir model ortaya koydu:
— güçlü devlet otoritesi,
— merkezi yönetim,
— altyapı modernizasyonu,
— uluslararası ortaklarla etkin işbirliği.

Azerbaycan’ın bu deneyimi, hibrit tehditlerle mücadele konusundaki küresel tartışmalarda referans haline geliyor. Gazze, yönetim boşluğunun kaos ürettiğini; Azerbaycan ise sistemli yaklaşımın tek çıkış yolu olduğunu kanıtlıyor.


Gazze: geleceğin çatışmalarının laboratuvarı

Gazze artık yerel bir kriz değil, geleceğin aynası.
— İnsani söylemle devletlerin gerçek kapasitesi arasındaki uçurum,
— devlet dışı aktörlerin güç kazanması,
— uluslararası kurumların zayıflığı,
— bölgesel güçlerin yükselişi,
— karma yönetim modellerine duyulan ihtiyaç...

Önümüzdeki beş yılda çatışmanın yapısı büyük ölçüde aynı kalacak. Ayrım kalıcı hale gelecek, uluslararası varlık sınırlı olacak, Gazze ise geleceğin savaş senaryolarının test alanı olmayı sürdürecek.
Bu senaryolar, yeni dünya güvenliğinin şeklini bugünden çizmeye başladı bile.

Etiketler: