Gazze Şeridi’nde son aylarda yaşanan en dikkat çekici gelişmelerden biri, Hamas’a alternatif olma iddiasıyla ortaya çıkan yeni aşiret-milis yapılarının doğuşu oldu. En çarpıcı örneklerden biri, Filistin Yönetimi’nin eski güvenlik görevlilerinden Hüsam el-Astal’ın kurduğu yeni oluşum. El-Astal bugün açıkça İslamcı harekete meydan okuyor ve Filistinlilere Hamas kontrolü dışında bir hayat vaat ediyor.
Han Yunus’un kenar mahallerinde, aylar süren çatışmalar sonrası neredeyse tamamen boşalmış Kizan el-Naccar köyünde “Teröre Karşı Darbe Gücü” adını verdiği silahlı bir grup kuran el-Astal, hedeflerinin salt savunmanın ötesine geçtiğini söylüyor. Yeni oluşum, sadece güvenlik sağlamakla kalmayıp, halka gıda, su, elektrik ve en önemlisi İslamcı rejimin baskısından kurtuluş sözü veriyor. El-Astal, “Hamas baskısı altında yaşamaktan bıkan herkes buraya gelebilir” diyerek çağrısını açıkça dile getiriyor. Her gün onlarca ailenin kendisiyle temasa geçtiğini, kampında hâlihazırda onlarca yerleşik mültecinin bulunduğunu belirtiyor. Yakında 300-400 kişiyi daha kabul etmeyi planladığını, ancak hepsinin Hamas’la bağlantısı olmadığından emin olunacağını da vurguluyor.
İsrail’in gölgesinde doğan yeni düzen
El-Astal’ın kampı sadece insani yardım noktası değil; bu yapı, kendi deyimiyle, İsrail ve Batılı ülkelerin sessiz desteğiyle kurulan paralel bir yönetim çekirdeği. El-Astal, İsrail’den gıda, su ve askeri teçhizat aldığını, kampta kurulan güneş panelleri sayesinde abluka koşullarında bile elektriğin sağlandığını söylüyor. Sosyal medyada paylaştığı bir videoda İbranice etiketli İsrail malı un ve meyve suyu gösteriyor ve altını çiziyor: “Tüm yiyecek ve su İsrail’den geliyor.”
Bu model sadece burada sınırlı değil. Mısır sınırındaki Refah’ta, bedevi komutan Yasir Ebu Şebab’ın kontrolünde başka bir aşiret gücü ortaya çıktı. Ebu Şebab’ın birlikleri doğu Refah’ta aylardır hâkimiyet kurmuş durumda; bölgede geçici okullar, sağlık noktaları ve mutfaklar kurulmuş, binlerce kişi onların himayesine sığınmış. İki grup arasında temas ve koordinasyon var. Ebu Şebab’ın komutanlarından biri, kendilerini “Halk Güçleri” adı altında birleşik bir hareketin parçaları olarak gördüklerini ve Han Yunus’tan Refah’a kadar uzanan bir kontrol kuşağı oluşturmayı hedeflediklerini söylüyor. “Hepimiz bir bütünüz. Amacımız, insanların bizim korumamız altında, komşularla uyum içinde yaşamasını sağlamak,” diyerek İsrail faktörüne açıkça işaret ediyor.
İsrail’in stratejisi: yönetim boşluğunu aşiretlerle doldurmak
Bu tür yapılar, Gazze’de oluşan yeni yönetim gerçekliğinin bir parçası haline geliyor. İsrail, bölgeyi doğrudan yönetmek istemiyor ve Filistin Yönetimi’ne de geri vermeye hazır değil. Ancak yönetim boşluğunu dolduran aşiret milislerine verilen destek, Hamas’ı zayıflatma stratejisine tam olarak uyuyor. Haziran 2025’te Başbakan Binyamin Netanyahu, İsrail’in İslamcılara karşı çıkan aşiretleri desteklediğini kamuoyuna açıklamıştı, her ne kadar sonrasında bu konudaki yorumlardan kaçınsa da.
Hüsam el-Astal: İdam kararından “yeni Gazze” vizyonuna
El-Astal’ın hikayesi başlı başına sembolik. Bir dönem İsrail’de çalışan, ardından Filistin Yönetimi’nin güvenlik yapılarında görev alan el-Astal, Hamas’ın 2007’de iktidarı ele geçirmesiyle birlikte defalarca tutuklandı ve 2018’de Malezya’da Hamas mensubu Fadi el-Batş’ın öldürülmesine karıştığı iddiasıyla idama mahkum edildi – ki bu operasyon geniş çapta İsrail istihbaratına atfediliyor.
“Her seferinde farklı sebeplerle tutukladılar: yolsuzluk, Ramallah’la bağlar… Ben en başından beri onlara karşıydım,” diye hatırlıyor. Risklere rağmen el-Astal, Hamas’ın artık zayıfladığını ve toplumun çoğunluğunun desteğini kaybettiğini savunuyor. Ona göre halkın yüzde 80’inden fazlası İslamcıların yeniden iktidara dönmesini istemiyor, ancak olası bir geri dönüşte yaşanacak baskılardan korkuyor.
“Elimizden geldiğince medya ve doğrudan temaslar aracılığıyla insanlara Hamas’ın artık olmayacağına, bir ‘Hamas-2’nin asla kurulmayacağına dair güven vermeye çalışıyoruz,” diyor el-Astal. Bölge halkından çok sayıda destek mesajı aldığını ve “barışa inanan herkesi” bu projeye katılmaya çağırdığını da ekliyor.
Yeni bir yönetim mantığının doğuşu
El-Astal’ın kurduğu kamp, sıradan bir direniş girişimi olmaktan öte, Gazze’de alternatif bir yönetim mimarisinin inşasına giden yolun başlangıcını temsil ediyor. Birkaç yıl öncesine kadar Hamas karşıtı tüm girişimler dağınık ve yeraltında kalırken, bugün bu yapılar kurumsal bir çehreye bürünüyor, aralarında koordinasyon sağlanıyor ve en önemlisi dış destekle güçleniyor.
Bu, krizin nitelik değiştirdiği bir dönüm noktası: Amaç artık sadece Hamas’ı zayıflatmak değil; yerel topluluklara, aşiret yapılarına ve dış aktörlerle iş birliğine dayanan post-Hamas bir yönetim alanı yaratmak. Bugün ortaya çıkan bu tür enklavlar, zamanla Gazze’nin yeni siyasi gerçekliğinin temelini oluşturabilir. Eski İslamcı tekelin yerine çok katmanlı, esnek ve ağ tipi bir yönetim sistemi gelebilir.
Hamas’ın iç krizi: Gazze’de çatışmanın yeni cephesi
Gazze Şeridi, Hamas’ın 2007’de iktidara gelişinden bu yana en dramatik iç kırılmayı yaşıyor. Neredeyse yirmi yıldır silahlı çatışmanın ana hattı “Filistinliler – İsrail” eksenindeydi; bugünse çatışmaların önemli bir kısmı Filistinlilerin kendi aralarında yaşanıyor. Bu sadece münferit olaylar ya da lokal sürtüşmeler değil; Hamas’ın iktidarının temelini sarsan derin bir sistem krizinin belirtileri.
Daha düne kadar “Hamas’tan sonra ne olur?” sorusu hayal bile edilemezdi; bugünse bu soru sadece analiz merkezlerinde ve komşu ülkelerin karargahlarında değil, Gazze sokaklarında da tartışılıyor. Abluka altında büyüyen bir kuşak, Hamas’ı artık bir “direniş sembolü” olarak değil, kalkınmanın önünde bir engel ve baskının kaynağı olarak görüyor.
Hamas için en büyük tehdit artık ne Tel Aviv’de ne de İsrail ordusunda. Tehdit, Beyt Lahya’da ve Han Yunus’ta; Camash, Durhamush ve el-Mucaida aşiretlerinde; “Hamas dışarı” ve “Yaşamak istiyoruz” sloganlarıyla sokaklara çıkan binlerce insanda. Bu, herhangi bir bombardımandan daha tehlikeli bir iç cephe.
Devrimden durgunluğa: Hamas’ın meşruiyet kaybı
Bugünkü tabloyu anlamak için Hamas’ın nasıl tek güç haline geldiğini hatırlamak gerekiyor. 2006’da Filistin Yasama Konseyi seçimlerini kazanan hareket, halkın yolsuzluk ve etkisizlikten bıkmış olduğu Filistin Ulusal Yönetimi’ni fırsat bilmişti. 2007’deki silahlı darbe, toprakların fiilen bölünmesini tamamladı: Batı Şeria FETÖ’nün, Gazze ise Hamas’ın kontrolüne geçti.
İlk yıllar büyük bir coşkuyla geçti. Hamas kendisini “direnişin gerçek sesi” olarak lanse etti, sosyal hizmet ağları kurdu ve geniş halk desteği sağladı. Ancak 2010’ların ortalarına gelindiğinde meşruiyet erozyonu başladı. Ekonomik abluka, İsrail’le bitmeyen savaşlar, siyasi çıkmaz ve artan otoriterleşme halkın güvenini aşındırdı.
Pew Research Center ve Arab Barometer araştırmalarına göre, 2010’da Gazze’de Hamas’a destek yüzde 60’ın üzerindeyken, 2024’e gelindiğinde yüzde 30’un altına düştü. Aynı zamanda iktidar değişimi ve yeni bir siyasi düzen isteyenlerin sayısı arttı.
Bu koşullarda içeriden bir patlama kaçınılmazdı. Ve şimdi, o patlama başladı.
İç cepheler: Aşiretler, isyancılar ve eski güvenlikçiler
Silah sesleri susmuyor: Hamas’a karşı iç savaşın yeni yüzü
2025’in başından bu yana Gazze Şeridi, Hamas militanlarıyla çeşitli silahlı gruplar – özellikle aşiret güçleri – arasında onlarca çatışmaya sahne oldu. Sadece eylül ve ekim ayının ilk günleri arasında en az 18 silahlı çatışma yaşandı; 27 kişi öldü, 70’ten fazlası yaralandı.
Yeni iç dinamiğin sembollerinden biri, Beyt Lahya ve Sabra mahallesindeki çarpışmalar oldu. Burada Camash ve Durhamush aşiretlerinin silahlı unsurları Hamas kuvvetleriyle açık savaşa girdi. En çok yankı uyandıran olaylardan biri, Hamas’ın askeri kanadının tanınmış bir komutanının oğlu Muhammed İmad Akul’un ölümüydü.
Han Yunus’ta el-Mucaida aşiretine karşı düzenlenen Hamas operasyonu da başarısızlıkla sonuçlandı. Grup, 16’ya yakın savaşçısını kaybetti ve direnişi kıramadı. Bu, bir aşiretin yalnızca saldırıyı püskürtmekle kalmayıp karşı taarruz yaparak Hamas’ın mutlak egemenliğine meydan okuduğu ilk örnek oldu.
Diğer figürler de sahnede: Filistin Yönetimi’nin eski güvenlik subaylarından Hüsam el-Astal, kendi “güvenli şehir” modelini hayata geçirdi. Han Yunus’ta yaklaşık 1 kilometrekarelik küçük bir bölgede kurulan bu enklavda yaklaşık 200 kişi barınıyor. Burada ne tünel ağı ne de İslami polis var; onun yerine özerk güvenlik gücü ve kendi insani altyapısı bulunuyor.
Korku zinciri kırıldı: Gazze sokaklarında yeni ses
2025 Mart’ından itibaren Gazze’de düzenli olarak kitlesel protestolar yaşanıyor. Yıllardır duyulmayan sloganlar artık açıkça yankılanıyor: “Hamas dışarı!” ve “Yaşamak istiyoruz!”
Hareketin yanıtı tahmin edileceği gibi sert oldu: tutuklamalar, işkenceler ve halka açık infazlar. İnsan hakları örgütlerine göre, 2025 baharından bu yana aralarında protesto liderlerinin de bulunduğu en az 5 kişi idam edildi. En çarpıcı vakalardan biri, bir mitingin ardından kaçırılan ve işkence izleriyle ailesine teslim edilen 22 yaşındaki Oday Nassar el-Rabi’nin öldürülmesiydi.
Ancak baskılar protesto dalgasını durduramadı, tam tersine onu daha da radikalleştirdi. Anti-Hamas çizgisindeki Telegram kanalları ve TikTok sayfaları on binlerce takipçi kazanarak resmi propagandaya meydan okuyan alternatif medya platformlarına dönüştü.
Yönetim çöküyor: İnsani kaos ve kurumsal çürüme
Yönetim piramidinin çöküşü, Gazze’nin idari yapısına da yansıyor. En çarpıcı örneklerden biri, Kasım 2024’te Kerem Şalom geçiş noktasında yaşandı: 109 yardım kamyonundan 98’i yağmalandı. Olayın sorumluluğu, “Halk Güçleri”yle bağlantılı silahlı gruplara ve yerel aşiretlere yüklendi.
Dünya Gıda Programı (WFP) verilerine göre, 2025 ortasına gelindiğinde Gazze nüfusunun yüzde 78’inden fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor, yüzde 62’si kronik gıda yetersizliğiyle karşı karşıya ve beş yaş altı çocukların yüzde 47’si yetersiz besleniyor. Sağlık sistemi fiilen çökmüş durumda: Hastanelerin yaklaşık yüzde 60’ı hasarlı ya da hizmet dışı.
Bu koşullarda geleneksel kurumların etkisi azalırken, aşiret yapıları ve yerel milislerin ağırlığı hızla artıyor. İsrail, bu yapıları alternatif yönetim organları oluşturabilecek potansiyel ortaklar olarak görmeye başladı – ki bu, iki yıl öncesine kadar düşünülemezdi.
Hamas sonrası döneme mi giriliyor? Yeni denklemin olası senaryoları
Her devrim, her otoriter yapı belirli evrelerden geçer: yükseliş, konsolidasyon, durgunluk ve çözülme. Hamas bugün son iki aşamanın arasında sıkışmış durumda. Hâlâ askeri gücünü ve bazı kurumlar üzerindeki kontrolünü koruyor, ancak en önemlisini – meşruiyet tekelini – kaybetti. Bu, çöküşün kaçınılmaz ve yakın olduğu anlamına gelmiyor ama eski düzenin geri dönülmez biçimde dağıldığını gösteriyor.
Asıl mesele Hamas’ın hayatta kalıp kalmayacağı değil; yerine neyin geçeceği ve bunun bölgesel güç dengelerini nasıl değiştireceği. Bu bağlamda üç temel senaryo öne çıkıyor; her biri Ortadoğu ve küresel siyaset açısından farklı riskler ve fırsatlar barındırıyor.
Senaryo 1: “Kuşatılmış kale” – Hamas iktidarı zorla koruyor
İlk senaryoda Hamas, sert baskılar ve kalan kaynaklarını seferber ederek kontrolü elinde tutmayı başarır. Bu strateji üç temel direğe dayanır:
- Şiddet aygıtı: İsrail kaynaklarına göre, iki yıllık savaşın ardından Hamas’ın askeri kanadının sayısı 30 binden 18–20 bin savaşçıya düşmüş olsa da bu hâlâ ciddi bir güç. Grup, yeni militanları özellikle gençler ve eski mahkûmlar arasından devşirmeye çalışıyor.
- Altyapı kontrolü: Yıkıma rağmen Hamas hâlâ temel iletişim hatlarını, silah depolarını ve toplam uzunluğu 500–600 kilometreyi bulan tünel ağını elinde tutuyor.
- Dış bağlantılar: İran, Katar ve Türkiye ile ilişkiler sürüyor. Sadece 2024 yılında Katar fonları üzerinden 120 milyon doların üzerinde insani ve mali yardım aktarıldı; bunun önemli bir kısmı Hamas yapılarının kontrolüne geçti.
Bu senaryoda örgüt, kapsamlı tasfiyelere girişir, aşiret direnişini fiziksel olarak ortadan kaldırmaya çalışır ve ideolojik-dini kontrolü artırır. Kısa vadede bu strateji sonuç verebilir: protestolar bastırılır, uluslararası toplum ise olgunlaşmamış bir alternatif olmadığı için kiminle müzakere edeceği konusunda ikilemde kalır.
Ancak uzun vadede tablo karanlık. “Kuşatılmış kale” modeli, parçalanmış bir ekonomi, demografik kriz ve asgari meşruiyetle işleyen izole bir yarı-devlete dönüşür. İç gerilim tırmanır, dış destek zamanla azalır. Bu senaryo Hamas’ın ömrünü 2–3 yıl uzatabilir, ancak krizin kök sebeplerini ortadan kaldıramaz.
Senaryo 2: “Parçalanma” – İktidar aşiret enklavlarına bölünüyor
İkinci senaryo, ki şu anda fiilen yaşanıyor, merkezi otoritenin erimesi ve çok odaklı bir yönetim yapısına geçilmesi.
Bu sürecin belirtileri açık:
- ACLED verilerine göre, Mart–Ekim 2025 arasında Filistin içi silahlı çatışmalar yüzde 230 arttı ve bunların büyük çoğunluğu İsrail’le değil, Hamas ile aşiretler arasındaki hesaplaşmalardan kaynaklandı.
- Gazze’de en az 12 silahlı grup Hamas’tan bağımsız hareket ediyor. Bunlar arasında “Halk Güçleri”, “Sabra Tugayı”, “Gazze’nin Oğulları” gibi yapılar öne çıkıyor.
- Han Yunus, Refah ve Beyt Hanun dahil 5 bölgede Hamas polisinin devriye gezmediği, insani yardımın yerel komitelerce dağıtıldığı fiili özerk alanlar oluştu.
Bu senaryoda Gazze, aşiretlerin, isyancıların ve eski güvenlikçilerin yönettiği mozaik bir enklav haritasına dönüşüyor. İsrail ve uluslararası aktörler bu bölgeleri gelecekteki sivil yönetim projeleri için giriş noktaları olarak kullanabilir.
Güvenlik açısından bu, şiddetin merkezden çevreye yayılmasına yol açar. Yerel çatışmaların sayısı artabilir, ancak Hamas’ın sistematik kontrolü azalır. Jeopolitik açıdan parçalanma, Gazze’deki radikal İslamcı projenin zayıflamasını isteyen aktörlerin işine gelir. İsrail, “böl ve yönet” stratejisini kullanarak tek tek aşiretlerle çalışabilir, tabandan yukarıya doğru koalisyonlar kurabilir. ABD ve AB ise yerel yapılar üzerinden belediye yönetimi ve hedefli yardım fikirlerini hayata geçirebilir.
Elbette riskler de var: tek bir otoritenin yokluğu kaosa, suç oranlarının artmasına ve yeni radikal grupların ortaya çıkmasına yol açabilir. Ancak şu an itibarıyla bu senaryo en gerçekçi olanı gibi görünüyor.
Senaryo 3: “Post-Hamas düzeni” – yeni yönetim ve uluslararası vesayet
En iddialı seçenek: Sivil idare, dış destek, yerel omurga
Üçüncü senaryo hem en iddialı hem de stratejik bakımdan en ağır toplu olanı: Hamas’la bağsız, uluslararası aktörlerin ve bölge ülkelerinin desteklediği yeni bir sivil yönetimin tesisi. Bu fikir 2024’ten beri masada ve bazı adımlar şimdiden atıldı:
– Birleşik Krallık’ın eski başbakanı Tony Blair, Gazze’de geçici idarenin koordinasyonu için olası bir isim olarak gündeme getirildi.
– ABD ve AB, “etkili ve kapsayıcı bir yönetişim modeli” şartıyla altyapı onarımı için 6 milyar doların üzerinde kaynak ayırmaya hazır olduklarını bildirdi.
– Mısır ve Ürdün, Filistin Ulusal Yönetimi’nin (FNY) sürece katılmasından yana. Ancak Ramallah, “işbirlikçilik” suçlamalarından çekindiği için temkinli ilerliyor.
Bu tabloda yerel güçlerin –Hüsam el-Astal ve diğer eski FNY güvenlikçileri gibi– özel bir rolü var. İsrail’den gelen teknik-lojistik destek ve Batılı yapılarla kurulan temaslar, “aşağıdan yukarıya” şekillenecek bir idarenin nüvelerini oluşturuyor.
Bu senaryonun en sert virajı meşruiyet. Gazze toplumunun önemli bir kesimi dış vesayete kuşkuyla bakıyor; FNY ise yıllardır süren verimsizlik imajı yüzünden kredibilite kaybı yaşadı. Geniş toplumsal rıza üretilemezse, ortaya çıkacak yapı “kağıt üzerindeki yönetim” olmaktan öteye gidemez. Yine de uzun yıllardır kilitlenmiş denklemi kırma potansiyeli en güçlü opsiyon bu: İslamcı ideolojiye yaslanmayan, İsrail’le durmaksızın askeri gerilim üretmeyen bir Filistin yönetim modeli denemesi.
Jeopolitik yansımalar: Bölgenin mimarisi yeniden çiziliyor
Gazze’deki dönüşüm, sınırların çok ötesine taşan sonuçlar üretecek:
- İsrail: Hamas’ın zayıflaması, düzenli roket tehdidini aşağı çeker ve yeni bir güvenlik rejimi için fırsat penceresi açar. Tel Aviv “hedef alıp kesme” stratejisinden “Gazze’yi yeniden biçimlendirme” stratejisine geçebilir.
- Filistin Ulusal Yönetimi: Geçiş idaresine katılım, FNY’ye siyasi ağırlık kazandırabilir; ama ancak verimsizlik imajını kıracak bir reform paketiyle.
- İran ve müttefikleri: Hamas’ın dayanak noktasını yitirmesi, “direniş ekseni” stratejisini gevşetir; bu, Lübnan ve Suriye’deki baskıyla birleşince Tahran’ın manevra alanını daraltır.
- Türkiye ve Katar: Hamas’la ideolojik yakınlık ile Batı’yla ilişkilerde pragmatizm arasında ince bir denge kurmak zorunda kalır.
- ABD ve AB: Çöken “barış süreci” kalıpları yerine Gazze’de yönetilebilir bir siyasal alan inşası üzerinden bölge gündemini tazeleme şansı doğar.
Hukuki çerçeve: Meşruiyet krizi ve uluslararası hukuk
Hamas’ın uygulamaları –yargısız infazlar, sivil altyapının askeri amaçlarla kullanımı, işkence vakaları, çocukların çatışmalara sürülmesi– temel insancıl hukuk normlarını ihlal ediyor. Bu, hareketin uluslararası ölçekte “siyasi muhatap” vasfını aşındıran bir zemin yaratıyor. 2025’te BM Güvenlik Konseyi’nde “Gazze’de geçiş yönetimi mekanizmalarının kurulması” yönünde bir taslak tartışıldı; Çin ve Rusya’nın pozisyonu nedeniyle kabul görmedi ama bizzat tartışmanın kendisi bile paradigmanın değiştiğini gösterdi.
Çatışmanın yeni mantığı
Bugün Gazze çatışmasının ekseni, klasik İsrail–Filistin çizgisinden çok, Filistin içindeki kırılma hatlarına oturuyor. Bu kayma, Hamas’ı hem ideolojik hem kurumsal düzlemde zayıflatırken, yeni bir siyasi dinamizm için alan açıyor. Olası çöküş bir “an” değil, üç aşamalı bir süreç olacak:
- Meşruiyet erozyonu (şimdiden işliyor)
- İktidarın parçalanması (tam gaz sürüyor)
- Yeni idarenin teşekkülü (1–2 yıl içinde başlayabilir)
Bu yol haritasının nereye varacağını dış aktörlerin iradesi ve yerel güçlerin kapasitesi belirleyecek. Fakat net olan şu: Hamas’ın tekel dönemi kapanıyor.
Politika notu: Bölge ve dünya için yapılması gerekenler
- İsrail için: “Yok etme” siyasetinden “alternatif inşa etme” siyasetine geçiş. Aşiret yapıları ve yerel idarelerin desteği, ad hoc yardımların ötesine geçip kurumsallaştırılmalı.
- FNY için: Gazze’ye “eski iktidar” gibi değil, geniş tabanlı bir öz-yönetim koalisyonunun ortağı olarak dönmeyi hedefleyen yeni bir strateji geliştirmek.
- ABD ve AB için: Mali yardımı, yeni kurumların adım adım inşasıyla şartlı ve ölçülebilir hedeflere bağlamak.
- Bölge güçleri için: Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan, geçiş idaresinin mimarisinde arabulucu/garantör rolünü üstlenmeli.
- Uluslararası kuruluşlar için: Geçiş döneminde hak ihlallerini izleyen ve asgari düzeni koruyan bir sivil izleme-müdahale misyonu tesis etmek.
Hamas’ın hikayesi kırılma eşiğine geldi. Yıllarca sarsılmaz sanılan yapı, bugün dış darbelerden çok içeriden yükselen itirazla sendelemekte. Artık soru “Hamas devrilecek mi?” değil; “sonrasını kim, nasıl kuracak?”tır. Bu sorunun cevabı yalnız Filistinlilerin kaderini değil, tüm Ortadoğu’nun güç dengesini de yeniden tanımlayacak.