...

Vladimir Putin, yıllardır Kremlin’in göz bebeği sayılan bir yapıyı, yani 2005’te kurulan Cumhurbaşkanlığı İdaresi’nin Yurtdışı Bölgesel ve Kültürel İlişkiler Dairesi’ni ani bir kararla kapattı. Yerine “Stratejik Ortaklık ve İşbirliği Dairesi” adını taşıyan yeni bir yapı kuruldu. Resmi açıklamada her zamanki klişe ifade kullanıldı: “idari işleyişin optimize edilmesi”. Ama perde arkasında bambaşka bir gerçek yatıyor: Moskova, neredeyse yirmi yıl boyunca elinde tuttuğunu sandığı bir kozun aslında elinden kayıp gittiğini kabul ediyor. Rusya’nın “yumuşak güç” projeleri, komşu ülkelerde sempati toplamak yerine kuşku ve güvensizlik doğurdu. Kültürel bağlar, gizli siyasi mühendislik ve kesenin ağzını açarak finanse edilen kampanyalar, Kremlin’in nüfuzunu pekiştirmek şöyle dursun, tam tersine geriletti. Peki bu iddialı proje nasıl oldu da skandallara, sızıntılara ve sahte faaliyet raporlarına dönüştü? Ve Rusya’nın “yakın çevre” politikası bu yeniden yapılanmanın ardından hangi yöne savrulacak?

Renkli devrim korkusu ve özel dairenin doğuşu

Kremlin’in “özel görevli” birim kurma fikri, 2000’lerin ortasındaki renkli devrimlerin yarattığı panikle doğdu. 2003’te Gürcistan’da Gül Devrimi, 2004’te Ukrayna’da Turuncu Devrim patlak verdi; meydanları dolduran kalabalıklar Moskova’nın istemediği Batı yanlısı liderleri iktidara taşıdı. Putin, bu dalganın Rusya sınırlarına dayanmasından, hatta Moskova’nın etki alanını yıkmasından endişe etti. İşte bu atmosferde, 2005 baharında Cumhurbaşkanlığı İdaresi içinde Yurtdışı Bölgesel ve Kültürel İlişkiler Dairesi kuruldu. Misyonu resmi söylemde “işbirliği ve kültürel bağları geliştirmek”ti ama perde arkasındaki hedef açıktı: Sovyet sonrası coğrafyada yeni bir “kadife devrim” yaşanmasını engellemek ve Moskova’ya sadık siyasetçileri iktidarda tutmak. Yetki alanı genişti: Ukrayna’dan Moldova’ya, Gürcistan’dan Orta Asya’ya, Baltık ülkelerinden fiilen tanınmayan Abhazya ve Güney Osetya’ya kadar bütün bölge.

Yeni yapı “yumuşak güç” vitriniyle sunuldu: kültürel projeler, elitlerle kurulan bağlar, Rusya yanlısı dernek ve partilerin desteklenmesi. Ancak daha ilk günden itibaren bu ideal tablo bozuldu. Dairenin başına getirilen isim, siyasal teknolojilerde sivrilmiş Modest Kolerov’du. Katı devletçi görüşleriyle tanınan Kolerov, “post-Sovyet alanı Moskova şemsiyesi altında toplamak” gerektiğini savunuyordu. Ama üslubu fazla sertti. Kaba çıkışları ve buyurgan tavrı, komşu ülkelerin başkentlerinde tepki doğurdu. Kremlin iki yıl dayanabildi. 2007’de Kolerov sessizce görevden alındı, gerekçe olarak da “komşu devletlerle ilişkilerde aşırı radikal çizgi” gösterildi. Aslında mesaj açıktı: kaba kuvvet işe yaramıyor, daha sofistike yöntemler lazım. Putin yine alışılmış yola başvurdu: işi eski istihbaratçılara emanet etmek.

İstihbaratın diplomasi sahnesine çıkışı

Kolerov’dan sonra dairenin başına peş peşe istihbarat kökenli isimler geçti. Kremlin artık kültürel projelerden çok “ajan kazanma” refleksiyle hareket eden profesyonellere güveniyordu. 2007’de koltuğa Dış İstihbarat Servisi (SVR) mensubu Nikolay Tsvetkov oturdu. 90’larda Japonya’da gazeteci kılığında görev yapmıştı; aslında “Komsomolskaya Pravda” muhabiri olarak gözüken Tsvetkov, perde arkasında istihbarat görevi yürütüyordu. Ama onun dönemi de kısa sürdü. 2009’da yerini SVR albayı Sergey Vinokurov aldı. Vinokurov, Moskova’nın en problemli bölgelerini kontrol eden isim olarak biliniyordu. Özellikle tanınmayan “cumhuriyetlerde” Rusya’nın nüfuzu neredeyse tek belirleyiciydi. Ancak 2011–2012 yıllarında tam da bu sahalarda Kremlin’in ipleri koptu.

2011 sonbaharında Güney Osetya’daki başkanlık seçiminde Moskova, eski yönetimle bağlantılı bir adayı açıkça destekledi. Fakat sandıktan sürpriz çıktı: halk muhalif lider Alla Jioeva’ya yöneldi. Kremlin şok yaşadı, yerel mahkeme baskıyla seçimleri iptal etti, meydanlarda protesto başladı. Aynı dönemde, Moldova’nın ayrılıkçı bölgesi Transdinyester’de de Rusya’nın desteklediği aday kaybetti. Yarışı, Moskova’nın favorisi olmayan Yevgeni Şevçuk kazandı. Bu çifte yenilgi Kremlin için ağır bir prestij kaybıydı. Kommersant gazetesine göre, Vinokurov kısa süre içinde görevden alındı. Resmi gerekçe, “başkanlık seçimlerindeki başarısızlıklar”dı. Aslında sorun daha derindi: Moskova, topluma hitap edemeyen, halk nezdinde karşılığı olmayan isimleri dayatıyordu ve bunun bedelini sandıkta ödüyordu. Vinokurov SVR’ye geri gönderildi, “onurlu emeklilik” anlamına gelen süslü bir makam verildi.

Kremlin pes etmedi. 2012’de dairenin başına yine SVR kökenli bir general, Vladimir Çernov geçti. Çernov’un sicili istihbarat romanlarını aratmayacak cinstendi. Eski Savunma Bakanı Sergey İvanov’la dostluğu 80’lerde Londra ve Helsinki’deki görevlerden kalmaydı. Kremlin koridorlarında ona “SVR’nin çatısı” deniyordu. Çernov’un döneminde daire, koca bir istihbarat şemsiyesine dönüştü. Kamuoyuna yaptığı açıklamalarda Batı’yı, NATO’yu, “renkli devrimleri” dilinden düşürmüyordu. Ama özel hayatı bambaşkaydı: Avrupalı tatil beldelerinde boy gösteriyor, torununu okumaya ABD’ye gönderiyordu. “Batı şeytanı” diye anlattığı dünyada kendisine ve ailesine en güvenli limanı bulmuştu. Onun yönetiminde daire yaklaşık on yıl faaliyet gösterdi; en yoğun operasyonlar, en büyük skandallar bu döneme rastladı.

Milyonlar, seçimler ve “balalayka diplomasisi”

Kremlin’in o dairesine verilen en kritik görevlerden biri, komşu ülkelerin iç siyasetini yönlendirmekti. Bunun için bünyede özel bir planlama departmanı kuruldu; başına da KGB-FSB kökenli emekli albay Valeriy Maksimov getirildi. Maksimov, Moskova’nın seçim süreçlerine müdahalesini adım adım koordine eden isimdi. Ekipleri “uygun” adayları seçiyor, onlara kampanya tasarlıyor, kaynak ve politik danışman sağlıyordu. Aynı zamanda “uzman” diye pazarlanan Kremlin yanlısı yorumcularla da kamuoyunu şekillendirme görevini yürütüyordu.

Bu şebekenin en bilinen isimlerinden biri bugün Rus ekranlarının sert çıkışlarıyla tanınan Sergey Miheyev’di. Vladimir Solovyov’un programlarında ateşli Kremlin tezlerini savunan Miheyev, televizyon yıldızı olmadan önce Orta Asya, Kafkasya ve Baltık üzerine gizli raporlar hazırlıyordu. Sızan belgelere göre Miheyev, “hizmet ücretinin” çoğu kez eski ve yırtık dolarlarla ödendiğini, bu paraların döviz bürolarında kabul edilmediğini yazılı olarak şikâyet etmişti. “Yırtık dolarlar” vakası, aslında devasa bütçeleri hoyratça yiyen bu sistemin ne kadar düzensiz ve cimri işlediğini çarpıcı şekilde ortaya koyuyordu.

Miheyev sık sık görevlendirilip seçim dönemlerinde Sovyet sonrası ülkelere gönderildi. Moskova’nın işaret ettiği adayların seçim karargâhlarını o kuruyor, stratejilerini yönlendiriyordu. Ancak Kremlin’in işaret ettiği bu adaylar çoğu kez toplumda karşılık bulmayan figürlerdi. En çarpıcı örnek 2020 Gürcistan seçimleri oldu. O dönemde General Çernov ve Albay Maksimov, Kremlin’in BDT sorumlusu Dmitriy Kozak’ı “Gürcistan Vatanseverler İttifakı” (APG) adlı partiye yatırım yapmaya ikna etti. NATO ve ABD karşıtı, Moskova’ya yakınlaşmayı savunan bu küçük partiye Moskova kapılarını açtı; liderleri İrma İnaşvili ve Davit Tarkhan-Mouravi, Duma’da ağırlandı, “önemli güç” olarak pazarlandı. Gizli fonlardan 10 milyon dolardan fazla kaynak aktarıldı. Miheyev kampanyayı perde arkasından bizzat yürüttü. Ama Gürcü seçmen Kremlin’in “mesajına” sırt çevirdi. APG yüzde 3’te kaldı ve parlamentoya giremedi. Yani milyonlar kum gibi savruldu, bir kısmının kimlerin cebine indiği ise Moskova’da dilden dile konuşuldu.

Baltık dosyası: sahte kalemler, gerçek başarısızlık

Başarısız projeler bununla sınırlı değildi. Baltık ülkelerinde Kremlin, “bağımsız” gazeteci ve blogculardan oluşan bir ağ kurmaya kalkıştı. Bu hattın başında yine istihbarat kökenli bir isim vardı: Albay Yevgeniy Umerenkov. ABD ve Meksika’da “muhabir” kimliğiyle görev yapmıştı; sonra rotasını Letonya, Litvanya ve Estonya’ya çevirdi. Burada bazı Rusça yayınlarla, blog yazarlarıyla bağ kurdu. Hedef, Rusya’nın imajını parlatmak, Rusça konuşan azınlığı yönlendirmekti. Ama sahadaki sonuç tam tersi oldu. Baltık hükümetleri yıllar içinde çok sayıda “gazeteciyi” ajanlık gerekçesiyle sınır dışı etti, Kremlin yanlısı dernekleri kapattı. Yerel genç kuşak Rusya medyasına neredeyse hiç ilgi göstermemeye başladı. Bugün Umerenkov hâlâ “Komsomolskaya Pravda” sayfalarında Putin’i öven yazılar yazıyor, ama sahadaki nüfuz sıfıra yakın.

Moldova: Kremlin’in laboratuvarı çöktü

Moldova, yıllarca Kremlin’in “yumuşak güç” laboratuvarıydı. Nüfusun bir kesiminde güçlü Rusya sempatileri, özellikle de Transdinyester’deki ayrılıkçılar, Moskova için biçilmiş kaftandı. Dairenin “Moldova masasının” başına Balkan deneyimli SVR albayı İgor Maslov getirildi. Maslov’un ekibi Moldovalı siyasetçiler, güvenlik bürokrasisi üzerine dosyalar hazırlıyor, “sadık” ve “güvenilmez” isimleri fişliyordu. Çernov arşivinden sızan belgelerde yüzlerce biyografik dosya ortaya çıktı. Hatta kimi zaman, Kişinevli siyasetçilerin uluslararası platformlarda yapacağı konuşmalar Kremlin tarafından önceden editleniyor, gerekli vurgular ekleniyordu.

RISE Moldova’nın ifşaatlarına göre, Igor Dodon’un Cumhurbaşkanlığı döneminde Moskova’daki kurmaylar bizzat onun konuşma metinlerini kaleme aldı. Kişinev’in merkezinde ise gizli bir “Moskova ofisi” vardı; Rus danışmanlar Dodon’un Sosyalist Partisi’ne stratejik akıl veriyordu. Bu varlık resmi raporlarda gizlendi, isimler açıklanmadı. Fakat 2020’de büyük bir skandal patladı: Dodon, seçim kampanyası sırasında devlet telefonu BlackBerry’sini kaybetti. Cihaz gazetecilerin eline geçti. İçinden çıkan numara listesi şok ediciydi: onlarca üst düzey Rus bürokrat, oligark ve güvenlikçi. En sık aradığı isimlerden biri Albay Maslov’du. Yani bağımsız bir ülkenin lideri, Kremlin’in istihbaratçısıyla adeta günlük mesai yapıyordu. Bu ifşaat Dodon’un siyasi kariyerini bitirdi. 2020 seçiminde Avrupa yanlısı rakibine yenildi. Kremlin, Moldova’daki en kilit müttefikini kaybetti.

Kafkasya: dost görünen casusluk

Moskova hemen her komşusu için ayrı bir “koordinatör” tayin etmişti. Azerbaycan hattından, askeri istihbarat kökenli Valeriy Çernışov sorumluydu. Çernışov, Bakü’den etkili bürokratlar, askerler, kanaat önderleri hakkında “operatif raporlar” topluyordu. Amaç açıktı: bu bilgiler ileride şantaj ya da devşirme için kullanılacaktı. Ermenistan dosyasını ise yine bir GRU subayı, Dmitriy Avanesov yürütüyordu. Onun hükümet içinde bir “köstebeği” vardı. Bu kaynak, Başbakan Nikol Paşinyan’ın adımlarını dahi raporluyordu. Paşinyan dosyalarda “Sakal” kod adıyla geçiyordu. İronik olan şu: Moskova, resmiyette en yakın müttefiki sayılan, KGAÖ üyesi Ermenistan’a bile açıktan değil, casusluk yöntemleriyle yaklaşmayı tercih etti.

Bu tablo, Rusya’nın “yumuşak güç” diye pazarladığı aracın aslında kaba istihbarat oyunlarına ve başarısız seçim mühendisliklerine indirgendiğini gösteriyor. Kremlin, milyarları harcadı ama elde kalan, itibarsızlık ve güvensizlikten başka bir şey olmadı.

Kâğıt üstünde “yumuşak güç”, sahada büyük bir hayal kırıklığı

Kapatılan Kremlin dairesi resmiyette kültür, eğitim, gençlik ve STK projeleriyle uğraşıyordu. Yani vitrinde Rusya’nın “pozitif imajını” inşa etmek vardı. Ama gerçekte iş, çoğunlukla bütçe talanı, kâğıt üstünde raporlar ve bol şatafatlı gösterilerden ibaretti.

İdare düzenli aralıklarla üst yönetime BDT ülkeleri hakkında raporlar gönderiyordu. Örneğin “Azerbaycan masası”nın Dmitriy Kozak için hazırladığı gizli bir notta tablo acımasızca resmediliyordu: ülkede neredeyse hiç Rusya yanlısı sivil örgüt yok, buna karşılık Türkiye başta olmak üzere diğer aktörlerin etkisi artıyor. Çözüm olarak Moskova’dan gelen tavsiye netti: Azerbaycan’da Rusya yanlısı STK’ları “canlandırmak”, yenilerini kurmak ve bunların toplumu içeriden sarmasını sağlamak. Özellikle gençlerle çalışma, sınır bölgeleri, Rusça’nın desteklenmesi, kültürel etkinlikler ve gazetecilik forumları öne çıkarılıyordu. Hatta “eski liderler işe yaramıyorsa, yenilerini bulup sahaya sürmek gerekir” deniliyordu.

2019–2021 arasında bu tavsiyeler ciddiye alındı. Moskova’dan elçiler Bakü’ye adeta seferber oldu. Rossotrudniçestvo ve Rusya Büyükelçiliği’nin sponsorluğunda sayısız seminer, yuvarlak masa, gençler için “gazetecilik okulları” düzenlendi. Moskova kaynaklı paralarla görkemli sergiler, konserler organize edildi. Ama sonuç sıfır. Dairenin eski çalışanlarından biri yıllar sonra itiraf etti: “Azerbaycan’la dostluk için yüz milyon dolardan fazla para gömdük, ama her şey kara deliğe gitti. Balalayka diplomasisinden ibaretti: şatafatlı resepsiyonlar, boş sohbetler, sürekli içki masaları… Aslında paralar ya organizatörlerin cebine indi ya da anlamsız sofralarda buhar oldu.” Katılımcı kitlesi de ilginçti: ne gerçek Azerbaycan sivil toplumu ne de gençlik örgütleri. Daha çok Rus diplomatların tanıdıkları, eski soydaşlar… Yani bedava ikram için gelen misafirler.

Güvensizlik uçurumu: uçak kazası ve Safarov kardeşler

Ukrayna savaşıyla birlikte 2022–2023’te Bakü denge siyaseti yürüttü; ne Moskova’yı ne Ankara’yı karşısına aldı. Ama üst üste gelen olaylar güveni bitirdi. 2024 sonunda Kazakistan’ın Aktau kenti yakınlarında Bakü–Grozni seferini yapan AZAL yolcu uçağı düştü. Olayın şartları muammaydı; iddialara göre uçak, askeri tatbikat sırasında yanlışlıkla vurulmuş olabilirdi. Rusya’nın tavrı ise tam bir duvar gibiydi: şeffaf soruşturma yerine suskunluk, çelişkili açıklamalar… Bu durum Bakü’de öfke patlattı.

Ardından 2025 yazında çok daha ağır bir skandal patladı. Yekaterinburg’da yapılan bir operasyonla gözaltına alınan Azerbaycanlı kardeşler – Ziyaddin ve Hüseyin Safarov – kısa süre sonra cezaevinde öldü. Resmi açıklama: “ani kalp yetmezliği.” Fakat şehirdeki bağımsız kaynaklar cesetlerde açık işkence izleri olduğunu yazıyordu. Bu olay Azerbaycan’da bardağı taşıran damla oldu. Şubat 2025’te Bakü, Kremlin’in propaganda kanalı Sputnik’in Azerbaycan bürosunu kapattı, çalışanlarını sınır dışı etti. Resmi gerekçe “faaliyetlerin durdurulması”ydı ama mesaj açıktı: Moskova’nın medya aparatına kapı kapandı. Aynı anda üst düzey temaslar da dibe vurdu. Forumlar iptal edildi, Azerbaycanlı bakanlar uluslararası toplantılarda Rus muhataplarıyla aynı kareye girmekten kaçındı. 2025 başında ilişkiler, 1990’lardan beri görülmemiş bir soğukluğa saplandı. Moskova’nın yıllardır milyonlar akıttığı “sevimlilik operasyonu” kül oldu.

Baltık, Kafkasya, Orta Asya: aynı şikâyetler

Aslında benzer sinyaller diğer sahalardan da Kremlin’e geliyordu. Daireden Kremlin’e giden gizli raporların çoğunda, “paradan ve imtiyazdan başka kimse Rusya’yla dostluk istemiyor” cümlesi öne çıkıyordu. “Ermenistan masası”nın bir notunda, Rusya yanlısı fikirleri yalnızca yaşlı politikacıların dillendirdiği, gençlerin bu isimlere kulak asmadığı itiraf ediliyordu. “Orta Asya masası”nın sorumlusu Aleksey Vlasov, Kırgızistan’daki etkinliklerin içler acısı hâlini Kozak’a şöyle rapor etmişti: “Katılımcılar çoğunlukla Bişkek’teki elçilik çalışanlarının komşuları. Ne onlar ne de çocukları Rusya tarihini dinlemek istiyor; ücretsiz kahve ve ikram için geliyorlar. Sonra Moskova’ya sözde başarılı seminer fotoğrafları gönderiliyor ama ortada boşa saçılmış paradan başka bir şey yok. Dinamik, yaratıcı gençleri kazanmak için finansal teşvik şart.”

Kısacası, Kremlin’in kendi raporları bile “yumuşak gücün” aslında para dağıtmaktan ve boş salona hitap etmekten ibaret kaldığını anlatıyordu. Orta Asya ve Güney Kafkasya gençliği gözünü Batı’ya dikmiş, modern teknoloji, eğitim, refah hayaliyle yanıp tutuşuyor. Rusya’yla “ortak geçmişi” ne kadar parlatırsanız parlatın, ilham vermiyor.

Etki ajanları ve fiyaskoyla sonuçlanan devşirme girişimleri

Kültürel ilişkiler dairesinin elinde yalnızca hibe programları, forumlar ve sergiler yoktu. Daha karanlık yöntemler de devreye sokuldu: etki ajanları yaratma, yani komşu ülkelerin elitleri ve medya çevrelerinden insanları devşirme girişimleri. Yıllar boyunca onlarca gazeteci, blogcu ve uzman titizlikle takip edildi, yanlarına notlar düşüldü. The Insider’ın ele geçirdiği belgelerde, farklı BDT ülkelerinden 136 medya temsilcisinin adı geçiyordu. Her birinin karşısında “ilginç”, “bizim”, “ikna edilebilir”, “saf numarası yapıyor”, “taraf değiştirdi”, “sadece parayla ilgileniyor”, “agresif, mitingde kavga çıkarabilir” gibi notlar vardı. Yani gazeteciler adeta potansiyel ajan listesi gibi muamele görüyordu. Kimileri “seminere” ya da “basın turuna” davet ediliyor, nabız yoklanıyordu. Bir kısmı belli ki kabul etti, yanlarına “bizim” ibaresi düşüldü. Ama çoğu ya güvenilmez çıktı ya da işin başında “ben bu konuyu konuşmam” deyip kapıyı kapattı.

İşin ne kadar kaotik olduğunu gösteren örneklerden biri, gazeteci Anna Şnayder vakasıydı. Listede “Moskova-24 muhabiri, Pivovarov’dan boşandı. Üzerinde çalışmak” notu yer alıyordu. Sözde hedef, ünlü Rus gazeteci Aleksey Pivovarov’un eşi üzerinden nüfuz kurmaktı. Ama gerçek bambaşkaydı: Anna Şnayder ne kocasıyla boşanmıştı ne de 2014’ten sonra “Rossiya-24” kanalında çalışıyordu. Görünüşe bakılırsa devşirme memurları ya kasıtlı olarak sahte bilgi üretmiş ya da aynı isimli bir Letonyalı gazeteciyle karıştırmıştı. Pivovarov ailesi, kendilerine ulaşıldığında şaşkınlıkla “biz boşanmadık, böyle bir teklif de almadık” dedi. Bu fiyasko, aslında sistemin ne denli beceriksizleştiğini gözler önüne serdi.

Bazı BDT gazetecileri, Moskova veya Soçi’ye davet edildiklerini doğruladı. Forumlardan sonra kendilerine “daha yakın çalışmak” teklif edilmişti. Kimi kibarca reddetti, kimini bu teklifler paranoyaya sürükledi. Az sayıda kişi ise “peki” dedi ama yine de Moskova’nın istediği çizgide kalmadı. Çünkü genç ve popüler blogcular için mesele ideoloji değil, paraydı. Kremlin “aşkı satın almaya” çalışıyordu ama uçak biletleri ve günlük harcırahlarla sadakat sağlanamıyordu. Kimi parayı alıyor, döner dönmez yine Rusya’yı eleştiriyordu.

Sızıntılar ve eski kadronun çöküşü

2021 başında dairenin kendisi büyük bir skandala yakalandı. Gizli yazışmalar, analizler ve raporlar dışarı sızdı. “Çernov Arşivi” adı verilen bu belgeler, Mihail Hodorkovski’nin “Dosye Merkezi” üzerinden muhalif medyaya ulaştı. Ardından RISE Moldova, The Insider ve başka bağımsız kuruluşlar yayınladı. Böylece bütün gizli mekanizmalar gün ışığına çıktı: Dodon’la yapılan pazarlıklar, ülke raporları, etki ajanları listeleri…

Kremlin’in reaksiyonu gecikmedi. Şubat 2021’de dokuz yıldır dairenin başında olan General Vladimir Çernov emekliye sevk edildi. Resmi gerekçe: “yaş haddinden ayrılış.” Ama asıl nedenin, sızıntı ve sonuçsuz kalan faaliyetler olduğu açıktı. Yerine, şaşırtıcı biçimde, Moldova masasını berbat eden Albay İgor Maslov atandı. Yani sahada hezimete uğramış bir isim terfi aldı. SVR’nin tecrübeli kadroları bile bunu sindiremedi. Bir emekli istihbaratçı öfkeyle gazetecilere şöyle demişti: “Maslov Moldova’da rezil oldu, ama gidip bütün dairenin başına koydular! Son üç yılda yaptığı ne var? Erivan’da Rus Kitap Evi açtı, Güney Osetya ve Kırgızistan’a birkaç protokol ziyareti… Sonra hepsini fotoğraf galerisi gibi paylaştı. Bu adam istihbarata nasıl girmiş, akıl alır iş değil!”

Maslov döneminde işler daha da durağanlaştı. Dünya değişmiş, Avrupa’da savaş başlamıştı; ama Kremlin hâlâ “gizli ağlar”, “nostaljik tarih anlatıları” ve “kapalı fonlarla” siyaset yapmaya çalışıyordu.

Kozak’ın gölgesinin sönüşü

Yine de 2022’ye kadar Kremlin’de bu hattın başlıca koordinatörü, başkanlık idaresi başkan yardımcısı Dmitriy Kozak’tı. Deneyimli bir bürokrattı; daha önce iç politikayı ve 2014 sonrası Kırım dosyasını yürütmüştü. Ama Ukrayna’ya yönelik tam kapsamlı saldırı başladığında, onun önerdiği “kompromis formülleri” Putin’in çevresindeki şahinleri kızdırdı. 2023’e gelindiğinde Kozak’ın etkisi fiilen bitmişti. Komşularla ilişkiler dağılmış, medya alanı kontrolden çıkmıştı.

2025’te “reset” denemesi

Ve nihayet Ağustos 2025’te Putin, tek imzayla bu anklavı tarihe gömdü. Hem “Yurtdışı Kültürel İlişkiler Dairesi”ni hem de “Sınır Ötesi İşbirliği Dairesi”ni kapattı. Yerine “Stratejik Ortaklık ve İşbirliği Dairesi” (UÇPS) kuruldu. Artık koordinasyon Kozak’ta değil, Kremlin’in ağır topu Sergey Kiriyenko’da. İdarenin başı Anton Vayno’ya üç ay içinde yeni kadroları belirleme talimatı verildi. İçeriden gelen bilgilere göre, skandallarla adı kirlenen Maslov, Maksimov ve benzerlerinin yeni yapıda yeri olmayacak. Yerine genç, Kremlin’e sadık politik danışmanlar ve yeni nesil istihbaratçılar getirilecek. Yani formül belli: geçmişin gölgesinden kurtulmak için “temiz sayfa” açma denemesi.

Ama dünya sahnesinde dengeler çoktan değişmiş durumda. Rusya’nın “yumuşak gücü” çökmüşken, yeni bir tabela ve taze kadrolar gerçekten fark yaratabilir mi? İşte asıl soru bu.

Yeni ortaklık mı, çıkmaz yol mu?

Ama asıl soru şu: tabelayı değiştirmek ve birkaç ismi yenilemek gerçekten tabloyu değiştirebilir mi? Ukrayna’ya karşı başlatılan savaş, bölgede bütün dengeleri altüst etti. Bugün BDT’nin neredeyse tüm üyeleri, en azından kamuoyu önünde, Moskova’dan uzak durmaya çalışıyor. Kremlin artık istikrar değil, tehdit kaynağı olarak görülüyor. Hatta Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün formel müttefikleri olan Kazakistan ve Ermenistan bile giderek daha yüksek sesle hoşnutsuzluklarını dile getiriyor, bağımsız çizgi izliyor. Moldova ve Gürcistan çoktan Avrupa yolunu seçmiş durumda; Azerbaycan Ankara’yla, Orta Asya ülkeleri ise hem Türkiye hem de Çin’le bağlarını derinleştiriyor.

Silahlanma yarışı: Moskova’ya güvensizliğin faturası

Kazakistan, Özbekistan, hatta tarafsızlığıyla bilinen Türkmenistan son iki yılda savunma bütçelerini keskin biçimde artırdı. Kimi verilere göre askeri harcamalar yıllık %8–15 arasında büyüdü. Kazakistan, 2022’de bütçesini %50, 2023’te ise %10–12 yükseltti. Bu rakamlar tesadüf değil: komşular, Rusya’nın güç kullanma eşiğinin çok düşük olduğunu gördü ve “yarın sıra bize gelebilir” kaygısıyla hazırlığa başladı. Üstelik alımlar artık Moskova’dan değil: Ankara’dan Bayraktar ve Anka SİHA’lar, Pekin’den topçu sistemleri ve iletişim teknolojileri; hatta Batılı şirketlerle temaslar… Yani bölgede yeni bir güvenlik mimarisi kuruluyor, Rusya “tek garantör” rolünü hızla kaybediyor.

Kolektif güvenlik bağlarının çözülmesi de dikkat çekici. Özbekistan ODKB’den zaten çekilmişti, Türkmenistan her zaman tarafsız kalmıştı. 2023’te ise Kazakistan ve Kırgızistan, ODKB tatbikatlarını iptal ederek kamuoyunun tepkisini yatıştırmayı seçti. Halk, Rusya’nın savaşına mesafeli durulmasını istiyor.

Siyasette de ağırlık kaybı

Rus diplomasisi aynı ölçüde irtifa kaybetti. Avrasya Ekonomik Birliği’nde ya da BDT’de Belarus dışında hiçbir ülke, Rusya’nın 2022’deki toprak ilhakını tanımadı. En bağımlı görünen rejimler bile bu adımı atmadı. Uluslararası platformlarda da tablo aynı: çoğu ya çekimser kalıyor ya da Moskova’yı kınayan kararları destekliyor.

Merkez Asya ve Kafkas liderlerinin söylemleri giderek daha net: çok yönlü dış politika, egemenlik ve toprak bütünlüğü… Yani Moskova’nın bugün inkâr ettiği ilkeler. Ekonomik faktörler de ekleniyor. Rusya’ya yönelik ağır yaptırımlar, komşularını temkinli davranmaya zorluyor. Bankacılık sistemleri Rus sermayesiyle şişmiş durumda, ama ABD ve AB’nin çizdiği kırmızı çizgilerin aşılmaması için hükümetler ince hesap yapıyor. Dolayısıyla Rusya’yla “tam ittifak” değil, daha çok “ticaretten fayda sağla ama siyasi yük alma” stratejisi öne çıkıyor.

Kremlin’in yeni oyunu: yatırım ve altyapı vaadi

Bu şartlarda Stratejik Ortaklık ve İşbirliği Dairesi ne yapabilir? Adı cazip: “stratejik ortaklık” eşitlik ve dostluk çağrıştırıyor. Belki Kremlin, ideoloji yerine ekonomiye, yatırıma, altyapıya odaklanmayı deneyecek. Zaten yeni yapı, sınır ötesi işbirliği dairesiyle birleştirildi. Yani gündemde daha somut başlıklar var: ticaret, ulaşım, ortak projeler.

Kurumun başına getirilen Sergey Kiriyenko da bu mesajı güçlendiriyor. 1990’larda başbakanlık yapmış, sonraki yıllarda seçimleri ve gençlik projelerini koordine etmiş bir isim. Tavrida forumu, “Zafer Gönüllüleri”, “Rusya – Fırsatlar Ülkesi” gibi platformların arkasında hep o vardı. Kremlin, onun bölge gençlerine Rusya’yı “teknoloji, eğitim, girişimcilik” üzerinden satabileceğini umuyor. Burs programlarının genişletilmesi, öğrenci kotalarının artırılması, gençlik forumlarının yeniden canlandırılması bekleniyor. Rossotrudniçestvo ve “Rus Dünyası” fonu şimdiden Türkistan’dan öğrenci çekmek için ücretsiz Rusça kursları ve Moskova gezileri organize etmeye başladı.

Güven uçurumu kapanır mı?

Ama asıl mesele güven. Rus tankları ve füzeleri yıkılmış Ukrayna şehirleriyle özdeşleşmişken, hiçbir festival ya da burs bu korkuyu silemez. Kazak uzmanların dediği gibi: “Ukrayna’da ne olduğunu gördük, mesafe koymak zorundayız.” Moldova’da ise 2022 sonrası AB’ye yönelim açıkça çoğunluğun tercihi haline geldi, Moskova yanlısı partiler marjinalleşti. Hatta Ermenistan’da bile hayal kırıklığı büyüyor; Karabağ krizinde ODKB’nin pasifliği, Nikol Paşinyan’ı ABD ve AB’yle yakınlaşmaya itti.

Manzara net: Minsk’ten Duşanbe’ye kadar herkes alternatifler arıyor. 2023’te ilk kez beş Orta Asya lideri ABD Başkanı’yla ayrı bir zirve yaptı, Rusya masada yoktu. Çin, “Çin + Orta Asya” formatıyla milyarlarca dolarlık yatırım sözü verdi, altyapı entegrasyonu başlattı.

Kısacası, Kremlin yeni bir tabela ve yeni yöneticilerle süreci kurtarmaya çalışıyor. Ama savaşın gölgesinde, komşuların gözünde Rusya hâlâ tehdit olarak algılanırken, bu yeni daire “ortaklık” mı kuracak, yoksa bir başka çıkmaz yola mı girecek, zaman gösterecek.

Yeni dönemin eşiğinde: Moskova’nın yumuşak güç çıkmazı

Bugünün gerçekleri ortada: Moskova’nın yıllardır işlediği “arka kapı diplomasisi”, sadık vekiller ve ağır propaganda artık işlemiyor. Bölgede insanlar yeni fikirler, cazip bir Rusya profili görmek istiyor. Ama bu, baskılar, sansür ve saldırı haberleri gündemden düşmezken nasıl mümkün olabilir? Yumuşak güç sadece bütçeyle değil, aynı zamanda moral otoriteyle, örnek teşkil eden bir imajla inşa edilir. Oysa günümüzde Rusya komşularının gözünde bir cazibe merkezi değil, daha çok bir “korku nesnesi”.

Geç kalınmış bir temizlik hamlesi

Skandallarla anılan başkanlık idaresinin tasfiyesi, gecikmiş olsa da “Augeas’ın ahırlarını temizleme” girişimi sayılabilir. Bu kurum yıllar boyunca casusluk, seçimlere müdahale, yolsuzluk ve göstermelik projelerle anıldı. Yeni bir dairenin kurulması, Moskova’ya politikalarını yeniden kurgulama fırsatı sunuyor. Ama iş, yalnızca tabelayı değiştirmekle bitmez. Kremlin gerçekten cazip bir ortaklık modeli üretebilecek mi? Şimdilik söylemler aynı: “özel ilişkiler”, “ortak tarih” ve Batı’ya bakan komşulara yöneltilen “nankörlük” suçlamaları… Bu üstten bakışlı tavır, bölgelerde yalnızca sabırsızlık ve öfke doğuruyor.

Gerçek bir dönüşüm için şartlar

Eğer Rusya kaybettiği pozisyonlarını geri almak istiyorsa, köklü bir paradigma değişimine gitmek zorunda: tehdit ve ültimatom dilinden vazgeçmek, komşuların egemenliğine gerçekten saygı göstermek, gizli gündem dayatmadan kalkınmalarına katkı sağlamak. Ancak bugünkü rejimin buna hazır olup olmadığı ciddi bir soru işareti. Daha yüksek ihtimal, isimler ve kadrolar değişse de özün aynı kalması. Yeni daire daha az göz önünde çalışabilir, skandallardan ders almış gibi davranabilir. Fakat genel çizgi hâlâ “neo-emperyal nüfuz alanı” oluşturmak olacaksa, sonuç yine hayal kırıklığı olacaktır.

Yumuşak gücün tükenişi

Bir tür epilog olarak şunu söylemek mümkün: Moskova’nın doğrudan kontrolü kaybettikten sonra başvurduğu yumuşak güç stratejisi artık ömrünü doldurdu. Dostluk forumları, kültürel projeler, “Potemkin köyü” misali şatafatlı etkinlikler hiçbir sınavı geçemedi. İş ciddi olduğunda –Ukrayna savaşı bunun en açık örneği– Moskova’nın yanında gerçek anlamda dost kalmadı.

Yeni kuşaklar Ukrayna’da, Gürcistan’da, Baltık’ta Avrupa’yla bütünleşmeyi seçti. Orta Asya’nın gözü Çin’in yatırımlarında ve teknolojik kalkınmada. Elbette tarihî bağlar, akrabalık ilişkileri, milyonların konuştuğu Rusça hâlâ mevcut. Ama bu, ülkelerin kendi çıkarlarından vazgeçmesi için yeterli değil.

Bir devrin kapanışı

Eski dairenin kapanması, aslında Rus dış politikasında bir dönemin resmen sona erdiğini simgeliyor. Moskova uzun süre, sahne arkasından ipleri çekebileceğini, ajanlarını besleyip başkalarını devre dışı bırakarak komşularını yönlendirebileceğini düşündü. Artık yeni bir gerçeklik var: saygı satın alınamaz. Ne milyonlarla ne milyarlarla… Kremlin bundan ders çıkarabilecek mi? Bu sorunun cevabı, Rusya’nın post-Sovyet coğrafyayla geleceğini belirleyecek.

Etiketler: