...

Gazze’de silahlar sustuğunda ve “ateşkes” kelimesi ilk kez duyulduğunda, herkes normal hayata dönüş umuduna tutundu. Ama birkaç gün içinde binlerce insan gerçekle yüzleşti: dönecek bir yer kalmamıştı. Evlerin yerinde enkaz yığınları vardı, altyapı çökmüştü, su ve elektrik lükse dönüşmüş, topraksa patlamamış mühimmatlarla dolmuştu.

Birleşmiş Milletler, savaşın doğrudan maliyetini 70 milyar dolar olarak hesaplıyor — bu rakam Bulgaristan veya Hırvatistan gibi ülkelerin yıllık GSYİH’sını aşıyor. BM Kalkınma Programı’na (UNDP) göre tüm yapıların yaklaşık %84’ü yok edilmiş durumda, bazı bölgelerde bu oran %92’ye çıkıyor. Uydu görüntüleri, bir zamanlar kalabalık olan mahallelerin yerinde kilometrelerce uzanan gri harabeler gösteriyor.

Ancak yaşanan sadece bir insani felaket değil. Gazze’nin yeniden inşası, küresel güçlerin yeni paylaşım mücadelesine sahne olan devasa bir stratejik satranç tahtasına dönüşmüş durumda. ABD ile Çin, Arap monarşileri ile İran, AB ile Türkiye’nin çıkarları burada çarpışıyor. Gazze’nin geleceğini kim şekillendirirse, Doğu Akdeniz’in güç dengelerini, İsrail’in güvenliğini, Filistin devletinin kaderini ve bölgesel ittifakların mimarisini o belirleyecek.

Bu yüzden asıl mesele şu: Gazze’nin yeniden inşası neden sadece bir imar projesi değil de 21. yüzyılın en kritik siyasi-ekonomik dönemeçlerinden biri?

Çatışmadan felakete: savaş öncesi Gazze’nin portresi

Savaş öncesinde sadece 365 km²’lik bir alanda 2,2 milyondan fazla insan yaşıyordu. Bu, Gazze’yi dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden biri yapıyordu. Ekonomi zayıftı: işsizlik oranı %45’i aşıyor, halkın %80’den fazlası insani yardıma muhtaç halde yaşıyordu. Elektriğin çoğu İsrail’den geliyordu, su ise arıtma tesisleri ve yeraltı kuyularından sağlanıyordu. Tarım sektörü, gıda ihtiyacının küçük bir kısmını karşılayabiliyordu.

2023 Ekim’inde savaş patlak verdiğinde, altyapı görülmemiş bir hızla yok oldu. 2024 ortasına gelindiğinde 283 bin konut yerle bir edilmiş, altı atık su arıtma tesisinin tamamı ve su altyapısının %70’inden fazlası zarar görmüş, elektrik ağlarının yaklaşık %80’i çökmüştü. Dünya Bankası ve AB verilerine göre enerji altyapısındaki zarar 494 milyon doları aştı; tarım sektörü ağaç plantasyonlarının %97’sini, ekili alanların ise %82,4’ünü kaybetti.

Bu yıkım sadece Gazze’nin fiziksel çehresini değil, toplumsal-ekonomik dokusunu da yok etti. Burada yeniden inşa demek, sıfırdan yeni bir gerçeklik yaratmak demek. Üstelik bu, onlarca küresel aktörün gözünün önünde ve herkesin kendi çıkarı doğrultusunda yön vermeye çalıştığı mayınlı bir zeminde gerçekleşecek.

Yeniden inşa: küresel güç savaşının yeni cephesi

1. İnsani görev mi, jeopolitik satranç mı?
İlk bakışta mesele teknik gibi görünüyor: 60 milyon ton enkazı kaldırmak, patlamamış mühimmatları temizlemek, suyu, elektriği, konutları ve yolları yeniden kurmak. Ama gerçekte her adım sadece mühendislik hesaplarıyla değil, siyasi çıkarlarla da şekillenecek.

Mayın temizliği sadece güvenlik meselesi değil; kontrol meselesi. Bir bölgeye ilk erişen, geleceğin şehir planlamasında söz sahibi olacak. Uzmanların kaçınılmaz olduğunu söylediği derin su limanı inşası da sadece lojistik değil, stratejik bir hamle: Gazze’de kurulacak bir liman Doğu Akdeniz’de deniz ticaretinin yönünü değiştirebilir ve Süveyş Kanalı, Türk limanları ile İsrail’in ticaret ağları arasındaki dengeleri yeniden belirleyebilir.

Yani burada mesele “insani gerekçelerle onarmak” değil, yeni bir siyasi-ekonomik mimari kurmak. Bu yüzden de rekabet sadece uluslararası örgütler arasında değil, devletler arasında yaşanıyor.

2. ABD ve müttefikleri: finansal mekanizmalarla kontrol
Washington, Gazze’nin yeniden inşasını bölgedeki nüfuzunu yıllar sonra yeniden tesis etmenin fırsatı olarak görüyor. ABD, uluslararası koalisyonun ana finansörü ve koordinatörü olmaya hazır; ancak bunun şartı, kaynakların dağıtımında Dünya Bankası, IMF ve BM ajanslarının söz sahibi olması. Bu model, sadece şeffaflığı sağlamakla kalmıyor; Gazze’yi küresel finans bağımlılığı sistemine entegre ediyor. Sermaye akışını kontrol eden, siyasi kararları da kontrol ediyor.

Trump yönetimi için bu aynı zamanda, İran ve Çin’le soğuyan ilişkilerin ardından Arap dünyasıyla yeni bir iş birliği platformu oluşturma fırsatı. Beyaz Saray’da bu denklemin farkındalar: Yeniden inşayı finanse eden ve yöneten, Filistin meselesinin siyasi geleceğini de şekillendirecek.

3. Çin: “Kuşak ve Yol”un insani yeniden inşa versiyonu
Pekin ise Gazze’yi “Kuşak ve Yol” stratejisinin insani boyutuna dönüştürmeye çalışıyor. Çinli şirketler çatışma bölgelerinde altyapı inşasında devasa deneyime sahip ve düşük maliyetli finansmanla hızlı proje teslimi vaat ediyor. Çin için bu, Doğu Akdeniz’de konumunu güçlendirmenin, Amerikan finans kurumlarını baypas etmenin ve Batı’nın siyasi koşullarından bağımsız alternatif bir kalkınma modeli sunmanın yolu.

Ayrıca Çin’in bu süreçte yer alması, Arap ülkeleri ve Türkiye ile daha derin iş birliği kapısı açabilir; İsrail-Filistin barışında tarafsız arabulucu rolünü de güçlendirebilir.

Senaryolar: “yeni Hong Kong”dan “yeni Sina”ya uzanan yol

Gazze’nin geleceğini tek bir düz çizgiyle tarif etmek mümkün değil. Bu toprakların kaderi, yeniden inşa sürecine kimlerin katılacağına, siyasi çözümün doğasına, bölgesel ittifakların seyrine ve hatta teknolojik dönüşümün hızına bağlı. En az üç temel senaryo masada.

Senaryo 1: “Küresel proje” – Gazze’yi dünya birlikte inşa ediyor

Bu senaryoda BM’nin himayesinde, Batı ülkeleri, Arap dünyası, Türkiye ve belki Çin’in de dahil olduğu uluslararası bir konsorsiyum kuruluyor. Finansman Dünya Bankası ve bölgesel kalkınma bankaları üzerinden dağıtılıyor. İsrail güvenlik üzerinde sınırlı bir denetime razı olurken, Filistin yönetimi karar alma süreçlerine dahil ediliyor.

Avantajlar: geniş uluslararası meşruiyet, 20 yıl içinde 100 milyar dolara kadar ulaşabilecek devasa finansman, altyapı ve konutların hızla yeniden inşası, Gazze’nin bölgesel lojistik ve ticaret zincirlerine entegre olması.

Riskler: katılımcıların çıkar çatışmaları, Filistin yönetiminin siyasi olarak parçalanması, bürokratik engeller nedeniyle kararların gecikmesi.

Jeopolitik sonuçlar: Doğu Akdeniz’de yeni bir ekonomik büyüme alanının ortaya çıkması, gerilim seviyesinin düşmesi ve uluslararası kurumların etkisinin artması.

Senaryo 2: “Kontrollü yeniden inşa” – Kuralları İsrail ve müttefikleri yazıyor

Bu modelde İsrail, yeniden inşanın tüm aşamalarında belirleyici nüfuzunu koruyor; yapı malzemelerinin girişinden projelerin onayına kadar her adımda söz sahibi oluyor. Başlıca donörler ABD, AB ve Körfez’in Arap monarşileri. Filistin yönetimi ikinci planda kalıyor, uluslararası kuruluşlar ise sadece insani yardım çerçevesinde devreye giriyor.

Avantajlar: İsrail açısından yüksek güvenlik seviyesi, süreçlerin öngörülebilirliği, siyasi gelişmelerin kontrol altında tutulması.

Riskler: Filistin tarafının marjinalleşmesi, radikalleşmenin artması, toplumsal gerilim ve Gazze içinde sabotaj riski.

Jeopolitik sonuçlar: Sektörün sınırlı egemenliğe sahip bir “protektorat”a dönüşmesi, dış aktörlere bağımlılığın artması, Arap dünyasında İsrail karşıtlığının yükselmesi.

Senaryo 3: “Bölgesel eksen” – Türkiye, Katar ve Çin alternatif merkez kuruyor

Bu senaryoda “doğu koalisyonu” adı verilebilecek, daha az siyasallaşmış ve daha çok ekonomik pragmatizme dayalı bir model öne çıkıyor. Finansman İslam Kalkınma Bankası ve Çin fonları üzerinden sağlanıyor, projeleri Türk ve Asyalı şirketler üstleniyor. İsrail’in kontrolü sadece sınır güvenliğiyle sınırlı kalıyor.

Avantajlar: yeniden inşa sürecinin daha hızlı ilerlemesi, esnek finansman mekanizmaları, sektörün ekonomik kapasitesinin güçlenmesi.

Riskler: ABD ve İsrail’in direnci, bağışçılara yönelik siyasi baskılar, Gazze’nin Batılı kurumların dışında izole kalma ihtimali.

Jeopolitik sonuçlar: bölgedeki çok kutupluluğun derinleşmesi, Çin ve Türkiye’nin nüfuzunun artması, Batı ekseni dışında yeni bir güç merkezinin oluşması.

Geçiş modelleri ve karma senaryolar: gerçek tablo çok daha karmaşık olabilir

Gerçeklik, bu senaryoların bir karışımı olabilir. Örneğin ilk aşamada Batı koalisyonu ağırlığını koyabilir; altyapı geliştikçe ve siyasi tablo değiştikçe Türkiye ve Çin daha aktif rol almaya başlayabilir. Ya da tersi olur: önce bölgesel aktörler çekirdeği oluşturur, sonra Batılı kurumlar siyasi süreçte söz sahibi olabilmek için bu yapıya eklemlenir.

Buradaki kilit değişken, kaynak akışlarının kontrolü olacak. Lojistiği, yapı malzemelerinin tedarikini, limanlara ve şantiyelere erişimi kim yönetirse, Gazze’nin siyasi çerçevesini de on yıllar boyunca o belirleyecek.

Stratejik sonuçlar: Gazze’nin yeniden inşası küresel düzen için bir sınav

Gazze’nin yeniden inşası ne klasik bir inşaat ihalesi ne de alışıldık bir insani yardım operasyonu. Burada mesele, Ortadoğu güvenlik mimarisinden küresel güç dengelerine, hatta uluslararası hukukun geleceğine kadar uzanıyor. Gazze, 21. yüzyılın bir laboratuvarına dönüşmüş durumda: küresel sistem sadece yıkmakta mı “başarılı”, yoksa inşa etmeyi de öğrenebiliyor mu — bu sorunun cevabı burada şekillenecek.

Bu süreç “sıfırdan başlamak”tan bile zor; çünkü mesele sadece fiziki yıkım değil. Güven çökmüş, kurumlar zayıf, altyapı yok olmuş, toplum travma içinde. Tam da bu şartlar altında yeni yönetim modelleri ve uluslararası iş birliği biçimleri doğabilir. Ve bu yeni Gazze’nin mimarı kim olursa, etkisi sadece bu küçük toprak parçasının ötesine taşacak.

Orta Doğu’dan çok daha fazlası: uzun vadeli sonuçlar

1. Doğu Akdeniz’de yeni lojistik denklem
Gazze’de derin su limanı inşası ve ulaşım altyapısının ayağa kaldırılması, Süveyş Kanalı, Türk limanları ve İsrail’in ticaret ağı arasındaki dengeyi yeniden kurabilir. Bu da Doğu Akdeniz’in ekonomik haritasını değiştirmekle kalmaz, küresel tedarik zincirlerine kadar uzanan etkiler yaratabilir.

2. Filistin siyasetinin dönüşümü
Yeniden inşa sürecini kim kontrol ederse, Filistin siyasetinin yönünü de o belirleyecek. Projeleri kim finanse edip hayata geçirirse, Gazze’de daha pragmatik, kurumsal ve ekonomi odaklı bir yönetim modeli mi doğacak yoksa sektör yeniden parçalanma ve radikalleşmenin sahnesi mi olacak — bu sorunun yanıtı da onun elinde olacak.

3. Uluslararası hukuk için stres testi
Su altyapısı, elektrik şebekeleri ve okulların hedef alınması, uluslararası insancıl hukukun temel ilkelerini sorgulatıyor. Eğer yeniden inşa süreci hukuki değerlendirme ve hesap verebilirlik olmadan yürütülürse, tehlikeli bir emsal oluşur: altyapı gelecekteki savaşlarda “meşru hedef”e dönüşebilir. Gazze’nin yeniden inşası, savaş kurallarının kurumsal olarak yeniden tanımlanmasını da içermeli.

4. Çok kutupluluk ve yeni güvenlik mimarisi
Eğer yeniden inşa sürecinde Batı ekseniyle bölgesel-Çin merkezli eksen gibi paralel güç odakları şekillenirse, bu Doğu Akdeniz’de çok kutuplu düzene geçişi hızlandırır. Bu dönüşüm, Süveyş’ten Kafkasya’ya, Arap Yarımadası’ndan Karadeniz’e kadar uzanan güvenlik mimarisini etkiler.

Öneriler: aktörler için stratejik adımlar

Uluslararası kuruluşlara: Koordinasyondan yönetime geçiş zamanı. BM ve finans kurumları artık sadece “kasiyer” rolünde kalmamalı; sürecin stratejik yönetimini üstlenmeli. İnsani, altyapısal ve siyasi hedefleri entegre eden ortak bir koordinasyon mekanizması kurulmalı ve finansal akışların şeffaflığı sağlanmalı.

Bölge ülkelerine: Rekabet yerine ortak sorumluluk. Arap dünyası sembolik adımların ötesine geçip bölgesel bir yeniden inşa fonu oluşturmalı; bu fon hem kaynak dağıtmalı hem de ortak proje standartlarını belirlemeli. Türkiye, Mısır, Katar ve Suudi Arabistan’ın iş birliği dış baskılara karşı bir denge unsuru olur ve bölgenin kendi gücünü inşa etmesini sağlar.

İsrail’e: Güvenlik izolasyondan değil, entegrasyondan geçer. Uzun vadeli güvenlik, tampon bölge derinliğiyle değil; komşu bölgenin sosyal ve ekonomik istikrarıyla sağlanır. İsrail’in yeniden inşa sürecine katılımı bir kontrol aracı değil, bir entegrasyon mekanizması olmalı. Aksi halde Gazze sonsuz bir yıkım ve yeniden doğuş döngüsüne mahkûm olur.

Filistin tarafına: Yeni bir yönetim modeli şart. Etkin kurumlar olmadan hiçbir çaba tam anlamıyla sonuç vermez. Filistin yönetimi, yerel idareyi uluslararası katılımla birleştiren yeni bir kurumsal yapı kurmalı. Ancak bu şekilde Gazze artık bir “nesne” değil, kendi politikasını üreten bir “özne” haline gelir.

Küresel güçlere: Gazze “bir tarafın projesi” olamaz. ABD, AB, Çin ve Türkiye şunu anlamalı: Eğer Gazze bir aktörün tekeline bırakılırsa, bu yeni çatışmalar doğurur. Ancak karşılıklı varlık ve karşılıklı bağımlılık, yeniden inşayı istikrarsızlığın değil barışın kaynağına dönüştürebilir.

Gazze’yi inşa etmek geleceği inşa etmektir

Tarih, altyapının güven yeniden tesis edilmeden daha hızlı ayağa kalktığı bir örnek bilmiyor. Gazze’yi “yeniden yapmak” siyasi geleceği tanımlamadan mümkün değil; ama siyasi geleceği tanımlamak da insanların hâlâ enkaz altında yaşadığı bir ortamda mümkün değil. Bu iki görev – insani ve jeopolitik – birbirinden ayrılamaz.

Bugünkü Gazze, yeni dünyanın bir metaforu: temellerine kadar yıkılmış ama tam da bu yıkıntıların üzerinde yeni bir bölgesel düzen modeli doğabilir. Yeniden inşa süreci, uluslararası toplumun olgunluk testidir. Bu testi geçip geçmeyeceğimiz, yüzyıllardır süren çatışmalardan ne öğrendiğimizi gösterecek: yalnızca yıkmayı mı biliyoruz, yoksa artık inşa etmeyi de mi öğrendik?

Etiketler: