...

7 Ekim 2023’ten bu yana Amerika Birleşik Devletleri’nde antisemitizm öyle bir ivme kazandı ki, bir zamanlar “demokrasinin beşiği” diye sunulan bu ülkenin çok kültürlü yapısına güvenenler bile dehşete düştü. Rakamlar ortada: Anti-Defamation League (ADL) sadece 2024 yılı içinde 9354 antisemitik olay kaydetti. Bu, son on yılın içinde tam yüzde 893’lük bir artış demek. Üstelik bu vakalardan ikisi ölümle sonuçlandı: 82 yaşındaki Karen Diamond ile Washington’daki İsrail Büyükelçiliği çalışanları, aşırılıkçıların saldırılarında hayatını kaybetti.

Beyaz Saray’ın yayınladığı bilgi notunda şu tespit var: “7 Ekim 2023’te İsrail halkına karşı gerçekleştirilen cihadist terör saldırılarından sonra Hamas destekçileri ile radikal solcular, üniversite kampüslerinde ve Amerikan sokaklarında yıldırma, vandallık ve şiddet kampanyasına girişti.”

Bu yazı, günümüz antisemitizminin ideolojik köklerine, toplumsal yansımalarına ve sonuçlarına mercek tutan, istatistiklere, tanıklıklara ve tarihsel bağlama dayalı kapsamlı bir inceleme.

Tarihsel arka plan: Marjinal komplolardan ana akıma

Antisemitik komplo teorileri dünya tarihinde hep var oldu. En bilinen ve en dirençli olanı ise “uluslararası Yahudi komplosu” masalıdır. 20. yüzyılın başında uydurulmuş “Siyon Liderlerinin Protokolleri” adlı sahte belgeyle yayılan bu teori, defalarca ifşa edilmesine rağmen hâlâ dolaşımda ve dünyanın dört bir yanında antisemit söyleme kaynaklık ediyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde açık antisemitizm Batı’da kamusal alanda marjinalleşti, ama aşırı sağ ve aşırı sol çevrelerde yaşamaya devam etti. 1967 Altı Gün Savaşı’ndan sonra ise tablo değişti. Sovyet propagandası, İsrail’i şeytanlaştırmaya ve Siyonizmi “emperyalizmin maşası” olarak sunmaya başladı. “Ulusal kurtuluş hareketi ile emperyalist güçler arasındaki mücadele” söylemiyle servis edilen bu propaganda, Batı’daki sol hareketlerce de benimsendi ve zamanla “ilerici” çevrelerin ana akım jargonuna dönüştü.

Sovyet antisiyonizmini araştıran bir akademisyenin şu sözü çarpıcıdır: “Amerikan antisemitizminin ideolojik temeli Sovyet kaynaklıdır. 1967’de İsrail’in kazandığı zaferden sonra SSCB dev bir antisiyonizm kampanyası başlattı ve global sol çevrelerle aktif çalıştı.”

Üniversite kampüsleri: Yeni antisemitizmin üssü

7 Ekim 2023 sonrasında Amerikan üniversiteleri antisemitik dalganın başlıca sahnesi haline geldi. 16 Nisan 2024’te Columbia Üniversitesi’nde kurulan “Gazze ile Dayanışma Kampı”, kısa sürede ülke genelinde onlarca üniversiteye yayıldı.

Bugün itibarıyla antisemitizm suçlamasıyla soruşturma geçiren prestijli kurumlar arasında Columbia Üniversitesi, Northwestern Üniversitesi, Portland State University, California Berkeley ve Minnesota Üniversitesi var. ABD Kongresi Temsilciler Meclisi’nin Aralık 2024’te yayımladığı antisemitizm raporu, bu alandaki çöküşü gözler önüne seriyor: “Bölümlerimizin ve federal kurumlarımızın başarısızlığı insanı hayrete düşürüyor.”

Sahadaki tanıklıklar tabloyu daha da karanlık hale getiriyor:

  • New York eyalet milletvekili Mihail Novakhov, Yahudilerin yoğun yaşadığı bir bölgede öğrencilerin Yahudi kulübünün toplantısını basarak “Hitler keşke hepinizi bitirseydi!” diye bağırdıklarını anlatıyor.
  • San Francisco’dan yazılımcı Daniil Zilberman, oğlunun sadece boynunda Magen David taşıdığı için tacize uğradığını söylüyor: “Birileri, oğlumun Davud Yıldızı’nı göstererek Gazze’deki soykırımı desteklemekle suçladı ve utanması gerektiğini söyledi.”
  • Nevada Üniversitesi’nden öğretim üyesi Marina Kolachicki, İsrailli bir profesörün dersinin hedef alındığını aktarıyor: “Filistin yanlısı öğrenciler sınıfa girip bağırarak dersi sabote ettiler. Üniversite polisi ise onları çıkarmak yerine profesöre ‘Dersi bitirseniz daha iyi olur’ dedi.”

Bütün bu örnekler, Amerikan akademisinin derin bir sorunla yüzleştiğini kanıtlıyor. Yönetimler, antisemitizmle mücadele etmek yerine meseleyi görmezden gelmeyi tercih ediyor.

Kurumsal Amerika: Sessizlik bir strateji olarak

Kurumsal dünyada da benzer bir tablo göze çarpıyor. New Jersey’den bir IT uzmanı olan İnna V., yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “7 Ekim’de olaylar patlak verdiğinde üst düzey yöneticilerden birine, şirketimizin bu konuda bir açıklama yapmayı düşünüp düşünmediğini sordum. Konu hemen kapatıldı. Bana gayriresmî bir şekilde, şirketin ‘siyasi oyuna girmek istemediği’ söylendi.”

Oysa aynı şirket, Ukrayna savaşı başladığında açıkça tavır almış, bağış kampanyaları düzenlemişti. Bu çifte standart, aslında Amerika’daki derin bir kurumsal zaafın işareti: sosyal adalet retoriğiyle kendini kamufle eden hareketlere eleştiri yöneltme korkusu.

İdeolojik kökler: Sol ve sağın garip bileşimi

Bugünkü antisemitizm dalgasının en dikkat çekici özelliği, aşırı sol ile aşırı sağın Yahudi ve İsrail düşmanlığı üzerinden tuhaf bir şekilde buluşması.

San Francisco’lu yazılımcı Daniil Zilberman’ın şu sözleri bu gerçeği özetliyor: “Beni asıl ürküten, Amerika’daki antisiyonist aşırı solcuların, sağ kanattaki klasik antisemitlerle, neo-Nazilerle aynı noktada birleşmesi. Ortak payda birdenbire bize duyulan nefret oldu.”

Tarihsel arka plan incelendiğinde antisemitizmin aslında iki kutbu olduğu görülür: “Yahudi karşıtı kapitalizm” ve “Yahudi karşıtı komünizm”. Farklı dönemlerde bu iki söylem birleşerek daha güçlü bir nefret dalgası yaratabiliyor. Günümüz Amerika’sında sağcı antisemitler Yahudileri “küresel finans oligarşisi” olarak hedef alırken, sol çevreler onları “sömürgeci ve ezen” olarak damgalıyor. Böylece aynı nefret iki farklı kaynaktan besleniyor.

Siyasi önlemler: Trump yönetiminin cevabı

Artan antisemitizm karşısında Başkan Trump’ın yönetimi sert adımlar attı. Federal kaynakların tamamını harekete geçirmeyi öngören genişletilmiş bir başkanlık kararnamesi yayımlandı. Bu karara göre, her federal kurumun başındaki yönetici altmış gün içinde antisemitizmle mücadele için attıkları adımları analiz edip Beyaz Saray’a rapor sunmak zorunda.

Beyaz Saray’ın bilgi notunda şu ifadeler dikkat çekiyor: “Adalet Bakanlığı, Hamas yanlılarının işlediği vandalizmi ve sindirme eylemlerini derhal bastıracak, solcu, Amerika karşıtı üniversitelerdeki antisemit ırkçılığı soruşturacak ve cezalandıracaktır.”

Ayrıca, Hamas destekçilerinin sınır dışı edileceği, prodzihadist protestolara katılan yabancı öğrencilerin vizelerinin iptal edileceği açıklandı. Bu sert önlemler, antisemitizmle mücadele ile ifade özgürlüğünü koruma arasındaki denge tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Psikolojik boyut: Korku ve gizlenen kimlik

Antisemitizmdeki bu yükseliş, Amerikan Yahudilerinin psikolojisini derinden sarsıyor. Birçok kişi artık kimliğini açıkça ifade etmekten çekindiğini söylüyor.

Boulder’dan Natalia Reznik, rehineler için düzenlenen yürüyüşte saldırıya uğradıktan sonra yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Bir tanıdığım, geçenlerde uçakta kipa takmadığını ve koşer yemek sipariş etmekten vazgeçtiğini söyledi. Yolculuk uzundu, insanların ona ne söyleyeceğini ya da yapacağını bilemedi.”

Las Vegas’tan öğretim üyesi Marina Kolachicki ise şu itirafta bulunuyor: “Kendimi çocuklarıma Davud Yıldızı’nı ya takmamalarını ya da tişörtün altında saklamalarını söylerken buluyorum. Neyse ki beni pek dinlemiyorlar.”

Bu tanıklıklar, Amerika’daki Yahudi toplumunun yaşadığı dönüşümün en somut göstergesi. Bir zamanlar dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar güvende hisseden Amerikan Yahudileri, artık kendi ülkelerinde bile kimliklerini saklama ihtiyacı duyuyor.

Uluslararası bağlam: Antisemit propaganda ağının küresel boyutu

Amerika’daki antisemitizm tek başına ortaya çıkmış bir olgu değil; dışarıdan fonlanan, koordine edilen ve küresel bir propaganda zincirinin parçası. New York Eyalet Meclisi üyesi Mihail Novakhov bu tabloyu net bir şekilde özetliyor: “Amerika Katar’ın parasıyla dolup taşıyor; ilkokuldan üniversiteye kadar tüm eğitim kurumları bu sermayeyle besleniyor.”

Sovyet antisiyonizmi üzerine çalışan araştırmacılar da bu bağlantıyı teyit ediyor. Şu hatırlatmayı yapıyorlar: “1967’de İsrail’in Altı Gün Savaşı’ndaki zaferinden sonra SSCB dev bir antisiyonizm kampanyası başlattı ve global sol hareketlerle yoğun işbirliğine girdi. Filistinlileri ‘direniş’ ve ‘ulusal kurtuluş hareketi’ ile özdeşleştirme fikri ilk kez Sovyet propagandası tarafından dolaşıma sokuldu.”

Bu propaganda özellikle etkili oldu çünkü “sosyal adalet” ve “insan hakları” gibi kavramlarla paketlendi. Açıkça antisemit söylemleri reddedecek liberal çevreler, “İsrail eleştirisi” adı altında aynı dili içselleştirdi. İşte bugün Amerika’daki antisemit atmosferin beslendiği kaynaklardan biri bu.

Amerikan demokrasisine meydan okuma

ABD’de yükselen antisemitizm sadece bir yabancı düşmanlığı dalgası değil; Amerikan demokrasisinin temel taşlarını tehdit eden sistemik bir kriz. İnsan Hakları Ofisi’nin hazırladığı raporda bu açıkça belirtiliyor: “Antisemitizm sadece Yahudi halkını, bireysel ya da kolektif düzeyde etkilemez; nefret ve önyargı temelli bir ideoloji olarak toplumların temelini kemirir.”

İronik olan, bugün Amerika’da antisemitizmle yüzleşenlerin önemli bir kısmının SSCB’den göç edenler olması. Devlet destekli antisemitizmin gölgesinde büyüyen bu insanlar, ABD’ye “özgürlük ülkesi” diye sığındılar. Sovyet antisiyonizmini araştıran İsabella Tabarovsky şu uyarıyı yapıyor: “SSCB’de de sürekli ‘Biz sadece Siyonizme karşıyız, Yahudilere değil’ denirdi. Ama sonuç ortadaydı: Yahudiler üniversitelere alınmadı, iş bulmaları engellendi, sistematik baskıya maruz kaldılar.”

Tarihsel deneyim gösteriyor ki antisemitizm nadiren sadece Yahudilere yönelmiş olarak kalır; çoğu kez daha geniş bir demokrasi ve insan hakları krizinin habercisidir. Boulder’dan Natalia Reznik bunu şöyle özetliyor: “Her dönem bir kötülük bulunur ve günün şartlarına göre o kötülüğün yüzü Yahudiler yapılır.”

Demokrasinin sınavı

Amerika’daki antisemitizmle mücadele, sadece Yahudi cemaatinin güvenliği meselesi değil; Amerikan demokrasisinin dayanıklılığının sınavıdır. Başkan Trump bu nedenle sert bir mesaj verdi: “Benim yönetimim, Amerika’da ve tüm dünyada antisemitizme karşı mücadele etti ve etmeye devam edecek.”

Asıl soru şu: Amerikan toplumu, bu sessiz salgına karşı koyacak siyasi iradeye, ahlaki berraklığa ve kurumsal kapasiteye sahip mi? Antisemitizmin Amerikan toplumunun dokusunu geri dönülmez şekilde değiştirmesine izin vermeden harekete geçebilecek mi?

Cevap, sadece Amerikan Yahudilerinin değil, önümüzdeki yıllarda tüm Amerikan demokrasisinin geleceğini belirleyecek.

Kaynaklar:

  1. ADL Audit of Antisemitic Incidents - https://www.adl.org/audit2024
  2. White House Fact Sheet on Antisemitism - https://trumpwhitehouse.archives.gov/briefings-statements/fact-sheet-combating-antisemitism/
  3. Congressional Report on Antisemitism - https://edworkforce.house.gov/uploadedfiles/congressional_report_on_antisemitism.pdf
  4. Isabella Ginor - Wilson Center - https://www.wilsoncenter.org/person/isabella-ginor
  5. U.S. DOE OCR Investigations - https://www2.ed.gov/about/offices/list/ocr/docs/investigations/titleix.html
  6. Executive Order on Combating Antisemitism - https://www.federalregister.gov/documents/2024/12/15/2024-27500/combating-antisemitism
  7. OHCHR on antisemitism - https://www.ohchr.org/en/topic/antisemitism
  8. Robert Wistrich - A Lethal Obsession - https://www.randomhousebooks.com/books/309304/
  9. Reuters - College Protests - https://www.reuters.com/world/us/us-college-protests-palestinians-israel-2024-04-24/
  10. JNS.org - Personal Accounts - https://jns.org/tag/antisemitism-in-america/
Etiketler: