...

Üç buçuk yıldır süren savaş, Rusya’daki medya tüketimini kökten değiştirdi. Bir zamanlar kitlelerin zihnini şekillendirmede alternatifsiz araç olarak görülen televizyon, artık tahtını kaybediyor. Anketlere göre, her ne kadar hâlâ Rusların yüzde 60’ı için başlıca haber kaynağı olmaya devam etse de, sosyal medya, Telegram kanalları ve video platformlarının toplamı bu oranı geride bırakmış durumda.

Telegram adeta bir fenomene dönüştü. Savaş başlamadan hemen önce yalnızca yüzde 6–7’lik kesim buradan haber alıyordu. 2022 sonunda bu oran yüzde 18’e, 2025 itibarıyla ise yüzde 26’ya çıktı. Bugün Telegram birçok internet gazetesini geride bırakmış, televizyona alternatif konumuna yükselmiş durumda. Dahası, platforma duyulan güven 2021’de yüzde 7 iken, 2025’te yüzde 17’ye çıktı. Buna karşılık televizyona güven yüzde 50’den yüzde 44’e geriledi.

YouTube ise tam tersi bir tabloyla karşı karşıya. Yasaklar, engellemeler ve hız düşürmelerin ardından kullanıcı sayısı neredeyse yarı yarıya azaldı; son bir yılda yüzde 38’den yüzde 21’e geriledi. Böylece Rusya’daki medya manzarası giderek çoğullaşıyor, insanlar aynı anda birkaç kaynaktan bilgi almayı alışkanlık haline getiriyor. Hatta televizyonun “sadık kitlesi” sayılan emekliler bile artık sosyal medyayı ikinci haber kaynağı olarak kullanmaya başladı.

İnternet: Anlatıların savaşı

2010’ların ortalarında sosyal medya “muhalefetin alanı” olarak görülüyordu. Bugünse sayısız farklı anlatının birbiriyle çarpıştığı bir savaş meydanına dönüştü. Kremlin’i asıl rahatsız eden de bu çoğulluk. Çünkü tek sesliliğe dayalı sistemde her alternatif, tehdit olarak algılanıyor. İşte bu yüzden Rusya hızla “Çinleşme” modeline yöneliyor.

Bu stratejinin iki temel ayağı var:

  1. İzinli erişim ilkesi. Kullanıcı yalnızca devlet filtresinden geçen, “beyaz listeye” alınmış içerikleri görebilecek. Yani televizyon yayıncılığının dijital kopyası hayata geçiriliyor: Ne izleneceğine yalnızca devlet karar verecek.
  2. Milli mesajlaşma araçları. Devlet Telegram ya da WhatsApp’ı denetlemekle yetinmek istemiyor. Bunun yerine kendi platformunu – MAX adlı milli mesajlaşma uygulamasını – öne çıkarıyor. Amaç sadece iletişim değil; yazışmaları ve aramaları da gözetim mekanizmasının bir parçası haline getirerek toplumu tam denetim altında tutmak.

Kuyruğu parça parça kesme taktiği

WhatsApp ve Telegram’daki sesli aramaların yasaklanması, bu yol haritasının ilk adımı oldu. İlk bakışta “yumuşak” bir hamle gibi görünüyor: Rusların çoğu zaten telefonla aramayı tercih ediyor, mesajlaşma uygulamalarını esasen yazışmak için kullanıyor. Ancak yapılan araştırmalar halkın büyük kısmının bu kısıtlamalara karşı çıktığını gösteriyor.

Moskova’daki karar vericiler şunu iyi biliyor: Telegram ya da WhatsApp’ın tamamen engellenmesi toplumda infial yaratır, hatta duygusal patlamalara yol açar. Bu yüzden tercih edilen yöntem “yavaş baskı” – kuyruğu parça parça kesmek. Önce sesli aramalar devre dışı bırakılıyor, ardından kullanıcılar adım adım milli uygulamaya yönlendiriliyor. Bugün MAX’ın kullanıcı oranı yalnızca yüzde 6. Ancak iktidar, idari baskı, propaganda ve “yumuşak zorlama”yla bu oranı artırmayı hedefliyor.

Toplum: İtiraz ile boyun eğiş arasında

Rus toplumu bu süreçte çifte ruh hali sergiliyor. Bir tarafta yasaklara tepki gösteren, hoşnutsuzluğunu dile getiren ciddi bir kesim var. Diğer tarafta ise devletin “güvenlik”, “aşırılıktan korunma” ya da “dijital bağımsızlık” argümanlarını içselleştirmeye hazır kitleler bulunuyor.

Geçmiş deneyim ortada: Bugün tepkiyle karşılanan kısıtlamalar, yarın “yeni normal” olarak kabul edilebiliyor. 2000’lerin başında televizyonun tekelleşme süreci de aynı şekilde sindirildi. Kremlin, internetin geleceğini de bu yöntemle şekillendiriyor.

Dijital izolasyon: Stratejik hedef

Rusya’daki internetin Çin modeliyle yeniden düzenlenmesini sadece teknik bir mesele olarak görmek hata olur. Bu, ülkenin “dijital getto”ya dönüştürülmesi projesinin bir parçası. Burada bilgi akışı tamamen yukarıdan aşağıya kontrol edilecek, alternatif görüşler ise kenara itilip görünmez hale gelecek.

Bu “dijital perde”, Kremlin’e savaş, yaptırımlar ve ekonomik kriz ortamında toplumsal kontrolü kaybetmeme garantisi sunuyor. Ancak aynı zamanda Rusya’nın küresel bilgi dünyasından kopuşunu derinleştiriyor. Milyonlarca Rus, devlet sansürüyle örtüşen sınırları olan kapalı bir dijital evrene hapsoluyor.

Bugün mesajlaşma uygulamaları ve sosyal medya etrafındaki kavga, aslında teknolojiden çok daha fazlası: Bu, Rusya’daki kamusal alanın geleceği üzerine verilen mücadele. İnternet, iktidarın “tek doğruyu” dayatıp dayatamayacağının ya da fikir rekabetine alan bırakıp bırakmayacağının sahnesi haline geldi. Kremlin kararlı bir şekilde Çin usulü dijital perdeye doğru ilerliyor, toplum ise protestoyla kabullenme arasında salınıyor. Ama ortada kesin bir gerçek var: Medya tüketimi değişti ve televizyon, artık bir daha asla tek başına beyinlerin sahibi olamayacak.

Televizyon tekelini kaybediyor

2021–2025 yılları arasındaki kamuoyu araştırmaları, Rusya’da medya tüketiminde yaşanan kırılmayı çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Savaşın başlamasından hemen sonra televizyonun payı kısa süreliğine artsa da, bu artış “seferberlik etkisi”nden öteye gitmedi. O günlerde televizyon sürekli acil haberler ve savaş propagandasıyla kitleyi mobilize eden bir aygıt işlevi gördü. Ancak bu rüzgâr çok kısa sürdü. 2022 yazına gelindiğinde televizyon kan kaybetmeye başladı, izleyicilerin önemli bir kısmı sosyal medyaya kaydı.

Ağustos 2025’e gelindiğinde tablo şuydu: Halkın yüzde 32’si televizyonu başlıca haber kaynağı olarak gösterirken, geniş anlamda sosyal medya (Telegram ve YouTube dâhil) yüzde 37’ye ulaşmıştı. Üstelik bu sadece gençlerin hikâyesi değil. Yaşlı kuşaklarda dahi, her dört kişiden üçü televizyon izlediğini söylese de, ikinci haber kaynağı olarak sosyal medyanın ağırlığı giderek artıyor. Buna karşılık 30–35 yaş altı kesimde televizyon tamamen silinmiş durumda; gençlerin cevaplarında televizyon, “ek kaynak” olarak bile yer almıyor.

Kısacası sosyal medya, alışkanlık savaşını kazandı. Kişisel akış, bireysel yönlendirme ve alternatiflere anında erişim imkânı sundu. Televizyon ise sınırlı kanal seçeneği ve katı yayın akışıyla modern insan için cazibesini yitirdi.

Sosyal medya: Mücadele meydanı

Ancak sosyal medya artık 2010’ların başındaki gibi “muhaliflerin kalesi” değil. Bugün, birbirine rakip anlatıların kıyasıya kapıştığı bir arenaya dönüştü. İlginç olan, bu alandaki güç dengesi neredeyse simetrik. Putin’i destekleyenlerin yüzde 26’sı Telegram’ı başlıca haber kaynağı olarak gösteriyor. Muhaliflerde bu oran yüzde 28. Yani sosyal medya artık sadece iktidar karşıtlarının değil, farklı tarafların, ideolojik aktörlerin ve ticari oyuncuların aynı anda boy gösterdiği evrensel bir platform.

Tam da bu “parite” Kremlin’i rahatsız ediyor. Televizyonda çoktan kurulan tek seslilik burada yok. Sosyal medya, iktidarın gözünde en zayıf halka. İşte bu yüzden yönelim, kısaca “dijital Pekin” diye adlandırılabilecek modele doğru.

Beyaz listeler ve kesintiler

2025 yazında Kremlin, “beyaz liste” teknolojisini aktif olarak denedi. Yani yasaklamalar ve hız düşürmeler sırasında bile erişilebilen siteler oluşturuldu. Bu, “izinli internet” modeline geçişin ilk adımı: Kullanıcı değil, devlet hangi sayfanın açılacağına karar veriyor.

Şimdilik bu uygulama, kitlesel yavaşlamalar ve sık sık yaşanan erişim sorunlarıyla sonuçlandı. “Na svyazi” araştırma grubunun verilerine göre sadece üç ayda — haziran, temmuz ve ağustos — ülkede 4 binden fazla kısmi ve lokal internet kesintisi kaydedildi. Haziranda 699, temmuzda 2099, ağustosta 2119 vaka. Bunun sonucunda “Levada-Center” anketine katılanların yüzde 71’i mobil internet erişiminde sorun yaşadığını söyledi. Yüzde 53’ü ise bunun hayatlarını ciddi şekilde zorlaştırdığını itiraf etti.

Böylece yeni bir gerçeklik şekilleniyor: İnternet artık garanti edilmiş bir hizmet değil, sansür deneylerinin laboratuvarı haline geliyor.

MAX yabancılara karşı

Kremlin’in dijital kampanyasındaki ikinci cephe ise mesajlaşma uygulamaları oldu. 1 Haziran 2025’te yürürlüğe giren 41-FZ sayılı yasa, Rus kullanıcıların kişisel verilerinin “yabancı” mesajlaşma servislerine aktarılmasını sınırladı. Bankalara, GSM operatörlerine ve devlet kurumlarına WhatsApp ve Telegram’la veri paylaşımı yasaklandı. Temmuzda 152-FZ sayılı “Kişisel Veriler Hakkında” yasayla bu kısıtlamalar daha da sertleştirildi. Amaç açıktı: Popüler platformları adım adım zayıflatıp, kullanıcıları ulusal mesajlaşma uygulaması MAX’a yönlendirmek.

MAX yalnızca bir uygulama değil, aynı zamanda bir baskı aracı haline geldi. Yeni telefon ve tabletlerde önceden yüklü geliyor, yoğun reklam kampanyalarıyla dayatılıyor. Bürokratlara ve kamu çalışanlarına ise gayriresmî şekilde “ana iletişim kanalı” olarak kullanmaları emrediliyor. Son darbe ise 11–13 Ağustos 2025’te WhatsApp ve Telegram’daki sesli ve görüntülü aramaların yasaklanması oldu.

Kullanıcılar ne diyor?

Fakat veriler Kremlin’in risk aldığını gösteriyor. Mart 2025’te yapılan araştırmaya göre Rusların yüzde 43’ü Telegram’ı düzenli kullanıyor. Bu oran, yüzde 50 ile başı çeken “VKontakte”ye neredeyse denk. Ancak mesajlaşma işlevinde tablo farklı: Telegram, yüzde 62’lik oranla, yüzde 25’te kalan VK’yı açık ara geride bırakıyor.

WhatsApp hâlâ lider: Ankete katılanların yüzde 70’i bu uygulamayı kullanıyor. Yaşlılarda bu oran yüzde 60 civarında, orta yaşlarda yüzde 80’e çıkıyor. Ancak gençlerde sahne tamamen değişiyor: Telegram yüzde 90’lık erişimle baskın durumda. Yani WhatsApp ve Telegram’daki arama yasağı, özellikle iktidara en az bağlı, en aktif ve genç kullanıcı kitlesini vurdu.

Kuyruğu parça parça kesmek

Telegram ya da WhatsApp’ın tamamen yasaklanması, Rusya’da büyük bir öfke patlamasına yol açardı. Bu yüzden Kremlin başka bir yöntem seçti: “kuyruğu parça parça kesmek.” Önce işlevlerin kısıtlanması, ardından MAX’ın adım adım dayatılması… İktidar, kullanıcı alışkanlıklarının baskı altında zamanla değişeceğine inanıyor. Ancak toplum şimdilik temkinli: Çoğunluk yasaklara karşı, hatta doğrudan kendilerini etkilemese bile.

Rusya bugün “dijital perde”nin eşiğinde. Sosyal medya, televizyonun mutlak medya tekelini çoktan yıktı. Tam da bu nedenle iktidar kontrolü yeniden ele almak için en sert önlemleri devreye sokmaya hazır. “Beyaz liste” teknolojisi, internet kesintileri, “yabancı” mesajlaşma uygulamalarına karşı yasalar ve MAX’ın zorla yaygınlaştırılması… Tüm bunlar tek bir projenin parçaları: Özgür sözün sadece ağın tozlu periferilerinde var olabileceği kapalı bir dijital düzen inşa etmek.

Dijital paranoya: Ruslar mesajlaşma uygulamalarındaki arama yasağına nasıl tepki verdi

Ağustos ayında yapılan FOM anketi şunu ortaya koyuyor: Dijital iletişim artık gündelik hayatın vazgeçilmez bir parçası. WhatsApp’ı aktif kullananların oranı yüzde 57, Telegram için bu oran yüzde 46, VKontakte içinse yüzde 41. Katılımcıların yüzde 63’ü her gün sosyal ağlara ya da mesajlaşma uygulamalarına giriyor, yüzde 62’si arkadaşlarıyla yazışıyor. Fakat iş aramaya gelince tablo farklı: Sadece yüzde 37’si uygulamalardan arama yaptığını söylüyor.

Russian Field’in verileri bu tabloyu netleştiriyor: Katılımcıların yalnızca yüzde 15’i düzenli olarak uygulamalar üzerinden arama yapıyor. Yüzde 10’u hem mobil hem uygulama aramalarını eşit ölçüde kullanıyor. Ama büyük çoğunluk için — yani yüzde 73 — hâlâ cep telefonu aramaları standart. Dolayısıyla mesajlaşma uygulamaları yaygın olsa da, asıl işlevleri yazışma; sesli iletişim değil.

İlk sonuçlar

Ağustos ayında WhatsApp ve Telegram’daki sesli aramaların yasaklanmasının ardından “Levada Center” verileri dikkat çekici: Kullanıcıların yüzde 63’ü uygulamalarda sorun yaşadığını, yüzde 50’si ise bunun hayatını zorlaştırdığını söyledi. Ancak bu, iletişimin tamamen felç olması anlamına gelmiyor. Daha çok, kullanıcıların kabullenmek zorunda kaldığı can sıkıcı aksaklıklar söz konusu.

FOM’un rakamları da bunu doğruluyor: Düzenli kullanıcıların yüzde 15’i yasağı “ciddi bir kayıp” olarak görürken, yüzde 23’ü “rahatsız edici” buldu, yüzde 26’sı ise fark etmedi bile. Yani bazı yorumcuların dile getirdiği “yaşam tarzına ağır darbe” söylemi abartılı çıktı. Çoğunluk için bu, daha çok can sıkıcı ama katlanılabilir bir sorun oldu.

Üç anket — üç farklı tablo

Rusya’daki kamuoyu yoklamaları, mesajlaşma uygulamalarına getirilen kısıtlamalara dair halkın tavrını farklı şekillerde ortaya koydu.
· Levada Center soruyu doğrudan resmî söylemle, yani “dolandırıcılara ve teröristlere karşı mücadele” çerçevesinde sordu. Böyle bir kurgunun iktidar lehine sonuç vermesi kaçınılmazdı. Sonuç: yüzde 49 yasakları destekliyor, yüzde 41 karşı çıkıyor.
· Russian Field ise meseleyi farklı bir açıdan ele aldı. Burada konu “terörle mücadele” değil, tekelcilik ve alternatifsizlik olarak sunuldu. Ayrıca yalnızca aramalar değil, tüm mesajlaşma uygulamalarının yasaklanması gündeme getirildi. Bu kez tablo tersine döndü: yüzde 70 karşı, yalnızca yüzde 15 destek.
· FOM ise nötr görünen bir formül seçti ama metodolojide tökezledi. Sorular sadece internet kullanıcılarına yöneltildi (örneklemin yüzde 80’i), fakat sonuçlar tüm 1500 kişilik örneklem üzerinden yayımlandı. Resmî raporda yüzde 49 karşı, yüzde 15 destek, yüzde 16 kararsız görünüyor. Oysa gerçekçi hesapla, internet kullanıcıları üzerinden bakıldığında tablo daha net: yüzde 60’tan fazlası karşı, yaklaşık yüzde 20 destek, yüzde 20 ise tereddütlü. Teorik olarak kararsızların tümü Kremlin’i desteklese bile (ki bu imkânsız denecek kadar düşük ihtimal), destek oranı en fazla yüzde 35’e çıkabiliyor.

Bu veriler birlikte okunduğunda en makul sonuç şöyle özetlenebilir: Yaklaşık yüzde 65 yasakları desteklemiyor, yüzde 30 civarında destek var, geri kalanlar kararsız. Dikkat çekici olan şu: Karşı çıkanların oranı, doğrudan arama özelliğini kullananlardan çok daha yüksek. Yani mesele, işlevsel değil sembolik. Halkın gözünde bu yasak, devletin özel alana müdahalesi anlamına geliyor. Kremlin içinse bu, ciddi bir uyarı: Dijital kontrol, beklediklerinden daha sert dirençle karşılaşabilir.

Rusya kontrol ile protesto arasında

Ağustos 2025, toplumun ruh hâlini ölçmek için kritik bir dönemeç oldu. İnterneti şeytanlaştıran yoğun propaganda — “teröristler”, “dolandırıcılar”, “veri sızıntıları”, “yabancı casuslar” — eşliğinde yürütülen kampanyaya rağmen, internet sansürüne verilen destek azaldı. Levada’ya göre 2022 Nisan’ında sansürü destekleyenlerin oranı yüzde 57 iken, 2025 Ağustos’unda yüzde 52’ye geriledi. Fark küçük görünebilir ama eğilim net: Savaş, tehditler ve sürekli propaganda ortamına rağmen toplum, devletin dijital alandaki kontrolüne giderek daha az rıza gösteriyor.

Üstelik iktidarın dayandığı “dolandırıcılık” argümanı da rakamlarla çelişiyor. FOM verilerine göre Rusların yüzde 59’u cep telefonu üzerinden dolandırıcılıkla karşılaşmış, mesajlaşma uygulamaları ya da sosyal medya üzerinden ise yalnızca yüzde 14. Merkez Bankası’nın verileri de aynı yönde: Vakaların yüzde 46’sı telefon ve SMS, sadece yüzde 16’sı mesajlaşma uygulamaları üzerinden. Yani asıl tehdit yabancı servislerde değil, ama Kremlin tehlikeyi orada gösteriyor.

Üç anket ne anlatıyor?

Ağustos anketlerinin ortak okuması üç temel sonucu işaret ediyor:

  1. Arama fonksiyonu kitlesel alışkanlık değil. WhatsApp ve Telegram’daki kısıtlama, kullanıcıların küçük bir kısmını doğrudan etkiledi. Ruslar için bu uygulamaların asıl işlevi hâlâ yazışma.
  2. Çoğunluk yasakları reddediyor. Doğrudan etkilenmeyen kesimler bile yasağı olumsuz karşılıyor. Bu, dijital özgürlüklerin toplumun genel direniş refleksine dönüştüğünü gösteriyor.
  3. Soru biçimi algıyı değiştiriyor. “Terörle mücadele” gibi anahtar kelimeler desteği artırırken (Levada), daha nötr veya “anti-sistem” sorular (Russian Field, FOM) sert bir karşıtlığı ortaya çıkarıyor. Yani kamuoyu manipülasyona açık ama aynı zamanda iktidarın anlatısına da sandığı kadar bağımlı değil.

Kuyruğu parça parça kesmek

Levada’nın verilerine göre ulusal mesajlaşma uygulaması MAX’ı kullananların oranı şimdilik yüzde 6. Ama Kremlin tüm stratejisini bunun üzerine kurmuş durumda. WhatsApp ve Telegram’ı bir çırpıda yasaklamak yerine, adım adım işlevlerini buduyor. Önce aramaların kısıtlanması, ardından idari baskılar, zorunlu ön yükleme, agresif reklam ve kamu kurumları üzerinden teşvik…

Bu taktik, kitlenin yavaş yavaş kısıtlamalara alışmasını sağlamak için tasarlandı. Kremlin çok iyi biliyor ki iki büyük uygulamanın aniden yasaklanması, sadece öfke değil, potansiyel olarak siyasi açıdan tehlikeli bir birleşmeyi de tetikler.

Bugünkü tablo da bu ikiliği yansıtıyor: Bir yandan aramaların engellenmesi iletişimi felç etmedi, çünkü arama özelliği zaten ikincil. Ama öte yandan toplumsal tepki, alışkanlıkların ötesine geçti. Çoğunluk, yasağı kişisel özgürlüklere müdahale olarak gördü.

Sonuç şu: Kremlin’in “dijital perde” planı kolayca hayata geçmeyecek. İktidar kitlelerin zamanla uyum sağlayacağına güveniyor. Ama net olan tek şey var — dijital alanda devlete duyulan güven, yeni kontrol mekanizmaları inşa edilenden daha hızlı eriyor.

Etiketler: