İklim değişikliği artık gelecek kuşakların muğlak korkusu değil. Bugün, uluslararası hukuku, jeopolitiği ve devlet olma kavramını bizzat dönüştüren bir realite. Küçük ada devletleri — Tuvalu, Kiribati, Maldivler, Marshall Adaları ve Nauru — bu sarsıcı değişimin tam ortasında. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC, 2025 raporu) verilerine göre, küresel deniz seviyesi yılda ortalama 4,7 milimetre yükseliyor. Bu oran 20. yüzyılın sonuna kıyasla yüzde 70 daha yüksek. Ortalama yüksekliği iki metreyi bile bulmayan atoller için bu, er ya da geç topraklarının haritadan silinmesi anlamına geliyor.
Artık mesele yalnızca çevresel değil. Toprak kaybolduğunda sadece evler, altyapı ya da tarım değil, devlet olma hali de tehdit altında. Tarihte ilk kez bir devletin toprağını tamamen kaybetmesi ama uluslararası arenada varlığını sürdürmeye çalışması ihtimali ciddiyet kazandı.
Felaketin coğrafyası: rakamlar ve öngörüler
- Tuvalu: Yaklaşık 11 bin nüfuslu ülkenin ortalama yüksekliği 1,8 metre. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP, Mayıs 2025) raporuna göre 2050’ye kadar Tuvalu’nun yarısından fazlası tuzlu yeraltı suları ve kıyı erozyonu nedeniyle yaşanmaz hale gelecek.
- Kiribati: 33 atol ve adadan oluşan ülkenin nüfusu 120 bine yakın. Başkent Tarawa şimdiden her med-cezirde sular altında kalıyor. Asya Kalkınma Bankası’na göre (2025), deniz seviyesi 1 metre yükseldiğinde ülke topraklarının yüzde 95’i kaybolacak.
- Maldivler: 1100’den fazla adada 540 bin kişi yaşıyor. Devlet Başkanı Muhammed Muizzu, Nisan 2025’te yaptığı açıklamada, “Maldivler, iklim krizinin başkentini yuttuğu ilk ülke olabilir” dedi.
- Marshall Adaları: 60 bin nüfuslu ada devletinde, ABD 2025’te Guam ve Hawaii’ye göç programını genişletti. NOAA’nın projeksiyonlarına göre 2080’e kadar adaların yüzde 80’i yok olacak.
Bu veriler artık uzak senaryolar değil. 2024–2025 yıllarında kaydedilen rekor fırtına dalgaları, Tuvalu’nun yüzde 40’ını, Kiribati’nin ise yüzde 30’unu geçici olarak sular altında bıraktı.
Uluslararası hukuk: devlet olmanın dört şartı
1933 Montevideo Sözleşmesi’ne göre bir devletin varlığı şu dört kriterle tanımlanıyor:
- Kalıcı nüfus
- Belirli bir toprak parçası
- Etkin bir hükümet
- Uluslararası ilişkiler kurabilme yetisi
Peki, nüfus ve toprak ortadan kalkarsa ne olacak? Uluslararası hukuk esneklik göstermişti: Somali, yıllardır işleyen bir devleti olmadan hâlâ BM üyesi sayılıyor. Fakat “sulara gömülen” ülkeler meselesinde, iki temel unsur —toprak ve halk— birden ortadan kalkıyor.
2025’te BM Uluslararası Adalet Divanı, 18 küçük ada devletinin ortak başvurusunu değerlendirirken, iklim değişikliğinin “devletlerin fiziki varlığına tehdit oluşturduğunu” kabul etti. Ancak hâkimler kritik soruya cevap vermekten kaçındı: Topraksız ve nüfussuz bir devlet hukuken var olabilir mi?
Ada devletlerinin cevabı: dijitalleşme, anlaşmalar, mühendislik
Tuvalu, 2024–2025 yıllarında “dijital devlet” modelinin öncüsü oldu. Kasım 2024’te Avustralya ile imzalanan anlaşma, Tuvalu’nun fiziksel olarak yok olsa bile devlet statüsünü koruyacağını garanti altına aldı. Canberra, her yıl 300 Tuvalu vatandaşını kabul etmeyi ve eşit haklar tanımayı taahhüt etti.
Bununla birlikte, Tuvalu devlet arşivlerini dijitalleştiriyor, kadastro haritalarını ve kültürel mirasını çevrim içi ortama taşıyor. 2025 sonunda “metaverse”te sanal bir toprak yaratılması planlanıyor — bu, tarihte “dijital toprak” kavramının ilk hukuki denemesi olacak.
Maldivler ise mühendislik projelerine yöneliyor. 2025’te Hulhumalé adlı yapay ada tamamlandı. Başkent Male’nin yanındaki bu ada, 200 bin kişiyi barındırabilecek. Ancak maliyeti 1,5 milyar doları aşan projeler, Pasifik’teki diğer ada ülkeleri için neredeyse imkânsız.
Marshall Adaları ve Kiribati ise Yeni Zelanda ve Fiji ile göç ve devletliğin tanınmasını içeren anlaşmalar için masada.
Hukuk ve emsaller: “Sulara gömülen” ülkelerin kaderini kim belirleyecek?
Uluslararası hukuk bugüne kadar bir ülkenin topyekûn yok olmasıyla hiç karşılaşmadı. Tarihte sürgünde yaşayan hükümetler oldu: II. Dünya Savaşı sırasında Polonya, 1990’da işgal altındaki Kuveyt… Ama hiçbir devlet tamamen ortadan kalkmadı.
Lahey Uluslararası Hukuk Akademisi’nin 2025 tarihli raporu üç senaryo ortaya koyuyor:
- Eksterytoryal devlet statüsü: Ülke, toprağı olmasa bile BM üyeliğini ve münhasır ekonomik bölgesini (MEB) koruyacak.
- Bir başka devletle birlik: Tuvalu ile Avustralya arasında yapılan anlaşma buna örnek.
- Devletsizleşme: Tamamen yok olup vatandaşların diaspora halinde başka ülkelere entegre olması.
Küresel güçlerin pozisyonları: ada devletlerinin etrafındaki jeopolitik
ABD: Pasifik’te nüfuz mücadelesi
Washington meseleyi, Asya-Pasifik’teki güç rekabetinin bir parçası olarak görüyor. Trump yönetimi 2025’te Pacific Resilience Compact programını genişletti, Tuvalu, Kiribati, Marshall Adaları ve Palau’ya 5,2 milyar dolarlık destek paketi açıkladı.
ABD’nin amacı net: Bu ülkelerin BM’deki oy hakkını ve deniz alanlarını korumak. Çünkü bu, hem deniz yolları üzerinde kontrol sağlıyor hem de Çin’in bölgede güçlenmesini önlüyor. Pentagon, Pasifik adalarının yanında durmanın, Amerika’nın “ön cephedeki varlığını” sağlamlaştırdığını açıkça dile getiriyor.
Çin: iklim diplomasisiyle yumuşak güç
Pekin, ada ülkelerinin kırılganlığını “Deniz İpek Yolu”nu genişletmek için fırsata çeviriyor. 2025’te Çin ile Kiribati arasında imzalanan anlaşmayla sel bariyerleri ve altyapı yatırımları gündeme geldi. Karşılığında Kiribati, Çinli balıkçılık şirketlerine MEB alanını açtı.
Uzmanlar Çin’in stratejisinin iki yüzlü olduğuna dikkat çekiyor: Bir yandan mühendislik çözümleri sunuyor, diğer yandan adaları kendi ekonomisine bağımlı hale getiriyor. Bu bağımlılık, nüfus başka ülkelere göç etse bile Pekin’in etkisini sürdürebilmesini sağlıyor.
Avustralya ve Yeni Zelanda: bölgesel sorumluluk
Küçük ada devletleri yok olursa, ilk etapta göçmen akınıyla karşılaşacak olan ülkeler Avustralya ve Yeni Zelanda olacak. Nitekim Avustralya, 2025’te ilk kez göçmen kotalarına özel bir kategori ekledi: “Yok olan ülkelerin vatandaşları.”
Tuvalu ile Avustralya arasındaki anlaşma da bir ilk oldu. Avustralya, Tuvalu’nun toprakları tamamen kaybolsa bile devlet olarak tanınacağını garanti etti. Yeni Zelanda şimdilik daha temkinli ama Kiribati ile benzer bir model üzerinde duruyor.
Avrupa: moral destek, ama sınırlı adımlar
Pasifik’te sömürge mirası hâlâ devam eden Fransa (Yeni Kaledonya, Fransız Polinezyası), bölgesel istikrardan yana. 2025’te Paris, BM Güvenlik Konseyi’ne “eksterytoryal devlet” statüsünün tanınmasını öngören bir tasarı sundu. Ancak Moskova, “hayali devletler yaratmak uluslararası hukuku sarsar” diyerek veto etti.
Almanya ve İskandinav ülkeleri de fikre destek verse de, iş finansal katkıya gelince cüzdanlar kapalı kaldı.
Hukuki tartışma: Topraksız egemenlik mümkün mü?
Kabul edenlerin argümanları:
- Başarısız devlet örneği var: Somali ya da Libya gibi ülkeler hükümetten yoksunken hâlâ devlet kabul ediliyor. Öyleyse topraksız devlet neden olmasın?
- Uluslararası anlaşmalar kaybolmuyor: Bir devlet onlarca anlaşmanın tarafı; toprak kayboldu diye sözleşmelerin hükümsüz olması söz konusu değil.
- Adalet ilkesi: İklim değişikliği yüzünden yok olmak devletlerin suçu değil. Dolayısıyla haklarının korunması adil olur.
Karşı çıkanların argümanları:
- Toprak şart: Montevideo Sözleşmesi açıkça “belirli bir toprak” diyor. Toprak yoksa, devlet de yok.
- Tehlikeli emsal: Böyle bir tanıma izin verilirse, ayrılıkçı hareketler aynı hakkı talep edebilir.
- Uygulama sorunu: Toprağı olmayan hükümet nasıl çalışacak, vatandaşlarına nasıl hizmet sunacak?
BM Uluslararası Adalet Divanı’nın kararı
Mart 2025’te açıklanan görüş, meseleyi askıda bıraktı. Mahkeme, “bir unsurun ortadan kalkması, devletliğin otomatik olarak sona ermesi anlamına gelmez” dedi. Ancak asıl soruya cevap verilmedi: Bir ülke tamamen topraksız kalsa bile, hâlâ devlet sayılabilir mi?
Deniz sınırları meselesi: MEB için mücadele
En sert tartışmalar münhasır ekonomik bölgeler (MEB) etrafında dönüyor. BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre deniz sınırları karaya bağlı. Peki, kara yok olursa MEB ne olacak?
Tuvalu için mesele 900 bin kilometrekarelik bir okyanus alanı, Kiribati için ise tam 3,5 milyon kilometrekare. Bu sular ton balığı açısından dünyanın en zengin avlakları ve aynı zamanda keşfedilmemiş maden rezervlerini barındırıyor.
Küçük ada devletleri “donmuş sınırlar” ilkesini kabul ettirmek istiyor. 2025’te BM Genel Kurulu, ada devletlerinin deniz yetki alanlarının korunmasını öngören bir kararı kabul etti, fakat bu yalnızca tavsiye niteliğinde. Büyük güçler ise temkinli: ABD ve Avustralya destek verirken, Çin ve Rusya karşı çıkıyor. Moskova’nın gerekçesi net: “Deniz hukuku istisnalara göre yeniden yazılamaz.”
Halkların geleceği: iklim mültecileri mi, yeni diasporalar mı?
Uluslararası Göç Örgütü’ne (IOM, 2025) göre 2050’ye kadar iklim mültecilerinin sayısı 216 milyona ulaşabilir. İlk dalgayı ise küçük ada ülkeleri oluşturacak.
- Avustralya’da şimdiden 15 bin Tuvalu vatandaşı yaşıyor. 2040’a kadar bu sayının üç katına çıkması bekleniyor.
- Yeni Zelanda, 2025’ten itibaren Kiribati ve Tuvalu vatandaşları için yılda 2000 kişilik özel kota açtı.
- ABD, Marshall Adaları halkına yönelik özel göç rejimi (Compact of Free Association) kapsamında kabul kotalarını genişletme taahhüdünde bulundu.
Ancak “iklim mültecisi” kavramı hâlâ uluslararası hukukta yer almıyor. 1951 Cenevre Sözleşmesi iklimi iltica nedeni olarak tanımıyor. BM 2025’te yeni bir “İklim Göçü Sözleşmesi” hazırlıkları başlatsa da henüz ortada bağlayıcı bir metin yok.
Senaryolar: 21. yüzyılın yeni dünya haritası
Uzmanların öne çıkardığı üç temel ihtimal var:
- Topraksız devletin devamı. Tuvalu ve Kiribati, BM üyeliğini sürdürür, hükümetleri sürgünde çalışır (örneğin Avustralya ya da Yeni Zelanda’da). MEB alanları uluslararası toplumca tanınır. Bunun için büyük güçlerin onayı ve uluslararası hukuka yeni bir norm eklenmesi gerekiyor.
- Başka devletlere entegrasyon. Halk göç eder, devlet zamanla çözülür. Kültürel unsurlar diasporada ya da özerklikler içinde yaşatılır, ama egemenlik ortadan kalkar.
- Hibrit model. Halkın bir bölümü göç eder, bir kısmı yapay adalara veya yüksek alanlara taşınır. Devlet, dijital altyapı ve uluslararası anlaşmalarla kısmen varlığını sürdürür.
Uluslararası düzen için sınav
“Sulara gömülen devletler” meselesi sadece Pasifik’in değil, tüm dünyanın meselesi. Bu konu, uluslararası sistemin turnusol kâğıdı. Eğer devletler fiziki olarak yok olsa da hukuken yaşatılırsa, yeni bir çağ başlayacak: Toprak, devlet varlığının temel koşulu olmaktan çıkacak.
Ama eğer hukuk uyum sağlamazsa, on binlerce insan sadece vatanını değil, vatandaşlığını, haklarını, geleceğini kaybedecek. O ülkeler tarihten silinecek, halkları ise “evsiz milletler” haline gelecek.
Bugün dünya kritik bir tercihle karşı karşıya: Ya devletin özünü halk ve onun kendi kaderini tayin hakkı olarak kabul edecek, ya da okyanusun bütün bir ulusu tarihten silmesine göz yumacak.
Küçük ada devletleri haritadaki “batmakta olan noktalar” değil. Onlar, uluslararası hukuk sistemine yöneltilmiş en büyük meydan okumadır. Bugün verilen yanıt, yalnızca Pasifik’teki on binlerin değil, egemenlik kavramının da geleceğini belirleyecek. Eğer bir emsal yaratılırsa, yarın iklim, savaş ya da felaketler nedeniyle yaşanmaz hale gelen başka bölgeler için de benzer mekanizmalar gündeme gelecek.