1 Kasım 1996’da Doha’dan ilk yayınını yaptığında, 24 saat kesintisiz yayın yapan bir Arap haber kanalı yalnızca bir medya girişimi değil, aynı zamanda bölgenin siyasi ve toplumsal düzenine meydan okuyan bir hamleydi. Devlet televizyonlarının tekdüze propagandasını bozan bu yeni ses, sokaktan canlı bağlantılar, stüdyo tartışmaları ve farklı görüşlerin açık şekilde çarpıştığı ekranlarıyla yeni bir dönemin kapısını araladı. O kanal, bugün dev bir medya ekosistemine dönüşen Al Jazeera idi. Bugün artık Al Jazeera Media Network (AJMN) adıyla bilinen yapı, yalnızca Arapça yayınla sınırlı değil; İngilizce, Balkanlar, belgesel ve “parlamento” kanallarıyla (Mubasher), ayrıca dijital platformları AJ+ ve Al Jazeera Digital ile çok katmanlı bir ağ. Kendi tanıtım metinlerinde bu çıkış noktası yalın bir cümleyle ifade ediliyor: “Arap dünyasının ilk bağımsız haber kanalı.”
2025’te küresel bir medya imparatorluğu
Aradan geçen yıllar içinde AJMN tek bir kanal olmaktan çıktı; farklı dillerde ve farklı kitlelere seslenen bir marka zincirine dönüştü. Bugün Arapça, İngilizce, Balkanlar, belgesel, Mubasher, AJ+ ve geniş dijital haber merkezlerinden oluşan bir ekosistemden söz ediyoruz. 2025 yılı itibarıyla farklı medya araştırmalarında AJMN, “yüz milyonları bulan potansiyel izleyici kitlesine sahip küresel ağ” olarak tanımlanıyor. Ağın çok dilli yapısı ve her platformda güçlü varlığı bu tanımı doğruluyor.
Bu küresel büyümenin yanında profesyonel prestij de artıyor. 3 Eylül 2025’te AJMN, gazeteciliğin Oscar’ı sayılan Edward R. Murrow Ödülleri’nde dört dalda zafere ulaştığını açıkladı. Bu, İngilizce yayıncılıktaki ve dijital içerikteki standartlarının sağlamlığını bir kez daha kanıtladı.
Paranın kaynağı ve işleyişin şifresi
Her zaman merak edilen soru şu: Bu dev ağ nasıl ayakta kalıyor? Tarihsel olarak finansman kaynağı Katar. Ancak AJMN yalnızca devlet desteğiyle ayakta duran bir vitrin değil; kendi yayın akışı, bağımsız haber merkezleri ve dijital ürünleriyle uluslararası standartlarda işleyen bir medya holdingi. Gelirleri ve bütçesi hakkında resmi, detaylı raporlar yayımlamıyor. Yine de medya dünyasında dolaşan tahminlere göre yıllık cirosu yüz milyonlarca dolar seviyesinde. 2025’in medya rehberlerinde de bu ölçekte rakamlar kayda geçmiş durumda.
Genç kuşak ve uzun formatın cazibesi
2025’te özellikle Al Jazeera English, Anglo-Sakson dünyasında genç kitlelere doğru ciddi bir hamle yaptı. 35 yaş altı, mobil içerik tüketen, YouTube’da vakit geçiren, uzun soluklu belgeselleri tercih eden “yeni nesil” için cazibe merkezi haline geldi. ABD’de yapılan araştırmalar, Al Jazeera English’in genç ve “ilerici” izleyiciler arasında güvenilirlik puanını yükselttiğini gösteriyor. Bu yükselişin nedeni belli: Küresel Güney’e dair haberler, iklim, insan hakları, savaş alanlarından sahici saha haberleri ve dijital odaklı dağıtım ağı.
Gazze savaşı ve ölümcül bedel
2023 Ekim’inden itibaren, Gazze dünyanın en tehlikeli bölgesi haline geldi. Bu yalnızca bir söylem değil, verilerle sabit. Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) ölümleri tek tek kayıt altına alıyor, tarihlere, isimlere, mekânlara göre arşivliyor. 2025’te bu kayıtlar için özel bir veri tabanı bile açıldı.
Al Jazeera ise bu tablonun merkezinde yer aldı. Ağustos 2025’te İsrail’in saldırılarında bir anda dört Al Jazeera çalışanı ve iki serbest muhabir hayatını kaybetti. 10 Ağustos’ta CPJ, “İsrail pazar günü Gazze’de dört Al Jazeera çalışanını — muhabirler Anas eş-Şerif ve Muhammed Kreykih ile kameramanlar İbrahim Zaher ve Muhammed Nufal — ayrıca iki serbest gazeteciyi öldürdü” açıklamasını yaptı ve bunu “hedefli hava saldırısı” diye niteledi.
Bir gün sonra, 11 Ağustos’ta Al Jazeera kendi sayfasında öldürülen çalışanların isimlerini yayımladı. Sayı 270’i aşmıştı. Listenin içinde 25 Ağustos’ta Nasır Hastanesi yakınındaki saldırıda öldürülen Al Jazeera muhabiri Muhammed Salama da vardı. Sayfa her yeni ölümle güncellendi, isimler ve detaylar tek tek işlendi.
26 Eylül’de Reuters’in yayımladığı bir araştırma ise tabloyu ağırlaştırdı. Ağustos ayında Nasır Hastanesi’ne yönelik saldırının “Hamas’ın kamerası” bahanesiyle yapıldığı resmi açıklamasını çürüten görsel ve zamanlı kanıtlar paylaşıldı. Araştırmaya göre hedef alınan kamera aslında Reuters muhabiri Hüsam el-Masri’ye aitti ve ikinci saldırı onun cesedini tahliye etmeye çalışanların üzerine geldi. Bu durumun savaş suçu kategorisine girebileceği açıkça vurgulandı.
Bitmeyen kayıplar zinciri
Oysa trajedi daha önce başlamıştı. 31 Temmuz 2024’te, Gazze’de “press” ibaresi taşıyan araçlarıyla görev yapan Al Jazeera muhabiri İsmail el-Gul ve kameraman Rami er-Rifi öldürüldü. 15 Aralık 2023’te Al Jazeera muhabiri Samer Abudakka hayatını kaybetti, efsanevi muhabir Vail Dahduh aynı saldırıda yaralandı. Dahduh’un öyküsü başlı başına bir dram: 2023 sonbaharında eşi, çocukları ve torununu kaybetti, ağır yaralandı, Gazzeden tahliye edilip Doha’ya götürüldü ama mesleğini bırakmadı. 2025’in başında Avrupalı gazetelerin yaptığı portreler onu “Gazze’nin trajedisinin sembolü ve gazeteciliğe adanmışlığın timsali” olarak tanımlıyordu.
Neden hep Al Jazeera hedefte?
Soru net: Neden özellikle Al Jazeera bu kadar çok kayıp verdi?
Birincisi, Gazze’de en geniş saha ağına sahip medya kurumu olması. Yerel muhabirlerden serbest çalışanlara, kameramanlardan prodüktörlere kadar yaygın bir insan kaynağına sahipti.
İkincisi, Al Jazeera’nın yayın anlayışı: Kesintisiz, uzun süreli canlı yayınlar, montajsız görüntüler… Yani manipülasyon alanını sıfıra indiren ham yayın.
Üçüncüsü, kentsel savaşın doğası. Ön cephe görünmez, her çekim noktası ordu için şüpheli olabilir. Eğer hedef tespiti prosedürleri milimetrik titizlikle uygulanmazsa sonuç ölüm oluyor.
Bütün bunlar birleşince ortaya çıkan gerçek şu: Yüksek nüfus yoğunluğu ve askeri operasyonların kuralsızlığı, trajedilerin tekrar tekrar yaşanmasına yol açıyor.
“Al Jazeera Yasası” ve İsrail’de varlık mücadelesi
Gazze savaşının gölgesinde, İsrail’de Al Jazeera’nın hukuki statüsü hızla daraldı. 2024 bahar-yaz aylarında hükümet ardı ardına acil kararlarla kanala yasaklar getirdi: bürolar kapatıldı, vericiler mühürlendi, yayınlar ve internet siteleri bloke edildi. Haziran 2024’te Tel Aviv mahkemesi, “ulusal güvenlik tehdidi” gerekçesiyle 45 günlük yasak uzatmasını onayladı. Bu, geçici önlemlerin ikinci turuydu.
2025 ortasına gelindiğinde tablo daha da sertleşti. Knesset, “Al Jazeera Yasası” olarak bilinen anti-basin düzenlemesini uzattı ve kapsamını genişletti: artık yalnızca Al Jazeera değil, herhangi bir yabancı medya kuruluşu da aynı muameleyle karşı karşıya kalabiliyor. Haziran 2025’te bu yasak 30 Kasım’a kadar uzatıldı; Temmuz’da ise hükümetin bunu kalıcı hale getirmeyi, yani yabancı medya kuruluşlarını mahkeme onayı olmadan kapatma yetkisini kendine tanımayı hedeflediği duyuruldu. Bu, artık geçici bir sansür değil, İsrail’de yabancı medyanın çalışma mimarisini baştan yazma girişimiydi.
Uluslararası hukuk açısından bu düzen, BM ve AGİT’in medya özgürlüğü için önerdiği “asgari kısıtlama” ilkesine doğrudan meydan okumak anlamına geliyor. Pratikte ise Al Jazeera Arabic/English için İsrail tarafında büro kapatmadan yerel prodüktörlere ceza davalarına kadar sürekli bir risk ortamı yaratıyor.
Ölümlerle yazılan kronik: 2023–2025’te Gazze’de Al Jazeera kayıpları
Son iki yılda yaşanan kayıpların bazıları, Al Jazeera’nın kendi raporları ve uluslararası kuruluşların kayıtlarıyla teyit edilmiş durumda:
- Samer Abudakka — Al Jazeera Arabic muhabiri. 15 Aralık 2023’te Han Yunus’ta öldürüldü. Yanında efsane muhabir Vail Dahduh yaralandı. Olay, güney Gazze’nin bile “nispeten güvenli” kabul edilen bölgelerinde gazetecilerin ne kadar savunmasız olduğunu gösterdi.
- İsmail el-Gul (muhabir) ve Rami er-Rifi (kameraman) — 31 Temmuz 2024’te Şati Mülteci Kampı yakınında, “press” işaretli araçlarının vurulması sonucu öldürüldüler. Haber Al Jazeera tarafından anında duyuruldu, CPJ ve RSF de kayıtlarına geçirdi.
- Anas eş-Şerif, Muhammed Kreykih, İbrahim Zaher, Muhammed Nufal — 10 Ağustos 2025’te Gazze’de düzenlenen hedefli bir saldırıda öldürüldü. CPJ’ye göre aynı saldırıda serbest çalışan Muamin Alevva ve Muhammed el-Haldi de yaşamını yitirdi. Bu grup, Gazze Şehri’nde habercileri bir araya getiren bir “basın düğümü”nde bulunuyordu; uluslararası insancıl hukukta bu tür mekânlar siviller için koruma altındadır.
- Muhammed Salama — Al Jazeera için çalışan Filistinli gazeteci. 25 Ağustos 2025’te Nasır Hastanesi yakınındaki bombardımanda öldü. Al Jazeera, adını güncellenen “öldürülen gazeteciler” listesine ekledi. 26 Eylül 2025’te Reuters’in yayımladığı görsel inceleme, İsrail ordusunun resmi açıklamalarını çürüttü: iki ayrı atış, herhangi bir uyarı olmadan yapılmıştı. Bu da olayı hukuken savaş suçu tartışmalarına taşıdı.
Bunlar yalnızca kayda geçmiş birkaç isim. Al Jazeera’nın Ağustos 2025’teki açıklamasına göre, İsrail saldırılarında ölen gazeteci ve medya çalışanlarının sayısı 270’i aştı. Uluslararası insan hakları örgütleri de bu tabloyu “benzeri görülmemiş bir katliam” olarak tanımlıyor.
Savaşın insan yüzü: Vail Dahduh’un hikâyesi
Vail Dahduh, 2024–2025 Orta Doğu medya sahnesinin en bilinen ismi. Aralık 2023’te yaralandı, aynı dönemde eşi, çocukları ve torununu kaybetti. 2024 başında Gazze’yi terk ederek Doha’ya geçti. Ama mesleğini bırakmadı. Bugün hâlâ canlı bağlantılar yapıyor, ayrıntıları titizlikle aktarıyor. RSF’in ödülleri, Press Freedom Award gibi uluslararası onurlarla cesareti tescillendi. O artık yalnızca bir muhabir değil, “felaketin içinden konuşan gazeteciliğin yüzü”.
Al Jazeera’nın savaş gazeteciliği metodolojisi
Gazze’de Al Jazeera’nın çalışma tarzı dört sütuna oturuyor:
- Yerel ağ: Yoğun bir serbest çalışan ve stringer ağı, uluslararası basının giremediği yerlere ulaşmasını sağlıyor.
- Uzun yayınlar: Kesintisiz canlı bağlantılar, minimum kurgu, maksimum ham görüntü.
- İngilizce doğrulama: AJE, görüntülerin coğrafi ve kronolojik analizlerini yapıyor; OSINT standartlarına yaklaşan bu yöntem, olası iftira davalarına karşı güvence sağlıyor.
- Küresel senkronizasyon: Reuters’in Nasır Hastanesi saldırısını incelemesi gibi, uluslararası ajanslarla iş birliği Al Jazeera’nın saha bulgularını küresel gündeme taşıyor.
Veriler ne diyor?
2023–2025 dönemi, CPJ kayıtlarında gazeteciler için en ölümcül yıllar olarak öne çıkıyor. Yalnızca sayıların yüksekliği değil, olayların niteliği de çarpıcı: 2025’te aynı anda birden fazla gazeteciyi vuran toplu saldırılar arttı. 10 Ağustos ve 25 Ağustos’taki olaylar bu trendin simgesi.
Hukuk, etik, sorumluluk
Cenevre Sözleşmeleri’ne göre gazeteciler, doğrudan çatışmaya katılmadıkları sürece sivildir. Gazze’deki saldırılarda “press” işaretli araçların, yeleklerin ve kaskların hedef alınması; koordinatların kayda geçmesi; yayınların takvimle belgelenmesi, Al Jazeera çalışanlarının sivil statüsünü tartışmasız kılıyor. İsrail ordusunun “kameraların Hamas tarafından kullanıldığı” iddiası ise ispat yükünü kendisine yüklüyor. Reuters’in Nasır Hastanesi raporu, bu savunmayı çürütüyor ve “ihtiyat” ile “orantılılık” ilkelerinin ihlal edildiğini işaret ediyor.
Al Jazeera’nin siyasal ekonomisi: Arap sokağından küresel akışa
Al Jazeera yıllardır iki ateş arasında yayın yapıyor. Bir yanda Arap hükümetlerinin “muhalif ve plebisiter gündem” eleştirileri, diğer yanda Batı’daki muhafazakâr çevrelerin “siyasî aktivizm” ithamları… İsrail makamları ise kanalı “düşmana çalışmakla” suçluyor. Sonuç malum: farklı ülkelerde akreditasyon iptalleri, büro kapatmaları, sınır dışılar. Bu hikâye yeni değil; fakat 2024–2025 döneminde İsrail’deki baskı, bir yasa paketi ve peş peşe uzatmalarla fiilî “yok etme” rejimine dönüştü. Mantık açık: propaganda anlatısının sahadaki görüntülerle çatıştığı yerde, “olay yerinden ekran”ı kesmek. 2024–2025 boyunca İsrail’deki yargısal ve idarî kararların kronolojisi bu tabloyu doğruluyor.
Buna karşılık küresel İngilizce medya pazarında AJE, 2025’te genç kitlelerde güven puanını yukarı taşıyan, uzun soluklu soruşturma formatlarını YouTube, TikTok ve podcastlere taşıyan bir oyuncu. Üstüne, 2025’te en az dört Murrow Ödülü… Kısaca, “güven lisansı” meslek camiasınca hâlâ yenileniyor.
Ağın risk hanesi: insan kaynağı, ruh sağlığı, güvenlik, hukukî maliyet
Al Jazeera’nın 2025’teki direnci yalnızca editoryal başarılarla ölçülmüyor; ağır faturalar da var:
• Kadro kayıpları: Baş muhabir ve kameramanların ölümü/yaralanması, bazı “yıldız” isimlerin sürgüne çıkması (Vail Dahduh örneği). Bu, çekim kalitesinden yerel bilgiye kadar zincirleme kayıp demek.
• İkincil travma ve tükenmişlik: 2023–2025 Gazze temposu, çağdaş çatışma alanlarının çoğuyla kıyaslanamayacak düzeyde yıpratıcı. Ekip “rotasyonu” her zaman mümkün olmuyor; hayatta kalan muhabirlerin söyleşileri ve zorunlu relokasyonları bunu teyit ediyor.
• Hukukî süreçler: Uluslararası şikâyet ve soruşturmalar için geniş hacimli dosya üretme zorunluluğu; bunun OSINT’e dayalı, meta verisi korunmuş “temiz” bir hat ve ayrı bir hukuk ekibi gerektirmesi.
• Altyapı riskleri: 2024’ten 2025’e İsrail içinde büro kapatmaları, ekipmanların el konulması, yayın kesintileri, hesapların ve cihazların “temizlenmesi”.
2025’te izleyici neden Al Jazeera’dan kopmuyor?
Paradoks şu: Ortam sertleştikçe izleyiciyle ağ arasındaki bağ daha da güçleniyor. Bölge izleyicisi için Al Jazeera “sahadan görüntünün” çoğu zaman yeri doldurulamaz adresi. Küresel izleyici içinse Kuzey Atlantik merceğinin dışına çıkan, Güney’in sesini artıran bir alternatif. 2025 ABD pazar araştırmaları, AJE’nin “klasik” TV kanallarına kıyasla YouTube ve uzun format klipler üzerinden gelen 18–34 yaş, “politik tercihi akışkan” kitlede payını büyüttüğünü kaydediyor. Bu da AJMN’nin stratejisiyle bire bir örtüşüyor: dijitale yatırım, uzun saha anlatıları ve açıklayıcı belgesel.
Ara bilanço
2025 itibarıyla Al Jazeera aynı anda:
• Uzun canlı bağlantılar ve saha ekiplerine yaslanan “maksimum gerçeklik” ekolü,
• 2023–2025 Gazze kroniği uğruna ağır bedel ödemiş bir kurum; 2024–2025’te art arda gelen kayıplar, Ağustos 2025 saldırılarıyla doruk,
• İsrail’de “geçiciyi kalıcıya” çeviren, yabancı yayıncıları tek hamlede devre dışı bırakmaya ayarlı sistematik hukuk baskısının hedefi,
• Ve aynı anda, 2025’te prestijli ödüller toplayıp ABD’de genç izleyiciyle güven ilişkisini büyüten az sayıdaki küresel markadan biri.
İç mimari ve editoryal politika
Al Jazeera Media Network, çeşitlendirilmiş platformlarıyla bir holding olarak örgütlü. 2025’te çekirdek:
• Al Jazeera Arabic — sansürsüz tartışma programları ve uzun canlı yayınlarıyla ana Arapça kanal.
• Al Jazeera English — 24 saatlik yayın akışı; Fault Lines, 101 East, The Listening Post gibi belgesel kuşaklarıyla bilinen uluslararası İngilizce hat.
• Al Jazeera Balkans — Saraybosna merkezli, Bosna, Sırbistan, Hırvatistan, Karadağ’a yayın.
• Al Jazeera Documentary — uzun metraj filmler ve dizilere odaklanan ayrı bir redaksiyon.
• Al Jazeera Mubasher — meclis oturumları ve protestoları canlı veren “parlamento kanalı”.
• AJ+ — YouTube, TikTok, Instagram eksenli dijital marka.
Ağ, klasik gazetecilikle dijital yaklaşımı dengelemeye çalışıyor. Son iki yılda AJ+, Orta Doğu’da en çok atıf alan sosyal hesaplardan birine dönüşmüş durumda; CrowdTangle’ın 2025 yaz verilerine göre Arapça Facebook ve TikTok’ta ilk 5’te yer alıyor.
2025 editoryal stratejisi
- Gazze, Sudan, Yemen gibi sıcak sahalarda “tanık gözü” anlatıyı sürdürmek.
- Odağı Küresel Güney’e çevirmek: iklim, göç, Afrika ve Asya ekonomileri.
- Soruşturma formatlarını YouTube ve podcastlere taşımak; 18–34 hedef kitlesini burada yakalamak.
- Batı kanallarının “klipleşme” eğilimine karşı, uzun saha anlatılarını ısrarla korumak.
Soruşturma ve belgesel dosyaları
2024–2025’te Al Jazeera English ve Al Jazeera Arabic şu işler nedeniyle uluslararası takdir topladı:
• “The Gaza Diaries” (2024–2025) — çoğu kez cep telefonlarıyla, ateş altında çekilmiş raporların derlendiği bir seri. AJE ve AJ+’ta yayımlandı; Nielsen’in 2025 Haziran verilerine göre Al Jazeera’nın en çok izlenen çevrimiçi içerikleri arasında.
• Sudan’daki silah ticareti (2025 bahar) — OCCRP ortaklığıyla yürütülen soruşturma.
• Fault Lines’ın 2025 ABD bölümleri — mülteci krizi ve Amerikan siyasetindeki kutuplaşmayı mercek altına alan dosyalar.
• Afganistan belgesel dizisi (2025) — Al Jazeera Documentary’nin izolasyon koşullarında ekonomi ve gündelik hayatı irdeleyen çok bölümlü projesi.
Bununla paralel Al Jazeera, geolokasyon, kronolokasyon ve gölge/akustik analizleri içeren OSINT bulgularını da düzenli yayımladı. Özellikle 2025 yazındaki Gazze bombardımanı vakalarında bu yöntem seti belirginleşti; sahadaki görüntüler küresel doğrulama topluluğunun standartlarına yaklaştırıldı ve hukukî ihtilaflarda kanıt zinciri güçlendirildi.
Hukukî perspektif: 2025 Ağustos saldırıları
İki kritik tarih, 10 ve 25 Ağustos 2025, artık uluslararası hukukçuların dosyalarında ayrı başlıklar altında yer alıyor.
- 10 Ağustos — Gazze Şehri
Al Jazeera ekibine yönelik saldırıda CPJ verilerine göre dört kadrolu gazeteci ve iki serbest çalışan olmak üzere altı kişi öldü. İsrail “militan grubunu hedef aldığını” iddia etti. Ancak bu iddiayı destekleyecek fotoğraf ya da video delili paylaşılmadı. Oysa sahada “press” yelekleri, işaretli araçlar ve tanımlı ekip vardı. Bu durum “hedef tanımlanamamıştı” savunmasıyla çelişiyor. - 25 Ağustos — Nasır Hastanesi
Reuters’in görsel incelemesi burada tabloyu ağırlaştırdı: Hastane merdivenlerine arka arkaya iki atış yapıldı. İlk atışta Al Jazeera muhabiri Muhammed Salama öldü. İkincisi ise cesedi tahliye etmeye çalışanların üzerine geldi. Kamera Reuters muhabirine aitti ama sahada Al Jazeera ekibi de bulunuyordu. Hukukçular bu olayı “ihtiyat ilkesinin ihlali” ve “yardım noktalarına tekrar saldırı yasağı” kapsamında değerlendiriyor.
Uluslararası insancıl hukuk açısından:
- Gazeteciler, I. Cenevre Protokolü’nün 79. maddesine göre sivildir.
- Eğer basın açıkça işaretlenmiş ve hedef yoksa, saldırı savaş suçu kategorisine girebilir.
- Reuters’in verileri, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde soruşturma açılmasını gerektirecek güçte görülüyor.
Rakiplerle karşılaştırma
2025 yılında Al Jazeera, sahadaki görünürlüğüyle rakiplerinden ayrışıyor:
- BBC Arabic/English: Bütçe kesintileri, büro kapatmaları.
- France 24: Frankofon Afrika’da güçlü, fakat Gazze’de sınırlı varlık.
- Al Arabiya: Riyad çizgisinde, “sert görüntülerden” uzak.
Bu yüzden Gazze savaşının 2023–2025 arşivine damga vuran görsel delillerin çoğu Al Jazeera kaynaklı. New York Times’tan Washington Post’a kadar pek çok Batılı medya AJMN görüntülerine referans verdi.
2025’in rakamları
- Ekim 2023 – Eylül 2025 arası Gazze’de 270’den fazla gazeteci öldü (CPJ, Al Jazeera verileri).
- Bu dönemde en az 15 Al Jazeera çalışanı ve serbest muhabiri yaşamını yitirdi.
- Sadece 10 Ağustos’ta 6 gazeteci aynı anda öldü.
- Al Jazeera English, Eylül 2025’te 4 Edward R. Murrow Ödülü kazandı.
- AJ+, Arapça sosyal medyada etkileşimde ilk 5’te.
- 2025’te AJ+ toplamda 50 milyon takipçiyi aştı.
Önümüzdeki yılların üç büyük sınavı
- Hukukî baskı: İsrail’in “Al Jazeera Yasası” uzatılır ve kalıcı hale getirilirse, AJMN’nin İsrail’deki varlığı sıfırlanacak.
- Güvenlik: Gazze’deki saldırılar, basın yeleği ve işaretlerin koruma sağlamadığını gösterdi. Her vaka için uluslararası kurumlarla iş birliği ve dava hazırlığı zorunlu hale gelecek.
- Güven ilişkisi: ABD’den Mısır’a kadar büyüyen dış baskıya rağmen Al Jazeera hâlâ “Ortadoğu’nun gözü” olarak algılanıyor. Ama bu konum yeni tehditler getirecek.
Kamera hedefe dönüştüğünde
Al Jazeera, 2025’e yalnızca bir medya organı olarak değil, doğrudan savaşın alanı olarak girdi. Doha, Londra, Saraybosna’daki stüdyolarda kurgu masaları… Ve Gazze’nin dar sokaklarında, her an son kareyi yakalayabilecek kameralar. Ağ, iktidarların parçalamak istediği bir aynaya dönüştü. Her yasak girişimi sesi daha çok yükseltti. Her kapatılan büro, muhabirleri simgeye çevirdi. Her “propaganda” suçlaması, aslında milyonların onları izlediğini kanıtladı.
Ama en güçlü delil yasa metinleri ya da diplomatik açıklamalar değil. En güçlü kanıt ölenlerin isimleri: Samer Abudakka, İsmail el-Gul, Rami er-Rifi, Anas eş-Şerif, Muhammed Kreykih, İbrahim Zaher, Muhammed Nufal, Muamin Alevva, Muhammed el-Haldi, Muhammed Salama… Liste, bir haber bülteninin sığamayacağı kadar uzun. Bu sadece rakam değil; artık açılmayacak kameralar, susturulmuş sesler, kaybolan adresler.
Vail Dahduh, ailesini ve meslektaşlarını kaybetmiş, mesleğin yaşayan simgesine dönüşmüş muhabir, bir röportajında şunu söylemişti: “Biz kahraman değiliz. Sadece dünyanın görmesini istiyoruz.” Bu, Al Jazeera’nın misyonunu özetliyor: yorum yapmak değil, göstermek. Bu yüzden hem hedef hem güven kaynağı.
Bugün netleşen gerçek şu: Al Jazeera yalnızca Katar’ın televizyonu değil. Oyun kurallarını değiştirmiş bir kurum. “Tanıklık” kelimesinin silahtan daha güçlü olabileceğini kanıtlayan bir ekol. Ve Gazze’de ölen bir gazetecinin ardından başlayan her yeni dava, her yeni soruşturma, aslında yeni bir hakikat kapısı.
Bir gün bu savaş biterse, kronik — acı verici, ama dürüst kronik — Al Jazeera’nın karelerinden okunacak. Çünkü bu ağ yalnızca bir medya holdingi değil. Bölgenin vicdanı. Yasayla kapatılamayan, bombayla susturulamayan, sansürle silinemeyen. Kameraları ve onları taşıyacak insanlar oldukça, Al Jazeera dünyayı olduğu gibi göstermeye devam edecek. Bedeli ne kadar ağır olursa olsun.