...

2025 sonbaharına girerken Latin Amerika, küresel satranç tahtasının merkezine yerleşti. Bu kez mücadelenin odak noktası Venezuela. Beyaz Saray’a “kaybedilen gücü geri kazanma” ve “intikam” sloganlarıyla dönen Donald Trump, Batı yarımkürede sert güç gösterisine oynuyor. Nicolas Maduro yönetimini “narkoterörist rejim” ilan etmesi, Karayipler’e savaş gemileriyle deniz piyadelerini göndermesi, Venezuela liderinin başına 50 milyon dolarlık ödül koyması — bunlar sıradan baskı retoriği değil, açık bir mesaj: Washington askeri seçeneği masaya koymuş durumda.

Trump’ın tarzı ise tanıdık: gerilimi körükleyen, savaş tamtamlarını çaldıran, her an patlayacak bir silahın gölgesini hissettiren bir strateji. Ama şu soruları sormak gerekiyor: Gerçekten Venezuela’ya bir işgal mümkün mü? Tarih bize hangi ihtimalleri hatırlatıyor? Bu yeni “Karayip dramı” bölgenin ve dünyanın siyasi dengelerini nasıl değiştirebilir?

Tarihsel arka plan: Monroe doktrininden Panama’ya

Latin Amerika, ABD için daima diplomasinin ötesinde askeri gücün ve gizli operasyonların alanı oldu. 1823 tarihli Monroe Doktrini, “Amerika Amerikalılarındır” diyerek Washington’a tüm kıtayı kendi nüfuz alanı sayma hakkını tanıdı. 20. yüzyılda bu, darbelerle, CIA operasyonlarıyla ve doğrudan müdahalelerle kendini gösterdi.

Venezuela da bu zincirin dışında değil. 1902’de Caracas borç ödemeyi reddettiğinde ABD ve İngiltere abluka tehdidi savurdu. 1958’de diktatör Perez Jimenez devrilirken Washington perde arkasındaydı. 1980’ler ve 90’larda Venezuela ABD’nin en sağlam müttefikiydi; ta ki Hugo Chavez sahneye çıkana kadar. Chavez’in “Bolivarcı devrimi” Caracas’ı anti-Amerikan entegrasyonun merkezi haline getirdi, Çin, Rusya, İran ve Küba’yı oyuna dahil ederek alternatif bir jeopolitik mimari kurdu.

ABD’nin Latin Amerika’daki son doğrudan işgali 1989 Panama operasyonuydu. “Just Cause” kod adlı harekat, 27 bin asker, hava bombardımanı ve çıkarma birlikleriyle yüzlerce Panamalının hayatına mal oldu. Uyuşturucu ticaretiyle suçlanan Noriega yakalanıp Miami’ye gönderildi. Bugün hem Washington’da hem Caracas’ta bu örnek sık sık gündeme geliyor. Ancak çok önemli bir fark var: Panama küçük ve yalnız bir ülkeydi. Venezuela ise hem geniş bir coğrafya, hem ciddi bir ordu, hem de Moskova ve Pekin gibi devlerin desteğini arkasına almış durumda.

Trump’ın “narkoterör” kartı

Uyuşturucu argümanı tesadüf değil. ABD onlarca yıldır Latin Amerika’daki askeri operasyonlarını “uyuşturucu ile mücadele” kılıfıyla meşrulaştırdı. Kolombiya’da “Plan Colombia” ile milyarlarca dolar akıtıldı. Bugün benzer mantık Venezuela’ya uyarlanıyor. “Karton del Soles” ve TDA örgütü terör listesine alındı. Bu, Washington’a savaş ilan etmeksizin yurt dışında askeri güç kullanma zemini veriyor.

Ama işin gerçeği farklı. Terör örgütü ilan edilen sekiz kartelin beşi Meksika kökenli, biri Venezuela’dan. Mantıken ABD’nin asıl odağının Meksika sınırı olması gerekir; zira kokain ve fentanil akışının ana damarı burası. Fakat savaş gemileri Meksika Körfezi’ne değil, Karayiplere yöneliyor. Bu tablo, uyuşturucuya karşı mücadeleden çok, doğrudan bir devlete güç gösterisi anlamına geliyor.

Askeri denge: rakamlar ve gerçekler

Kağıt üzerinde tablo şöyle:

ABD’nin Venezuela açıklarındaki gücü:

  • 8 savaş gemisi (muhripler, çıkarma gemileri, füze kruvazörü dahil)
  • 1 nükleer denizaltı
  • Porto Riko’da konuşlu 10 adet F-35
  • 4500 asker (2200 deniz piyadesi dahil)
  • Elektronik harp uçakları

Venezuela’nın gücü:

  • 123 bin düzenli asker
  • Bolivarcı milislerle birlikte 8 milyona yakın seferberlik potansiyeli
  • 92 adet T-72B tankı, 82 adet eski Fransız AMX-30
  • 123 BMP-3F, 114 BTR-80A
  • 48 Msta-S, 12 AMX-13 obüsü
  • 12 “Smerch”, 18 Çin yapımı SR-5 çok namlulu roketatar
  • 23 Su-30MKV ve 12 eski F-16 savaş uçağı
  • 2 adet S-300VM hava savunma taburu, 12 Buk-M2, 44 S-125 bataryası

Uzmanlara göre Venezuela’nın kağıt üzerindeki bu gücü aldatıcı. Modern sistemler sınırlı, donanımın büyük kısmı eski, lojistik kapasite zayıf. Ancak hava savunma sistemi katmanlı ve modern unsurlar içeriyor; bu da Amerikan hava operasyonları için ciddi sorun yaratabilir.

Kilit nokta: Washington işgal peşinde değil, gözdağı peşinde

ABD’nin Venezuela için masasında tam kapsamlı bir işgal senaryosu yok. Bunun için yüz binlerce askere ihtiyaç var. Gündemde olan daha çok, kruvazör füzeleriyle yönetim ve iletişim altyapısını, hava savunma sistemlerini, askeri üsleri hedef alacak nokta operasyonları. Amaç, rejimi sarsmak, güç gösterisi yapmak ve psikolojik dengeyi bozmak.

Bölgesel denge: Latin Amerika’nın kırmızı çizgisi nerede?

Latin Amerika kıtası, sadece kapanmamış yaraların ve tarihsel travmaların sahnesi değil; aynı zamanda hassas dengelerle örülmüş bir sistem. İşte bu yüzden Washington’un Caracas’a doğrudan yürüyüşü, Maduro’dan hoşlanmayan aktörler için bile ciddi bir sorun.

Brezilya
Brezilya açısından Venezuela meselesi, bölgesel egemenlik kavramının test alanı. Sol-muhafazakâr da olsa, sağ-liberal de olsa Brezilya elitleri, ABD’nin ya da yarımküre dışı aktörlerin oyun kurmasına tahammül edemiyor. Ağustos sonunda ABD ile planlanan iki büyük çaplı tatbikatın iptal edilmesi, Brasília’nın kendi ağırlığını ortaya koyma çabası olarak okunuyor. Bu, aynı zamanda şu mesajı veriyor: Brezilya, CELAC çerçevesinde 2011’de ilan edilen “barış bölgesi” ilkesini yıkan bir operasyona üs olmayacak. Washington’a açıktan meydan okumuyor, ama hava sahası, lojistik ve toprak kullanımına set çekiyor.

Kolombiya
FARC geçmişi ve Caracas’la eski gerilimlere rağmen, bugünkü Bogotá tam kapsamlı bir savaşın sınırlarında doğuracağı kaosu görmek istemiyor. Mülteci akını, sınır ötesi suç ağlarının yeniden hortlaması, Kolombiya için kabul edilemez riskler. Resmî söylemde uyuşturucuya karşı mücadele destekleniyor ama iş kara operasyonuna geldiğinde kimse kapısını Washington’a açmaya niyetli değil. ABD açısından bu çok kritik: kara lojistiği olmadan büyük ölçekli bir operasyon, kumar masasına dönüyor.

Meksika ve Küba
Meksika’nın tavrı öngörülebilir. Narkotik belası kendi ülkesinin de kanayan yarası. Bu nedenle, “uyuşturucu bahanesiyle” bir devletin bombalanmasına emsal teşkil edecek bir senaryoyu istemiyor. Küba içinse Venezuela’nın akıbeti, kendi güvenliğinin teminatı. Caracas’a indirilecek darbe, Bolivarcı kuşağı dağıtır, Havana’yı enerji ve siyasi oksijenden mahrum bırakır.

Guyana ve Essequibo
Essequibo krizi nedeniyle Washington ve Londra’ya sıkça başvuran Guyana, diplomasi masasının çökmesinden dolayı tansiyonu artırıyor. Ancak Georgetown bile topyekûn bir yangın istemiyor. Çünkü Venezuela’nın zayıflaması baskıyı kolaylaştırsa da, uzun vadeli istikrarsızlık Guyana’nın açık deniz projelerini, deniz lojistiğini ve sigorta maliyetlerini vurur.

Karayip mikrodevletleri
Depo, yakıt ikmali ve lojistik konusunda evet diyorlar; ama siyasi bedel ödemeye yanaşmıyorlar. Onların rolü cephe değil, arka hat. Asıl mesele burada: “koalisyon” kağıt üzerinde var ama savaş büyürse pamuk ipliği gibi kopabilir.

Uluslararası tablo: Çin, Rusya, Avrupa ve enerji gölgesi

Çin
Pekin masaya yumruğunu vurmaz, ama üç güçlü koz taşıyor. Birincisi, mali koz: Venezuela’ya açtığı krediler ve borç yapılandırmaları. İkincisi, petrol koz: Venezuela’nın ağır petrolüne olan garantili talep; bunu harmanlama ve dolambaçlı tedarik zincirleriyle “meşrulaştırma” kapasitesi. Üçüncüsü, siyasi koz: BM Güvenlik Konseyi’nde veto kartı. Çin, Caracas’ın çökmesini istemez; çünkü bu, Ortadoğu türbülansından sonra kurduğu enerji çeşitliliğini bozar. Ama aynı zamanda ABD ile “arka bahçelerinde” kafa kafaya gelmek istemiyor. Stratejisi, uzun süreli sabır ve rakibine maliyet bindirmek.

Rusya
Moskova için Venezuela hem siyasi vitrin (küresel ortaklık ağını gösterme fırsatı), hem de ekonomik araç (enerji, savunma sanayii). 2019’da askeri uçuşlar, danışman ziyaretleri gibi açık işaretler vardı. Bugün daha sessiz, ama bu çekilme anlamına gelmiyor. Kremlin, Washington’un blöf yaptığını düşünüyor. Bu yüzden “nöbetçi uyarılar” modunda kalıyor: doğrudan müdahale değil, başka cephelerde çıkabilecek sürprizlerin tehdidiyle ABD’nin işini zorlaştırmak.

Avrupa
Avrupa Birliği, medyada insan hakları ve uyuşturucu söylemini dillendiriyor ama enerji hesabı çok daha baskın. Ağır petrol piyasasında yaşanacak sarsıntı, Akdeniz rafinerilerini ve enerji denklemelerini altüst eder. Avrupa başkentleri “siyasi çözüm” çağrısı yapıyor ama arabuluculuğa pek yanaşmıyor. Tek kaygıları: petrol fiyatları fırlamasın, yeni göç dalgası Atlantik üzerinden Avrupa kıyılarına dayanmasın.

Petrolün gölgesindeki Washington
“Chevron” meselesi, yaptırımlara getirilen özel izinler, bütün hikâyenin sinir ucu. Washington, cezalandırıcı refleks ile ağır petrole kontrollü erişim ihtiyacı arasında sıkışmış durumda. Venezuela’ya askeri operasyon, sadece küresel enerji piyasasını sarsmakla kalmaz; içeride de siyasi çelişki yaratır. Bir yandan bombalar yağdırırken diğer yandan petrol lisansları imzalamak, seçmene nasıl anlatılacak? İşte bu yüzden Beyaz Saray’ın Kongre’ye yolladığı yazılar muğlak, basın toplantıları iptal ediliyor. ABD sistemi henüz, bu hamleleri “kaçakçı teknesine atılan füze” gibi basit bir gerekçeye indirgeme formülü bulabilmiş değil.

Washington’da iç hesap: tehditleri siyasi sermayeye çevirme sanatı

Beyaz Saray’ın derdi açık: gücü göstermek ama batağa saplanmadan. Donald Trump’ın ihtiyacı, “Amerika yeniden büyük” iddiasını sadece gümrük tarifeleri ve diplomatik restlerle değil, gerektiğinde askeri hamlelerle de kanıtlamak. Fakat Irak sendromunu hâlâ üzerinden atamayan Amerikan toplumu, uzun süreli savaşlara tahammül edemez. Bu yüzden izlenen yol “kontrollü tırmandırma”. Karayip’te güç yığınağı, kartellere ait olduğu öne sürülen hedeflere nokta operasyonlar, “yüksek yoğunluklu polis harekâtı” görüntüsü.

Kongre’de ise kararsızlık hakim. “Narkoteröre” karşı sertlik, partilerüstü bir gündem yaratıyor. Ama Venezuela altyapısına yapılacak doğrudan saldırılar, şu soruları gündeme taşıyor: Bu operasyon ne kadar sürecek? Çıkış stratejisi ne? Sivil kayıplar olursa ABD’nin sorumluluğu nerede bitecek?

Caracas: devletin ve toplumun seferberliği

Nicolas Maduro’nun cevabı Latin Amerika’nın defalarca gördüğü ama hâlâ işleyen bir şablon: milyonları bulan Bolivarcı milis mobilizasyonu, kamuflajla sahaya inen devlet başkanı, “anti-emperyalist cephe hattı” söylemi. Bunların askeri gücü tartışılır ama asıl amacı iç cepheyi çimentolamak. Rejimin dayanağı olan yoksul kesimler, doğrudan yardımlar, sübvansiyonlar ve kayıt dışı gelirlerle hayatta kalıyor. Onlara verilen mesaj net: “Maduro’ya atılan bomba sizin ekmeğinize, sizin güvenliğinize atılıyor.”

Ordu içinde klanlar ve elitler arasında sürtüşmeler olsa da, kitlesel kopuş sinyali yok. 2019–2020 krizinde görüldü ki dış baskı ve general satın alma girişimleri, sokak desteği olmadan sonuç vermiyor. Oysa sokak bugün dağınık: göç, yorgunluk ve apatiyle parçalanmış durumda. Muhalefet de yine kendi arasında güven bunalımı yaşıyor. Kimileri Washington’un sertliğini alkışlıyor, kimileri “ulusal onur” uyarısı yapıyor. Bu tablo Maduro için ideal: iç muhalif zayıf, dış düşman güçlü ama elleri siyasi zincirlerle bağlı.

Güç senaryoları: “kısa kamçı”dan “uzun kırılmaya”

Dört muhtemel senaryo masada:

  1. Gösterişli ceza harekâtı.
    Hedef: deniz unsurları, hava üsleri, hava savunma ve iletişim noktaları. Süre: birkaç saat ya da gün. Mesaj: “kararlı Amerika”. Risk: Caracas’ın komşulara yönelik asimetrik cevapları, sivil kayıplar, petrol fiyatlarında sıçrama. İhtimal: yüksek.
  2. Sınırlı deniz ablukası.
    Karayipler’de bazı rotaların “kontrol koridoru” ilan edilmesi, kargo gemilerine denetim, elektronik harp saldırıları. Amaç: rejimi yıpratmak, elitleri masaya zorlamak. Risk: uluslararası hukuk ve sigorta krizleri, kaçakçılığın patlaması. İhtimal: orta.
  3. “Kafayı kesme” modeli.
    Üst düzey karargâh, depolar ve güvenlik elitlerinin hedef alınması. Bahis: elitleri bölmek, hızlı sonuç almak. Risk: siyasi ters tepmeler. Yanlış hedef Maduro’yu “direniş sembolü”ne dönüştürür, sivillere isabet eden füze moral felaketi yaratır. İhtimal: orta-düşük.
  4. “Büyütülmeye açık” bir çıkartma.
    Sahile sınırlı birlik indirip geçici güvenli bölge kurmak. Taktiğin amacı: insani kılıfla bir alanı koparmak. Ama risk büyük: yeterli asker yoksa alan savunmasız, lojistikse sorunlu. İhtimal: düşük, ama Caracas ilk günlerde hava-deniz operasyonunda tökezlerse artabilir.

Neden “kısa kamçı” Washington için cazip, herkes için riskli?

Kısa süreli, cerrahi darbe Washington’a üç şey kazandırıyor:
– İçeride siyasi puan: gücünü gösteren ama bataklığa saplanmayan bir Amerika görüntüsü.
– Dışarıda pazarlık gücü: Caracas, kartel soruşturmaları, uluslararası denetçiler ve petrol anlaşmaları gibi konularda masaya çekilebilir.
– Rakiplerin nabzı: Pekin ve Moskova’nın gerçek reflekslerini test etmek.

Ama “kısa kamçı” hiçbir zaman kısa kalmıyor. Tarih defalarca kanıtladı: her savaş “kısa” planlanır, ama kazalar zinciri onu büyütür. Düşürülen bir uçak, yanlış hedefe isabet eden füze, sınır komşusuna sıçrayan radikal saldırı… Hepsi yeni bir “cevaba cevap” kısır döngüsü başlatır. Karayip gibi yoğun askeri varlıkların, deniz yollarının ve hassas rotaların olduğu bir bölgede bu ihtimal ortalamanın üzerinde.

Hukuk ve meşruiyet: argümanların bittiği nokta

Washington’un hukuki dayanağı belli: bazı yapılar “terör örgütü” ilan edildi, dolayısıyla operasyon “genişletilmiş polis harekâtı” diye sunulabilir. Ama uluslararası hukuk buna izin vermez. BM mandası olmadan Venezuela topraklarına atılan her füze, egemen bir devlete karşı güç kullanımıdır. Bu da uluslararası davalar, sertleşen BM kararları ve ABD’nin diplomatik maliyetlerinin artması anlamına gelir.

Caracas ise kendi pozisyonunu zorlaştırıyor. Çünkü sınır ötesi akışlarda suç ağlarının rolünü inkâr edemiyor. Ele geçirilen uyuşturucu yüklü gemiler, sızdırılan telsiz kayıtları, komutanlarla kartel aracılarının görüntüleri… Bunlar Maduro yönetiminin “ahlaki meşruiyetini” sürekli kemiriyor. Sonuç: bir yanda Washington’un hukuki açığı, diğer yanda Caracas’ın ahlaki açığı. Görünmez ikinci cephe, meşruiyet savaşı olacak.

Savaş ekonomisi: petrol, sigorta, lojistik

Haritaya düşen her “Tomahawk” gölgesi, anında sigorta primlerine ve navlun ücretlerine yansıyor. Karayip Denizi, küresel enerji damarlarının tam ortasında. Kıyı altyapısına atılacak tek bir füze, yıkıcı olmasa bile, operasyonların geçici durdurulmasına, güzergâhların yeniden çizilmesine yol açar. Sonuç: nihai ürünün fiyatında sıçrama. Bu sadece dış politikada değil, içeride de ABD’yi vurur: yakıt fiyatlarında artış, ağır petrol işleyen rafineriler üzerinde baskı. Zaten onlar da “özel izinler ve muafiyetler mozaiği” sayesinde nefes alabiliyor.

Venezuela için lojistiğe darbe, bütçeye darbedir. Ancak paradoks şurada: dünya petrol fiyatlarındaki ani yükseliş, kayıpların bir bölümünü telafi edebilir. Yeter ki Çin ve Hindistan devreye girip gri rafineri ve yeniden paketleme ağlarını üstlensin. Burada yine sigortacılar ve ikincil yaptırımlar devreye giriyor: hukuki baskı ağırlaştıkça, risk alacak aracıların listesi daralıyor.

Bilgi savaşı: zaferi ilk kim ilan edecek?

Medya jeopolitiği, bütün denklemin anahtarı. Beyaz Saray söylemini kurdu bile: “Maduro’yu hizaya getirdik, kartelleri dağıttık, Amerikalıları koruduk.” Caracas’ın karşı söylemi de hazır: “Emperyalistleri püskürttük, egemenliği savunduk, halkı ayağa kaldırdık.” Dış çevrede Çin ve Rusya saldırıyı gayrimeşru ilan edecek, Avrupa “deeskalasyon” çağrısı yapacak. Fakat oyunun sonucunu belirleyecek olan manşetler değil, iki yapının dayanıklılığı: Amerikan koalisyonu ve Venezuela’nın elitleri.

Eğer Caracas’ta iki üç hafta içinde domino etkisi yaşanmazsa — yani kitlesel kopuşlar, güvenlik blokunda çatlaklar, cesur sokak gösterileri görülmezse — Washington’un kumarı tutmamış demektir. O zaman devreye “yeni normal” girer: denizlerde “hijyen koridoru”, nokta operasyonlar, siber saldırılar, yaptırımların ince ayarı. Ama bu, verimi düşen, maliyeti artan uzun bir kırılma süreci olur.

Neden Panama 1989, 2025 için yanlış örnek

Noriega kıyası cazip ama yanıltıcı. O zaman ABD’nin lojistiği kusursuzdu, üstünlüğü tartışmasızdı ve Panama etrafında siyasi sessizlik hakimdi. Bugünse tablo farklı: büyük güçler sahada, enerji Asya zincirlerine bağlı, bölge ülkeleri toprağını açmaya yanaşmıyor. Panama jiletti, Venezuela taş. Bilirsiniz: jilet taşı kesemez, ama taş jileti köreltir.

Daha doğru benzetme, 20. yüzyılın “dünya jandarması” dönemindeki kısa cezalandırma baskınlarıdır. Washington “ders verip” uzun işgale girmeden geri çekilirdi. Fakat 21. yüzyılda tablo değişti: her bomba, dronelar ve kameralar aracılığıyla saniyeler içinde küresel yankı buluyor. Yan hasarların çarpan etkisi, basit bir basın bülteniyle örtülemez. İtibar kaybı, meşruiyet erozyonu, bugünün stratejik değişkeni.

Ateşi durdurabilecek etkenler

Pekin ve Moskova’nın net tavrı. Sadece sözlü tepki değil; finansal kanallar, enerji anlaşmaları, karşılıklı krediler üzerinden somut mesajlar; Karayip’te görünen gemiler, gözlem misyonları, insani filolar. ABD için operasyonun “dış politika maliyeti” ne kadar yüksek görünürse, o kadar caydırıcı olur.

Brezilya ve Kolombiya’nın hesaplı çizgisi. İki sınır komşusu, “müdahalesiz güvenlik” ekseninde birleşirse, Washington’un “kartel mücadelesi” kılıfıyla kara operasyonu yürütmesi çok daha zorlaşır.

Enerji piyasasının sürprizleri. Petrol fiyatlarında ani sıçrama, üstüne ABD rafinerilerindeki iç sorunlar ya da lojistik kazalar eklenirse, Beyaz Saray kontrollü deeskalasyona yönelebilir. Hele ki seçim takvimi yaklaşırken, Washington için ihtiyatlılık, şahinlikten daha değerli hale gelebilir.

Sinir oyunu: yarın, öbür gün ve üç ay sonra ne olur?

Kısa vade (haftalar). Deniz ve hava sahasında yeni “temas” vakaları kaçınılmaz. Devriye alanları genişler, gemilere demonstratif denetimler uygulanır, bir iki “narko teknesi” daha batırılır. Bilgi bombardımanı, ültimatomvari açıklamalar, karşılıklı uyarılar gündemi belirler.

Orta vade (aylar). Caracas direnip tırmanmaya bahane vermezse senaryo “kontrollü baskı”ya evrilir. Hedef: hava savunmasına karşı elektronik harp, sınırlı siber saldırılar, yaptırımlarda ince ayarlar. Washington’un amacı siyasi tavizlerdir: uluslararası denetçilerin kabulü, kartellere karşı işbirliği formüllerinin imzalanması, Çin ve Rusya ile temasların azaltılmasına dair örtük taahhütler. Caracas ise zamana oynar; içeride milliyetçi mobilizasyon, dışarıda gizli pazarlık kanalları.

Uzun vade (çeyrekler). Ya “Karayip normali” adı verilen yeni bir denklem oluşur, yani belli aralıklarla “disiplin dersleri” verilerek gerginlik düşük dozda tutulur; ya da Caracas iç kriz yaşarsa daha sert bir senaryonun kapısı aralanır. Fakat ABD’nin doğrudan Caracas yürüyüşü için üç şartın aynı anda gerçekleşmesi gerekir: Venezuela elitlerinde çatlak, Brezilya ve Kolombiya’nın arka cepheyi açması, Pekin ve Moskova’nın demonstratif biçimde kenara çekilmesi. Bugün itibarıyla bu üçünden hiçbiri tam manasıyla görünmüyor.

Silah asılı duruyor, sahne titriyor

Beyaz Saray, en iyi yaptığı işi yaptı: riskleri yükseltti, kaçınılmazlık atmosferi yarattı, tüm oyuncuları — Caracas’tan Brasília’ya, Pekin’den Brüksel’e — savunma pozisyonuna soktu. Ancak gerçek, anlatının ötesinde. ABD, Venezuela’nın askeri altyapısının bir bölümünü tahrip edebilir; ama bunu kalıcı siyasi sonuca çevirmek, kara işgaline girmeden mümkün değil. O işgale ise Washington’un ne müttefiki, ne konsensüsü, ne de toplumsal rızası var.

Caracas ise mobilizasyon söylemi ve dış desteklerle ayakta. “Kısa kamçı”yı atlatabilir ama sonsuza kadar değil. Ekonomi, demografi, beyin göçü onu yavaş yavaş eritiyor. Çin ve Rusya doğrudan kavga etmeyecek; fakat enerji piyasasında oynayacakları fiyat oyunlarıyla ABD’nin her hamlesini daha pahalı ve daha riskli hale getirecekler.

Önümüzdeki haftaların en muhtemel senaryosu: sınırlı bir “cezalandırma” harekâtı ve ardından “onurlu ara” arayışı. Washington, “kartel altyapısını çökerttik” diyecek; Caracas, “egemenliğimizi koruduk” diyecek. Sonra herkes tekrar sinir oyununa dönecek, bir sonraki tur için gün sayacak.

Ama işte en büyük risk, tam da bu “ara”da gizli. Duvara asılan tüfek ne kadar uzun süre orada asılı kalırsa, sonunda tetiğe basma arzusu o kadar artar. 20. yüzyılda böyle oyunlar bazen alkışlarla biterdi. 21. yüzyılda ise çoğu kez yangınla sonuçlanıyor. Karayip sahnesinde çıkacak yangını söndürmek zor olur; kıvılcımlar okyanusun ötesine sıçramadan kolay kolay dinmez.

Etiketler: