...

Beyaz Saray, Arap-İsrail çatışmasının tarihindeki en iddialı girişim olarak lanse edilen bir belgeyi dünyaya duyurdu. “Gazze Çatışmasını Sonlandırma Kapsamlı Planı” aylar süren yoğun istişarelerin, perde arkasında yürütülen pazarlıkların ve diplomatik manevraların ürünü. Ama asıl önemlisi, bu plan insanlığın bitmek bilmeyen kan ve yıkımdan, kurbanların yeni saldırılara bahane edildiği o acımasız şiddet dengesinden duyduğu bıkkınlığın somut yansıması oldu.

Trump’ın planı bir iyi niyet deklarasyonu değil; adeta ölüm döşeğindeki bir hastaya uygulanacak cerrahi protokol gibi hazırlanmış ayrıntılı bir yol haritası. Bugünün Gazze’si kül ve harabeden ibaret: konut stokunun yüzde 70’i yok edilmiş, milyonlarca insan susuz ve elektriksiz, ekonomi sıfıra inmiş. Washington işte bu umutsuz tablonun üzerine geleceğin yeni konturlarını çizmeye kalkışıyor ve süreci üç temel sütuna oturtuyor.

Birinci sütun: Dera­dikalleşme ve silahsızlanma
Planın ilk ayağı, Hamas’ın ve diğer silahlı grupların bütün askeri altyapısının ortadan kaldırılması, silahların toplanması, gönüllü teslim olanlara af ve militanlara güvenli çıkış imkanı tanınması. Bu sadece askeri bir hamle değil; aynı zamanda şiddetin bölgenin tek dili olmaktan çıkması için sembolik bir eşik.

İkinci sütun: Geçici teknokrat yönetim
Gazze’de belediye, altyapı ve sosyal hizmetleri üstlenecek apolitik bir geçici komite kurulması öngörülüyor. Bir tür “uzmanlar hükümeti” olarak tanımlanan bu yapı, bugün hayatta kalma mücadelesi veren kente yeniden nefes aldırmayı amaçlıyor. Sürece bizzat ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık edeceği bir “Barış Konseyi” nezaret edecek. Konseyde Avrupa’dan ve Arap dünyasından isimlerin yanı sıra İngiltere’nin eski başbakanı Tony Blair’in de yer alacağı konuşuluyor. Amaç tek taraflı hâkimiyetin önüne geçmek ve Gazze’nin kaderi için kolektif bir sorumluluk yaratmak.

Üçüncü sütun: Bölgesel garantiler ve uluslararası gözetim
Güvenliğin sağlanması için “Uluslararası İstikrar Güçleri”nin (ISF) konuşlandırılması planlanıyor. Bu birliklerin görevi, Filistin polislerini eğitmek, düzeni korumak ve geçiş döneminde kaosun yeniden filizlenmesini önlemek olacak. Yıllar sonra ilk kez Gazze halkına korkusuzca geleceğini kurma şansı tanıyacak bir güvenlik kalkanı düşünülüyor.

Böylece plan askeri, idari ve uluslararası boyutları tek bir çatı altında birleştiriyor. Güvenlik, yönetim ve garanti; üç güçlü kemerden oluşan bir köprü gibi tasarlanmış. Tek tek yeterli değiller, ama birlikte belki de yıkıntılar içindeki bölgeyi yeni bir gerçeğe taşımaya yetecekler.

Ama bütün bu mimari yeni sorular da doğuruyor: Taraflarda siyasi irade yeterli mi? Bölge ülkeleri garantör rolünü üstlenmeye hazır mı? Güvensizlik duygusu, sokaktaki öfke ve revanşist tepkiler bu süreci göğüsleyebilir mi? Trump’ın planı yalnızca bir ateşkes teklifi değil; kan ve intikam kısır döngüsünden çıkış için tarihi yeniden yazma girişimi.

İnsani ve ekonomik boyut

Trump, Gazze’nin yeniden inşasında ağırlığın klasik yapılara —BM ya da Kızılay gibi— verilmemesi gerektiğini, çünkü bunların etkisiz olduğunu savunuyor. Bunun yerine özel statülü bir ekonomik bölge oluşturulması, düşük vergiler ve gümrük avantajlarıyla yatırımların teşvik edilmesi öneriliyor. İlk üç yıl içinde Gazze’ye en az 10 milyar dolar yatırım yapılması, bunun yarısının Körfez ülkelerinden gelmesi hedefleniyor.

İnsani yardımlar ise elektrikten suya, kanalizasyondan sağlık hizmetlerine kadar “tam kapasite” devreye sokulacak. Anlaşmanın ilk haftalarında 5 bin prefabrik ev ve sahra hastanesi kurulması planlanıyor. Kritik nokta şu: kaynakların dağıtımı radikal grupların değil, uluslararası güçlerin ve geçici komitenin denetiminde olacak.

Beyaz Saray böylece yeni bir model öneriyor: Sadece yardım paketleri göndermek değil, aynı zamanda her litre yakıtın, her ton çimentonun, her kutu ilacın kayda geçtiği, kontrol edilen bir altyapı sistemi kurmak.

Siyasi ve hukuki boyut

Belgenin 19. maddesi özel önem taşıyor: Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkı tanınıyor, ancak bağımsız Filistin devletinin tanınması “uygun koşulların oluşmasına” bırakılıyor. Bu, Arap ülkelerinin iki devletli çözüm ısrarı ile İsrail’in “hemen tanıma” karşıtlığı arasında kurulan bir denge anlamına geliyor.

Plana göre İsrail Gazze’yi işgal etmeyecek, ilhak etmeyecek ve halkın zorla yerinden edilmesine izin verilmeyecek. Bu taahhüt, 2023–2024 yıllarındaki İsrail operasyonlarına Arap toplumunun sert tepki göstermesinin başlıca sebebi olan “yeni Nakba” korkusunu gidermeyi hedefliyor.

Hukuki zorluk ise başka yerde: Trump’ın planı BM Güvenlik Konseyi kararlarına doğrudan bağlanmıyor. Uluslararası hukuka atıf var, ama bağlayıcı değil. Bu, Beyaz Saray’a manevra alanı tanırken, planın hayata geçmesini tarafların gönüllü rızasına bırakıyor.

İsrail’in tepkisi: Askeri mantık ile siyasi baskı arasında

Trump’ın planının açıklanmasının ardından İsrail’de yankılar çelişkili oldu. Başbakan Binyamin Netanyahu Washington’da yaptığı açıklamada “ABD Başkanının girişimini ciddi bir diyalog zemini olarak görüyorum” dese de İsrail siyasetinde derin çatlaklar oluştu.

Maariv gazetesinin aktardığına göre güvenlik kabinesi ikiye bölündü. Savunma Bakanı Yoav Gallant başta olmak üzere bazı isimler planı destekleme eğiliminde. Çünkü Gazze’deki askeri harekat çıkmaza girmiş durumda: her gün verilen kayıplar ve uluslararası toplumun baskısı operasyonun maliyetini katlanılmaz hale getiriyor. Buna karşılık “Dini Siyonizm” ve “Otzma Yehudit” gibi aşırı sağ partilerin temsilcileri plana sert çıktı; bunu “terörizme teslimiyet” olarak nitelediler.

Kamuoyu da bölünmüş durumda. Israel Democracy Institute’un Eylül 2025’te yaptığı ankete göre İsraillilerin yüzde 52’si “rehineler karşılığında operasyonun sonlandırılmasını” desteklerken, yalnızca yüzde 28’i 250 müebbet mahkumunun serbest bırakılmasına onay veriyor. Öte yandan halkın yüzde 60’ı, eğer içinde ABD ve Avrupalı ülkeler yer alacaksa, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılmasını destekliyor.

Netanyahu’nun açmazı açık: Bir yanda İsrail’in siyasi ve askeri sahnede en kritik ortağı haline gelen Trump’a bağımlılık, diğer yanda ise koalisyonun ayakta kalmasını sağlayan sağcı müttefiklerin baskısı.

Filistin perspektifi: Umut ile kuşku arasında

Batı Şeria’daki Filistin yönetimi plana temkinli bir onay verdi. 2023’ten sonra etkisi ciddi şekilde azalan Mahmud Abbas, bu girişimi yeniden sahneye çıkma şansı olarak görüyor. El Fetih temsilcileri, “geçici teknokrat yönetimi” bir Filistin devletine giden adım olarak gördüklerini açıkladılar.

Gazze’den gelen tepkiler ise bambaşka. Hamas yönetimi fiilen iktidarda kalamayacağını kabul etmek zorunda kaldı. Ancak İsrail basınına konuşan yedek subay Ofer Shelah, “Hamas uzun vadeli düşünür” diyerek örgütün 5–10 yıl içinde yeniden güç toplayıp sahneye dönme ihtimalini hatırlattı. İsrail askeri istihbaratına göre Eylül 2025 itibarıyla Hamas’ın 10 ila 20 bin arasında silahlı unsuru bulunuyor, bir kısmı insani bölgelerde gizlenmiş durumda.

Bu tablo, planın en zayıf halkasının silahsızlanma ve af olduğunu gösteriyor. 2014 deneyimi de ortaya koymuştu: İsrail ordusunun sert operasyonlarına rağmen Hamas, 2–3 yıl içinde askeri kapasitesini yeniden inşa edebilmişti.

Arap ülkelerinin tepkisi: Temkinli destek

Planın başarısında Arap ülkelerinin yaklaşımı kilit rol oynuyor. Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, BAE, Pakistan ve Endonezya dışişleri bakanlarının ortak açıklaması bu açıdan önemli bir sinyal oldu. İlk kez bu kadar geniş bir blok ABD girişimine destek verdi.

Belgede, İsrail güçlerinin tamamen çekilmesinin, Filistinlilerin zorla göç ettirilmemesinin ve insani yardımların kesintisiz sağlanmasının altı çizildi. Dahası, ilk kez bu formatta “iki devletli çözüm” prensibi kayda geçti. Özellikle Türkiye ve Suudi Arabistan’ın İsrail üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemde bu vurgu kritik.

Arap ülkelerinin ekonomik ilgisi de göz ardı edilemez. Gazze’nin yeniden inşasında yer almak, hem siyasi prestij hem milyarlarca dolarlık projelere erişim demek. Bloomberg Middle East’in Eylül 2025 verilerine göre BAE ve Katar, yaklaşık 3 milyar dolarlık yatırım paketlerini altyapı projelerine yönlendirmeye hazır.

İnsani tablo: 2025 sonbaharının gerçeği

Planın ne kadar uygulanabilir olduğunu anlamak için mevcut tabloya bakmak gerekiyor:

  • BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’ne (OCHA) göre Eylül 2025 itibarıyla Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 38 bini geçti; bunların yaklaşık yüzde 40’ı çocuk.
  • 2 milyondan fazla insan temiz suya düzenli erişimden mahrum.
  • Okul ve üniversitelerin yüzde 75’i yıkılmış ya da ağır hasar görmüş durumda.
  • Elektrik günde en fazla 3–4 saat sağlanabiliyor.
  • Ekonomik faaliyetler 2022’ye kıyasla yüzde 85 oranında daralmış durumda.

Bu rakamlar, geniş kapsamlı uluslararası müdahale olmadan toparlanmanın mümkün olmadığını gösteriyor. Fakat Trump’ın planı, insani yeniden inşayı siyasi şartlara bağlayarak yeni bir sayfa açıyor: af, silahsızlanma, uluslararası yönetim. Bu, ne 2020’deki “yüzyılın anlaşmasında” ne de önceki girişimlerde vardı.

Uluslararası boyut

Trump’ın planı bölge dışında da yankı buldu, hem ilgi gördü hem de sert eleştiriler aldı. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, uluslararası istikrar güçleri fikrini olumlu karşıladı, ancak sürecin BM’nin dışlanmasıyla yürütülmesini eleştirdi. İngiltere ise tam tersine, “Barış Konseyi”nde yer almaya hazır olduğunu duyurdu ve şimdiden Tony Blair’in temsilci olarak atanmasını gündeme aldı.

Rusya ve İran planı kesin bir dille reddetti. Moskova, belgenin “BM Güvenlik Konseyi kararlarını ve uluslararası hukuk normlarını hiçe saydığını” ilan ederken, Tahran bu girişimi “ABD hegemonyasını pekiştirme çabası” olarak niteledi.

Azerbaycan içinse plan ayrı bir anlam taşıyor. Çünkü Baku’nun dış politika çizgisinde her zaman savunduğu bir prensibi net biçimde yansıtıyor: güvenlik, insani yardım ve kalkınma meselelerini bir arada ele almak. Güney Kafkasya’da yürütülen enerji ve altyapı projelerinin temelinde de tam bu bütüncül mantık vardı.

Planın uygulanması: Olası senaryolar

Trump’ın yol haritası titizlikle hazırlanmış gibi görünüyor, ama başarısı çok sayıda değişkene bağlı. Uzmanlar üç temel senaryodan bahsediyor.

1. İyimser senaryo
İsrail ve Filistin tarafı ana şartlarda uzlaşır, Hamas silahlarının önemli bir bölümünü teslim eder, Arap ülkeleri garantör rolünü üstlenir. Böyle bir tabloda 2026 sonuna kadar Gazze’de büyük bir yeniden inşa süreci başlayabilir. Uluslararası istikrar güçleri bölgesel güvenlik mimarisinin kalıcı unsuru haline gelebilir. Dünya Bankası’nın öngörüsüne göre bu şartlarda Gazze ekonomisi yılda yüzde 15–20 büyüyebilir, işsizlik kademeli olarak düşer.

2. Gerçekçi senaryo
Kısmi uygulama: rehineler serbest bırakılır, İsrail askerleri çekilir, ama Hamas yeraltı yapıları ve etkisini korur. Gazze insani yardım alır, ancak güvenlik istikrarsız kalır. Uluslararası güçler radikallerle sürekli çatışmaların içine çekilir. Bu, aslında 2006 sonrası Lübnan deneyiminin kopyasıdır: Hizbullah resmen geri adım atsa da askeri gücünü korumayı başarmıştı.

3. Olumsuz senaryo
Hamas şartları reddeder, İsrail masadan kalkar, Arap ülkeleri ise sadece deklarasyonlarla yetinir. Bu durumda savaş yeniden alevlenir, fakat bu kez dünya kamuoyunun barış beklentileri boşa çıkar. İsrail daha da sert diplomatik baskıya maruz kalır, Trump ise ikinci döneminin en büyük dış politika girişiminin çöküşüyle yüzleşir.

İsrail için sonuçlar

Trump’ın planı İsrail’e açık bir çıkış yolu sunuyor: rehinelerin serbest bırakılması, askerlerin çekilmesi, Gazze’nin yönetim yükünün uluslararası güçlere devredilmesi.

Ama sağcı çevreler bunu tehlikeli görüyor. Çünkü Hamas tamamen yok edilmeden yapılacak her çıkış, “yenilgi” olarak algılanıyor. Bu da Netanyahu koalisyonunda siyasi krizi tetikleyebilir, erken seçimleri hızlandırabilir.

Uzun vadede İsrail ancak uluslararası güçler Gazze’yi gerçekten denetim altında tutarsa kazanır. Eğer birkaç yıl içinde Hamas geri dönerse, bugünkü tavizlerin bedeli toplumda kabul edilemez bir yük haline gelir.

Filistin için sonuçlar

Plan Filistinliler için iki farklı yol açıyor.

Birincisi, işleyen bir altyapı ve devletleşmeye doğru kademeli ilerleme. Bağımsız Filistin kısa vadede tanınmasa bile, Gazze’nin toparlanması ve Batı Şeria’yla entegrasyonu ortak bir siyasi yapının zeminini hazırlar.

İkincisi ise iç bölünme. Hamas tamamen yok olmayacak ve geçici yönetimi sabote etmeye çalışacak. Bu durumda Filistin toplumu teknokratlar ile yeraltı radikalleri arasında kalıcı bir ikili iktidar tecrübesi yaşayabilir.

Arap ülkelerinin rolü

Arap devletleri uzun bir aradan sonra ilk kez seyirci değil, garantör pozisyonunda sahneye çıkma şansına sahip. Suudi Arabistan ve Mısır, Gazze’deki gerilimin kendi iç güvenliklerini tehdit ettiği için istikrardan yana.

Türkiye ise farklı bir hesap içinde: Ankara, Filistin güvenlik güçlerinin eğitimi ve hazırlanmasında başat rolü üstlenmesi gerektiğini savunuyor. Bu, Türkiye’nin bölgesel diplomatik ağırlığını artırma stratejisinin parçası.

Katar için bu süreç arabulucu kimliğini pekiştirme fırsatı. BAE içinse milyarlarca dolarlık altyapı projeleri üzerinden hem siyasi hem ekonomik getiri sağlayacak bir alan.

Uluslararası bağlam

Dünya, Trump’ın planına soğukkanlı ve pragmatik yaklaşıyor.

  • Avrupa Birliği sürece katılmaya hazır, ama BM’nin rolünün korunması gerektiğinde ısrarcı.
  • Rusya ve İran bunu ABD’nin bölgedeki ağırlığını artırma girişimi olarak görüyor ve planı baltalamaya çalışacak.
  • Çin ise bekle-gör politikasında: güvenlik boyutuna karışmadan altyapı projelerinde yer almak istediğini söylüyor.

ABD açısından bu planın başarıya ulaşması, Trump’ın ikinci dönemindeki en büyük dış politika zaferi anlamına gelecek. Ama başarısızlık, Washington’un bölgedeki arabuluculuk güvenilirliğini yitirmesi demek.

Tahmin: Bundan sonra ne olacak?

Önümüzdeki aylarda belirleyici unsur rehineler meselesi olacak. Eğer anlaşmanın kabulünden sonraki 72 saat içinde rehineler serbest bırakılırsa, süreç güven kazanacak ve insani yardımların önü açılacak.

Ama Hamas süreci uzatırsa, İsrail için askeri operasyonları yeniden başlatma gerekçesi doğacak. Bu yüzden uzmanlar, planın ilk haftalarının kritik olduğunu vurguluyor.

Azerbaycan açısından ise belge ayrı bir değer taşıyor. Çünkü güvenliği, insani toparlanmayı ve ekonomiyi aynı çerçevede birleştiren bir anlayış sunuyor. Bu, Bakü’nün uluslararası krizlere yaklaşımıyla birebir örtüşüyor. Dahası, bölgesel ülkelerin dahil olması, süreci yalnızca Batı merkezli girişimlere kıyasla daha yaşanabilir hale getiriyor.

Planın ruhu

Trump’ın Gazze planı Beyaz Saray’ın damgasını taşıyan sıradan bir kâğıt parçası değil. Bu, Ortadoğu çatışmasının pas tutmuş, çürümüş çerçevesini yırtıp, kumaşı yeniden örme girişimi. BM onlarca yıldır başkalarının verdiği sözlerin noterliğini yaparken, Washington şimdi Gazze’yi yeni bir dünya düzeninin laboratuvarına dönüştürmek istiyor: sert, pragmatik ama sonuç üretmeye aday bir düzen.

Bu, eski satranç tahtasını kenara koyup taşları yeni bir zemine dizmeye benziyor. Amerika yalnızca insani bir koridor önermiyor; uluslararası güçlerin gözetiminde, her ton çimentonun, her megavat elektriğin siyasi dönüşümle bağlantılı olduğu yeni bir yapı inşa etmeye çalışıyor.

Elbette riskler büyük. Hamas silgiyle silinebilecek bir gölge değil. İsrail siyaseti aşırı sağın baskısıyla çökebilir. Arap başkentleri bitmeyen bağışlardan yorulabilir. Ama tarihte hep öyle anlar olmuştur ki, cesaretin kendisi değişimin motoru olur.

Bu plan yarıya kadar bile hayata geçerse, Gazze umutların mezarlığı olmaktan çıkıp, en karanlık coğrafyalarda bile yeni bir mantığın mümkün olduğunu gösteren bir sembole dönüşebilir. Bu mantık savaşın ve ablukaların değil, anlaşmanın ve tavizin mantığıdır — elbette sıkı bir denetim altında.

Asıl soru

Bugün bir dönemeçteyiz. Ortadoğu, onlarca yıl sonra ilk kez “savaş–ateşkes–savaş” kısır döngüsünden kurtulma ihtimaline sahip. Yirmi maddelik bu plan bir garanti değil, ama bölgedeki sekiz kilit aktörün açtığı bir kapı. Artık mesele şu: dünya o kapıdan girmeye cesaret edecek mi, yoksa Gazze’yi yeniden karanlığa terk mi edecek?

Tarih paradoksları sever. Belki de Gazze’nin yıkıntıları içinden uluslararası çözümün yeni modeli doğuyor. Tek soru, dünyanın bu cesur girişimi sonuna kadar götürmeye kararlı olup olmadığı.

Etiketler: